Veda Hutbesi, vasiyeti emreden ayet ile çelişmiyor mu?

Tarih: 23.03.2013 - 10:23 | Güncelleme:

Soru Detayı

Veda Hutbesindeki ifade:

"Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını vermiştir. Her insanın mirastan hissesini ayırmıştır. Mirasçıya vasiyet etmeye lüzum yoktur."

Bakara Suresi 180. ayet:

"Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak size farz kılındı."

- Bu iki ifade açıkça birbiriyle çelişiyor. Veda Hutbesi gibi çok güvenilir bir hadisin Kur'an'la çelişmesi nasıl açıklanabilir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Sizden birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa; anaya, babaya, yakın akrabaya, marûf şekilde vasiyette bulunması farz kılındı. Bu, takva sahipleri üzerinde bir haktır.” (Bakara, 2/180)

Bakara suresinin bu ayetinde -ölümün emare ve alametlerinin ortaya çıkması sebebiyle yakında öleceğini düşünen kimselerin- anne ve babalarına, yakınlarına vasiyet etmeleri emredilmiştir. Bu vasiyet emrinin vacip veya mendup / sünnet olduğu konusunda iki ayrı görüş söz konusudur.

Bu iki görüşten en sahih olanına göre, vasiyet vacip idi. Mirası bildiren ayet nazil olunca bu ayet neshedildi ve Allah tarafından takdir edilen miras payları belirlenmiş oldu. Artık o hakkın sahipleri, bir vasiyet edenin minnetine katlanmadan doğrudan doğruya vâris oldular. (İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

İslâm'dan önce Araplar'da miras taksimi şöyle yapılırdı: Ölenin erkek çocukları varsa bütün mirası onlar alırlardı. Erkek çocuğu olmayanın malı yakından uzağa doğru diğer erkek akrabasına kalırdı. Bazen vasiyet yoluyla çocuklara, akrabaya ve arkadaşlara da mal bırakıldığı olurdu.

Bu âyet başta ana ve baba olmak üzere, kadın-erkek ayırımı yapmadan, bütün akrabaya vasiyet etmenin gerekli bulunduğunu ifade ederek müminleri, daha sonra gelecek olan miras hükümlerine hazırladı. Nisâ suresindeki miras âyeti (4/11 vd.) zaten mirastan pay almakta olan bu erkekleri doğrudan zikretmeksizin kadın akrabayı da mirasa dahil etti. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Bu ayeti nesheden hükmün ne olduğu konusunda da değişik görüşler vardır. İki yorum şunlardır:

Birincisi: Bu ayetin hükmünü nesheden Nisa suresinin miras hukukunu ortaya koyan 11-12. ayetleridir.

İkincisi: Bu ayetin hükmünü nesheden, soruda da söz konusu edilen “Doğrusu Allah Teâlâ her hak sahibinin hakkını vermiştir. Artık vârise vasiyet yoktur.” manasındaki hadistir. (bk. Razi, İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

Denilebilir ki, ilk defa vasiyet hükmünü nesheden, miras ayetleridir. Veda hutbesinde söz konusu olan hadiste ise, bu nesih hükmü bir kez daha pekiştirilmiştir.

İster, konumuz olan bu hadis-i şerifin doğrudan vasiyet hükmünü neshettiğini, ister nesh edici olan miras ayetlerinin hükmünü teyit eden bir konuma sahip olduğunu kabul edelim, her iki durumda da -soruda söz konusu edilen- bu hadis ile söz konusu vasiyet ayeti arasında bir çelişkinin olmadığı açıktır. Çünkü bir nasih, biri mensuhtur.

Bununla beraber, Dahhâk, Tâvûs, Taberî gibi müctehitlere göre vasiyet âyeti miras âyetinin dışında kalan, yani bir sebeple (dini farklı olan ana ve baba, köle olan akraba gibi) mirastan pay alamayan akrabanın vasiyet yoluyla terikeden pay almasını hedeflemiştir.

Kime ne kadar vasiyet edileceği ise örfe, âdete ve hakkaniyet kurallarına (mâruf ölçüsüne) bırakılmıştır. "Yakının aynı gruptaki daha uzak akrabayı mirastan mahrum etmesi" (hacb) kaidesi gereği vâris olamayan torunlar (dede yetimi) meselesi, çağımızda bazı İslâm ülkelerinde, bu ictihaddan yararlanmak suretiyle çözülmüş, yetim torunlar mirastan paya kavuşturulmuştur.

Meselâ babası, dedesinden önce vefat eden bir çocuk dedesinin himayesine kalmış bir yetimdir. Gün gelip dedesi de vefat edince, çocuğun amcası dedesine (yani ölen dedenin hayattaki oğlu, babasına) ondan daha yakın olduğu için mirası almakta torun mirastan mahrum kalmaktadır. Çocuğun ölen babasının yerine konarak (ona halef olarak) vâris olması hükmü İslâm hukukunda yoktur. Bu ve benzeri durumlarda karşımıza "vâris olamayan yakın akraba" meselesi çıkmaktadır. Bunlar için gerekli (farz) olan vasiyet hükmü de bu meselenin çözümünde kullanılmaktadır.

Ayrıca, vasiyet fiilen gerçekleştirilmesi ölüm sonrasına bırakılan bir hukukî tasarruftur. Bir kimsenin üzerinde bir hak, bir borç varsa ölümünden sonra bunun terikesinden ödenmesini, yerine getirilmesini vasiyet etmesi farzdır. Böyle bir borcun veya sahibine teslim edilmesi gereken bir hakkın bulunmaması halinde vasiyet farz değil menduptur; durum müsait olduğunda yapılması teşvik edilmiş bir hukukî tasarruftur, bir dinî hizmet ve ibadettir. Vasiyeti teşvik eden hadisler böyle yorumlanmıştır. (Buhârî, Vesâyâ, 1; Müslim, Vasıyye, 1, 4)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun