Uykusuzluk, uyanamamaya çözümler nelerdir?

Soru Detayı

Evliya ve Asfiyaların uyanmakla, uykusuzlukla ilgili çözümleri, duaları nelerdir?
Said Nursi'nin önerisi nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Uyku bir nimettir

Cenab-ı Hak “Uykunuzu bir dinlenme kıldık, Geceyi bir örtü yaptık.” (Amme, 9-10)  “O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerinden biri de: Geceleyin veya gündüzün uyumanız ve O’nun geniş lütfundan rızık aramanızdır.” (Rum 23) buyurarak uykunun insanoğlu için ne kadar önemli olduğunu bildirmektedir.

Erken yatmak sünnettir.

Uyku, imandan sonra en büyük nimet olan sağlığın bir parçasıdır. Bilimsel tespitlere göre insan beyni, 24 saat için de biri gece diğeri gündüz olmak üzere iki kere uykuya programlanmıştır.

Gece olan vakit yatsıdan sonra yaklaşık saat 11-12 civarıdır. Yatsı namazından sonra erken yatmak sünnettir.

Gündüz uykusu ise öğle vaktine tekabül eder. Buna kaylüle uykusu denir ki, Hz. Peygamberin sünneti ve ümmetine tavsiyesidir. Kaylüle uykusunun faydası ile ilgili pek çok araştırma yapılmıştır.

Kaylüle uykusuna yatmak suretiyle gece uykusunu kısaltıp teheccüt namazına rahatlıkla kalkılabilir.

Sünnete uygun uyku erken yatıp erken kalkmaktır. Sünnete uygun uyuyan bir insanın, hem sağlıklı hem de ömrünün bereketli olacağı uzmanlar tarafından belirtilmektedir.

Sünnete uygun olmayan bir uyku düzeni vücut sistemini bozduğu için bir takım sıkıntılara, arızalara ve uykusuzluklara yol açacağı belirtilmektedir.

Hz. Peygamber Alehissalatü vesselam, akşam yatarken avuçlarına İhlas, Felak ve Nas surelerini okuyup elini vücuduna sürdükten sonra sağ tarafına yatardı. Mutlaka geceleyin teheccüd namazına da kalkardı.

Namaz vakti girince namaz kılmadan uyumamak

Gerekli tedbirleri alarak uyanacağına kanaat getiren kimse vakit girdikten sonra o vakte ait namazı kılmadan uyuyabilir.

Ancak uyanamama endişesi taşırsa vakit girdikten sonra kişinin o vaktin namazını kılmadan uyuması caiz değildir, haramdır.

Uyanma ümidiyle namaz vakti girdikten sonra uyuyan bir kimse vakit çıkıncaya kadar uyanamazsa yerine getiremediği ibadetleri kaza eder. Uyku halinde fiilen acizlik bulunduğundan eda yükümlülüğü kalkarsa da uyandıktan sonra uyuyan kimsenin zimmetinde sabit olan namaz borcu devam eder.

Hz. Peygamber’in unutan yahut vakit içinde uyuyakalan kimsenin geçirdiği namazı hatırladığı zaman kılmasını emretmesi (Tirmizî, Salat, 18; Ebû Dâvûd, Salat, 11) uykuda iken kılınamayan namaz borcunun düşmediğini gösterir.

Bir kasıt yokken uyku sebebiyle namazı vaktinde kılamayan kişi günahkar sayılmaz. Resül-i Ekrem ihmalin uyanıklık halinde olacağını, uykuda ihmalin söz konusu edilemeyeceğini belirtmesi (Ebû Davud, Salat, 11) ayrıca, “Üç kişiden sorumluluk kaldırılmıştır: Şifa buluncaya kadar akıl hastasından, bulûğ çağına erinceye kadar çocuktan ve uyanıncaya kadar uyuyandan” buyurması (Buhârî, Ḥudûd, 22) bu anlamdadır.

Uykunun edepleri

Gazzâlî uyku adabını şöyle sıralamıştır:

- Uykudan önce abdest alıp dişleri temizlemek;
- gece ibadeti için gerekli olan misvak, su gibi şeyleri yanında bulundurmak;
- uykudayken ölme ihtimalini göz önüne alarak vasiyetini baş ucuna koymak;
- günahlardan tövbe edip içinde hiçbir kötülük niyeti taşımadan herkese karşı iyi duygular besleyerek uyumak;
- büyük zatların yolundan gidip çok yumuşak yatakta uyumamak;
- uyku bastırıncaya kadar yatmamak, uyumak için kendini zorlamamak;
- uyku bastırınca da ibadet etmek için bile olsa uyanık durmamak;
- sağ yanı üzerine kıbleye dönerek uyumak;
- uykudan önce dua ve uygun ayetler okumak;
- uykuyu bir tür ölüm, uyanmayı da yeniden diriliş bilerek ahireti düşünmek;
- uyanınca dua okumak, uyumadan önce Allah’ı zikrettiği gibi uyanınca da O’nu anarak güne başlamak.
(İhya, I, 343-345)

Uyku türleri

Gece uykusu dışında günün muhtelif saatlerindeki uykuları ise Bediüzzaman Hazretleri üçe ayırıyor:

Birincisi: Gaylüledir ki, fecirden sonra ta vakt-i kerahet bitinceye kadardır.

Bu uyku, rızkın noksaniyetine ve bereketsizliğine hadîsçe sebebiyet verdiği için, hilaf-ı sünnettir. Çünkü rızık için sayetmenin mukaddematını ihzar etmenin en münasib zamanı, serinlik vaktidir. Bu vakit geçtikten sonra bir rehavet arız olur. O günkü saye ve dolayısıyla da rızka zarar verdiği gibi, bereketsizliğe de sebebiyet verdiği, çok tecrübelerle sabit olmuştur.

İkincisi: Feylüledir ki, ikindi namazından sonra mağribe kadardır.

Bu uyku ömrün noksaniyetine, yani uykudan gelen sersemlik cihetiyle o günkü ömrü nevm-âlûd, yarı uyku, kısacık bir şekil aldığından maddî bir noksaniyet gösterdiği gibi, manevî cihetiyle de o gün hayatının maddî ve manevî neticesi ekseriya ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uyku ile geçirmek, o neticeyi görmemek hükmüne geçtiğinden, güya o günü yaşamamış gibi oluyor.

Üçüncüsü: Kaylüledir ki, bu uyku sünnet-i seniyedir.

Duha vaktinden, öğleden biraz sonraya kadardır. Bu uyku, gece kıyamına sebebiyet verdiği için sünnet olmakla beraber, Ceziret-ül Arab’da vakt-üz zuhr denilen şiddet-i hararet zamanında bir ta’til-i eşgal, adet-i kavmiye ve muhitiye olduğundan, o sünnet-i seniyeyi daha ziyade kuvvetlendirmiştir.

Bu uyku, hem ömrü, hem rızkı tezyide medardır. Çünkü yarım saat kaylüle, iki saat gece uykusuna muadil gelir. Demek ömrüne her gün bir buçuk saat ilâve ediyor. Rızık için çalışmak müddetine, yine bir buçuk saati ölümün kardeşi olan uykunun elinden kurtarıp yaşatıyor ve çalışmak zamanına ilâve ediyor.  (Lemalar, 28. Lema’nın 3. Nüktesi)

İlave bilgi için tıklayınız:

Sabah namazına nasıl kalkabilirim? | Sorularla İslamiyet

Not: Uyku hakkında detaylı bilgi için şu açıklamaları da okumanızı tavsiye ederiz:

Uyku nedir?

Arapça’da uyku kavramını ifade etmek üzere nevm ve bu kökten gelen menam kelimeleri kullanılır. Kelime kökü itibariyle “hareketin dinmesi, durgunluk” anlamındadır.

Râgıb el-İsfahânî nevmi “beyin sinirlerinin genişlemesi hali” (el-Müfredât, “nvm” md.), Seyyid Şerîf el-Cürcânî “(duyusal) güçlerin hareketsiz kalmasına yol açan doğal bir durum” (et-Taʿrîfât, “nevm” md.), Tehânevî ise “canlılık unsurunun sinirlere ulaşmasının engellenmesi sebebiyle canlıyı dış duyulardan, iradeli ve iradesiz hareketlerden âciz bırakan durum” (Keşşâf, II, 1430) diye açıklar.

Uykunun evreleri

Uykunun gittikçe derinleşen ve birbirini izleyen evreleri vardır. Bunların her birine Arapça’da ayrı bir ad verilmiştir.

Ayet ve hadislerde uyku karşılığı olarak daha çok sine, nüâs ve nevmin yanında rukūd kelimeleriyle bunların türevlerinin kullanıldığı görülmektedir.

Bazılarına göre uyku evrelerinin ilkine sine denir. Sine, “gözün süzülmeye başladığı, dimağda belirip henüz göz ve kalbe geçmeyen uyku ağırlığı” anlamına gelir.

Ardından uykunun biraz daha derinleşip göze geçmesiyle “organlarda beliren uyuşukluk” manasındaki nüâs evresine girilir. Nüâs uyuklamak veya hafif uyku şeklinde de ifade edilebilir.

Uykunun daha da derinleşip kalbe geçmesiyle nevm evresine ulaşılır. (Bursevî, s. 234)

Arapça’da uzun süreli uyku rukād kelimesiyle karşılanmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’de Ashâb-ı Kehf’in uzun uykusu için rukūd (Kehf 18/18) ve insanların tekrar diriltilmesi zamanına kadar beklemesi uzun bir uyku gibi kabul edildiğinden ölülerin konulduğu kabir için “merkad” (Yâsîn 36/52) kelimelerinin kullanılması da bu görüşü desteklemektedir.

Ancak bazı hadislerde uzun süreli olmayan uyku için de rukūd masdarından türeyen fiillerin yer aldığı görülür. (Buhârî, Nikâḥ, 1, Teheccüd, 12; Müslim, Müsâfirîn, 163, Sıyâm, 190)

Arap yarımadası gibi sıcak bölgelerde genellikle öğleden sonra bir süre uyuma adeti olan kaylule günümüzde de devam eden bir gelenektir ve sünnettir. 

Ayetlerde uyku

Kuran’da;
- nevm ve menâm kelimeleri dokuz ayette (M. F. Abdülbâkī, el-Muʿcem, “nvm” md.),
- nüâs iki ayette (Âl-i İmrân 3/154; el-Enfâl 8/11) geçer,
sine ve nevmin birlikte kullanıldığı Ayetü’l-kürsî’de Allah’ın uyuklamadan ve uykudan münezzeh olduğu bildirilir (Bakara 2/255),
- iki ayette, Allah yolundan sapan toplulukların uykuda iken semavî bir felâketle cezalandırılmasından söz edilir. (A‘râf 7/97; Kalem 68/19)

Uyku dinlenmeye vesile olan bir nimettir ve Allah’ın kudretinin alametidir.

Allah uykuyu insanların dinlenmesi için yaratmıştır. (Furkān 25/47; Nebe’ 78/9)

Gecenin uyumaya, gündüzün rızık kazanmaya elverişli yaratılması Allah’ın kudretinin alâmetlerindendir. (Rum 30/23)

Uyku ölüme benzer

Uyku organizmanın faaliyetlerinin, merkezî sinir sisteminin ve bedenin dinlenmeye geçtiği, dış uyarılara karşı algının iyice zayıfladığı geçici ve nisbî bir bilinçsizlik durumu sayıldığından Kuran’da uykunun canlılıkla ölüm arasında bir hal oluşuna ve ölüme benzediğine dikkat çekilir. (En‘âm 6/60; Zümer 39/42)

Hafif uyku kaygıyı giderir

Bedir ve Uhud savaşları öncesinde Allah müminlere hafif bir uyuklama (nüâs) verip onların korku ve kaygılarını gidermiş, cesaret ve özgüvenlerini arttırmıştır. (Âl-i İmrân 3/154; Enfâl 8/11, 43)

Uyku bazı hakikatlere işaret eder

Hz. İbrahim oğlu İsmail’in kurban edilmesiyle ilgili işareti uykuda iken görmüştür (Sâffât 37/102)

Hadislerde uyku

Hadislerde de uykudan sıkça bahsedilmektedir.

Bir hadiste, “Allah uyumaz, O’nun uykuya ihtiyacı yok” buyurulur (Müsned, IV, 395, 401, 405; Müslim, Îmân, 293, 295)

Çocukluk dönemi ve akıl hastalığının yanında uykunun da sorumluluğu kaldırdığı bildirilmiştir. (Müsned, I, 116, 118, 155; Buhârî, Ṭalâḳ, 11; “Ḥudûd”, 22)

Resûlullah’ın mirac yolculuğu uykuyla uyanıklık arasında başlamıştır (Müsned, IV, 201, 207, 208; Buhârî, Bedʾül’l-ḫalḳ, 6)

Erken yatmak, uyumadan önce ve uyandıktan sonra etmek sünnettir

Birçok hadiste Resûl-i Ekrem’in uykusuna, uyurken ve uyanırken yaptığı dualara dair bilgiler vardır. (Wensinck, el-Muʿcem, “nvm” md.)

Bu hadislerde belirtildiğine göre Hz. Peygamber yatsı namazından önce uyumayı, namazdan sonra da konuşmayı uygun görmezdi (Buhârî, Mevâḳīt, 13, 23; Müslim, Mesâcid, 235-237)

Uyumak istediğinde sağ yanına yatar, yanağını sağ elinin üstüne koyar ve, “Allahım, kullarını diriltip bir araya getirdiğin kıyamet gününde beni azabından koru!” diye dua ederdi (Müsned, I, 400; IV, 281, 290, 300, 303).

Üzerinde uyuduğu hasırın izi yüzüne çıkardı. Bu duruma üzülen sahabîlerin kendisine bir yatak sağlamaları yönündeki tekliflerini kabul etmemiş, “Dünya ile ne ilgim olabilir ki! Benim dünyadaki durumum ağaç altında bir süre uyuduktan sonra yoluna devam eden yolcunun durumuna benzer” demiştir (Tirmizî, Zühd, 44)

Uyku ölüme benzer

Bir rivayete göre Resûlullah uykuyu ölüme, uyanmayı hayata benzeterek yatarken, “Allahım! Senin isminle yaşar, senin isminle ölürüm” demiş, uyanınca da, “Bizi öldürdükten sonra hayata döndüren Allah’a hamdolsun” sözlerini söylemiştir. (Buhârî, Daʿavât, 9)

Berâ b. Âzib’e de yatağına yöneldiğinde şöyle dua etmesini öğütlemiştir: “Allahım! Büyük bir saygıyla isteyerek kendimi sana teslim ettim, yüzümü sana çevirdim, durumumu sana arzettim, sana dayandım. Senden başka sığınağımız yoktur. İndirdiğin kitaba, gönderdiğin peygambere iman ettim.” Ardından da şu sözleri eklemiştir: “Eğer o gece ölürsen fıtrat üzere tertemiz ölürsün, sabaha çıkarsan hayırla çıkarsın” (Müsned, IV, 302)

Peygamberimizin kalbi her zaman açıktı

Hz. Âişe’nin, “Yâ Resûlellah, vitir namazını kılmadan mı uyuyorsun?” sorusuna, “Gözlerim uyusa da kalbim uyumaz” cevabını vermiştir (Buhârî, “Teheccüd”, 15, 16; Müslim, Müsâfirîn, 125)

Bir sahabînin, “Peygamber uyuyorsa kendisi gözlerini açmadıkça uyandırılmazdı, çünkü uykusunda iken ne durumlar yaşadığını bilemezdik” dediği nakledilmiştir (Buhârî, Teyemmüm, 6)

Gece Kuran okumak sünnettir.

Hadislerde geceleri Kuran okumakla meşgul olanlara kıyamet gününde Kuran’ın, “Benim için uykusundan feragat etti” diyerek şefaat edeceği belirtilmiş (Müsned, II, 174), annesi Hz. Süleyman’a geceleri fazla uyumamasını öğütlemiş, çok uyumanın kişinin ahiretini fakirleştireceğini söylemiştir (İbn Mâce, İḳāme, 174)

Rüyada Peygamberimizi görmek

Uykuda Resülullah’ı görenlerin uyanıkken olduğu gibi onu gerçekten göreceklerini, çünkü şeytanın onun suretine giremeyeceğini bildiren rivayetler vardır. (Buhârî, ʿİlim, 38; Edeb, 109; Müslim, Rüʾyâ, 10-13)

Ayrıca birçok hadiste Resûlullah’ın rüyaları anlatılmaktadır. (Wensinck, el-Muʿcem, “reʾy”, “nvm” md.leri)

Bazı alimlere göre uyku

İlgili ayetlerden hareketle (Enam 6/60; Zümer 39/42) uykuyu bir çeşit ölüm gibi düşünen ahlak ve tasavvuf alimleri bu kavram etrafında dinî ve ahlâkî bir sorumluluk bilincini geliştirmeye çalışmışlardır.

Gazzali’ye göre uyku

Gazzâlî, gerçeği arama macerasında uyku olayını bir araç şeklinde kullanmıştır.

Buna göre rüyalar uyku halinde kalındığı sürece doğru olabilir; uyanınca rüyadaki hayal ve inançların asılsızlığı anlaşılır.

Bunun gibi uyanıklığın da bir tür uyku hali sayıldığını gösterecek başka bir hayata yükselmek mümkündür. O hayata göre dünya bir tür uyku, burada olup bitenler de bir tür rüyadır ve insanlar öldüklerinde bu uykudan uyanmış olacaklardır. (Münḳıẕ mine’ḍ-ḍalâl, s. 9)

Gazzâlî, tasavvuf büyüklerinin gaipten haber verme gibi olağan üstü hallerinin imkanından söz ederken sadık rüyayı kanıt olarak gösterir.

Ona göre uykuda iken bu tür bilgiler alınabiliyorsa bunun uyanıkken de gerçekleşebileceği kabul edilmelidir. (İḥyâʾ, III, 25)

Az uyumak

Tasavvufta az uyuma (kıllet-i menâm) zühd ve riyazetin başlıca şartlarından sayılır. (İhya, III, 66)

Uyuyacak kişinin sorumlulukları

Muhasibî, uyku-ölüm ilişkisine dair Zümer sûresinin 42. ayetiyle hadisleri zikrederek uyku öncesinden başlayıp bir sonraki uyku vaktine kadar sorumlulukları sıralar.

Bunlar:
- halis niyet,
- tövbe,
- kulluk bilinci,
- beden ve ruh temizliği,
- ibadet, kul hakkına riayet,
- mazlumlara yardım,
- haksızlıklarla mücadele,
- çevre duyarlılığı,
- sosyal çevreyle ilgilenme,
- selâmlaşma,
- hal hatır sorma,
- günahlardan uzak durma,
- ticarî dürüstlük,
- yararlı bilgi peşinde olma
gibi duygu ve davranışlardan oluşur. (er-Riʿâye li-ḥuḳūḳıllâh, s. 503-514)

Kuşeyrî de “gaflet uykusu” ve “âdet uykusu” (doğal uyku) şeklinde iki uyku türünden bahsettikten sonra normal uykunun “ölümün kardeşi” diye nitelendirildiğini belirtir. “Neden uyumuyorsun?” diye sorulunca Mâlik b. Dînâr, “Cehennem uyumama izin vermiyor” cevabını vermiş, uyku ve uyanıklıktan hangisinin daha hayırlı olduğu sorusuna da insanların durumuna bakarak cevap vermek gerektiğini söylemiştir.

Buna göre dinî duyarlılığı güçlü kimseler için uyanıklık, zayıf olanlar için uyku daha hayırlıdır. Bu sebeple şeytana en ağır gelen şeyin günahkar kimselerin uykusu olduğu söylenir.

Uykunun fırsatları

Öte yandan bir sûfîye göre uykuda uyanıkken bulunmayan iki fırsat vardır:

Biri Hz. Peygamberle sahabenin ve geçmiş din ulularının, diğeri de Hakk’ın uykuda iken görülebilmesi ki bu sonuncusu en büyük mazhariyettir. (er-Risâle, II, 715-718)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
397 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun