Ümmet-i Muhammed denge ümmeti midir?

Tarih: 29.05.2020 - 10:59 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnançta, amelde, ahlakta, muamelatta aşırı iki uç olan ifrat ve tefritten uzak kalıp vasat olan orta yolda gidebilmek hiç de kolay değildir. Tarih boyu Müslüman gruplar arasında meydana gelen problemler ve Müslümanların ferdi olarak yaptıkları hatalar bunu açıkça göstermektedir.

Kur’an-ı Kerîm, ümmet-i merhume olan ümmet-i Muhammed (asm) hakkında şöyle der:

وَكَذٰلِكَ جَعَلْنَاكُمْ اُمَّةً وَسَطًا  “Böylece, sizi vasat (aşırılıklardan uzak dengeli) bir ümmet yaptık.” (Bakara, 143)

Ayeti “ümmet-i Muhammed denge ümmetidir, hiçbir aşırılıkları yoktur, hep istikamet ve itidal üzeredirler” şeklinde anlamak, tarihî realiteye ve günümüzde gördüğümüz manzaraya ters düşmektedir. Çünkü 73 Fırka hadisinde de nazara verildiği üzere, İslâm ümmeti içinde pek çok fırkalar çıkmış ( Tirmizi, İman,18; İbn Mâce, Fiten, 17; Ebu Davud, Sünne, 1) ve bunların çoğu istikametten uzak kaldığından kendilerine “fırak-ı dâlle: sapmış gruplar” denilmiştir. Bu durumda ayet, ümmet-i Muhammedin (asm) esas ve prensipler itibariyle diğer ümmetlerden daha seçkin kılındığını ifade etmektedir. Bu esas ve prensipleri uygulamak veya uygulamamak ise, Müslümanların tercihine bırakılmıştır. Ayetten şu mesajı alabiliriz:

“Size bildirilen esas ve prensipler, sizi en seçkin ümmet yapacak bir kuvvete sahiptir. Öyle ise, dinin esaslarını iyi bilin, size anlatılan prensiplere göre hareket edin, böylece istikametli yolda gidin. Aşırı birer uç olan mağdup ve dallin güruhlarının taşkınlıklarına uymayın. Hayatınız boyunca, her iki yanı birer uçurum hükmünde olan dosdoğru yolda dosdoğru bir şekilde ilerleyin, sırat-ı müstakim üzere yaşayıp cennete sizi ulaştıracak sırattan selâmetle geçin.”

Arapların “İslam bir vâdide, biz başka vâdideyiz” şeklinde veciz bir ifadeleri var. Bu ifade, teorik olarak istikametli yolun ifadesi olan İslam’ı uygulamada Müslümanların problem yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Nitekim derdimizin dermanı olduğunu bildiğimiz ilaçları kullanmadığımızda, bu bilgi bize bir yarar sağlamamaktadır.

İslam Dinini yanlış algılamada Haricilik çok tipik bir örnektir. Dini az-çok bilen, ama sağlıklı bir yorum yapamayan bu kimseler, Hz. Ali gibi bir İslam kahramanını din adına şehit ettiler, bu yaptıklarını İslam’a hizmet zannettiler.

Onların bu zihniyeti, tarih boyu aynı isimle olmasa bile, aynı bakış açısıyla pek çok fırkaya yansımıştır. 1988-1992 yılları arasında görev yaptığım İmam-Hatip Liselerinin birinde yaşadığım şu olay, bunu yakinen anlamama vesile oldu. Şöyle ki:

Derslerimden birinde “bir Müslüman bir Müslüman kardeşini nasıl öldürebilir ki?” dediğimde, radikal dinî akımlardan birine mensup öğrencim şu ibretlik ifadeleri kullandı: Hocam, öldürürken “bunlar Müslüman” diye öldürmüyorlar ki! “Bunlar müşrik veya münafık” diye öldürüyorlar! Zaten Türkiye’de 6000 Müslüman var!

O günün şartlarında 60 küsur milyon olan ve %90 dan fazlası Müslüman olan nüfusumuzu 6000 Müslümana indirgemek, Haricilik zihniyetinin günümüze yansımasından başka bir şey değildi!

Şöyle desek her halde abartmamış oluruz: Gerçi birer fırka şeklinde değilse bile, 73 fırka fikirleri zihinlerde günümüzde de devam etmektedir.

“Ben kaderimi kendim çizerim” diyen biri Mu’tezilidir. “Kader yazmış yazacağını, elden ne gelir ki?” diyen biri Cebriye görüşünü ifade etmektedir. Günah işleyen birini gördüğünde hemen “kâfir” damgası basan biri, Harici zihniyeti taşımaktadır. “Sen benim kalbime bak, kalbim tertemiz” diyen biri Mürcie gibi düşünmektedir. Sırf adı Ahmet diye “Hz. İsanın haber verdiği Ahmet benim” diye kendini peygamber ilan eden biri, günümüz Batınîlerindendir. Dinin prensiplerine zıt talimatlar kendine geldiğinde, “bizim bilmediğimiz durumlar olabilir, vardır bir hikmeti” diye gözü kapalı kabul eden ve gereğini yerine getiren biri, günümüz haşhaşilerindendir.

Bütün bu nazara verilenlerden yola çıkarak “aman, Müslümanlar arasında ne de çok farklı görüşler, ekoller varmış!” gibi bir sonuca varmamak gerekir. Benzeri bir farklılık, gerek Yahudilik gerekse Hristiyanlık için de vardır, felsefî fikirler için de vardır, sosyal meselelerin yorumları için de vardır... Önemli olan bütün bu fikir ve yorum farklılıklarını tümüyle ortadan kaldırmak değil, makul bir seviyeye getirebilmektir. Çünkü:

-İnsanoğlu melek gibi masum değildir; şehvet ve öfke gibi duyulara sahiptir.

-Ayrıca akıl yönüyle insanlar aynı mertebede değillerdir.

-Keza, kültürel ve sosyal çevre yönüyle farklı farklı şartlarda ve seviyelerde yaşamaktadırlar. Beyaz rengin elvan-ı seb’ası (yedi farklı rengi) olduğu gibi, hakikatin de farklı farklı yorumları olabilmektedir. Dini meselelerde yorum yaparken

-Kur’an ayetlerinin ve hadislerin tamamını nazara almak,

-Dinin zaruriyatından (olmazsa olmazlarından) taviz vermemek,

-Selef-i salihinin (önceki büyük âlimlerin) yorumlarını göz ardı etmemek,

-Görüşüne sağlam gerekçeler bulmak,

-Nass’ları (ayet ve hadisleri) keyfi olarak yorumlamamak,

-Tekellüflü te’villere girmemek,

-Değerlendirmesinde icmay-ı ümmet ve cumhur-u ulemaya muhalefet etmemek... gibi esaslara riayet etmek şartıyla, işin ehli olan zâtlar yeni yorumlar yapabilirler ve buna göre de içtihat sevabı alırlar. İçtihat seviyesine gelenler “ben böyle anlıyorum” diyebilirler, ama “herkes böyle anlasın” diyemezler.

Olimpiyatlara katılanlar ciddi bir yarış içinde olurlar. Dini anlama ve yorumlama uğraşısı veren insanlar da, fikri bir maratonun içindedirler. Diğer âleme gidildiğinde kimin ne yaptığı görülecek, nass’ların yorumunda ne kadar anladığı, ne derece isabet ettiği anlaşılacaktır.

Bu konuda şu ilahî beyanı daima göz önünde bulundurmak gerekir:

"Sana da bu hak Kitab'ı (Kur'anı) kendinden önceki Kitab'ı tasdik edici ve ona müheymin (koruyucu) olarak indirdik.

O halde sen onların arasında Allahın indirdiğiyle hükmet ve sana hak geldikten sonra onların heva'larına uyma!

Sizden her birine bir din (şeriat) ve bir yol tayin ettik. Allah dilese, hepinizi bir tek ümmet yapardı. Lakin O,  verdikleriyle sizi denemektedir.

O halde, hayırlı şeylerde birbirinizle yarışın! Hepinizin dönüşü Allah'adır. İhtilaf ettiğiniz şeylerin gerçeğini O size tek tek haber verecektir." (Maide, 48)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 46
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun