Taberi, kıyas ictihad gibi zanni delilleri kabul etmiyor mu?

Tarih: 08.06.2020 - 08:52 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Ebu Ali et-Taberi, kendisinden farklı görüşlere sahip alimlerin kesin olarak hata ettiklerini söylemiş midir?
- Hatta bir yazıda şöyle deniyor:
“Muhattıe içinde Ahmed b. Bişr el-Mervezî, Ebu Alî et-Taberi, Ebu Bekr el-Esam, İbn Uleyye ve Bişr el-Merîsî gibi mahdut sayıda kişiler dışında muhaliflerinin kesin olarak hata ettiğini söyleyen olmamıştır. Bu isimler doğru üzerine kesin bir delil bulunduğunu söyleyerek müctehidi bu doğru ve bu delile isabetle mükellef tutmaktadır.”
- Bunu nasıl anlamak gerekir?
- Bu kişi kıyas ictihad gibi zanni delilleri kabul etmiyor mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce şunu belirtelim ki, Ebu Ali Taberi, meşhur tefsir sahibi İbn Cerir Ebu Cafer et-Taberi değildir; başka bir zattır. 

Tarihte usul alimlerinin büyük çoğunluğu “musavvibe”, bir kısmı da “muhattie” olarak bilinir.

İctihadda hata-isabet meselesi ictihadın hükmüyle ilgili tartışmaların odağında yer alır ve usulcüler bu konuda, her müctehidin isabet ettiğini savunanlarla (musavvibe) içlerinden sadece birinin isabet edeceğini ileri sürenler (muhattıe) şeklinde iki gruba ayrılır. Bu bağlamda musîb “ictihadında isabet eden”, muhtî ise “hata eden müctehid” anlamındadır.

Demek ki, tasvip ve tahtie konusu genellikle farklı içtihat ve kıyaslarla ilgilidir. Onun için musavvibeler gibi muhattieler de içtihat ve kıyasları reddetmiyorlar. Kendilerinin ve taraftarlarının yaptıkları içtihadın doğru, diğerlerininki ise hatalı olduğunu söylerler.

Bediüzzamanın konuyla ilgili şu ifadeleri konumuza ışık tutmaktadır:

“Bununla beraber zaruriyat-ı diniyeyi, mesail-i cüz'iye-i fer'iye-i hilafiye ile mezcedip, ona tabi gibi kılmakta, büyük bir hatar vardır."

"Zira 'Musavvibe'nin [(yani): "Dört mezheb de haktır. Füruatta hak taaddüd eder" diyenlere, İlm-i Usûl ıstılahınca "Musavvibe" denir.] muhalifi olan 'Tahtieci'lerden biri der ki: 'Mezhebim haktır, hata ihtimali var. Başka mezheb hatadır, savaba ihtimali var.' Halbuki cumhur-u avam, mezhebde imtizac etmiş olan zaruriyatı (Nas ile sabit olan dini hükümleri), nazariyat-ı içtihadiyeden vazıhan temyiz etmediğinden, sehven veya vehmen Tahtie'yi filcümle (Zaruriyata da) teşmil edebilir. Bu ise, hatar-ı azîmdir. Bence Tahtieci, hubb-u nefisten neşet eden 'inhisar zihniyeti' illetiyle maluldür. Ve Kuran’ın camiiyetinden ve umum tabakat-ı beşere şümul-ü hitabından gafletle mesuldür. Hem Tahtiecilik fikri, sûizan ve tarafgirlik hissinin menbaı olduğundan, İslâm'da lâzım olan tesanüd-ü ervah, tevhid-i kulûb, tahabüb ve teavüne büyük rahneler açmıştır. Halbuki hüsnüzanla, muhabbet ve vahdetle memuruz.” (Sünuhat-Tuluat-İşarat, s. 33–35)

İlave bilgi için tıklayınız:

Ehl-i sünnet alimleri musavvibe anlayışını mı yoksa muhattie ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 35
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun