Sütün oluşumu hakkında bilgi verir misiniz?
Değerli kardeşimiz,
PHYSIOLOGY OF MILK FORMATION AND, MIRACLES IN MILK CHEMISTRY
Res. Asst. Mehmet Emin AYDEMİR1, Asst. Prof. Dr. Kasım TAKIM2
1,2Harran Üniversitesi, Veteriner Fakültesi, Gıda Hijyeni ve Teknolojisi, Şanlıurfa, Türkiye
Abstract
In this study, the miracles of God in the creation of the milk will be examined taking into consideration the formation mechanism and the chemical substances in the milk composition. Tons of food in the grasslands and pasturages, as well as water flowing in the rivers, were created as livelihood for the animals. Animals take these foods and digested them in the gastrointestinal tract. These digested foods get into the bloodstream from the intestinal tract and mixed with blood. The enzymatic pathways and functioning mechanisms in the digestive and absorption metabolisms in the process the food mixes with the blood, like the functioning of a plant, require masterful design and engineering. It is reasonably fixed that such a design and engineering can not be given to cells that do not possess knowledge and wisdom. This situation is also seen when milk production process is examined. Namely; some of the nutrients that enter the blood are used for the energy of the animal while some of the them come to mammary glands to form milk. To produce one liter of milk, 500 liters of blood must pass through the mammary glands. When the process is completed, from herbaceous raw materials and from filtered in the mixture of two dirts such as blood and stool is formed a nutrient which is pure, clean, snowwhite and very nutritious. This is also stated in Nahl Sûresi, verse 66. (And verily in cattle (too) will ye find an instructive sign. From what is within their bodies between excretions and blood, We produce, for your drink, milk, pure and agreeable to those who drink it). In this study, it was aimed to investigate the biochemical and physiological dimensions of extraordinary engineering in the formation of milk by scientific methods. In addition, by examining the components of milk (protein carbohydrate, fat, minerals and vitamins) and proportional harmonization of the components, how harmonization affects nutritional value and how it facilitates drinking has been investigated. As a result, it has been concluded that such a wise and miraculous process is not a coincidence and that it can not happen spontaneously but that it can happen with the power of a creator.
Key Words: Miracle of milk, Milk formation
SÜT OLUŞUM FİZYOLOJİSİ VE SÜT KİMYASINDAKİ MUCİZELER
Arş. Gör. Mehmet Emin AYDEMİR, Dr. Öğr. Üyesi Kasım TAKIM Özet
Bu çalışmada sütün oluşum mekanizması ve süt bileşiminde bulunan kimyasal maddeler nazara verilerek, yaratılışındaki kudret mucizeleri incelenecektir. Meralarda ve çayırlarda bulunan tonlarca besinin yanı sıra nehirlerde akan sular hayvanlara rızk olarak yaratılmıştır. Hayvanlar bu besinleri alarak, midebağırsak sistemlerinde parçalayıp sindirir. Sindirilen bu besinler bağırsak sisteminden kan dolaşımına geçerek kana karışır. Besinlerin kana karışmasına kadar ki süreçte gerçekleşen sindirim ve emilim metabolizmalarında yer alan enzim yolakları ve mekanizmalar, tıpkı bir fabrikanın işleyişi gibi, ustaca bir tasarım ve mühendislik gerektirir.
Böyle bir tasarım ve mühendisliğin ilim ve hikmet sahibi olmayan hücrelere verilemeyeceği aklen sabittir. Bu durum süt oluşum süreci incelendiğinde de görülür. Şöyle ki; kana karışan besin maddelerinin bir kısmı hayvanın enerjisini karşılarken bir kısmı ise kan yolu ile meme bezlerine gelerek sütün oluşmasını sağlar. Her bir litre sütün oluşması için 500 litre kanın meme bezlerinden geçmesi gerekir. Süreç tamamlandığında, kan ve dışkı gibi iki necaset karışımı içerisinden, ham maddesi ot olan, saf, tertemiz ve bembeyaz aynı zamanda besleyici bir besin ortaya çıkar. Bu durum Nahl Sûresi, 66 no’lu ayetinde de (Sağmal hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarında kan ve dışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir sütle sizi besleriz.) belirtilmiştir. Bu çalışmada, sütün oluşumundaki sıra dışı mühendisliğin biyokimyasal ve fizyolojik boyutlarının bilimsel yöntemlerle araştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca süt bileşenleri (protein karbonhidrat, yağ, mineral ve vitaminler) ve bileşenlerin orantısal uyumları incelenerek, uyumun besin değerini nasıl etkilediği ve içmeyi nasıl kolaylaştırdığı araştırılmıştır. Sonuç olarak, böylesine hikmetli ve gayet mucizeli bir sürecin tesadüf olmadığı ve kendiliğinden gerçekleşmeyeceği, ancak bir yaratıcının gücü ile gerçekleşebileceği kanaatine varılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Süt mucizesi, Süt oluşumu
1. GİRİŞ
Süt; dişi memeli hayvanların doğumdan sonra meme bezlerinden salgılanan, kendine özgü tadı, kokusu ve kıvamı olan, hemen hemen tüm besin öğelerini yeterli ve dengeli bir şekilde bünyesinde bulunduran beyazımsı renkte biyolojik bir sıvıdır. Süt doğadaki besinlerin en mükemmelidir. Yavrular doğduğunda diğer besinleri tüketene kadar tüm besin ihtiyacını sütten karşılayabilmektedir. (Tekinşen ve Tekinşen, 2005)
Korunmaya ve beslenmeye muhtaç olarak doğan yavru için, en ideal gıda olan anne sütünü, vücudunda üretmeye kendi karar vermemiştir. Dolayısıyla anne sütü içinde değişen besin değerlerini de, kuşkusuz annenin kendisi belirlememektedir. Çünkü bir annenin yavrusu için gerekli olan besinleri an an bilmesinin imkânı yoktur. Anne kendi bedeninde oluşan sütün içeriğini kontrol edemez. Anne sütü yavrunun geçirdiği evrelere göre değişmekte ve yavrunun bulunduğu döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği de bu döneme göre farklılık göstermektedir. Korunmaya, beslenmeye muhtaç olarak doğan yavrular için en uygun gıda olan anne sütünü, annenin kendisi vücudunda üretmeye karar vermediği ve buna kudreti yetmediği gibi, değişen besin değerlerini de, kuşkusuz annenin kendisi belirlememektedir. Ancak her canlının ihtiyacını bilen ve onları ihtiyacına göre rızıklandıran bir yaratıcının, anne sütünü annenin bedeninde, yavrusu için yaratmaktadır.
Sütün canlı vücudunda nasıl yaratıldığı ve hangi kimyasal maddeleri içerdiği kısmen bilimsel teoriler ile açıklanabilmiştir. Fakat bazı kısımları halen açıklığa kavuşturulamamıştır. Bu çalışmada sütün içeriği ve oluşum fizyolojisi incelenmiş ve sütün tesadüflere dayalı materyalist evrim mekanizmaları ile oluşamayacağı, ancak ilim sahibi bir kudret eli ile yaratılabileceği açıklanmaya çalışılmıştır.
2.1. SÜTÜN GENEL ÖZELLİKLERİ
Süt, memenin yapısında bulunan alveollerindeki epitel hücrelerin faaliyetlerine bağlı fizyolojik ve biyoşimik olaylar sonucunda oluşturulmaktadır. Sütün oluşturulabilmesi için meme alveollerinden yeteri miktarda kanın geçmesi gerekmektedir. 1 litre sütün oluşturulabilmesi için yaklaşık 300-500 litre kanın meme bezlerinde dolaşması gerekmektedir. Buda kalbin pompaladığı toplam kanın yaklaşık %10’una karşılık gelmektedir. (Metin, 2009)
Sütün rengi genelde porselen beyazı rengindedir. Sütün bu renkte görünmesinin sebebi kolloidal durumdaki kalsiyum kazeinat ve süt yağı taneciklerinin ışığı geçirmemesinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca sütün yapısında bulunan riboflavin ve karotenoid maddelerininde renk üzerine etkisi bulunmaktadır. (Tekinşen ve Tekinşen, 2005)
Taze bir sütün kendisine has hoş bir kokusu ve tadı vardır. Süt hafif asidiktir. Taze sütün asitliği 7,5 Soxhlet Henkel (0SH) dır. Sütteki asitlik kazein, fosfat, sitratlar, albümin, globülin ve CO2’den ileri gelmektedir. Sütün ph ise 6,3-6,6 arasında değişmektedir.
2.2. SÜTÜN KİMYASAL BİLEŞİMİ
Sütün bileşimini; su, azotlu bileşikler, karbonhidratlar (laktoz), yağlar, vitaminler, tuz ve mineraller, süt gazları ve enzimler oluşturur. Sütün yaklaşık olarak % 87.5’i su, % 12.5’i kuru maddedir. Kuru maddenin %
3.5’ini yağ, % 9’unu yağsız kuru madde oluşturur. (Tekinşen, 200), (Varnam ve Sutherland, 2001)
Tablo 1. İnek sütünün bileşeni
|
Bileşenler |
Sütteki ortalama miktar (%w/w) |
Değişim genişliği (%w/w) |
Kurumaddede ortalama miktar (%w/w) |
|
Su |
87.10 |
85.30-88.70 |
_ |
|
Süt yağsız kurumadde |
8.90 |
7.90-10.00 |
_ |
|
Kurumaddede yağ |
31 |
22-38 |
_ |
|
Laktoz |
4.60 |
3.80-5.30 |
36 |
|
Yağ |
4.0 |
2.5-5.5 |
31 |
|
Protein |
3.3 |
2.3-4.4 |
25 |
|
Kazein |
2.60 |
1.70-3.50 |
20.00 |
|
Mineral maddeler |
0.70 |
0.57-0.83 |
5.40 |
|
Organik asitler |
0.17 |
0.12-0.21 |
1.30 |
|
Diğer bileşenler |
0.15 |
_ |
1.20 |
1 litre Sütte bulunan besin öğeleri ve miktarları ; Porotein 36g, yağ 35 g, karbonhitrat 47 g, vitamin A 1500 I. U., vitamin D 30 I. U., vitamin B1 0,45 mg, vitamin B2 1,5 mg, Vitamin B6 0,4 mg, Vitamin B12 3 ug, Vitamin C 2 mg, niasin 0,7 mg, kalsiyum 1,2 g, fosfat 2,1 g, demir 0,5 mg, sodyum 3 g, potasyum 1,5 g, magnezyum 0,12 g, iyot 43 ug dır. (Tekinşen, 200), (Ünal ve Besler, 2008)
Sütün proteinleri; Kazein(alfa kazein, alfaS kazein, kapa kazein, beta kazein, gama kazein), serum proteinleri(alfa laktoalbumin, beta laktoalbumin, kan serum albümini, immunoglobin, proteus pepton dur. (Huppertz ve Kelly, 2006)
1 litre sütte bulunan aminoasitler; İsoleucine 2,23 g, leucine 3,44 g, lysine 2,72 g, methionine 0,86 g, phenylalanine 1,70 g, threonin 1,60 g, tryptophan 0,49 g, valine 2,40 g, arjinin 4,3 g, histidin 2,6 g, sistin 1.0 g, tirozin 5,5 g dir. (McKenzie, 2002)
Sütün lipitleri; trigiliseritler, digliseritler, monogliseritler, mumlar, kollesterol esterleri, vitamin Eesterleri, fosfolipitler(sefalin, lesitin, sfengomiyelin), glikolipitler, türev lipitler(kolesterol, ergosterol, 7-dehidrokolesterol dur. (Tekinşen, 200), (Ünal ve Besler, 2008)
Sütün karbonhitratları; Laktoz( D- glikoz, D-galaktoz), L-früktoz, N-asetilglikozamin, D-mannoz, D-glikronik asit dir. (Tekinşen, 200), (Ünal ve Besler, 2008)
Süt enzimleri; Katalaz, peroksidaz, redüktaz, amilaz, fosfataz, lipaz dır.
Süt gazları; karbondioksit, azot, oksijen dir. (Tekinşen, 200), (Ünal ve Besler, 2008)
Sütün içeriğinin bu kadar çeşitli olmasının yanı sıra sütün içeriği her dişi memeli canlıda farklıdır. Ayrıca sütün içeriği laktasyon boyunca farklılık göstermekteir. Süt yavrunun geçirdiği evrelere göre değişmekte ve yavrunun hangi döneminde hangi besine ihtiyacı varsa sütün içeriği de bu döneme göre farklılık göstermektedir. Yavrunun ilk doğduğu günlerde süt protein ve antikor açısından zengindir. Bu süt, yavrunun bağışıklığını kuvvetlendirir ve yavrunun sindirim sisteminin gelişimine yardımcı olur. İlk 3-4 günden sonra süt sulu ve tatlı bir hal alır. Bu yavrunun susuzluğunu giderilmesi içindir. Sütte bulunan şeker, protein ve mineraller de yavrunun ihtiyacına göre dizayn edilmiştir. İlk günlerde süt yağ açısından düşük ve karbonhidrat açısından zengindir. İdeal sıcaklığı ile her an hazır olan süt, içinde bulunan şeker ve yağ ile beyin gelişiminde de önemli bir rol oynar. Bunun yanı sıra içeriğindeki kalsiyum gibi elementler, yavrunun kemik gelişiminde önemli bir paya sahiptir.
Erken doğum yapan annelerin sütünde ise mucizevi bir şekilde, yavrunun ihtiyacına yönelik olarak daha fazla yağ, protein, sodyum, klorür ve demir bulunur. Nitekim kendi annelerinin sütüyle beslenen erken doğan (prematüre) bebeklerde, göz işlevlerinin daha iyi gelişmesi, zekâ testlerinde daha başarılı olma gibi pek çok üstünlük tespit edilmiştir.
Yavrunun beslenmesi ve gelişmesi için tüm besinleri içeren sütün; bu kadar karışık, süratli, nizamlı ve intizamlı bir şekilde annenin herhangi bir müdahalesi olmadan oluşması bir rastlantı olamaz. Ancak yavrunun ihtiyacını bilen bir yaratıcının desti kudreti ile olabilir.
2.3. SÜT YARATMA FİZYOLOJİSİ
2.3.1. Midede Sindirim Olayı
Midede sindirim olayı birkaç şekilde gerçekleşir; bunlardan bir kısmı hayvanların midesinde bulunan bakteriler ve protozoolar aracılığı ile gerçekleşen mekanik, kimyevî ve mikrobik sindirimlerdir. Sindirim işlemi ağızdan alınan yem maddeleri çiğnenir ve parçalanır, sonra ilk sindirimi gerçekleştiren enzimi (amilaz) içinde barındıran tükürük ve salyalarla karıştırılır. Daha sonra midede mekanik, mikrobik ve kimyevî sindirimler başlar. Bu sindirim sonucunda midede bulunan bakteriler gıda maddesini işleyerek şeker ve proteinleri ayırır. Bunu, gerçek midedeki mikrobiyolojik sindirim takip eder. Bütün bu sindirim işlemleri sonucunda yem maddesi akıcı sıvı dışkıya, daha sonra bunun da suyu geri emilerek sert ve katı dışkıya dönüştürülür. Yarı sıvı hâldeki parçalanmış gıdaların ince bağırsaklara gelerek sindirim işlemi devam eder. Bağırsaklarda ki sulu gıda içindeki her türlü gıda maddesinin yapısına göre pankreas, karaciğer ve safra kesesinden gelen enzimlerle sindirim devam eder. Bu şekilde, çok kompleks parçaları ihtiva eden besinler basit parçacıklara ayrılır; nişasta ve kompleks şekerler basit şekerlere; yağlar, yağ asitlerine; proteinler aminoasit ve peptitlere dönüşür. Ancak vitaminler, tuzlar ve su, parçalanmadan kılcal damarlar tarafından doğrudan emilir. Sindirilen bu besinler bağırsaklarda bulunan villus yardımı ile emilirler. Burada bulunan kılcal damar ve lenf yoluyla kana karışırlar. (Varnam ve Sutherland, 2001), (Anonim, 2018)
2.3.2. Süt Yağının Oluşturulması
İlk mide bölümündeki mikroorganizmaların yardımı ile yemlerdeki selüloz ve karbonhidratlar parçalanarak neticesinde asetik, bütirik ve propiyonik asitler olarak isimlendirilen uçucu yağ asitleri oluşturulur. Sindirim sistemi duvarı içinde dağılmış olan kılcal lenf damarları vasıtasıyla, bu yağ asitleri bağırsaklardan emilerek önce lenf yoluna geçerler, daha sonra kan dolaşımına dâhil edilerek kan yoluyla meme bezlerine ulaştırılırlar.
Süt yağının süt bezlerinden sentezlenmesinde, kan serumunda bulunan yağ asitlerinin rolü büyüktür. Süt bezlerinde yağ asitlerinin sentezlenmesi iki ayrı sistem ile oluşturulduğu düşünülmektedir. Bunlardan biri karaciğerde yağ sentezi gibidir. Burada yağ asitleri asetilkoenzim A dan meydana gelmektedir. Bu olayın gerçekleşmesinde ortama gelen CO2 etkisi ile önce malonilkoenzim A oluşturulur. Bu yolla sentezlemede trifosfopridin nükleotid (TPN) katalizör olarak rol oynar. İkinci görüş ise süt bezinde difosfopridin nükleotid (DPN)’e bağlı gelişen ikinci bir enzim sistemi vardır. Bu sistem de kısa zincirli yağ asitlerinin oluşturulmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Trigliseritlerin oluşturulması ise kan glukozundan sağlanır. Glikozun parçalanması sırasında dioksiaseton fosfat oluşur ve hidrasyon yoluyla kolayca gliserine dönüştürülür. Gliserinde trigliseritlere dönüştürülür. Bu olayların tümü meme bezlerinde gerçekleşmektedir (Hele, 1958). (İnal, 1990)
Sütün yavrunun gelişimi için önemlerinden biri, Omega-3 yağ asitlerini içermesidir. Omega-3 yağ asitleri özellikle insan beyni ve retinasının önemli bir bileşeni olduğundan, özellikle yeni doğan bebekler açısından çok değerlidir.
Omega-3 hamilelik dönemi boyunca ve bebeklik döneminin başlarında, beyin ve sinirlerin uygun şekilde gelişimine katkı sağlar. Anne sütü de doğal ve mükemmel bir Omega-3 deposu olduğundan, bilim adamları anne sütünün bu içeriğine dikkat çekerler. Demek ki sütte bulunan yağın gereksiz olmadığı yavrunun gelişmesinde önemli bir yere sahip olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Sütte bulunan yağ miktarını anne belirlemeyeceğine göre ancak yavrunun ihtiyacını bilen ve o ihtiyaca göre rızıklandıran bir yaratıcı tarafında belirlenebilir.
2.3.3. Süt Proteinin Oluşturulması
Kanda bulunan serbest aminoasitlerin memeye ulaştırılması ile sütte bulunan kazein ve serum proteinlerinin oluşturulduğu düşünülmektedir. Kazein fosforca zengindir. Karbonhitratların parçalanması ile meydana gelen fosfogliserin asidinin meme bezlerinde depolandığı sanılmaktadır. Transaminasyon yoluyla fosfogliserin asidinden kazein molekülüne yerleşen fosfoserin oluşturulur (Bloch ve Kleiber, 1962). Normal bir insan protein ya da protein yapılı bir besin aldığında, bu proteinler midede parçalanırlar. Yavrunun anne sütüyle beraber vücuduna aldığı antikorlar ve diğer savunma elemanları da protein yapılıdırlar. Öyleyse yavrunun sindirim sisteminin bunları sindirmesi gerekir. Bu da yavrunun yine savunmasız kalması anlamına gelir. Ancak yavruyu da, savunma elamanlarını da ve bu savunma elemanlarını yerleştirildiği anne sütünü de yaratan yaratıcı, burda yine bir mücizeyi bize göstermektedir. Yavrunun midesi bu protein yapılı savunma elamanlarını sindirmez, bu sayede yavru milyonlarca zararlı mikroorganizmalara karşı bir savunma sistemi kazanmış olacaktır.
2.3.4. Süt Şekerinin Oluşturulması
Laktozun esas kısmı kanda buluna glikozdan oluşmaktadır. Bir kısmı ise sirke asidi artıklarından ve kan aminoasitlerinin meme bezinde gelişen dezaminasyonla oluşmaktadır(French ve ark., 1952). Yavrunun ilk doğduğu dönemlerde sütte bulunan şeker miktarı yüksektir bu miktar zaman geçtikçe düşmektedir. Ayrıca sabah saatlerinde sütte bulunan şeker miktarı yüksekken akşama doğru miktarı düşmektedir. Buradanda anlaşılıyor ki Sütte bulunan şeker miktarı da gelişigüzel değil de bir yaratıcı tarafından dizayn edilmiştir. Yoksa meme bezlerinde bulunan hücrelerin yavrunun ne kadar şekere ihtiyacı olduğunu ve süte ne kadar şekerin karışacağını bilemez. Bu olay tesadüfi bir şekilde de meydana gelemez. Ancak bir yaratıcının rahmeti ve kudreti ile olabilir.
2.3.5. Süte Vitaminlerin Katılması
Vitaminler herhangi bir değişime uğramadan kan yolu ile direk süte geçmektedirler. Vitaminler meme bezinde birikmiş durumda bulunurlar buradan da süte geçerler. Ancak vitamin A beta karotenin meme bezinde A vitaminine dönüşümü ile oluşturulmaktadır. (İnal, 1990) Annenin kanında bulunan vitaminler hepsi direk süte geçseydi anne belli bir süre sonra vitaminsiz kalacaktı ve sonunda annenin hayatı yavrunun beslenmesi için tehlikeye girecekti. Ancak sadece yavrunun ihtiyacı kadar vitamin süte geçmektedir. Bunun miktarını ne anne bilebilir nede yavru, ancak anneyi ve yavruyu yaratan bir yaratıcı tarafından bilinebilir.
Vitaminler yavrunun sağlılklı bir şekilde büyümesi için olması gereken maddelerdendirler. Geçtiğimiz yıllarda anne sütünün, bebeğin hayati ihtiyacı olan D vitamininden yoksun olduğu zannedilmiş ve dış katkı maddeleri ile sağlanmaya çalışılmıştı. Ancak, daha sonraki yıllarda gelişmiş aygıtlarla yapılan incelemeler sonucu, dünyada suda çözülebilen tek D vitamini türünün, anne sütünde bulunduğu ortaya çıkmış ve bu maddenin anne sütündeki diğer maddelerle birleştiği zaman, bebeğin söz konusu ihtiyacını mükemmel bir şekilde giderdiği tespit edilmiştir. Bu gelişme ile birlikte insanoğlu, anne sütünün kusursuz, benzersiz ve yeri doldurulamaz bir besin maddesi olduğunun farkına varabilmiştir.
2.3.6. Süte Minarellerin Katılması
Minerallerin bazıları meme bezine konsantre oldukları görülmüştür. Süt kan serumu değerleri ile karşılaştırıldığında sütte kalsiyum 13, fosfor 10 misli daha fazla bulunur. Bunun aksine sodyum ve klor sütte düşük miktarlardadır. Meme bezi epiteli NaCI’ün süte geçmesini engeller. Ayrıca sütte bulunan kalsiyumun
%25’i kazeine bağlanmış olarak bulunur. (İnal, 1990) Kalsiyum ve fosforun yavrunun kemik yapısının gelişimi için elzemdir. Sütte bu maddeler az olsaydı yavru gelişemeyecekti ve ölecekti. Ya da NaCI sütte geçseydi yavrunun gelişimi olumsuz etkilenecekti. Meme bezlerinin NaCI süte geçmesinin engellenmesi ve sütte kalsiyum, fosforun yüksek miktarda bulunmaları yine tesadüfü ve meme bezlerinde ki hücelerin işi olmadığının ancak bir yaratıcı tarafında dizayn edildiği şüphesizdir.
2.3.7. Sütte Bulunan İz Elementler
Alınan besin maddelerinde iz elementlerinin bulunuş oranı ile sütte bulunan iz elementler arasında yakın bir ilişki vardır. Ancak sütte demir miktarı hep düşüktür. Sadece ağız sütünde demir miktarı yüksek olduğu görülmüştür. (İnal, 1990) Sütte çok az miktarda demir olmasının sebebi; demir bakteriler ve boğaz florası için bir işarettir. Eğer sütte çok fazla miktarda demir olsaydı, yavruda bu enfeksiyonlara neden olabilirdi. Bu durum tesadüflerle asla açıklanamayacak kadar kusursuzdur.
2.3.8. Meme Yapısı ve Memede Sütün Oluşturulması
Meme, meme bezlerini içeren bağımsız bölmelerden oluşmaktadır. Meme ligametler, deri ve elastik doku ile vucüda bağlanır. Meme bezleri ise karın boşlığuna kan ve lenf damarları ile sinirlerin geçtiği inguinal kanala bağlanır. Sütü salgılayan hücrelere alveol epitel hücreler denir. Alveollerin çapları 0.1-0.25mm arasında değişmektedir. 8-120 alveol yan yana gelerek 0.5-5 mm boyutunda lopçukları oluşturur. Lopçuklarda biriken salgıyı taşıyan çok ince yapılara kanal sistemi denir. Kanal kısmı meme ucuna doğru uzanarak sütün memeden dışarı çıkmasını sağlar. (McManaman ve Neville, 2003)
Alveollerdeki epitel hücreler, kandaki maddelerden sütü sentezler. Sütün temel unsurları alveol epitel hücrelerinin endoplazmik retikulumunda sentezlenerek golgi kompleksine taşınır. Buradan farklı (apokrin, ekrin, melokrin) salgılama yolları ile alveoler boşluğa bırakılır. Bu boşlukta süt zaman ile birikir. Meme başının emme veya sağım yolu ile uyarılması sonucu columna vertebralis yolu ile hipofiz arka lobuna uyarınlar gitmekte ve bu bölgede depo edilen spesifik nöronlar içindeki oksitosin hormonunun serbest bırakılmasını sağlanır. Mekanik uyarımdan yaklaşık 2 dakika sonra oksitosin pik seviyeye ulaşmaktadır. Salgılalan bu oksitosin etkisini alveollerin etrafında bulunan myoepitelial hücrelerdeki spesifik reseptörlere bağlanarak göstermektedir. Myoepitelial hücreleri kontraksiyona geçirerek sütün boşaltılmasını sağlamaktadır.( Cowie ve Tindal, 1971), (Wilde ve Peaker 1990)
3.TARTIŞMA VE SONUÇ
Mucize ve yaratılış kavramı pek çok inanan tarafından, genellikle nasıl olduğu anlaşılamayan şeyler üzerine inşa edile gelmiştir. Halbuki bir fiilin mekanizmasını keşfetmek, onun nasıl yaratıldığını anlamak demektir. Bu yüzdende anlaşılan şeyler, anlaşılmayan şeylerden daha kuvvetli delil olması lazım gelmektedir. Ayrıca bilim dünyasının yaratılışa ait fiillerin mekanizmalarını açıklaması, materyalizme ait söylemleri zayıflatırken, tevhide ait inançlara kuvvet verecek nitelik taşımaktadır. Materyalist felsefe bu tür fiilleri tesadüfi, rastgele, hikmetsiz, körü körüne, ilimsiz ve şuursuz olarak görür. Halbuki anlaşılan ve çözülebilen her mekanizma bu fiillerin; gayet derecede üstün bir ilim, hikmet, kudret ve tasarım eseri olduğunu göstermektedir. Bu da âlim, hakim ve kadir bir zatın varlığına işaret etmektedir.
Ayrıca bir fiilin nasıl meydana geldiğini keşfetmek, asla o fiili yapmak anlamına gelemez. Mucize; insanların yapmasından aciz kaldıkları şey olup, anlamasından aciz kaldıkları şey değildir. İnsanlığın sütün yaratılış mekanizmasını çözmesinin üzerinden hayli zaman geçse de, bilim dünyası hâla süt yaratacak kudrete ulaşabilmiş değildir. Sütün kimyası ve süt yaratılış fizyolojisi ile alakalı bilgiler yakın zamana kadar insanoğlu tarafında bilinmiyordu. Bilim ve teknoloji gelişimi sayesinde bu muazzam nimetin oluşturulması hakkında bilgi sahibi olunmuştur. Bu sayede memelerde meydana gelen bu olayların hiçbirinin kendiliğinden olmayacağı, ancak bir yaratıcının ilim ve kudreti ile olabileceği apaçık görülmektedir. Çünkü sanatlı hiçbir eser sanatkârsız olamaz. Şuursuz varlıklardan şuurlu eserler beklenilmez. Halbuki sütün meydana gelmesi yüzlerce şuurlu ve sanatlı fiilin sonucunda olmaktadır. Böyle yüzlerce farklı fiili, ancak tüm o mekanizmalara hâkim ve hepsinden hakkıyla haberdar olan bir zat yapabilir.
Kur'anı kerimde Nahl süresinin 66. Ayetinde de belirtilmiş olduğu gibi ‘’Sağmal hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarında kan ve dışkı arasından çıkan ve içenlerin boğazından kolaylıkla geçen halis bir sütle sizi besleriz.” âyeti, sütün oluşturulmasının basit bir olaydan ibaret olmadığını, muazzam olaylar sonucundan ortaya çıktığını göstermektedir. Ayrıca sütün oluşturulmasında dikkatleri çeken diğer bir olay da, meme bezinde kan içerisinden faydalı ve besleyici maddelerin seçilip ayırt edilmesidir. Başta kanın temel unsurlarından olan hemoglobin olmak üzere çoğu proteinler süte geçmemektedir. Eğer bunlar süte geçse idi sütün hem tadı ve görünümü bozulacak hem de annenin kan unsurları sürekli azaldığından dolayı, yavrusuna süt vermesi kendisinin ölümü ile sonuçlanacaktı. Ayrıca ayetin dikkatleri çektiği ikinci kısım olan dışkı ise; amonyak, üre ve ürik asit gibi atıklar kanda sütün temel unsurları ile karışık olarak bulundukları ve vücutta onlarla beraber hareket ettikleri hâlde yine süte geçmemektedir. Eğer geçecek olsalardı süt, nimet değil zehir olacaktı.
Vücutta memelerde süt üretim bu faaliyetleri yapılırken, böbrekler de bunun tam tersi icraatlar yapılmaktadır. Memelerde kandaki faydalı unsurlar çekilip süte dönüştürülürken; böbrekler de kandaki azotlu atıkların vücudu zehirlememesi için muhteşem bir filtrasyon mekanizmasıyla, idrar sentezlenir ve mesanede biriktirildikten sonra vücut dışına atılır. Buradan da; kainatta herşeyin yerli yerinde yaratıldığı, apaçık görülmektedir. Sütün yaratılmasında görüldüğü gibi her organa ayrı bir fonksiyon, ayrı bir şekil, ayrı bir kabiliyet veren yaratıcı bütün noksan sıfatlardan münezzeh olduğu, bütün cemal ve kemal sıfatlarıyla da muttasıf olduğu apaçık görülmektedir.
KAYNAKÇA
- Bloch, A. L., Kleiber, M. (1962). Use of radioisotopes in animal biology an medical sciences 11. Akademik press, London, 137.
- Cowie, A.T., Tindal, JS. (1971). Laktasyon fizyolojisi (No. 22). Londra: Edward Arnold (Publishers) Ltd.
- French, T.H., Popjak, G., Malpress, F.H. (1952). Biological synthesis of laktoz from carbon 14 glucose. Nature(london), 169, 71.
- Hele, P. (1958). Biosynthesis of fatty acids. Brit. Med. Bull., 14, 201
- Huppertz, T., & Kelly, A. L. (2006). Physical chemistry of milk fat globules. In Advanced Dairy Chemistry, Springer, Boston, MA.
- http://www.sorularlaevrim.com/icerik/hayvan-suetuenuen-yaratilisinda-ki-mucize
- McManaman, J. L., & Neville, M. C. (2003). Mammary physiology and milk secretion. Advanced drug delivery reviews, 55(5), 629-641.
- McKenzie, H. (2012). Milk Proteins V1: Chemistry and molecular biology. Elsevier
- Metin M. (2009). Süt teknolojisi, Akademik yayıncılık
- İnal, T. (1990). Süt ve Süt Ürünleri Hijyen ve Teknolojisi. İstanbul, Final Ofset.
- Ünal, R. N., & Besler, H. T. (2008). Beslenmede sütün önemi. Sağlık Bakanlığı Yayın
- Tekinşen, C., Telinşen, K.K. (2005). Süt ve Süt Ürünleri, Konya, Selçuk Üniversitesi Basımevi.
- Tekinşen O. C., (2000). Süt ürünleri teknolojisi, Konya, Selçuk Üniversitesi Basımevi.
- Varnam, A., Sutherland, J. P. (2001). Milk and milk products: technology, chemistry and microbiology (Vol. 1). Springer Science & Business Media.
- Wilde, C. J., Peaker, M. (1990). Autocrine control in milk secretion. The Journal of Agricultural Science, 114(3), 235-238. Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Hayvan Sütünün Yaratılışındaki Mucize
- Anne sütünün ehemmiyeti hakkında bilgi verir misiniz?
- Sütün içimi kolaysa, neden bazılarına kötü geliyor?
- Protein genleri hakkında bilgi verir misiniz?
- Nahl Suresinin 66. ayetinde, sütün kan ve fışkı arasından çıktığı, ifade edilmektedir. Bu ayeti açıklar mısınız?
- Onların karınlarında olandan size içiriyoruz, ne demek?
- Saanen Keçisi hakkında bilgi verir misiniz?
- Kolajen nedir?
- Yaratılış mucizesi bitkiler hakkında bilgi verir misiniz?
- BALIK YAĞINDA TEVHİD DELİLLERİ