Süt kardeşlerin evlenememesinin hikmetleri nelerdir?

Tarih: 22.10.2016 - 01:59 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Süt kardeşlikle ilgili bir bilimsel çalışma var ml?
- Sütkardeşler niçin evlenemiyor?
- Sütkardeşlikle ilgili ilmî bir çalışma var mı?
- Allah emrettiği zaman faydalar birer illet değildir. Allah in emri olduğu icin yapılır ya da yapılmaz.
- Ama sunu merak ediyorum. Süt kardeşlerin evlenememesinin hikmetleri nelerdir?
- Bir kan veya sıhri bir bağ olmadığı halde evlenme yasağının hikmetlerinden bazılarını açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Süt kardeşlerin evlenmesini İslâm dini yasaklamıştır. Bunun elbette bir takım hikmetleri vardır. Bu hikmetleri bizce bilinsin veya bilinmesin, Allah emrettiği için o emre uyulması gerekir.

Kur'an-ı Kerim’de bir Müslüman’ın kimlerle evlenemeyeceği açık olarak bildirilmiştir. İslâm, evlenme engelinde “doğurmak” ile “süt vermek” arasında hiçbir fark gözetmemiştir. Sütanne ile evlenme haram kılındığı gibi, süt kardeşlerin de aralarında evlenmeleri haram kılınmıştır.

İslam’ın süt evliliklerindeki yasağı şöyle formüle edilmiştir: 

“Emenin emzirene nefsi haramdır, emzirenin emene nesli haramdır.” 

Kur'an’da bu hüküm şöyle bildirilmiştir:

“Size şunlarla evlenmek haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeş kızları, kız kardeş kızları, sizi emziren sütanneleriniz, sütkız kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle zifafa girdiğiniz karılarınızdan olup evlerinizde bulunan üvey kızlarınız, -eğer anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur- öz oğullarınızın karıları, iki kız kardeşi (nikâh altında) bir araya getirmeniz. Ancak geçenler (önceden yapılan bu tür evlilikler) başka. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Nisa, 4/23)

- Anne sütünün muhtevası nedir?

Anne sütü; kolostrum (ağız), geçiş sütü (normal sütle ağız arası) ve normal süt periyotları arasında değişir.

Kolostrum Sütü 

Doğumdan sonra ilk 4-5 gün anne tarafından yavruya verilen ilk süttür. Bu “ağız” veya “ağuz” (tıp dilinde kolostrum) olarak adlandırılır. Gıda bakımından çok zengindir.

Kolostrumda, çocuk için çok önemli olan laktoferrin ve bifidium faktör veya diğer adıyla bifidus faktörü bol bulunmaktadır. Bileşimi normalden farklıdır ve sarımsı renkte hafif tuzlu ve tatlıdır. Bileşiminde yüksek oranda protein ve bağışıklık kazandıran immünoglobulin ihtiva eder. Yüksek oranda serum proteini ihtiva ettiklerinden ve yüksek pH derecesinden dolayı kaynatıldıklarında pıhtılaşma göstermektedirler.

Anne sütünde laktofferin isimli bir madde, bağırsaklarda mikropların çoğalmasını önler ve vücut için gerekli olan demirin daha kolay emilmesini sağlar.

Anne sütünde; proteinler ve özellikle bioaktif proteinler, peptidler, amino asitler, karbonhidratlar, yağlar, mineraller ve antikorlar bulunur.

Aminoasitler, insan organizmasındaki bütün enzim ve bağışıklık faktörlerinin faaliyetlerini garanti etmekte, hücrelerin metabolizmasını çalıştırmakta, gelişmeyi, zihinsel güç ve zindeliği teşvik etmektedir.

Anne sütündeki özellikle proteinler annenin genom ürünleri olup bebeğin vücut gelişimini, anatomisini, fizyolojisini ve davranış profillerini etkilemektedir. Genom ise, herhangi bir canlının hücreleri içerisine yerleştirilmiş genetik programın tamamını ifade eder.

İki farklı bebeği emziren annenin, süt verdiği çocuklardaki genom uyarılarının aynı ve sütü verene biyolojik ve duygusal yönden benzer hale geldiği görülmektedir.

Anne sütünde çok sayıda biyolojik olarak aktif moleküller vardır. Bunların başında bebekte gen düzenlemelerini etkileyecek miRNA’lar, bunlara benzer yapılar ve antikorlar gelmektedir.

Antikorlar, bir antijen uyarısına cevap olarak hazırlanmış proteinlerdir. Bu proteinler globulin yapısındadır. Vücut savunmasında bağışıklık olaylarında görev aldıklarından “Bağışıklık globulini” veya “immun globin veya immunoglobolinler olarak adlandırılır. Bunlar “Ig” olarak gösterilirler. Bunlar vücudu yabancı, zararlı düşmana ve antijene karşı korurlar.

Antikorlar plazma hücreleri tarafından üretilirler. İnsanda beş çeşit immün globulin bulunur. Bunlar; IgG, IgA, IgM, IgD ve IgE’dir.

Özetleyecek olursak;

1. Anne sütü, interlökin, laktoferrin, lizozim ve yüksek IgA muhtevasına sahiptir.

2. Yeni doğanlar doğumdan önce plasenta yoluyla ve doğumdan sonra ise anne sütüyle aldıkları antikorlar vasıtasıyla kendi immün sistemleri gelişene kadar enfeksiyonlardan korunurlar.

Üç ana immünglobülinden (IgG, IgA, IgM) sadece IgG plasental bariyeri geçebilir. Bu da spesifik viral enfeksiyonlara karşı immüniteyi sağlar. Doğumda bebeğin IgG düzeyi anneninkine eşittir veya hafif yüksektir.

3. Anne sütünde immün hücreler de bol miktarda bulunmaktadır. Bunlar lökositlerdir (akyuvarlar). En fazla kolostrumda (ağızda) bulunmaktadır. Bunlar vücuda giren yabancı maddelerle ve mikroplarla savaşırlar. Bunlar bebeklerin bağırsaklarında fagosit gibi davranmaya devam ederler. Yani, hücrenin dış ortamındaki bir maddeyi içerisine alıp sindirirler.

İkinci sıklıkta makrofajlar bulunmaktadır. Makrofajlar doğuştan bağışıklık sisteminin bir bölümüdürler. Bunlar ölü hücrelerin, hücresel kalıntıların ve vücuttaki yabancı maddelerin yutulmasından sorumlu hücrelerdir.

4. İnsan sütünde bioaktif moleküllerden biri olan küçük non-coding RNA’lar olan miRNA vardır ve “mirna” diye adlandırılırlar. Bunlara yüklenen ana görev, post-transkripsiyonel seviyede gen ifadelerinin düzenlemesini sağlamaktır. İnsan sütü mirnalar açısından çok zengindir. Emzirmeden sonra bu mirnalar anneden bebeğe geçer. Bebekte birçok gelişimle ilgili genlerin düzenlenmesini sağlar.

Ayrıca son çalışmalarda microRNA’ların pluripotency ile ilgili genlerin düzenlenmesinde rol oynadığı bulunmuştur. Bunun önemi, somatik hücreleri yeniden programlayarak pluripotent kök hücrelere çevirebilmesidir. Dolayısıyla bebeklerin emzirilmesiyle kök hücre profilleri de değişebilmektedir.

Pluripotency veya pluripotentin manası ise, gelişen bir embriyonun erken safhalarında mevcut olan, canlıyı teşkil eden özelleşmiş bütün hücre tiplerine dönüşebilme kabiliyetindeki henüz farklılaşmamış hücreler için kullanılan bir tanımlamadır. Bu değişiklikler üç kademede cereyan etmektedir:

1. Bu birinci kademede RNA'nın 5' ucu, 3' ucuna çevrilerek 5' ucunu tanıyan ve RNA'yı parçalayan enzimlere karşı RNA korunmuş olur. 

2. İkinci kademede kırpma denen olayda DNA'dan RNA'ya aktarılan, fakat protein sentezinde bir işe yaramayan kısımlar, çeşitli enzimler aracılığı ile RNA'dan kesilip çıkarılır.

3. Poli-adenilasyon denen üçüncü kademede de RNA'nın 3' ucuna alanin tekrarlarından meydana gelen bir kuyruk takılır. Bu kuyruk hem 3' ucunu tanıyan ve RNA'yı parçalayan enzimlere karşı RNA'nın ömrünü uzatır, hem de protein sentezi sırasında sentezin sonuna gelindiğini haber verir.

Sonuç:

Bütün bu özet bilgiler ışığında şu söylenebilir:

Bir annenin kendi çocuğu yanında kan bağı olmayan başka bir çocuğu emzirmesi sonucunda sütündeki maddeler, o çocuğun genetik yapısının temelini teşkil eden DNA ve RNA’lar üzerinde doğrudan tesir meydana getirmektedir.

Bu değişiklikler iki kademede ifade edilebilir:

a. Annenin lökositleri kan bağı olan ve olmayan bebeklere geçmekte ve lökositlerin üzerinde anneye ait HLA’lar (doku tipi) bebekte de fonksiyon görmektedir.

b. Anneye ait microRNA’lar emzirilen bebeklerin aynı genleri üzerinde aynı düzenlemeleri yaparak duygusal ve anneyle ilgili genleri benzer şekilde etkilemekte, yani anne kimi emziriyorsa o kişiye karşı anne duygusu emzirilenlerde aynı olmaktadır.

Demek ki, anatomimiz yanında hislerimiz ve duygularımız da anne sütünde bulunan gen düzenleyicilerin etkisiyle meydana getirilmektedir.

İşte aynı anneden süt emen süt kardeşlerin genetik yapısı üzerinde sütün bu düzenleyici ve aynileştirici etkisini dikkate alan İslam dininin, süt kardeşleri arasında evlenme yasağını koyması hikmete, maslahata ve ilmî yaklaşıma uygundur ve tam yerindedir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun