Peygamberin evinden dağılın, ayeti evrensel mi?

Tarih: 11.05.2022 - 08:54 | Güncelleme:

Soru Detayı

"Ey iman edenler! Peygamberin evine size yemek için izin verilmediği vakit asla girmeyin, fakat çağrıldığınızda -erkenden gidip yemeğe hazırlanmasını beklemeksizin- girin, yemeğinizi yiyince hemen dağılın, söze dalıp oturmayın; bu davranışınız peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resûlullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır. " (Ahzab Suresi-53)
- Muhammed de herkes gibi bir fanidir?
- Bize bu ayet bugün ve yarın evrensel olarak ne gibi bir mesaj verebilir?
- Yoksa İslam’ın Tanrısı, peygamberinin özel hayatı için ayetler mi indirip durmuştur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Şanı yüce olan Allah’a “İslam Tanrısı” diyen bir kimsenin düşüncesi bizce bir değer ifade etmez. Çünkü inanmadığı bir konuda ahkam kesen kimsenin mantığı sürekli ters orantılı işler. Zira, ön yargı gözleri kör eder, kin ve nefret basiretin gözünü kör eder, inanmadığı bir şeyi çürütmeye çalışan kimsenin aklî melekesi dumura uğrar.

Mesela, kâinattaki varlıkları tefekkür eden iki kişiden biri Yaratıcıya inancı varsa, bunun bütün düşünceleri kale alınabilir. Çünkü en basit bir özetle diyebilir ki:

“Bir iğne ustasız olmaz, bir harf yazarsız olmaz, bir devlet reissiz olmaz, bir il valisiz olmaz hatta bir köy muhtarsız olmaz, olamaz…”

O hâlde bu harikalar harikası evrenin sahipsiz, ustasız, yazarsız, idaresiz ve iradesiz bir şekilde tesadüf eseri olarak meydana geldiğini söylemek aklen imkânsızdır.

Fakat bunların böyle olduğunu kabul etmeyen kimsenin “ontolojik, arkeolojik, biyolojik vs. olarak böyle bir tesadüf suretiyle veya cansız, şuursuz, aciz sebeplerin eliyle oluştuğunun” bir misalini göstermek zorundadır ve şimdiye kadar böyle bir misali veren olmadığı gibi, bundan böyle de öyle örümcek ağına düşmüş bir örnek vermesi de bin defa imkansızdır. Bu bir!

İkincisi: İlgili ayetin meali şöyledir:

“Ey iman edenler! Size izin verilmedikçe Peygamberin evlerine girip de yemeğin hazırlanmasını beklemeyin; fakat yemeye çağırıldığınızda girin; yemeğinizi yiyince de hemen dağılın, söze dalıp oturmayın. Bu davranışınız Peygamberi rahatsız ediyor, size söylemeye çekiniyor, oysa Allah hak olanı açıklamaktan çekinmez. Peygamber hanımlarından bir şey istediğinizde, onlar perde arkasında iken isteyin; bu sizin kalplerinizin de onların kalplerinin de temiz kalması için en uygunudur. Resulullah’ı üzmeye hakkınız yoktur, kendisinden sonra ebedî olarak eşleriyle de evlenemezsiniz, sizin bunu yapmanız Allah katında büyük bir günahtır.” (Ahzab, 33/53)

a) Burada mesele yemek yiyip yememek değildir. Mesele, gece-gündüz demeden Allah ile olan münacatı, meleklerle iletişim hâlinde olması, kulluk vazifesi, vahyin insanlara tebliğ ve tebyin görevi, ailesiyle ilgilenmesi gibi -tabir yerindeyse- başını kaşıyacak vakti olmayan bir Zat-ı Mübarek’in (asm) ulu orta rahatsız edilmemesi meselesidir.

b) Daha yeni Müslüman olmuş bazı bedevilerin, edep ve adaptan yoksun bir tavırla patavatsız bir şekilde, hem dünya hem ahiretin maddi-manevi reisi olan Hz. Muhammedin (asm) yanına girmeleri, ne zaman kapısını çalacakları ve ne zaman çıkacakları belli olmayan bir davranış sergilemeleri gibi bir davranış elbette uyarılmaya değerdir.

c) Bırakın bir cumhurbaşkanı, bir başbakanı, bir valiyi; herhangi bir kurumun müdürünün huzuruna çıkmak için bile önceden randevu alınmasının ne kadar önemli olduğu bilinmektedir.

Şimdi kâinat sultanı yüce Allah’ın elçisi olan Hz. Muhammed’den (asm) herhangi bir randevu / izin almadan sabah-öğle-akşam rastgele bir zamanda kapısını çalıp içeri girmek, üstelik, yemek zamanını kollamak, yemek yedikten sonra da (bir köy kahvesinde imişler gibi) canlarının istediği kadar o insanüstü meclis yerini -işgal edercesine- meşgul etmek, şüphesiz ikaz edilmeye muhtaç bir davranıştır.

d) Bütün bu edep dışı, patavatsız davranışlara rağmen, ev sahibi olan Hz. Peygamberin (asm) onları uyarmaktan hayâ etmesi, eşi benzeri olmayan bir edep zirvesidir.

Sırf bu edebi ders vermek için bizlere böyle canlı bir vakanın aktarılması, Kur'an’ın ilahi hikmet kaynağı olduğunu göstermesiyle beraber, bu adabın bütün asılarda da geçerli olduğunu göstermeye kafidir.

Bilindiği üzere, Hz. Peygamber Efendimiz (asm), konumu itibariyle özel ve sosyal hayatın bütün alanları temsil eder. Örneğin, baba, koca, devlet başkanı, hâkim, komutan, öğretmen, dost, arkadaş,.. gibi.

Bu açıdan bir konu Efendimizin (asm) hangi makamını temsil ediyorsa, o makamda olanlar onun o makamını örnek alırlar, diğer Müslümanlar da o makama göre ona değer verirler.

Örneğin, baba olarak yaptığı bir davranışı bütün babalar örnek alırlar, hâkim olarak verdiği hükümleri bütün hakimler ders alırlar, devlet başkanı olarak gösterdiği her hâli bütün devlet başkanları rehber edinirler, komutan olarak sergilediği durumları ise bütün komutanlar numune olarak kabul ederler.. Hakeza bu durum her mümin ve Müslüman için olabilir.

İşte, soruda geçen ayeti de bu temsil makamına göre değerlendirmek ve o makamlara sahip olanlar için de bu hükümlerin geçerli olduğu söylemek mümkündür.

Allah’ın kelamı ezelden gelir ebede gider, her zaman alınacak dersler ve ibretler gösterir; tabi anlamak isteyenlere.

"Andolsun ki, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü ümid eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için, Resûlullah'ta güzel bir örnek vardır." (Ahzab, 33/21)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun