Sevme seni sevmeyeni sözü doğru mu?
“Sev seni seveni, hak ile yeksan ise;
sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan ise.”
Bu söz nasıl anlaşılmalıdır? Bu söz, bizi sevmeyen bir kimseyi bizim de sevmememiz gerektiği anlamına mı gelir?
Değerli kardeşimiz,
“Sev seni seveni, hak ile yeksan ise;
sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan ise.” sözü, ilk bakışta “Beni sevmeyeni ben de sevmem.” şeklinde anlaşılabilir. Fakat bu sözü, İslam’ın sevgi, merhamet, isar, affetme ve kötülüğe iyilikle karşılık verme gibi yüksek ahlaki prensipleriyle birlikte değerlendirmek gerekir.
Burada öncelikle “sevgi”nin hangi anlamda kullanıldığını ayırt etmek önemlidir.
1. “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” hakikatiyle çelişir mi?
Esasen burada iki farklı sevgi türünden söz edilebilir.
Birincisi, bütün insanlara yönelik olan merhamet, şefkat ve insanlık sevgisidir. Bir insan bize kötülük etse bile onun Allah’ın yarattığı bir kul olduğunu unutmamak, ona zulmetmemek, hakkını gözetmek, mümkünse affetmek ve iyiliğini istemek bu sevginin gereğidir. Nitekim Kur’an, “Kötülüğü en güzel olanla sav.” buyurur. (Fussilet, 41/34)
İkincisi ise gönül yakınlığı, dostluk ve özel sevgidir. İnsan, kendisine değer vermeyen, sürekli inciten veya düşmanlık eden bir kimseyle özel bir gönül bağı kurmak zorunda değildir. Dolayısıyla “Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü” demek, herkesi aynı derecede dost edinmek veya herkese karşı aynı ölçüde duygusal yakınlık beslemek demek değildir.
Bu sebeple bizi sevmeyen bir kimseye karşı merhamet edebilir, iyilik yapabilir, hakkını koruyabilir ve onun için hayır dileyebiliriz; fakat onunla mutlaka yakın dostluk kurmamız gerekmez.
2. İsar hasleti ve kötülüğe iyilikle karşılık vermek
İsar, insanın kendisi ihtiyaç içinde bulunduğu hâlde başkasını kendisine tercih etmesidir. Kötülüğe iyilikle karşılık vermek de Kur’an’ın teşvik ettiği yüksek bir ahlak seviyesidir.
Ancak iyilik etmek ile kendisini sürekli olarak değersizleştirmek aynı şey değildir.
Bizi sevmeyen bir kimseye ihtiyaç hâlinde yardım etmek, onun hakkını gözetmek, bize yaptığı kötülüğü affetmeye çalışmak ve hatta ona iyilik yapmak güzel bir ahlaktır. Fakat onun sevgisini kazanmak için sürekli kendimizi ezmek, hakaret ve zulme razı olmak veya kendi üzerimizdeki bütün hakları terk etmek isar değildir.
İsar, insanın kendisine zulmetmesi anlamına gelmez.
Kur’an’ın “Allah’ın rızasını gözeterek yoksulu, yetimi ve esiri doyururlar.” (İnsan, 76/8) şeklinde övdüğü fedakârlık, Allah rızası için yapılan bir fedakârlıktır. Dolayısıyla iyilik yapmanın ölçüsü karşı tarafın bizi sevip sevmemesi değil, Allah’ın rızasıdır.
3. O hâlde bizi sevmeyeni sevmeyecek miyiz?
Burada “sevmek” kelimesini mutlaklaştırmamak gerekir.
Bizi sevmeyene karşı insanlık sevgimizi, merhametimizi ve iyilik duygumuzu kaybetmeyiz. Fakat onunla özel bir gönül bağı kurmak zorunda da değiliz.
Hatta bize kötülük yapan bir kimseye iyilik etmek, bazen onu sevmekten daha yüksek bir ahlak göstergesi olabilir. Çünkü insan, nefsine ağır geldiği hâlde Allah rızası için iyilik yapmaktadır.
Dolayısıyla “Beni sevmiyor, öyleyse ben de ona kötülük ederim.” demek İslam’ın ahlak anlayışına uygun değildir. Fakat “Beni sevmiyor, buna rağmen onu mutlaka hayatımın merkezine koymalı ve sürekli onun sevgisini kazanmaya çalışmalıyım.” demek de gerekli değildir.
4. Sözün asıl vermek istediği mesaj nedir?
“Sev seni seveni, hak ile yeksan ise” kısmı, seni seven kişi dünyada hiçbir makamı, malı ve itibarı olmasa, hatta perişan bir halde bulunsa bile onu sev ve değer ver demektir. Maddi durum ve makam karşısında vefayı öne çıkarmaktadır. Seni gerçekten seven, zor durumda bulunan bir insanı sırf fakir veya güçsüz olduğu için terk etme.
“Sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan ise” kısmı ise, sırf makamı, serveti, gücü veya itibarı sebebiyle sana değer vermeyen bir kimsenin peşinden gitme anlamında anlaşılabilir.
Bu bakımdan sözün maksadı “Seni sevmeyenden nefret et.” değildir. Daha ziyade “Seni sevmeyenin makamı ve dünyalık itibarı seni onun karşısında küçülmeye ve sevgisini kazanmak için kendini değersizleştirmeye sevk etmesin.” demektir.
5. Kibir ile onur arasındaki fark
Burada önemli bir ayrım vardır. “Beni sevmiyor, ben de onu küçümserim.” demek kibirdir.
“Beni sevmiyor diye ona düşmanlık etmiyorum; hakkını gözetiyor, gerektiğinde iyilik yapıyorum. Fakat beni sürekli inciten bir kimsenin sevgisini kazanmak için kendimi tüketmek zorunda da değilim.” demek ise onurlu ve dengeli bir davranıştır.
İslam, insanın hem başkalarına karşı merhametli olmasını hem de kendisine zulmetmemesini ister.
Nitekim Kur’an, “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu, takvaya daha yakındır.” buyurur. (Mâide, 5/8)
Buna göre kişi kendisini sevmeyen hatta kendisine düşmanlık eden bir kimseye karşı bile adaleti terk etmez.
6. Gelmeyen gitmek, güzel ilişkilerde bulunmak
Dinimizde esas olan, insanlar arasındaki güzel ilişkileri mümkün olduğunca devam ettirmek, adaletli olmak ve bize karşılık vermeyene dahi iyilik yapmaktır. Nitekim Hz. Peygamber (asm) Efendimiz, “Sana gelmeyene sen git, sana kötülük edeni affet, sana kötülük yapana iyilik et ve kendi aleyhine bile olsa hakkı söyle.” buyurulmuştur. (İbnü’l-A‘râbî, Mucem, no: 1507; Keşfü’l-Hafa, 2/32)
Bu durumda “Sevme seni sevmeyeni, Mısır’a sultan ise.” sözünü, “Bizi sevmeyeni biz de sevmeyelim, ona iyilik etmeyelim veya onunla ilişkimizi keselim.” şeklinde anlamak doğru değildir.
Bu söz, özel gönül bağı ve dostluk bakımından anlaşılmalıdır. Yani insan, kendisini seven ve değer veren kimselere, onların makamına ve maddî durumuna bakmaksızın vefa göstermelidir. Fakat bizi sevmeyen bir kimseye karşı da dinimizin emrettiği adalet, merhamet ve iyilikten vazgeçmemeliyiz.
Dolayısıyla “sevmemek”, burada nefret etmek veya kötülük etmek değil; özel dostluk ve gönül yakınlığını zorunlu görmemek anlamında anlaşılmalıdır. Bizi sevmeyene de iyilik eder, hakkını gözetir, gerekirse affeder ve ilişkiyi sürdürürüz; fakat onu mutlaka yakın dost edinmek zorunda değiliz.
Sonuç olarak bu sözü, “Seni sevmeyeni sen de sevme, ona iyilik yapma.” şeklinde anlamak doğru değildir. Böyle bir anlam; kötülüğe iyilikle karşılık vermek, affetmek, isar etmek, akrabalık ve dostluk bağlarını sürdürmek ve bütün mahlûkata merhamet etmek gibi İslam’ın yüksek ahlak prensipleriyle bağdaşmaz.
Özetle:
Bizi sevmeyenden nefret etmeyiz, ona zulmetmeyiz, hakkını inkâr etmeyiz ve Allah rızası için gerektiğinde ona iyilik de ederiz. Ancak bizi sevmeyen ve değer vermeyen bir kimsenin makamı, serveti veya itibarı ne kadar yüksek olursa olsun, onun sevgisini kazanmak için kendimizi değersizleştirmeyiz. Özel dostluk ve gönül yakınlığımızı ise bizi seven, değer veren ve hayırlı kimselere yöneltiriz.
Dolayısıyla söz, “bizi sevmeyeni sevmeyelim” anlamında değil; “bizi sevmiyor diye onun sevgisinin peşinden koşmayalım ve özel gönül bağımızı karşılıklı sevgi ve vefa bulunan kimselere yöneltelim” anlamında değerlendirilmelidir. Zira İslam’ın ölçüsü, bize gelmeyene gitmek, bize kötülük edene iyilik etmek ve bize zulmedeni affedebilmektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Kötülük yapan insanlara iyilikte bulunmanın fazileti nedir?
- Sakat olarak doğan bebeğe dokunan kötülük kimdendir?
- Ahlâkî Örnek Olarak Hz. Peygamber (S.A.S.)
- Allah ve Elçisi eşit mi sevilir?
- Muhabbet duası diye bir şey var mı?
- EHLİ TARİKATIN BİR KISMI DİYOR Kİ: KUR`AN VE SÜNNET TARİKATTAN SÖZ ETMİYOR. ÇÜNKÜ O GİZLİCE HAZRET-İ EBUBEKİR, ALİ VE SELMAN-I FARİSİ`YE TEVDİ EDİLMİŞTİR. BU SÖZÜN ESASI VAR MIDIR?
- Sahabede Peygamber sevgisi
- Ensarı seveni Allah da sever mi?
- Allahı inkar edene saygı gösterilir mi? Kafir olan anne babayla dost olmak caiz midir?
- “Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan Allah da senin mutluluk ışığını söndürür.” anlamında bir hadis var mıdır? Baba sevgisinin ölçüleri nelerdir?