Peygamberimiz doyasıya yemek yemedi mi?
- Peygamber Efendimizin (asm) ve ailesini yemekleri konusunda internette bazı hadisler okumuştum. Bu konuyla ilgili bilgi verebilir misiniz?
Değerli kardeşimiz,
Ebu Saîd el-Makbürî’nin Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet ettiğine göre;
وعن أبي سعيدٍ المقْبُريِّ عَنْ أبي هُرَيرةَ رضي اللَّه عنه . أَنه مَرَّ بِقَوم بَيْنَ أَيْدِيهمْ شَاةٌ مَصْلِيةٌ . فَدَعَوْهُ فَأَبى أَنْ يَأْكُلَ ، وقال :
خَرج رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم من الدنيا ولمْ يشْبعْ مِنْ خُبْزِ الشَّعِيرِ
Ebû Hüreyre (ra), önlerinde kızartılmış koyun bulunan bir topluluğa rastladı. Topluluk kendisini davet etti; fakat o yemek istemedi ve:
Resûlullah (asm), arpa ekmeğine bile doymadan dünyadan çıkıp gitti, dedi. (Buhârî, Et’ıme 23)
Sahâbe-i kirâm, Peygamber Efendimize (asm) uyma, onu takip etme hususunda çok gayretli idi. Burada Ebû Hüreyre’nin kızartılmış eti yememesi, onu yemek câiz olmadığı için değil, Resûlullah’ın karnını arpa ekmeğiyle bile doyurmamış olduğunu hatırlamaktan kaynaklanan bir davranıştır.
Böyle rivayetlere bakarak, Resûl-i Ekrem (asm)’in karnını hiçbir zaman doyurmadığı gibi bir kanaata varmak da yanlıştır. Çünkü gerek Peygamberimiz, gerek ashap zaman zaman karınlarını doyururlardı. Ama onlar genelde az yerler, lüks ve israftan uzak kalırlardı.
Başka bir rivayette Hz. Enes (ra) şöyle dedi:
: لمْ يأْكُل النَّبِيُّ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم على خِوَانٍ حَتَّى مَات ، وَمَا أَكَلَ خُبزاً مرَقَّقاً حَتَّى مَاتَ
وفي روايةٍ له :
وَلا رَأَى شَاةَ سَمِيطاً بِعَيْنِهِ قطُّ
Nebî (asm) vefâtına kadar kibir sofrası üzerinde yemek yemedi. Yine o, vefât edinceye kadar katıksız undan yapılmış ekmek de yemedi.
Buhârî’nin bir rivayeti şöyledir:
Hz. Peygamber (asm), kızartılmış bir koyunu gözüyle hiç görmedi. (Buhârî, Et’ıme 8, Rikak 16).
Hadiste anılan ve Peygamber Efendimizin (asm) üzerinde vefat edinceye kadar yemek yemediği sofra, kibirli ve zorba kimselerin kullandığı ve kendilerini başka insanlardan üstün görüp göstermelerinin vasıtası olan sofradır. Bu çeşit sofrayı kullananlar, o günkü lüks ve israfın, şımarıklık ve kibirliliğin temsilcisi olan kimselerdi.
Esasen hadiste sofra anlamında kullanılan “hivân” kelimesi Arapça olmayıp, bu dile Farsça’dan girmiş bir kelimedir. O günün İran devleti, Bizans ile birlikte iki süper güçten biri idi. Bu çeşit lüks ve israf, kibirlilik ve gösteriş merakı, onlar arasında yaygındı. Bu sebeple Peygamberimizin (asm) böyle bir sofrada oturması ve onlara benzemesi söz konusu olamazdı. Çünkü Efendimiz, özellikle müstekbirleri ve kâfirleri taklitten son derece sakınır, ashâbının ve ümmetinin de bunlardan sakınmasını isterdi.
Hz. Peygamber (asm)’in halis, katıksız undan yapılmış ekmek yememiş ve kızartılmış koyunu mübârek gözleriyle görmemiş olması, bunların yenilmesinin yasaklığından değildir. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, Peygamber Efendimiz’in mütevâzı bir hayatı tercih etmesi, fakir bir toplumun içinde onların şartlarında yaşama inancı ve buna paralel bir hayat tarzını benimseyip uygulamasından kaynaklanmaktadır.
Bir başka rivayet de Numan b. Beşir (ra)'den:
: لقد رَأَيْتُ نَبِيَّكُمْ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم وما يَجِدُ مِنْ الدَّقَلِ ما يَمْلأُ به بَطْنَهُ
Ben, Peygamberiniz (asm)’in karnını doyuracak âdi hurma bile bulamadığını gördüm. (Müslim, Zühd 34, 36).
Sahâbe-i kirâmın, Peygamberimiz (asm)’den sonra yaşayanları pek çok dünyalık nimetlere ve zenginliklere kavuştular. Fakat onlar, geçmişlerini unutmayıp, Efendimiz zamanındaki durumlarını hatırlayarak kendilerinden sonraki nesillere hem Peygamberimiz’in hem de kendilerinin daha önceki hallerini anlattılar. Bu durum, Müslümanların meşru olan dünyalık nimetlerden faydalanmadığı veya bunu câiz görmedikleri anlamına gelmez. Fakat dünyaya ve dünyalığa aşırı derecede bağlanıp kalmamaları yönünde onlara bir uyarı niteliği taşır. Bu uyarılarda bulunurken, onların kendilerine örnek ve rehber edineceği kişinin Resûl-i Ekrem (asm) olması kaçınılmaz bir zaruretti. Çünkü ashâb, Allah Teâlâ’nın hoşnutluğuna kavuşmanın peygamberine uymakla mümkün olacağını çok iyi bilmekteydi.
Müslim’in bir rivayetinde, Numân b. Beşîr (ra)’in sözünün başında, buraya alınmamış olan şu ilave bulunmaktadır: “Siz dilediğiniz kadar yiyecek ve içecek içinde değil misiniz?”. Bu, varlık içindeki insanlara bir uyarı, bir dikkat çekmedir. Çünkü bu ek cümle, ashâbın ve Müslümanların belli bir dönem sonunda istedikleri her şeye kavuştuklarını gösterir. İşte bu haldeki insanlara yakışan hem geçmişteki fakir ve yoksulluk günlerini hem de bu nimetlere sahip olmayan kardeşlerini unutmamak olmalıdır.
Özet olarak:
- Sahâbe-i kirâm, Peygamberimize (asm) uyma hususunda çok hassas idiler.
- Hz. Peygamber (asm) ve ashâbı karınlarını doyurduklarında bile az yerlerdi.
- Hz. Peygamber (asm), hayatı boyunca mütevâzı olmaya özen göstermiş, kibir alâmeti sayılan davranışlardan uzak durmuştur.
- Peygamberimiz, lüks ve israftan sakınmış, zühde yönelik bir hayatı tercih etmiştir.
- Resûl-i Ekrem (asm) Efendimiz açlığı tokluğa, az yemeyi çok yiyip karnını tıka basa doyurmaya daima tercih etmiştir.
- Hz. Peygamber (asm), hayatın her çeşit sıkıntısını yaşamış ve bunlara göğüs germiştir.
- Hz. Peygamber (asm)’in yaşadığı hayatın her safhasından alınacak dersler vardır.
(bk. Riyazü’s-Sâlihîn Tercüme ve Şerhi, Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, Erkam Yay., H. No: 494-496)
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet