Dini buhrandayım, namaz ve dua artık anlamsız geliyor, neden?
Dini buhrandayım, çok sabrettim ama dualarım gerçekleşmedi. Namaz ve dua artık anlamsız geliyor, içim öfkeyle doluyor. Çok kırgınım, ne yapmalıyım? şu aralar dini bir buhrandan geçiyorum. Kötüyü çağırmak istemiyorum ama Allah daha bana istediğim tek bir şeyi bile nasip etmiş değil. Eskiden o kadar severek namaz kılar, dua ederdim ki... Bunu Allah rızası için yapardım gerçekten ve rabbimi sevip şükretmeyi sevdiğim için yapardım. Ama zaman geçtikçe emek verdiğim şeylerin karşılığını alamamak beni çok yordu, çok sabrettim ama artık isyana düşüyorum; bugün tövbe haşa dayanamayıp senden nefret ediyorum dedim ama canım çok acıyor ve sabrım tükeniyor, dayanamıyorum. Namaz kılmak, dua etmek bana enayi gibi hissettiriyor artık. İçim kinle doluyor engel olamıyorum. Onca kuluna onca şey nasip ettin sen ol desen imkansız bile olur ama neden bana hiçbir şey nasip etmiyorsun, işimi bana kolaylaştırmıyorsun deyip duruyorum kafamın içinde, ne yapmalıyım?
Değerli kardeşimiz,
Yaşadığınız şey, sandığınızdan daha yaygın ve birçok insanın mustarip olduğu bir durum. Özellikle uzun süre dua etmiş, sabretmiş, mücadele etmiş ve buna rağmen istediği şeyi dünya hayatında elde edememiş insanlar, bazen Allah'a karşı öfke, kırgınlık ve uzaklık hissedebilirler.
1. Bu Duyguları Yaşadığınız İçin Kâfir, İmansız Veya Münafık Olmazsınız.
Öncelikle şunu söylemek isteriz: Sırf bu duyguları yaşadığınız için kâfir, imansız veya münafık olmazsınız. Çünkü siz şu anda Allah'ın varlığını inkâr etmiyorsunuz. Tam tersine, Allah'ın var olduğuna inanıyor ve O'na bunun hikmetini soruyorsunuz. Bu durum, aslında imanın tamamen kaybolduğunu değil, derin bir çelişki ile mücadele edildiğini gösterir.
2. Bu duygular, Dayanma Gücünün Sonuna Geldiğinizi Gösterir
Kendinizi kesinlikle "kötü mümin", "isyankâr", "münafık" diye etiketlemeyin. Çünkü acı çeken bir insanın söylediği bazı sözler, inancının sonu değil; dayanma gücünün sınırına geldiğinin işareti olabilir.
Siz şu an imansızlıktan çok, derin bir kırgınlık ve tükenmişlik yaşıyor gibisiniz. Bu yüzden önce yarayı anlamaya çalışın; kendinizi hemen mahkûm etmeyin.
Özellikle "Canım çok acıyor." cümlesinde nefret eden birinin değil, kırılan birisinin iç sesini duyuyoruz. Bir insan sevmediği birine kırılmaz. Kırgınlık, değer verilen bir ilişki içinde ortaya çıkar.
Çünkü bazen insanın öfkesi tek bir gerçekleşmeyen duaya değil, yıllarca biriken yorgunluğuna yönelik de olabilir.
3. Allah İle İletişim, Bazen Anne-Baba İle Olan İletişimden Etkilenebilir
Sizin asıl meseleniz dini değil, duygusal da olabilir. Çünkü anlattığınız şeyin özü şu: "Allah'a inanıyorum ama kendimi terk edilmiş hissediyorum."
Bu çok farklı bir şeydir. Bazen insanın Allah ile iletişimi çocukluğunda anne-babasıyla kurduğu ilişkilere de benzer şekilde etkilenebilir. Çocukluğunda anne-babasından bir şey talep eden kişi, istediklerini alamayınca nasıl onlara kırılırsa, ileride Allah’tan da dua ile istediklerini alamayan kişi kalbinde kırıklık hissedebilir. Bu, anne-babayı inkar etmek değil, çok güvendiği ve sevdiği kişiye karşı duyulan duygusal bir kırgınlıktır ve çaresizliktir. Çünkü insanda çok bekleyip alamayınca şu duygu oluşur: "Ben elimden geleni yaptım. Peki bana neden yardım edilmiyor?" Bu soru isyan gibi görünse de çoğu zaman altında çaresizlik vardır.
4. Dua Bir İbadettir Sonucu Uhrevidir- Ahirete Yöneliktir
Tüm bunların yanında, “dua ibadetine yeniden bakmak gerekir.” Dua sadece dünyevi isteklerin iletildiği bir araç değil, insanın acizliğini ve Allah'a olan muhtaçlığını ilan ettiği manevi bir kulluktur.
Kul dua ederek kendi acizliğini, güçsüzlüğünü ve mutlak ihtiyacını (fakrını) yaratıcının sonsuz kudretine sunmuş olur. Bu boyun eğiş bizzat duanın özüdür ve karşılığı dünya nimetleri değil, ahiret erzakıdır.
Bu sebeple bütün peygamberler başta olmak üzere müminler, karşılaştıkları sıkıntılar karşısında —dünyada hemen karşılığı görülse de görülmese de— dua etmeye devam etmişlerdir. Çünkü dua, yalnızca bir isteğin gerçekleşmesi için değil, aynı zamanda kulun Rabbine yönelişi ve teslimiyetinin bir ifadesidir.
Nitekim bazı peygamberlerin duaları da hikmet gereği hemen kabul edilmiş gibi görünmemiş, belirli bir süreye yayılmıştır. Bu durum duanın reddedildiği anlamına gelmez; aksine Allah’ın her şeyi kendi hikmetiyle en uygun vakitte ve en uygun şekilde neticelendirdiğini gösterir.
Örneğin Hz. Yakub (a.s.), uzun yıllar boyunca oğlu Hz. Yusuf’tan ayrı kalmış ve büyük bir sabır imtihanından geçmiştir. Hz. Eyyûb (a.s.) ise ağır hastalıklarla sınanmış, buna rağmen sabrını ve duasını terk etmemiştir. Sonunda her iki peygamber de Allah’ın rahmetiyle yeniden ferahlığa ve nimete kavuşmuştur.
Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin bile zaman zaman ağır imtihanlardan geçtiği, sabır ve tevekkül içinde bu süreçleri aşmaya çalıştıkları açıkça görülmektedir. Bu da müminler için önemli bir ders niteliğindedir: Dua her zaman aynı şekilde “istediğini birebir görmek” anlamına gelmez; bazen gecikir, bazen daha hayırlısıyla karşılık bulur, bazen de kişinin günahlarının affına veya derecesinin yükselmesine vesile olur.
Yani dua, sadece “istenen şeyin verilmesi” değildir; bazen onun yerine daha hayırlısı verilir, bazen bela uzaklaştırılır, bazen de ahirette karşılığı saklanır. Mümin bunların her birini Allah’ın rahmetinin farklı tecellileri olarak görür.
Sonuç olarak dua, sadece netice odaklı bir talep değil; kulun kulluğunu yaşadığı, Rabbine yöneldiği ve her hâlükârda O’nun takdirine razı olduğu bir ibadettir. Bu sebeple dua, her şartta devam eder; kabulün şekli ise Allah’ın hikmetine bırakılır.
5. İbadet, Allah İle Yapılan Ticaret Değil
Dinimizde ibadet, Allah ile yapılan bir ticaret olarak değil; kulluğun ve yakınlığın ifadesi ve gereği olarak görülür. Gelecek menfaatler için değil, geçmişte alınan nimetlerin karşılığı olarak yapılır.
Dua gibi, namaz kılmak da oruç tutmak da bir ibadettir ve Allah rızası için yapılır. İbadetlerdeki niyetinizi tekrar hatırlayın ve Allah’ın rızası doğrultusunda beklentiler dışında beklentiye girmeyin.
Böyle düşünmek belki kısa zamanda acınızı ortadan kaldırmaz. Ama yaşadığınız hayal kırıklığını anlamlandırmaya yardımcı olabilir.
6. Dua Ederken Gerçekçi Olun
Şu dönemde kendinizi zorlayarak, gerçekçi olmayan duaları yapmayın. Çünkü duanın kabul şartlarından birisi de hayatın gerçeklerine uygun olmasıdır. Örneğin “Allahım beni çok zengin yap, yakışıklı veya güzel yap gibi.”
Dünya hikmet dünyasıdır, mucizeler dünyası değil, hayatın gerçekleri ne ise o doğrultuda devam eder. Beden yapısı değişmez, insan kısa zamanda öyle zengin olamaz, bunun için çalışmak ve beklemek gerekir.
Bundan dolayı, duaya devam edin, ama gerçekleşmesi mümkün olan dualar yapın ve bunların gerçekleşmesi için de maddi-manevi ne gerekiyorsa onları da güzelce yerine getirmeye çalışın.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Neden hep benim başıma geliyor?
- Allah’ın bunca acı, azap çektirmesi neden?
- Ya beni öldür ya da beni zengin et, diye dua etmek caiz mi?
- Dar zamanda dua, rahat zamanda duaya mı bağlı?
- Babası iftira atan kız ne yapsın?
- Sözlü dua, fiilî dua dengesi nasıl olmalı?
- Sıkıntı hissinin sebebi nedir?
- Yalnızlık kötüyse, kadın evde ne yapsın?
- Fiilî dua kavramı nereden çıkmıştır?
- Neden sürekli içsel buhrana uğruyorum?