Dar zamanda dua, rahat zamanda duaya mı bağlı?
Bir hadisin olup olmadığını öğrenmek istiyorum? “Dar zamanda duasının kabul olmasını isteyen geniş ve rahat zamanlarında çokça dua etsin.” Böyle bir hadis var mı?
Değerli kardeşimiz,
Evet bu anlamda bir hadis-i şerif vardır.
Ancak bu hadis "rahat zamanda dua etmeyen, sıkıntıda dua etmesin" demiyor. Kim sıkıntı anında duasının kabulünü istiyorsa, rahat zamanlarında da Allah'ı anmalı ve dua etmelidir. Çünkü rahat zamanda yapılan dua, kulun Allah ile bağını güçlendirir ve sıkıntı anındaki duanın kabulüne vesile olur. Yani hadis bir yasak değil, bir teşviktir.
Herkes sıkıntıda dua edebilir; ancak müminin özelliği, Allah'ı sadece zor günlerde değil, rahat günlerde de unutmamasıdır.
Soruda geçen hadiis-i şerif şöyledir:
مَنْ سَرَّهُ أَنْ يَسْتَجِيبَ اللَّهُ لَهُ عِنْدَ الشَّدَائِدِ وَالْكُرَبِ فَلْيُكْثِرِ الدُّعَاءَ فِي الرَّخَاءِ
“Sıkıntılı ve ızdıraplı anlarda duasının Allah tarafından kabul edilmesi her kimi sevindirirse bolluk ve rahat zamanlarında duasını çoğaltsın.” (Tirmizî, Deavat, 9)
Tirmizi: “Bu hadis gariptir.” demiştir. (Tirmizi, a.y.)
Bu hadis-i şerif, Peygamber Efendimizin (asm) az sözle çok mana ifade eden hikmetli beyanlarından biridir. İnsan ile Rabbi arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğini son derece veciz bir şekilde ortaya koymaktadır.
Hadiste geçen “rahatlık ve bolluk zamanı” ifadesi, sadece maddi zenginliği kastetmez. Burada kastedilen; insanın sağlık, afiyet, huzur, emniyet ve boş vakit içerisinde bulunduğu dönemlerdir. Yani kişi herhangi bir musibetle karşılaşmamışken, hastalıkla mücadele etmiyorken, işleri yolunda giderken ve hayat normal akışında devam ederken de Rabbine yönelmeli, dua etmeli ve O'nu zikretmelidir.
Peygamber Efendimiz (asm), bu hadisinde mümine önemli bir hayat prensibi öğretmektedir: Eğer kişi, başına bir musibet geldiğinde, sıkıntı ve kederle karşılaştığında Allah'ın duasını kabul etmesini arzu ediyorsa, bunu sadece zor zamanlarda dua ederek değil; rahat zamanlarında da dua hayatını canlı tutarak gerçekleştirmelidir. Çünkü dua, yalnızca ihtiyaç anlarında başvurulan bir yardım çağrısı değil, kulun Rabbiyle kurduğu sürekli bir bağdır.
İnsanların bir kısmı, ancak sıkıntıya düştüklerinde Allah'a yönelirler. Hastalık, maddi zorluk, korku veya çaresizlik onları duaya sevk eder. Fakat müminin hali böyle olmamalıdır. O, nimet zamanlarında da Rabbini unutmaz. Sağlığını, huzurunu ve sahip olduğu nimetleri Allah'ın bir lütfu olarak görür; şükür ve dua ile bu nimetlerin devamını ister. Böylece Allah ile olan bağı yalnızca kriz anlarında değil, hayatın her döneminde güçlü kalır.
Hadisi açıklayan alimler, dua etmeyi önceden yapılan bir hazırlığa benzetmişlerdir. Nasıl ki bir okçu, oku atmadan önce onu hazırlar, düzeltir ve gerekli hazırlıkları yaparsa; mümin de zorluklar gelmeden önce manevi hazırlığını yapar. Dua, zikrullah ve ibadetle kalbini güçlendirir. Bu nedenle hadis, aynı zamanda "bela gelmeden önce ona hazırlanmak" prensibini de öğretmektedir. Mümin, sadece musibet geldiğinde değil, musibet gelmeden önce de Rabbine yönelir.
Bu durum, kulun Allah'a olan samimiyetinin de bir göstergesidir. Çünkü rahat zamanlarında dua eden kimse, Allah'ı sadece ihtiyaçlarını karşılayan bir merci olarak görmediğini ortaya koymuş olur. O, Rabbini her hâlinde anar, O'na sığınır ve O'na güvenir. Böyle bir kulun sıkıntı anındaki duası da daha içten ve daha samimi olur.
Hadisten çıkarılan önemli derslerden biri de şudur:
Allah'ın koyduğu sünnetlerden biri, amelin cinsinden karşılık vermektir. Kul, rahat zamanlarında Allah'a yönelir, O'nu zikreder ve dua ile kapısını çalarsa, Allah Teâlâ da onun sıkıntı anlarında yardımını ve lütfunu esirgemez. Bu sebeple bazı âlimler, bu hadisi "karşılığın amelin cinsinden olması" ilkesinin güzel örneklerinden biri olarak değerlendirmişlerdir.
Dua aynı zamanda başlı başına büyük bir ibadettir.
İnsan yalnızca bir şey istemek için değil, kulluğunu ifade etmek için de dua eder. Dua eden kimse, kendi acziyetini ve Allah'ın sonsuz kudretini kabul etmiş olur. Bu yönüyle dua, kalbi Allah'a bağlayan en güçlü ibadetlerden biridir. Nitekim Peygamber Efendimiz (asm) başka bir hadisinde duanın ibadetin özü olduğunu bildirmiştir. (Tirmizi, Daavat, 1)
Müminin rahat zamanlarında yapacağı dualar sadece kendisiyle de sınırlı değildir. Sahip olduğu nimetlere şükretmek, bu nimetlerin devamını istemek, nimetlerin elden gitmesinden Allah'a sığınmak, ailesi ve bütün müminler için dua etmek de bu kapsamda değerlendirilir. Özellikle gıyabında bir mümin kardeşi için yapılan duanın kabul edileceğine dair müjdeler, dua ufkumuzu daha da genişletmektedir.
Sonuç olarak bu hadis, bizlere dua hayatımızı sadece sıkıntı zamanlarına hapsetmememiz gerektiğini öğretmektedir. Gerçek mümin, darlıkta da bollukta da, sağlıkta da hastalıkta da, sevinçte de hüzünde de Rabbine yönelmeye devam eden kimsedir. Çünkü dua, sadece zor günlerin ilacı değil; aynı zamanda o zor günler gelmeden önce yapılan en değerli manevi hazırlıktır.
Rahat zamanlarında Allah'ın kapısını çalmayı alışkanlık hâline getirenler, sıkıntı günlerinde de o kapının kendilerine açık olduğunu görürler.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- 3 defa okuyana Kadir Gecesi sevabı verilir mi?
- Her halimize hamdolsun sözü hadis mi?
- Allah’ın bunca acı, azap çektirmesi neden?
- Hazineden daha değerli dua ne demek?
- 625 defa Besmeleyi yazmanın faydası ne?
- Zor bir işle karşılaşınca okunacak dua var mı?
- Duası kabul olmayanın okuyacağı dua mı var?
- NİMET
- Allah neden çaresiz kuluna yardım etmez?
- DUA