Bilim tarihindeki yanlışlar nelerdir?
Değerli kardeşimiz,
BİLİM TARİHİ YANLIŞ SERÜVENLERLE DOLUDUR
İnsanoğlu yaratılışından bu yana kendisine verilen merak sebebiyle tabiatta meydana gelen pek çok olayı araştırmak istemiştir. Merakını giderme ile başlayan serüven zamanla bilime, kanuna ve teknolojiye dönüşmüştür. Bir kısım gayretler ise sadece düşünce safhasında kalmış, yalanlanmış, sadece bilim tarihinin geçmişini anlatan bir malûmat olmuştur. Ancak bu gayretlerin hepsi doğrudan ya da dolaylı olarak yeni bilimlerin doğmasına veya mevcut bilimin gelişmesine katkı sağlamıştır.
|
İnsanoğlunun en çok merak ettiği konu; canlılık olayı nasıl bir şeydir? Ben neyim ve kimim? Nasıl oldum? Bundan sonra ne olacağım? Neden bu olaylar böyle oluyor, benden istediği nedir? Ben bu olaylar karşısında ne yapmalıyım? Gibi sorulardır.
Hırvatistan’ın Dubrovnik kentinde bulunan önemli bir anıt vardır. Bu anıt insanoğlunun atasının keçiden türediğini anlatmaktadır. Bir kısım bilim adamı insanın atasının maymundan, bir kısmı tarla faresinden, bir kısmı ayıdan, kurttan… meydana geldiğini düşünmüştür. Bir kısmı ise, canlılığın bir tesadüf eseri olarak elementlerden veya bileşiklerden rastgele birden veya uzun zaman içinde meydana geldiğini ileri sürmüştür.
İnsan beyninin görevi düşünmek ve merak ettiği konuları cevaplamaktır. Doğ-ruyu ararken yanlış yapma ihtimali, bilim insanlarının sıkca karşılaşabileceği bir durumdur. Doğru fikirler gibi, yanlış fikirler de bilimin gelişmesine yardımcı olmuştur. Bu durum sadece biyolojide değil, tüm bilim dallarının gelişmesinde görülmektedir. Bilim tarihi yanlış serüvenlerle doludur.
Darwin’in Evrim Görüşü Ortaya Çıkarken Tereddütlü Çıkmıştır
Darwin’in evrim görüşü ortaya çıkarken tereddütlü çıkmış, fikir bazında birçok değişikliğe uğramış, ana fikri ispatlanamamıştır. Ancak görüşten de bir türlü vaz geçilememiştir.
Hayatın mücadele olduğu; doğal seleksiyon; kullanılan organların geliştiği, kullanılmayan organların körleştiği görüşleri bilimin kuralları ile ispatlanamamıştır. Bu görüş fen bilimlerinin özelliği gereği her yerde herkes tarafından denenip benzer sonuçlara ulaşılabilir olmamıştır.
|
‘Türlerin orjini’ fikri, tür tanımının revizyona uğraması ile kökünden sarsılmıştır. Bilimde çok sayıda hipotez, teori hatta kanunların yanlışlığı ortaya konulduğunda bilim insanları arasında ciddi bir ayrılık olmazken, evrim görüşünün niçin bu kadar önemsendiği ve bilim insanlarını gruplaştırdığı ayrıca tartışılması gereken bir konudur.
|
Evrim görüşünün temelini oluşturan gözlemlerin yetersizliği, yanlış yorumlamalar ve o dönemin bilimsel düzeyindeki yetersizlikler teorinin kusurlu olarak doğmasına sebep olmuştur.
Görüşün temelinde Hıristiyanlık inancına karşı çıkmak vardır. İlk başlarda Alfred Russell Wallace gibi “Doğal seçilim” fikrini benimsemiş, sonradan vazgeçmiş araştırıcılar yanında Thomas Henry, Huxley gibi evrim fikrine şid-b detle karşı çıkanlar da olmuştur. Yaklaşık 160 yıl öncesi doğan bu görüş ispatlanamadığı ve yerine de başka bir görüş konulamadığı için hala tartışılmaktadır.
Bu teori Müslüman toplumlarda ciddiye alınmamıştır.
Evrim Teorisi, canlıları sadece maddî bir varlık olarak ele almıştır. Oluşma mekanizmasını tesadüfe; yaşama kabiliyetini mücadeleye ve seçilime bağlamıştır. Bu sebeple hayatın doğuşunu, amacını ve canlıları doğru tanımlayamamıştır.
Avrupa’da bu teori üzerine kurulmuş olan sınıflandırma sistemleri giderek zayıflamış, yerini büyük ölçüde alfabetik sisteme ya da moleküler genetik çalışmalarına bırakmıştır.
Merak İlmin Hocasıdır.
İnsanoğlu kendisine verilen merak sebebiyle tabiatta meydana gelen pek çok olayı araştırmak istemiştir. Bir kısım gayretler ise, sadece düşünce safhasında kalmış, yalanlanmış, sadece bilim tarihinin geçmişini anlatan bir malumat olmuştur. Ancak bu gayretler boşa gitmemiş, yeni bilimlerin doğmasına veya mevcut bilimin gelişme-sine katkı sağlamıştır.
KÂİNATTA HER BİR VARLIĞIN BELİRLİ BİR PROGRAMA GÖRE TANZİM EDİLDİĞİ GÖRÜLÜR
Bir eserin veya sanatın kıymeti onun programından doğan bir ruhtur. Bu programın mükemmelliği eserin ya da sanatın farkını ortaya koyar. Kâinata bakıldığında en küçük zerreden yıldız ve galaksilere kadar her bir varlığın belirli bir programa göre tanzim edildiği görülür.
|
|
İnsanoğlunun programı ise, bu programları anlamak ve yorumlamak üzerine kurulmuştur. Bu sebeple atomdan kürelere kadar tüm varlıkların programını anlamanın metodu ilimle meşgul olmaktır. İlmin görevi ise, varlıklarla programları arasındaki münasebeti ortaya çıkarmaktır.
Canlıların temel yapısı hücredir. Her hücre kendi programı bakımından mükemmeldir. Bu sebeple ilkelden gelişmişe doğru, ya da tersi değişim şeklinde bir dönüşümden bahsedilemez. Hücreler arasındaki farklılık programlardadır.
Bu program da hücrelerin kimyasal-fiziksel yapısıdır, yani DNA’sıdır. Yaklaşık 200 yıl önce Wirchow her hücrenin bir hafızası olduğundan bahsetmektedir. Bu hafıza bahsedilen her canlıya ve hücresine ait mükemmel programdır.1
Her canlının hücrelerinde yer alan ve başka canlılardan onu ayıran DNA’daki bu genetik program, o canlının adeta kader defteri gibidir. Bir başka ifade ile bu gene-tik program, sonsuz ilim sahibi bir Saniin hikmetli bir şekilde yazılmış görünmeyen yazılarıdır.
Bilim, bilinmeyeni açığa çıkarma işlemidir. Bu temel araştırmada, araştırıcıya açıktan yol gösterici yoktur. Araştırmacı aklı, hayal gücü, ilhamı ve meraklarıyla baş başadır. Beklenmedik olaylar olabilir. Araştırıcı bunlardan işe yarar bilgiler üretmeye çalışır. Ortaya çıkan bilgiler birkaç yıl sonra değerlendirilebilir.2
Bilgi ve bilginin üretilmesi etik açısından tarafsızdır. Ancak toplumun bilgiyi kullanışı etik açısından çok nadir olarak tarafsızdır. Genelde elde edilen bilgi toplumun inanç ve kültür değerlerine göre şekillendirilir.
|
|
İyiye gidiş, başka bir deyişle insanların acılarını azaltacak, huzur içinde tüm dünya insanlarının problemlerini çözecek hızlı bir gelişme için bilim dünyasının elinde çok büyük potansiyel vardır. Ortalama ömrü uzatabilecek, hastalıkları ortadan kaldırabilecek, sefaleti azaltabilecek, güzelliği, neşeyi huzuru yakalayabilecek araştırmalara yönelmeliyiz. Bu potansiyeli biyolojik savaşlara vs. yönlendirip insanlığın huzurunu kaçırmak aklı-selim kişi işi değildir.2
İnsanın etrafındaki âlem bir yana, yalnız kendisinin yaratılışı üzerinde düşünmesi bile onu sonsuz kudret sahibi bir zatın (Allah) varlığına götürecektir. Bu durum karşısında günümüzde birçok insanın bu sırrı ve hikmeti araştırmak yerine, durup düşünmeme şeklinde bir tepki gösterdiklerine şahit olmak ne kadar üzücüdür.3
İlmin pek çok çehresi vardır. Ne? Nasıl? Gibi sorulara cevap vermesi ile ilim merak etme ve tatmin aracından öteye geçemez. Mesela, insanlığın en büyük ıstırap kaynağını teşkil eden ölüm gerçeği karşısında, galaksilerin sayısını hesaplamak, yıldızların keyfiyetini bilmek kime ne kazandıracaktır.4
Doğruyu Ararken Yanlış Yapma İhtimali, Bilim İnsanlarının Sıkca Karşılaşabileceği Bir Durumdur
Her gün çevremizde olup biten yüzlerce, binlerce olay görür, onlara hayatımızın akışı içinde bakar geçeriz. Güneş her sabah doğar, akşam batar. Newton’un Yer Çekimi Kanunu’nu bulduğunu biliriz de ağaçtan düşen elma hikâyesi bize daha cazip gelir. Havadaki 25°C sıcaklığı normal karşılarız da güneşe yaklaştıkça boş uzayda havasız sıcaklığın -270 ° C soğuk olmasına kayıtsız kalırız. Samanyolu kâinattaki 100 milyar galaksiden sadece bir tanesi. Samanyolu galaksisi içerisinde 200 milyon güneş var ve dünyamız da bu güneşlerden birisinin etrafında dönen küçük bir gezegen deseler önemsizmiş gibi inanır geçeriz. Ama karşı duvar yeni boyanmış deseler parmağımızı sürer, ifadenin doğruluğunu parmağımızı boyaya sürerek kontrol ederiz.
Atom altı küçük bir parçacıktan en büyük galaksilere kadar içinde bulunduğumuz maddi âlemin bir düzen, bir ahenk, bir intizam içerisinde olmasının sebebine çok azımız kafa yorar.
Peki, bu mükemmel sistem bir tesadüf eseri midir? Kim tarafından ve niçin kurulmuştur? Kâinatın yoktan var edildiğine dair ilk ilmi açıklama olan Big Bang Teorisi’ne sizce kaç insan kafa yormuştur?5,6
Fizik ilmince dünyanın hesaplanan yaşı 4,5 milyar yıldır. Yani yaklaşık 5 milyar yıl öncesi dünyamız yoktu. Bugün var kabul ediyorsak, bunun sebebi bir tesadüf olabilir mi? Yani bir yaratan olduğu anlaşılmaz mı?
Aynı şekilde öncesinden yok olduğunu, bugün var olduğunu bildiğimiz mevcudat nasıl bu günkü hale gelmiştir! Yoktan var, vardan yok olmaz diyen adam önce kendini inkâr etmeli ve yok olmalıdır.
Dünya güneşten 149 milyon km uzaklıktaki yörüngesine bütün fizik prensiplerini alt üst edercesine 23 derecelik bir eğiklikle oturtulmuştur. Dünya bu yörüngede saniyede 30 km’lik hızla yol alırken içindeki canlılar için uygun mevsimleri ve iklim şartlarını yani habitatı, ekosistemi teşkil edildi. İnsanoğlu için aldığı her soluk, yediği her lokmanın, kullandığı enerjinin temeli var oluşundan milyarlarca sene önce atılmıştı. Bütün bu işlemler hakkında ne düşünmeliyiz!7.
İnsanoğlunun en çok merak ettiği konu; canlılık olayı nasıl bir şeydir? Hırva-tistan’ın Dubrovnik kentinde bulunan önemli bir anıt vardır. Bu anıt insanoğlunun atasının keçiden türediğini anlatmaktadır. Bir kısım bilim adamı insanın atasının maymundan, bir kısmı tarla faresinden, bir kısmı ayıdan, kurttan, balıktan… meydana geldiğini düşünmüştür. Bir kısmı ise canlılığın bir tesadüf eseri olarak elementlerden veya bileşiklerden rastgele meydana geldiğini kabul eder. İnsan beyninin görevi düşünmek ve merak ettiği konulara ve sorulara cevap aramaktır.
Doğruyu ararken yanlış yapma ihtimali, bilim insanlarının sıkca karşılaşabileceği bir durumdur. Bakırdan altın üretebileceğini düşünen Alman menşeili bir bilim kadınının yıllar süren gayretleri boşa mı gitmiştir? Altın ve bakırın farklı elementler olduğu ve birbirine dönüşmediği gerçeği bu gayretlerle anlaşılmıştır. Böyle yanlış fikirler bilimin gelişmesine yardımcı olmuştur. Bu durum tüm bilim dallarının gelişmesinde görülmektedir. Doğruyu bulmayı amaçlayan bilim tarihi bu yanlış serüven-lerle doludur.
Evrim görüşü üzerine bugüne kadar çok şey yazıldı, söylendi. Bu teori kimilerine göre bilimsel bir kanun olmalıydı, bu görüşün karşıtları bilim dünyasından silinmeliydi. Bazılarına göre ise ciddiye bile alınmayacak yalanlanmış, din karşıtı, bilimsel kisveye sokulmak istenen bir ideolojik fikirdir, maksatlı bir felsefî görüştür. Biyoloji ile ilgisi oldukça zayıftır.
EVRİM GÖRÜŞÜNÜN MODERN BİLİM IŞIĞINDA KRİTİĞİ
Darwin 1859’da evrimle ilgili görüşlerini ihtiva eden ‘The Origin of Species by Means of Natural Selection/ Doğal Seleksiyon Yoluyla Türlerin Kökeni’ adlı eserini yayınladı.8
Yazdıkları, kilisenin inançlarını altüst ediyordu. Bu görüş büyük tepki gördü. Çünkü İncil’deki, dünyanın altı günde yaratıldığı ve o günden bu yana da değiş-mediği ifadesi ile çelişiyordu. Yaratılışla ilgili benzer bilgiler Kuran-ı Kerim’de de geçmektedir: (A’raf,54; Yunus,3; Hûd, 7; Furkân, 59: Secde, 4; Kâf, 38: Hadid, 4 ayetleri).
Darwin’in gördüğü yerler ve gözlemleri hakkındaki verdiği bilgiler ve yaptığı yorumlar, Dünya›da hayatın nasıl başladığı ve nasıl geliştiği konusundaki geleneksel inançlara meydan okuma olarak algılandı. Özellikle dini ve felsefi çevrelerce evrim teorisine ağır eleştiriler yapıldı: İngiliz Bilimsel İlerleme Derneği’nin 30 Haziran 1860’ta Oxford’da toplanan yıllık oturumunda Anglikan Kilisesi Piskoposu Samuel Wilberforce çok sert eleştirilerde bulundu. Birçok bilim adamı da ‘doğal seleksiyon’ görüşüne karşı çıktılar. Felsefi karşı çıkışların temelinde bu görüşün ırkçılığa vara-bilecek sonuçlar doğuracağı ön görülmekteydi. Bu görüşler halen tartışılmaktadır.9
19. yüzyılın acımasız kapitalizminin; ‘Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler’ sloganına da yansıyan bu düşünce, Darwin’in yirmi yıl sonra açıkladığı evrim görü-şünün özünü oluşturur. Çünkü Darwin’in görüşünde de;
‘Doğal seleksiyon’ evrimin itici gücü, ilerlemenin dayandığı düzenektir.
Evrim düşüncesinin bu anlayış ve yaklaşımı tüm dünyada çok yadırgandı. Bu çevreler; ‘Her şey gibi insan da Yaratıcı gücün ürünüdür’ demişlerdir. Tüm semavi dinlerde evrim düşüncesi yer almamış ve reddedilmiştir.
Darwin incelemelerinden türlerin sabit olmadığını, uzun süreli de olsa, çevre şartlarına göre değiştiğini söylemişti. Ama “evrim” denen bu değişimin düzeneği; Malthus’un yazdığı ‘Nüfus Üzerine Deneme’ adlı kitapta anlatılan ilginç bir tezdi. Canlılar için hayat; ‘Bir var olma ya da yok olma savaşıydı’. Yani ‘Hayat bir mücadeleydi, kuvvetliler yaşar, zayıflar elenirdi’. Çünkü hemen her çevrede, nüfus artışı beslenme imkânlarını kat kat arttırmaktadır. Bu savaşta güçlüler karşısında zayıf kalanlar yok olup gider; çevresiyle uyumsuzluğa düşenler elenir, uyabilenler çoğalır.9
C. Darwin yaratılışa karşı çıkan evrim teorisini ortaya atan bir İngiliz amatör biyolog ve doğa (tabiat) tarihçisidir. Modern bilim Darwin’in görüşlerinin tam tersi sonuçlar ortaya koymuş ve evrim görüşünün bilimsel bir delilini ortaya çıkaramamıştır.10
|
Genel olarak iki çeneklilerin en ilkelleri arasında olabileceği kabul edilen Ranunculaceae familyasının Engler, flogenetik pozisyonunun bu duruma tamamen ters olduğunu belirtmektedir.11
Zira bu familyada hem gelişmiş, hem de ilkel karakterli bitkiler bir arada bulunur. Yani evrim görüşüne göre yapılmış iki farklı sistemin birisinde Dikotillerin en ilkeli, diğerine göre ise en gelişmişi olarak yer almıştır.
‘Flora of Turkey’ adlı eser evrimsel sınıflandırmaya göre yazılmıştır.12
Bu eserde Monokotiller kapalı tohumluların en gelişmişi olarak kabul edilmişti. Son yıllarda yapılan sınıflandırmalarda ise Dikotiller en gelişmiş bitki grubu olarak görülmektedir.
Aktinomorf çiçekli (daha ilkel), zigomorf çiçekli, serbest karpelli (daha ibasit) bileşik karpelli, çok karpelli (daha ilkel) birkaç karpelli, bitkiler bu familyanın üyeleridir. Anatomik özellikleri ise Dikotillerden ziyade Monokotillere ve özellikle Alismataceae’ye benzemektedir.13
İşte evrim görüşüne göre yapılan bir sınıflandırmada Ranunculaceae familyasının pozisyonu.
Bundan yaklaşık 30 yıl önce flora çalışmalarını yayınlarken evrim düşüncesine dayalı sınıflandırmaya göre bitki listesi hazırlanmasını isteyen ünlü bilim adamları bugün alfabetik sırayı önemsemektedirler.
DNA parmak izleri ile filogenetik soy ağaçları çıkarılmakla beraber, bu yapılan çalışmaların en azından bir kısmı ilgisiz canlıları birbirine daha yakın akraba göstermiştir. Bu bulguların inandırıcılığı zayıf ve eski sistemleri de anlamsız hale getirmektedir.
Evrim görüşü gelişmiş ve körelmiş karakterlerden bahsetmekle beraber, bu karakterlerin bitkilerde bir sınıflandırmasını yapamamıştır. Hutschinson sisteminde kısmen böyle bir liste verilmekte, ancak bunun da uygulamasında karakterler birbirine karışmaktadır.14
Bir bitkide hem gelişmiş ve hem de ilkel karakterler bulunabilmektedir. Aynı şekilde güçlü ve zayıf karakterlerin bir listesi verilmemiş ve sınıflandırılması yapılmamıştır.
|
Dolayısı ile evrim görüşünde yer alan ‘güçlü olan yaşar, zayıf elenir’ gibi fikirler uygulama safhasına sokulamamış, ne kabul edilebilmiş ve ne de yalanlanabilmiştir. Hangi karakter güçlü ya da zayıf kabul edilirse edilsin, tabiatta her iki grup karakteri taşıyan canlılara rastlamak sıklıkla mümkündür.
‘Hayat mücadeledir’ görüşüne karşı tabiatta simbiyoz yaşayan, mutualizm örneği yüzlerce canlı türü sayılabilir. Güçlü görülenlerle zayıf görülenler tabiatta bir-likte yaşamakta ve hayatlarını devam ettirmektedirler. Nesli kaybolan türlerde tabiata insan müdahalesi söz konusudur. Beşerin bulaşık eli ne zaman tabiata müdahale etse işleri karıştırmıştır. Ahengi bozmuştur. Öte yandan bütün bu anlatılanların Darwin’in ileri sürdüğü evrim görüşü ile ne kadar ilgili olduğu da ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü Darwin’in ölümünden bu yana evrim üzerine yapılan yayınlar arasındaki çelişki de Darwin’e mal edilmektedir.
Meydana getirilen bilgi kirliliğinde Darwin’in gerçek görüşlerinin ne olduğunu ayıklamak da neredeyse imkânsızdır. Bunun en güzel örneğini ‘Türlerin Orjini’ kitabı oluşturur. Darwin’in ölümünden sonra yayınlanan kitapların farklı yayınevi ve tarihlerdeki baskıları birbirlerinden oldukça farklıdır.
Bilim, tanımla başlar. Ölçülebilir ve tekrarlanabilir bilgileri ihtiva eder. Evrim görüşünde geçen terimlerin tanımları net değildir. Ölçülebilirlik özellikleri zayıf, tek-rarlanabilir oluşu ise yoktur.
Tabiat olaylarına ilgisi çok yüksek olan Darwin’in topladığı biyolojik malzemeyi kim teşhis etti ve yorumladı! Bu işlemleri yapan bir branşlaşmış paleontolog-lar var mıydı? Darwin’in topladığı fosilleri teşhis edip jeolojik zaman spektrumuna doğru şekilde yerleştirmesi beklenebilir mi? Günümüzde bile paleontolog bulmakta zorlandığımız bir gerçektir. Belki de tüm dünyada paleontolog eksikliği sebebiyle evrim tartışması bir türlü sonlandırılamıyor. Uzman bilim adamı konuşursa herkes susar ve susmalı. Bilen konuşur, dinletir; bilmeyen tartışır.
SONUÇ
Evrim görüşü denildiğinde insanların aklına farklı kavramlar gelebilir. Mater-yalist çevrelerden bazı kişiler evrim kuramının bilim adamları tarafından ispatlanmış gerçekler olduğunu sanırlar. Bu görüşü şiddetle savunur, karşı fikirleri şiddetle reddederler.
|
Son iki yüzyıldır dünyayı kan gölüne çe-viren, insanlar arasındaki farklılıkları ‘çatışma’ sebebi sayan materyalist felsefenin her sahada izlerini bulmak mümkündür. Her teori belirli bir bilim dalına münhasır iken bu teori biyolojiden, jeolojiden, tıptan başlayıp ilahiyat ve fel-sefe gibi sosyal bilim dallarını bile etkilemiştir.
Komünizmin kurucusu Karl Marx’ın ifadesiyle, Darwin’in evrim teorisi materyaliz-min ‘doğa bilimleri açısından temeli’dir.15
Darwinizm’i Geçersiz Kılan Proteinlerin Tesadüfen Ortaya Çıkmasının İmkânsızlığıdır
‘Darwinizm (evrim görüşü) hayatın tesadüfen ortaya çıktığını ve bir mücadele olduğunu iddia eder. Marksizm, faşizm ve kapitalizm gibi sapkın ideolojileri ortaya çıkarmıştır. Karl Marx, evrim görüşü ve Darwin’in kitabı hakkında; “Bizim görüşlerimizin doğa tarihinde temelini ihtiva eden kitap budur” demiştir. Darwinizm’i geçersiz kılan en güçlü delil; proteinlerin tesadüfen ortaya çıkmasının imkânsız olmasıdır. Tabiattaki Biyogenez Kanunu yani hayat aynı türdeki başka bir canlıdan gelir.
Hayat, ancak hayat sahibi varlıktan gelir. Her canlı hücresi bir başka canlı hücre tarafından üretilir. Dolayısıyla dünyada ilk hayat, ancak bir başka hayat sahibi var-ıktan gelmiş olabilir. Bu Allah’ın ‘Hayy’ (Hayatın Sahibi) isminin tecellisidir. Hayat ancak O’nun dilemesiyle başlar, devam eder ve sona erer.
Mutasyonlar Genelde Biyolojik Yapıyı Bozucu ve Öldürücüdür
Modern dünyada en tanınmış biyoloji ders kitabı Campbell and Reece’dir. Bu kitapta evrim savunulmakla beraber mutasyonlar bölümünde bir benzetme yapılır.
Mutasyonların yararlı olması iddiası, arabanın kaportasına ateş edilmesine benzetilir. Arabaya ateş edilmesinin motorun daha iyi çalışmasını sağlamayacağı belirtilir.
Watson-Crick DNA Modeli’ni ortaya koyan Crick’e göre; DNA bir mükemmel bir mühendislik tasarımıdır. Kimyasal bileşiklere canlının her türlü özelliğini (doğumundan ölümüne kadar) yükleyebilmek tesadüfi bir olay olamaz. Ölüm olayı da canlının DNA’sında kodlanmıştır.
|
‘Bir canlının DNA’sındaki değişiklik o canlı açısından zararlıdır. Ömrünü kısaltma yönünde etki yapar. Bir benzetme yapalım: Shakespeare’nin oyunlarına rastgele eklenen cümlelerin oyunu daha iyiye götürmesi ihtimali oldukça zayıftır.
Araştırmalar kansere sebep olan virüsün DNA’sını alıp bakteri DNA’sına yer-leştiriyorlar. Hücreleri bu virüsle kolayca kansere dönüşebilen farelere bu bakteriler veriliyor. Ama fareler kansere yakalanmıyorlar. Sonuç; kuzu kılığında kurt DNA’sı işlemiyor’.2
Bu bilgiler ışığında evrim görüşünün ileri sürdüğü mikro mutasyonlar canlıları daha güçlü olmaya değil; yok olmaya doğru sürüklemektedir. Prensip olarak zaten mutasyonlar öldürücüdür. Mutantların hayatta kalma başarısı %0’dır. Ancak mutlak sıfır değildir, Onbinde, Yüzbinde gibi daha düşük oranlarda hayatta kalma ihtimali vardır. Tarım bitkilerinde ıslah yollarından birisi olan mutasyon, belirli bir dereceye kadar insanlar için verimi arttırırken canlıyı zayıflatmaktadır. Sonunda apomiksis görülebilir. Mutasyonlar evrim kuramının ileri sürdüğü gibi canlıyı kuvvetlendirme-mekte, aksine zayıflatmaktadır.
Homo sapiens (sapiens Latincede ‘akıllı’ anlamındadır) türünün yaklaşık
10.000 yıllık tarihindeki sessiz ve sakin ilerleyen yaşantı tarzı hızlı bir şekilde genişlemeye ve güçlenmeye başlamıştır. Günümüzde ‘yapay seleksiyon’ denilen ‘evcilleştirme/ıslah/mutasyon’ işlemi ayrı bir metot olarak karşımıza çıkmıştır. Yapay seleksiyon ve mutasyon ıslahı günümüzde tarımda önemli bir yer tutar. Ancak bu metot insanların işine yaramakla beraber ıslaha maruz kalan canlıları zayıflatmakta, hatta apomiksise (neslin bitmesi) bile sebep olabilmektedir.
EVRİM SOY AĞACI, MİTOLOJİK BİR SEMBOLDÜR
‘Mitolojik tarihte de görüldüğü üzere, bir olgunun meydana çıkışında bileşen-lerin farklılığa uğramaları ile ilgili süreç kavramının felsefi bakımdan ‘evrim’ sözcüğü ile belirginleşmesi çok eski dönemlere dayanmaktadır. Darwin’in ‘Türlerin Kökeni’ adlı kitabında bulunan ‘Hayat Ağacı’ canlıların ev-rimini anlatırken kullandığı mitolojik bir semboldür ve bu sembol birçok eserde ve fikirde yer almaktadır. Sağlam ve doğru bir biyolojik altyapısı yoktur. Aristo’dan Konfüçyüs’e kadar pek çok önemli şahsiyet evrime benzer yazılar yazmıştır’. Bu bilgiler evrim teorisine temel oluşturmuştur17.
|
Lamarck, 19. yüzyıl’da evrim görüşünün mekanizması olarak kazanılan karakterlerin kalıtımı konusunda bir hipotez ortaya atmış, ancak bilim dünyası bu hipotezi reddetmiştir.
Teoriyi Ortaya Atıp İspatı Sonraya Bırakma Bilim Anlayışına Terstir
Darwin, Galapagos Adaları’nda yaptığı gözlemler sonucunda, doğal seçilimle evrimin mekanizmasını açıklamıştır18.
Buradan varılacak sonuç şudur;
Evrim görüşü sabit, ancak belirtilen bilimsel temel çürütüldüğü için evrimin mekanizmasını bilimsel temellere dayandırabilecek yeni fikirlere ve bulgulara ihtiyaç duyulmuştur.
Hâlbuki modern bilim bulgulardan hareketle hipoteze ve teoriye gider. Bilim bize ışık gösterir, yolumuzu aydınlatır. Teoriyi ortaya atıp ispatı sonraya bırakma uygulaması modern bilim anlayışına uygun değildir.
|
‘Önce görüşü yazarım, sonra delillerini bulur, savunurum’ anlayışı bilimsel bir bakış değildir. Etik açısından da doğru değildir. Toplumlar bilim insanlarına aşırı derecede önem verir, fikirlerini doğru olarak sorgulamadan benimser. Bu anlayış, bilim insanlarının her hareketinde dikkatli olması gerektiği sorumluluğunu da bilim insanlarının omuzlarına yüklemiştir. Dünyanın ve insanlığın geleceğine yürüyen geminin kaptan köşkünde bilim insanları oturmaktadır. Evrim teorisinin ortaya atılışı bu günkü bilimsel kurallarımız ve anlayışlarımız açısından fevkalade eksiklerle doludur. Alelacele yazılmıştır.
Orta çağda Hıristiyanlık âlemi tarafında din her şeye hükmedip bilimin gelişmesini engellediği bir dönemde. İslam âleminde tam tersi bir durum görülür. Din (İslâm) bilimin gelişmesini teşvik eder. XIV. yüzyılda İtalya’da başlayan Rönesans hareketi ile batı dünyası ilim ve sanat dünyasına tekrar katılır. XVII. yüzyılda kilisenin bilimsel bulgulara karşı kesin tavır koyması ile Galile gibi bilim adamlarını mahkemeye taşır, kitaplarını yasaklatır ve din-bilim ayrılığı derinleşir. İşte böyle bir dönemde; yani din düşmanlığının ve baskıcı politikaların; ayrıca kuzeyde doğmaya çalışan ve dinsizliği dava edinen bir yeni ideolojinin piyasaya sürülmeye başladığı bir döneme rastlaması bütün olayların özetidir.
Gregor Mendel’in 1930’lu yıllarda ortaya koyduğu kalıtım teorisi ile evrim teorisi birleştirilerek modernleştirilme yoluna gidilmiştir
|
. Güncel evrim teorisinin adı ise ‘sentetik evrim kuramı’dır. Bu kuram üzerine kuramsal biyoloji uzmanı Theodosius şöyle demektedir: ‘Biyolojide hiçbir şey, evrimin ışı-ğıyla aydınlatılmadığı sürece bir anlam ifade etmez’.18
Görüşlerin doğruluğu yanlışlığı bir yana, kilisenin ve sosyal çevrenin baskısına isyan eden bir kesimin zamanla fikirlerini hür dünyaya dayatması ilginçtir. Üstelik bu baskıcı anlayışın demokrasinin beşiği kabul edilen İngiltere’de, Avrupa’da olması şaşırtıcıdır.
Evrim kuramı nihayetinde bir görüştür. Fen bilimlerinde kanunlara karşı çıkanları bilim dünyasından çıkarıyor muyuz? Kanunları yüzde yüz doğru kabul etmek bile bilimsel olarak doğru bir yaklaşım değildir. ‘Mendel Kanunları’ biyoloji tari-hinde çok önemsenmiştir. Kanun olmasına rağmen Mendel Kanunları’ndan sapmalar kanunlardan daha çok sayıdadır. Bilimin kuralı; demokrasiyi benimsemek, aykırı fikirlere saygılı ve hoşgörülü olmaktır. Aykırı fikirlerin de bilime katkısı göz ardı edilmemelidir.
Zayıfken bize yapılan dayatmaları güçlü olduğumuzda zayıflara yapmamalı, zayıfları himaye etmek için gayret sarf edilmelidir. Bilim insanları bu özellikleriyle toplumlara örnek olmalıdır.
Evrimden ilk söz edenler, M.Ö. 6. yüzyılda yaşayan İyonya›lı filozoflar olmuştur. Thales tüm nesneler gibi canlıların da sudan oluştuğunu savunmuştur. Kur’an’da da bu düşüncenin ifadesi vardır: Enbiya, 30. Bu görüş yaratıcıyı kabul etme şartı ile kutsal kitap Kur’an ile barışıktır.
Milattan önce dördüncü yüzyılda yaşamış Anaximander’e göre; ‘Canlıların kaynağı denizdir. Başlangıçta balık olan atalarımızdan bugünkü formumuza tesadü-fen evrimleşerek ulaştık’ demektedir.19
Aynı dönemin bir başka filozofu Herakleitus, canlıların gelişmesinde arala-rındaki çatışmanın rolüne değinir. Bunlardan iki yüz yıl sonra gelen antik çağın ünlü filozofu Aristoteles de evrim düşüncesini savunmuştur. Onun görüşünde aşağıdaki ilginç noktaları bulmaktayız:
- Canlıların en ilkel düzeyde kendiliğinden oluştuğu,
- Organizmaların basitten daha karmaşık formlara doğru geliştiği,
- Organların canlının ihtiyacına göre oluştuğu’ şeklinde idi.
Evrim kuramı oluşurken keşke bir bilimsel toplantıda sunulsaydı, tartışılsaydı, daha sonra gün yüzüne çıkarılsaydı bilim insanları gruplaşmazlardı diye düşünülebi-lir. Zira fen bilimlerindeki diğer kuramlar, multidisipliner bilimsel toplantılarda sunulduktan ve tartışıldıktan sonra bilim dünyasına önerilmişlerdir.
Ünlü botanikçi Linnaeus›un modern sınıflama yöntemine ilişkin çalışmaları ve türlerin belirli bir çerçevede değişmeden sabit kalışı evrim düşüncesine karşı bir düşünce olarak görülebilir. Modern sistematiğin babası kabul edilen Linnaeus, Genera Plantarum ve Species Plantarum isimli iki kitabıyla yeni bir sistemi bilim dünyasına tanıttı. Bu tarihten yaklaşık yüz yıl sonra C. Darwin de bu sistem üzerine filogenetik sınıflandırmayı kurmaya çalıştı. Ancak hangi sınıflandırma olursa olsun sistemin temeli tür kavramı üzerine kuruluydu. Bugüne kadar üç farklı tarifi yapılan türün kesin kabul görmüş bir açıklaması yoktur.
Nominalistikçilere göre ise tür diye tabiatta bir şey yoktur. Sadece işimizi kolaylaştırdığı için varlığını kabul edip inanılmaz derecede çeşitliliğe sahip olan canlı-ları tespit etmiş oluyoruz.14
İşte biyolojide tüm sınıflandırma sistemlerinin temelinin sağlamlığı. Bu durum biraz da işin tabiatında vardır. Biyoloji ile çalışma diğer bilimler kadar net sonuçlar vermez. Bu sebeple aynı canlı materyale bakanların yorumları çok farklı olabilir.
Dönemin bilginlerinden T.H. Huxley ise; ‘Türlerin oluşumu doğruluğu olgusal olarak yoklanabilir. Aradığımızı Türlerin Kökeni’nde bulduk. Kutsal kitabın masalımsı açıklaması geçerli olamazdı. Bilimsel görünen diğer açıklamaları da yeterli bulamıyorduk. Darwin kuramı her yönüyle bilimsel yeterlikte idi’ demektedir.20
Evrim Görüşünün yansımaları sadece biyoloji biliminde değil, çok farklı sahalarda da etkili olmuştur. Darwin, Gallapagus adalarındaki dev kaplumbağalar ile kuşlar üzerindeki gözlemleri, değişik çevre şartlarında türlerin nasıl oluştuğu konusunda gözlemlerde bulunmuştu. Bu gözlemleri; kimi türlerin çevreyle uyum kurarak sürdürdüğü, kimi türlerin ise değişen şartlarda uyumsuzluğa düşerek yok olduğu şeklinde yorumladı. Gözlemler elbette önemlidir.
Ancak yorumları doğru yapabilmek için mesleki disiplin içerisinde yeterli bilgi ve deneyime sahip olmak ve bu yorumları yazar dışından ehli vukuf hakemlerin süzgecinden geçirmek şarttır. Gözlemler ne kadar ilginç de olsalar ciddi bilimsel bulgular değildir. Denemeler kurup birkaç tekrarlı denemek ve analizleri istatistiksel olarak güvenilirlik testine tabi tutmak gerekir.
Modern ilim bugün bu şekilde çalışmaktadır. Bu kuralların evrim teorisinde uygulanması çok zayıf olarak görülmektedir. Darwin’e yol gösterenlerin de yeterince meslek disiplini almamış olduğu anlaşılmaktadır. Ancak fikri ve bulguyu içinde bulunduğu şartlara göre değerlendirmek gerekir. Bu açıdan bakılırsa Darwin, kabuğunu kıran, atılgan, tabiatı ve canlıları önemseyen, dikkatli gözlem yapan ve gözlemlerini kaydeden amatör bir biyologtur. Okuduğu kitapları iyi inceler ve oradan kurallar çıkarmaya çalışır.
Ancak her bilimsel eserde yazılan fikirler doğru olmayabilir. İşte örneği; “Evrim” denen değişimin düzeneği nedir? Bu soruya cevap halen bulunamamıştır. Darwin, 1838’de okuduğu Thomas Malthus’un yazdığı ‘Nüfus Üzerine Deneme’ adlı bu kitapla ilginç bir tez ortaya koyuyor. Bu kitap; canlılar için hayat bir var olma ya da yok olma mücadelesidir. Çünkü hemen her çevrede, nüfus artışı beslenme imkânlarını kat kat aşmaktadır. Bu mücadelede güçlüler karşısında zayıf kalanlar yok olup gider; çevresiyle uyumsuzluğa düşenler elenirken, uyum sağlayanlar çoğalır.
Modern bilimde adaptasyon konusu yer almakla beraber muhtevası farklıdır. Adaptasyon tüm canlıların ortak özelliğidir. Adaptasyonu bir hayat mücadelesi, bir savaşma gibi görmek hatalı bir bakıştır. Modern dünyada giderek artan devlet, ulus, aşiret ve birey bazlı boğuşmaların temelinde evrim görüşündeki ‘hayat bir mücadeledir; güçlü olmak için ben tok olayım başkası açlıktan ölse bana ne; sen çalış ben yiyeyim’ anlayışının varlığı inkâr edilemez.
Evrim fikri, sadece canlılar için değil, özellikle Charles Lyell’ın araştırmaları ile Dünya’nın kendisinin de bir değişim, bir gelişim halinde olduğu fikrine sebep olmuştur. Şimdi tüm bilim insanlarının ve aklıselim insanların bu günkü geldiğimiz durumda durup düşünmesi gerekir.
Teşekkür
Ayetlerle ilgili bilgileri veren ve bildiriyi eleştiri süzgecinden geçiren ilahi yatçı, emekli öğretim üyesi sayın Doç. Dr. Mustafa ÖZCAN’a katkılarından dolayı teşekkür ederim.
KAYNAKLAR
- Nurbaki, H., 1983. İnsan ve Hayat, Yeni Asya Yayınları Ticaret ve Sanayi A.Ş., İlim ve Teknik Serisi: 19, Yeni Nesil Web Ofset Tesisleri, İstanbul.
- Hoagland, M.B., 1998. Roots of Life / Hayatın Kökleri (Çeviri: Ş. Güven), TUBITAK Popüler Bilim Kitapları: 1, Nurol Matbaacılık, Ankara.
- Özyazıcı, A., 1979. Hücreden İnsana, Yeni Asya Yayınları, İlim ve Teknik Serisi: 2, Ekol Ofset, İstanbul.
- Demirkan, H., 1978. Yıldızların Esrarı, 13. Baskı, Yeni Asya Yayınları Ticaret ve Sanayi A.Ş., İlim ve Teknik Serisi: 1, Nurtan Matbaası, İstanbul.
- Tuna, T., 1982. Uzay ve Dünya, Yeni Asya Yayınları Ticaret ve sanayi A.Ş., İlim ve Teknik Serisi: No: 14, Kuşak Ofset, İstanbul.
- Muslu, Y., 1980. Yaşayan Gezegen, Yeni Asya Yayınları, İlim ve Teknik Serisi: No: 8, Ekol Ofset, İstanbul.
- Songar, A., 1979. Enerji ve Hayat, Yeni Asya Yayınları, İlim ve Teknik Serisi: No: 6, Ekol Ofset, İstanbul.
- Darwin, C., 1998. The Origin of Species, Penguin Classics, Penguin Science Philoosophy, Oxford.
- Anonim, 2018a. http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=1212; Erişim tarihi: 25.8.2018.
- Anonim, 2018e. https://eodev.com/gorev/4238125#readmore, E. tarihi: 25.08.2018.
- Lawrence, G.H.M., 1954.Taxonomy of Vascular Plants, The Macmillan Company, New York.
- Davis, P.H., 1965-1988. Flora of Turkey and the East Aegean Islands, Vol.I-X, Edinburgh Univ. Press.
- Medcalfe, C.R., Celak, L., 1957.Anatomy of the Dicotyledons , I., II., Oxford Clerondon Press.
- Seçmen, Ö., Gemici, Y., Leblebici, E., Görk, M.G., Bekat, L., 2008. Tohumlu Bitkiler Sistematiği (Ders Kitabı), E.Ü. Fen Fak., Kitaplar Serisi No: 116, İzmir.
- Anonim, 2018k.https://evrimteorisi.com/neden-evrim-teorisi, E. Tarihi: 3.11.2018.
- Anonim, 2018c. Charles Darwin Kimdir? Darwin’in Hayatı ve Teorileri. http://www. bilgibaba.org/yazi/charles-darwin-kimdir-darwin-in-hayati-ve-teorileri, E. tarihi: 31.10.2018.
- Alpagut, B., 2018. https://aaspot.net/charles-darwin-kimdir-kisaca-bilgi-charles-dar win-kisa-biyografisi/ E. tarihi: 31.10.2018.
- Tatlı, Â., 2014. Evrim ve Yaratılış, Hilal Ofset, Isparta.
- Anonim, 2018f. http://icatlarvebuluslar.blogspot.com.tr/2010/12/charles-darwin.html; www.bilimadamlari.net. E. tarihi: 25.08.2018.
Prof. Dr. Hasan ÖZÇELİK
Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, Isparta/TÜRKİYE, [email protected]
Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Bilim ışığında Evrim Teorisi'nin kritiğini yapar mısınız?
- Evrim Teorisini savunanlara ne cevaplar verirsiniz?
- Klasik İktisadi Düşünce ile evrim görüşünün beraberliği nasıl olmuştur?
- Biyolojik açıdan Evrimci görüş nedir?
- Darwin’in Mendel’le ilişkisi var mıydı?
- Ara Tür diye bir oluşum var mıdır?
- Hayatın başlangıcı ve Evrim hakkında bilgi verir misiniz?
- Evrim Teorisinin Kritiğine Niçin Tahammül Edilemiyor?
- EVRİM TEORİSİ’NİN ÇIKMAZLARI
- Evrim teorisi, bilimsel bir teori midir?