İnsanın anne rahmindeki yaratılışı nasıl oluyor?
Değerli kardeşimiz,
BEDENİMİZDEKİ AYETLER
Prof. Dr. Muzaffer GÜLYURT
Biruni Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ortodonti Bölümü, İstanbul/TÜRKİYE, [email protected]İ
İNSANIN ANNE RAHMİNDE YARATILIŞI
Eşref-i mahlûkat olarak yaratılan insanın büyüme ve gelişimi birbirinin devamı olan iki dönemde incelenir. Doğum öncesi (Prenatal) Dönem ve Doğum sonrası (Postnatal) dönem.
Prenatal dönem erkek ve dişi üreme hücrelerinin birleşmesi ile başlar. Olgunlaşmış dişi yumurta hücresi sperm hücresi tarafından döllenir. Döllenmiş yumurta hücresi (zigot) tuba uterinada ilerleyerek rahim içerisinde uterusun duvarına yapışır. Buna gebelik denir. İşte bu hadise ile birlikte büyüme ve gelişim gerçekleşmeye başlar.
Rabbimiz kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’de bu yaratılışı şöyle beyan buyurur.
“Andolsun, Biz insanı, çamurdan süzülmüş bir hülasadan yarattık. Sonra onu bir su damlası nutfe (hakir bir damla sudan süzülmüş hülasa) olarak, savunması sağlam bir karar yerine (ana rahminde) yerleştirdik. Sonra o su damlasını bir alaka (embriyo) olarak yarattık; ardından o alak’ı (hücre topluluğu) bir çiğnem et parçası (mudğa) olarak yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir.”1
Bir başka ayet de şöyledir:
“Ey insanlar! Ölümden sonra diriliş konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz (düşünün ki) hiç şüphesiz biz sizi topraktan, sonra az bir sudan (meniden), sonra bir “alaka”dan, sonra da yaratılışı belli belirsiz bir “mudğa”dan yarattık ki size (kudretimizi) apaçık anlatalım. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde durduruyoruz. Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarıyor, sonra da (akıl, temyiz ve kuvvette) tam gücünüze ulaşmanız için (sizi kemale erdiriyoruz) İçinizden ölenler olur. Yine içinizden bir kısmı da ömrün en düşkün çağına ulaştırılır ki bilirken hiçbir şey bilmez hâle gelsin. Yeryüzünü de ölü, kupkuru görürsün. Biz onun üzerine yağmur indirdiğimiz zaman kıpırdar, kabarır ve her türden iç açıcı çift çift bitkiler bitirir2.
Ayetlerde ifade buyrulan sıralama;
“Nutfe “ – “ Alaka “ – “ Mudga” intrauterin hayatın organogenez safhası dediğimiz ilk üç aylık dönemini açıklamaktadır.
NUTFE
Kur’an-ı Azîmü’ş-şân’da “nutfe” tabîri; bazen meni içinde erkek spermlerini ihtivâ eden sıvıya, bazen ana rahmindeki döllenme mahalline kadar sağlam olarak ulaştırılan sperm topluluğuna, bazen de spermle döllenmiş kadın yumurtasına (zigot’a) denilmektedir.
ALAKA
Ana rahmi duvarına tutunmuş asılı bir hücre topluluğu hâlindeki dönemedir.
MUDĞA
Dişle çiğnenmiş ete benzeyen bir cenin safhasına, denir. Bir tefsirde bu konu şöyle ifade edilir:
“Vücûd-u insan, tavırdan tavra geçtikçe acîb ve muntazam inkılâblar geçiriyor. Nutfeden (hakir bir damla sudan süzülmüş hulâsadan) alakaya, alakadan mudğaya, mudğadan azm ve lâhme (kemik ve ete), azm ve lâhmden halk-ı cedîde (yeni bir yaratılışa) yani insan sûretine inkılabı, gāyet dakik (ince) düsturlara tâbi‘dir. O tavırların her birisinin öyle kavânîn-i mahsûsa (husûsi kānunlar) ve öyle nizâmât-ı muayyene (belirlenmiş intizamlar) ve öyle harekât-ı muttarideleri (düzenli hareketleri) vardır ki cam gibi, altında bir kasd, bir irâde, bir ihtiyar, bir hikmetin cilvelerini gösterir. Acabâ mümkün müdür ki bu derece nihâyetsiz bir kudret ve muhit (kuşatıcı) bir hikmet ile rubûbiyet eden (her şeyi terbiye ve idâre eden) ve zerrattan tâ seyyârâta (zerrelerden gezegenlere) kadar bütün mevcûdâtı (varlıkları) kabza-i tasarrufunda (tasarrufu altında) tutmuş ve intizam ve mîzan (ölçü) dâiresinde döndüren Sâni‘-i zü’l-Celâl (celâl sâhibi ve herşeyin san‘atkârı olan Allah), ‘neş’e-i uhrâ’yı (tekrar dirilmeyi) yapmasın veya yapamasın! İşte çok âyât-ı Kur’âniye, şu hikmetli neş’e-i ûlâyı (ilk yaratılmayı) nazar-ı beşere vaz‘ ediyor (insanın gözüne gösteriyor). Haşir (dirilme) ve kıyametteki neş’e-i uhrâyı ona temsîl ederek istib‘âdı izâle eder (akıldan uzak görmeyi giderir).3”
Döllenmiş yumurta hızla bölünmeye başlar. Bölünme sonucu 12-16 hücreden meydana gelmiş kitleye, duta benzer görümünden dolayı morula adı verilir. Bu bölünme çok hızlı bir şekilde devam eder ve fekondasyondan itibaren 4-5 gün içinde hücre sayısı 107’ye ulaşır. Bu hücre topluluğu (blastosist), rahim duvarına yapışır, bu olaya gebelik (İmplantation) denir.
Hücreler bir yandan sayıca çoğalıp, büyüyüp ve gelişirken bir yandan da üç ayrı hücre tabakası meydana getirilir.
Bunlar; ektoderm, endoderm ve mesoderm tabakalarıdır.
Bireyin teşekkülünde bütün sert ve yumuşak doku ve organlar hep bu üç tabakadan hâsıl edilirler.
İntra uterin (rahim içi) hayatın ilk üç aylık döneminde (Organogenez safhası) bütün organların oluşumları gerçekleşir, ikinci ve üçüncü üç aylık dönemler de (morfogenez safhası) ise organların gelişimleri tamamlanır.
Embriyonik Dönem
Gelişimin en belirgin değişiklikleri üçüncü ve sekizinci haftalar arasında görülür. Bu döneme “Embriyonik dönem” denilir. Embriyonik dönemde bütün doku ve organlar taslak olarak gelişir. Sonraki dönem “Fetal dönem”dir. Bu dönemde de taslak olarak gelişmiş doku ve organlarda morfolojik olarak farklılaşma ve büyüme görülür.
Kardiyovasküler sistem (Kalp ve Damar Sistemi) embriyoda fonksiyon gösteren ilk sistemdir. Primordal kalp ve damar sistemi embriyonel dönemin ilk üç haftası içerisinde belirir ve gelişim göstermeye başlar. Besin ve oksijen ihtiyacını sadece difüzyon yoluyla anne kanından karşılayan embriyo, büyüme ve gelişimini devam ettirirken daha fazla besin ve oksijene ihtiyacı olur. Kardiyovasküler sistemin gelişimi ile bu ihtiyaç da karşılanır.
İNSAN VÜCUDUNDAKİ SERT DOKULAR
İnsan vücudunda dört çeşit sert doku mevcuttur.
1- Tırnaklar
Embriyonel hayatın yaklaşık 10. haftasında epiderm tabakasından gelişmeye başlar. Ayak tırnakları el tırnaklarına göre yaklaşık 4 hafta sonra gelişir.
2- Kıkırdak Dokusu
Emriyonel hayatın 4. haftasının sonunda, Mesankim içerisinde sert dokuların oluşacağı bölgelerde sınırları belirsiz hücre yoğunlaşma sahaları oluşur. Buna Sclerobalastem denilir. Scleroblastemden ya doğrudan doğruya kemik dokusu oluşur (membranöz kemikleşme) veya önce kıkırdak meydana gelir sonra bu kıkırdak modellerin ortasında primer kemikleşme merkezleri oluşur ve osteogenesis (Endokondral kemikleşme) başlar. Ekstremitelerin - Uzun kemiklerin gelişimi bu şekilde indirekt kemikleşme yoluyla devam eder. İlk kıkırdak oluşumu embriyonel hayatın
5. haftasında gelişimine başlar.
3- Kemikler
Bebeklerde yetişkinlerden daha fazla kemik bulunur. 350 kemikle doğarız. Büyüdükçe kemikler azalır. Yetişkin bir insanda 206 kemik bulunur. 2.maddede de izah edildiği gibi kemikler iki şekilde hâsıl edilirler. Kıkırdaktan daha sert bu bölgeler, özellikle ekstremitelerde kemiğin epifiz kısmının kıkırdaktan kemik hâline dönüşme-si ile gelişimini tamamlar. Kemikler vücudumuzun iskelet sistemini oluşturur. Yumu-şak dokulara destek sağlar. Yumuşak dokular ve fonksiyon gören boşluklarda (ağız ve burun boşluğu gibi) iskeletsel yapının büyüme ve gelişiminde primer stimulus olarak etkin bir görev icra ederler. Kemikleşmiş organlar kuvvete karşı dayanıklılığı olan ve vücudu koruyan yapılardır. Kemik medullasındaki trabeküler düzende öylesine bir diziliş vardır ki bu mühendislik ilmi açısından incelendiğinde, mekanik ve matematik kaidelere uygunluk gösterdiği görülür. Trabeküler dizilişteki bu düzen, kitlenin kendisine tesir eden mekanik kuvvetlere karşı en az madde ile en büyük direnci gösterdiğini ifade eder. Bu düzen sayesinde kemik dokusu üzerine gelecek mekanik kuvvetlere karşı şekil değiştirmeden en büyük direnci gösterirler.
Kalsiyum gibi elementlerden çok hassas ve ince hesapları gerektiren kemiği ve kemikleşmiş dokuları yaratmak bir mucize olduğu gibi, bunların hatiyetlerinin devamı ve en güzel şekilde görevlerini yerine getirmelerini temin de bir mucizedir ve sonsuz bir irade ve kudret sahibi sanatkârın sanat eseridir.
4- Dişler
Vücudumuzdaki en sert dokuya sahip organlarımızdır. Normal olarak iki diş grubu gelişir. Süt dişleri ve kalıcı/daimi dişler. Dişlerin mine tabakası ağız ektoderminden, diğer kısımları mesoderm ve nöral krest hücrelerinden gelişir.
Dişlere ait ilk gelişme Embriyonel hayatın 6. haftasında ektodermden diş laminası olarak başlar, ilerleyen haftalarda bu gelişme değişik safhalardan geçerek süt ve daimi dişler olarak gelişirler.
Yeni doğan bir bebeğin çene kemikleri içerisinde süt ve kalıcı dişlerinin germ hâlinde geliştiğini görüyoruz. Doğumdan sonra 6 aylıkken süt dişleri ağız içine sürmeğe başlar, 24 aylık bir bebekte süt dişleri 20 adet olarak ağız içindeki yerlerine yerleştirilirler. 6 yaşından itibaren büyük azı dişleri sürmeye başlar. Bu dönemde süt dişleri de ön bölgeden başlamak üzere yerlerini daimi dişlere bırakırlar.
Süt ve daimi dişlerin teşekkülü, ağız içinde sürmesi ve sürme sıraları öğlesine hikmetli, öğlesine nizam ve intizam içerisinde gerçekleşir ki bugün hâlâ birçok konu izah edilemez durumdadır. Cenab-ı Hakk’ın hakîmane, rahîmine in’amını, ikramını ve lütfunu görmemek mümkün değildir.
Sebeplerin arkasındaki kudrete bakıldığında Rabbimizin isimlerinin tecelliyatı hakkalyakîn müşahade edilir. Vücudumuzdaki sert dokuların sertliğini kalsiyum elementi vermektedir. İntra uterin hayatta annenin kanındaki kalsiyum, embriyonun kan dolaşımına geçerek dişlerin ve diğer dokuların sertliklerini vermektedir.
Mineyi oluşturan temel mineral kalsiyum hidroksiapatit kristalleridir. Hidroksiapatit kristalleri mineye sertlik vermesi yanında minenin kırılganlık derecesini de azaltmaktadır. Diş minesi, Mohs sertlik skalası açısından 5 ile değerlendirildiğinden insan vücudundaki en sert organdır. Mine dokusu sertlik açısından demir ve karbon çelik arasında yer alır.
Vücudumuzdaki sert dokulara bakılınca sertlik derecesi en düşük olan tırnaklardır. Sertlik derecesine göre tırnaklardan sonra sırayla kıkırdak, kemik ve en son dişler gelir.
Diş minesi demir ve çelikle aynı sertlik derecesine sahip olduğu için, çelik frezlerle dişi kesmek, restore etmek mümkün olmaz. Diş minesini ancak en sert elaman olan elmas frezlerle kesebiliyoruz.
Tevhidî Anlayışla İnsanın Yaratılışına Bakış
Şimdi burada bir düşünelim.
İnsanın yaratılışında ilk andan itibaren gerek prenatal gerekse postnatal dönemde binlerce harikulade, mucizevi fizyolojik gelişmeler cereyan etmektedir. Bu hadiselerden sadece birine manay-ı harfi dürbünü ile baktığımızda; aynı vücudun içinde büyüme ve gelişimini yapan bütün sert dokuların sertliğini kalsiyum elementi ile verildiğini görürüz. Bu kalsiyum ne kadar akıllı bir elementtir (!) ki her bir dokunun ihtiyacına göre ona sertlik kazandırmaktadır. Kalsiyumun aklı, şuuru olmadığına ve kendisi de bir mahlûk olduğuna göre, o sert dokuların ihtiyacını ve fonksiyonunu bilen, ancak âlimane, hakîmane ve rahimane bir şekilde halk etmiştir. Bu da ancak âlemlerin Rabbi olan ALLAH(cc)’ tır.
KAYNAKLAR
- Müminun Suresi, 12-14
- Hacc suresi 5. Ayet
- Bediüzzaman, S. N. Sözler. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları-600, 3.baskı, Ankara, 2016,
s. 651-653
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- YARATILIŞTA TIBBİ MUCİZELER
- VÜCUD HÜCRELERİ TESADÜFÜ REDDEDER
- Anne sütünün ehemmiyeti hakkında bilgi verir misiniz?
- Kolajen nedir?
- Diş kemiktir hadisi bilime ters mi?
- Mağara balıklardaki göz körelmesi planlı bir yaratılışın delili midir?
- Ölümün hakikati nedir?
- Körelmiş organlar evrime delil olur mu?
- Domuz eti niçin haramdır?
- Düşük yapmış veya kürtaj olmuş kadın lohusa hükmünde midir? Düşük ve düşük yapma, gebelik ve lohusalık gibi konularda bilgi verir misiniz?