Alem bütün mü, birlik var mı?
Değerli kardeşimiz,
Sınırlarını bilmediğimiz bir âlemde yaşıyoruz. Dünyamız güneş sistemi içinde bir gezegen… Güneşimiz samanyolu galaksisinde bulunan iki yüz milyar yıldızdan bir yıldız. Samanyolunu bir baştan bir başa ışık hızıyla katetmeye kalksak yüz bin ışık yılı yol almamız gerekecek… Samanyolu galaksisi ise, âlemdeki en az yüz milyar olduğu tahmin edilen galaksilerden sadece bir tanesi… Bu kadar geniş olan âlemde bütünlüğü yakalamak, onun tamamını birbiriyle alâkalı olarak görebilmek çok da kolay değildir, ama imkânsız da değildir. Şöyle ki:
Ormanda yürüyüş yaptığımızda irili ufaklı otlar ve ağaçlar görürüz. Bunların tamamına “orman” dediğimizde ise onları parça parça olarak görmekten kurtulur, bütünlüğü yakalarız.
İnsanın vücudunda tam bir bütünlük vardır. Baş, el, ayak gibi azalar birbiriyle irtibatlıdır; mide, akciğer, böbrek gibi iç uzuvlar birbiriyle koordinelidir. Benzeri bir şekilde şu âlemin tamamı bir bütünlük arz eder, âlemde her şey birbirini tamamlar. İnsan küçük bir âlem, âlem ise büyük bir insandır.
Bazı İslami eserlerde 18.000 âlemden söz edilir. Her bir yıldız bir âlem, hatta her bir insan bir âlem olarak değerlendirilebilir. Bir şiirde şöyle denilir:
“Muhyiddinem dervişem.
Hak yoluna girmişem.
On sekiz bin âlemi,
Bir zerrede görmüşem.” [1]
Şeker fabrikasının mamûl maddesi olan şeker, bütün fabrikanın tek elden tanzim edildiğini gösterir. Çünkü fabrikadaki irili ufaklı bütün çarkların elde edilen şekerle alâkası vardır. Benzeri bir alâka hayatla âlem arasında geçerlidir. Âlemi bir fabrikaya benzetirsek her bir canlı bu fabrikada üretilen mamûl madde durumundadır. Böyle olunca en küçük bir canlının koca güneşle, dağlarla, rüzgârlarla… hemen her şeyle bir alâkası ve irtibatı bulunmaktadır. Küçük bir karınca dev bir fabrikaya girse, birbirinden çok farklı âlet ve cihazları gördüğünde şaşırır kalır. Bir bütün olarak fabrikayı göremediğinden muhtemelen bütün bu âlet ve cihazları birbirinden bağımsız zanneder. Hâlbuki fabrikadaki her bir âlet ve cihaz birbiriyle alâkalıdır, birbirinin ihtiyacına cevap vermektedir.
İnsanoğlu şu kâinatta o küçük karıncaya benzer. Kâinat ise dev bir fabrikadır. Gerçi insan şu âlem fabrikasının her tarafını görmüş değildir. Ama aklıyla ve imanıyla bu fabrikanın bir bütünlük arz ettiğini görebilir. Yunus Emre şöyle der:
“Yerden göğe küp dizseler,
Birbirine bend etseler,
Alttan birin çekseler,
Seyreyle sen gümbürtüyü.”
Hayatımız yer ve göğün nimetleriyle gerçekleşir ve devam eder. Mesela gözümüz güneşle alâkalıdır. Güneşin olmadığı bir âlemde gözün de bir anlamı kalmayacaktır. Gökten yağmur yağmasa yerde bir şey bitmeyecektir. Zira “Gök ağlamazsa yer gülmez.”
Yediğimiz gıdaların âlemin tamamıyla alâkası vardır. Mesela daldaki bir elma, ağaca bağlıdır. Ağaç ise kökleriyle yerden gıda alır. Aynı ağaç yapraklarıyla fotosentez yapar, güneşten istifade eder. Böyle olunca hayalen daldaki o elmayı çektiğimizde koca kâinat onun arkasından geliyor görülecektir. Şu âyetler bu mananın bir ifadesi gibidir:
“İnsan, yediklerine bir baksın. Biz (gökten) bolca su indirdik. Sonra toprağı bir yarışla yardık. Oradan ekinler, üzüm bağları, sebzeler, zeytin ve hurma ağaçları, iri ve sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve çayırlar bitirdik. Bütün bunları hem sizi ve hem de hayvanlarınızı yararlandırmak için yaptık.”[2]
İnsan, rızkını topraktan bilir. Şu âyet ise onun başını yere bakmaktan kurtarır, yukarıya çevirtir:
“Rızkınız semâdadır…”[3]
Gerçekten de rızkımızın yetişmesinde hava, su, güneş gibi unsurlar semâdadır. Hatta bilim çevrelerinde dünyamızdaki demirin o ilk teşekkül döneminde uzayın derinliklerinden geldiği ifade edilmektedir.
Kur'ân pek çok âyetlerinde bize âlemdeki bütünlüğü nazara verir. Mesela şu âyete bakalım:
“Allah güneşi bir lamba kıldı.”[4]
Güneşin bir lamba kılınması âlemi bir saray gibi hayale gösterir. Yani o koca güneş bir lamba ise, âlem de bir saray gibidir.
Öte yandan âlemi büyük bir ağaç olarak görebiliriz. Nitekim İslami eserlerde “şeceretü’l-kevn: kâinat ağacı” gibi ibareler kullanılmaktadır.
Öyle görülüyor ki şu âlemde her şey her şeyle bağlıdır. Her şeyde tam bir birlik vardır. Birlik ise Bir’den haber verir. Dünyayı aydınlatan güneş bir, canlılara nefes olan hava bir, hayata vesile olan su birdir… Çevremizde gördüğümüz bir sarıçiçeği dünyanın hemen her yerinde görebiliriz. Keza dünyamızdaki sekiz milyardan fazla insanın hepsi insan olmada ve esas azalarda müşterektir…
Öyleyse sınırlarını bilmediğimiz şu muhteşem âlem tek elden çıkmıştır. Hemen her yeri başka yerlerle münasebettardır ve birbirleriyle tam bir bütünlük arzetmektedir.
[1] Abdülbaki Gölpınarlı, Alevi Bektaşi Nefesleri, Remzi Kitabevi, İst. 1963. s. 268. Şiir, Muhyiddin Abdal’a aittir.
[2] Abese, 80/24-32.
[3] Zâriyât, 51/22.
[4] Nuh, 71/16.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Alem- Allah, Alem- insan münasebeti nedir?
- Alem gerçek mi, sanal mı, hayal mi?
- Alem, Alem-i Emir, Alem-i Misal, Alem-i Gayb, Alem-i Berzah gibi alemler ne demektir?
- Görülmeyen alemler mi var?
- Bilim mi Din mi?
- ÂLEM
- İmaginary time nedir, başlangıcın reddedildiği doğru mu?
- İlahi irade, kader ve insan iradesi nasıl uyumlu olabilir?
- Esir maddesinin İslamiyet'teki yeri nasıldır ve bilim buna nasıl bakıyor? Esir ile atom aynı şey midir?
- İnsanın bilimle ve felsefeyle ulaşamadığı nedir?