Kocası yanlış yollara düşen bir kadın ne yapsın?
Bazen evlilikte öyle olur ki, erkek yanlış yollara düşebiliyor ve yanlış işler yapabiliyor. Böyle bir durumda, kendi ve çocuğunun ahireti için endişe duyan bir kadın ne yapmalıdır? Genel olarak böyle bir şeyi soran birine dinimiz ne söyler? Bildiğim kadarıyla dinimiz barışmayı daha üstün görür. Ayrılmak mı daha iyidir, yoksa sabretmek mi? Sabredilecekse, ne kadar sabretmek gerekir? Bir kadın Allah’a sığınıp dua ederse, eşinin bu yanlış hâli yine de çocuğun ahlakına etki eder mi?
Değerli kardeşimiz,
Bu mesele çok zor ve tek cümleyle cevaplanabilecek bir konu değildir. Ayrıca bazı ayrıntılar bilinmeden kesin hüküm vermek de doğru olmaz.
“Yanlış yol” ile ne kastedildiği, çocuğun yaşı, eşin uyarılara tepkisi gibi hususlar cevabı ciddi şekilde etkiler.
Bu sebeple en sağlıklı yol, dinimizin temel prensiplerini ortaya koymaktır. Nihai karar, her ailede ve her durumda farklı olabilir.
1. Dinimiz ne zaman “katlan” der, ne zaman demez?
İslâm’da evliliğin amacı; eşlerin birbirine huzur, güven, ibadet ve ahlak açısından destek olmasıdır. Kuran’da evlilik, sükûnet, sevgi ve merhamet üzerine kurulu bir bağ olarak tarif edilir.
Evet, barışmak ve ıslah esastır.
Ancak bu; zulme, sürekli günaha ortak olmaya, kadının ve çocuğun manevî dünyasının çökmesine katlanmak anlamına gelmez. Din, “ne olursa olsun katlan” demez.
2. “Sabır” başka, “kendini ve çocuğunu feda etmek” başkadır
Burada çok önemli bir ayrım vardır:
Ortada geçici bir hata ve tövbe süreci mi var, yoksa ısrarla sürdürülen ve aileyi sürükleyen bir hayat tarzı mı?
Eğer erkek hatasını kabul ediyor, pişmanlık gösteriyor, tövbe etmeye ve düzelmeye çalışıyorsa; sabır ve destek anlamlıdır.
Bu durumda kadın, elinden geldiğince eşini yanlış yoldan çevirmeye çalışmalı ve sabır göstermelidir.
Bediüzzaman Hazretleri bu noktaya dikkat çeker:
“Kadın kocasında fenalık ve sadakatsizlik görse, o da kocasının inadına vazife-i ailevîsi olan sadakat ve emniyeti bozsa, o aile hayatının fabrikası zir ü zeber olur. Belki o kadın elinden geldiği kadar kocasının kusurunu ıslaha çalışmalıdır ki ebedî arkadaşını kurtarsın.” (24. Lema)
Ancak koca, ısrarla günahı normalleştiriyor, uyarıları ciddiye almıyor ve ev ortamını ahlaken zehirliyorsa; burada sabır, kendini ve çocuğunu feda etmeye dönüşmemelidir.
3. Sabır ne kadar sürmelidir?
İslâm sabrı çok yüceltir; fakat sonsuz ve sonuçsuz bir sabrı emretmez.
Sabır; bir umut varsa, bir çaba görülüyorsa, az da olsa bir ilerleme hissediliyorsa anlamlıdır.
Ama yıllardır değişmeyen, hatta kötüleşen; çocuğun ahlakını, güvenini ve imanını zedeleyen bir ortamda “sabır”, artık fazilet değil zarar hâline gelir.
4. Duaya devam edilmeli
Dua çok kıymetlidir ve ihmal edilmemelidir. Kuran’da: “De ki: Duanız olmasa Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77)
Ancak duayı doğru anlamak gerekir. Dua zararlı bir ortamı otomatik olarak zararsız hâle getirmez; fakat kişiye hikmet, cesaret ve doğru karar kapıları açar.
5. Babanın hâli çocuğu etkiler
Evet, babanın hâli çocuğu etkiler. Çocuk yalnızca söylenenleri değil, yaşananları da öğrenir. Sürekli yanlışlara şahit olmak, çocuğun bilinçaltında iz bırakabilir.
6. Ayrılmak helaldir; günah değildir ama son çaredir
İslâm’da boşanma Katolik anlayışındaki gibi haram değildir, modern dünyadaki gibi de hemen başvurulacak bir çözüm değildir.
Boşanma helaldir, ama son çaredir.
Eğer evlilik dinî hayatı ciddi şekilde zedeliyorsa, çocuğun ahlakını ve imanını tehdit ediyorsa, kadın sürekli günah ortamında tutuluyorsa, zulüm ve baskı varsa bu durumda ayrılık, bazen imanı ve ahlakı koruyan bir rahmet olabilir.
Çocuk ve annenin manevî güvenliği tehdit altındaysa; kendini feda etmek değil, emaneti korumak önceliklidir.
7. Kadının yükümlülüğü “kurtarmak” değil, “elinden gelen kadar ıslah etmek”tir
Bazen kadınlar farkında olmadan şu psikolojik yüke girer:
“Eşim düzelmezse bunun vebali benim.”
Bu doğru değildir. Dinimiz kadına, eşini mutlaka düzeltme yükümlülüğü vermez.
Kadının görevi uyarmak, doğruyu söylemek, dua etmek, elinden gelen meşru yolları denemektir.
Bundan sonrası erkeğin iradesi ve Allah ile olan meselesidir.
Bu ayrım özellikle suçluluk duygusu yaşayan kadınlar için çok önemlidir.
8. Sabır kararı da, ayrılık kararı da tek başına verilmemelidir
Böylesi ağır meselelerde tek başına karar vermek, duygusal baskı altında hareket etmek sağlıklı sonuç vermez.
Dinimiz istişareyi emreder. Güvenilir, ilim ehli, aile büyükleri, hikmetli ve tarafsız kimseler ile konuşmak; sabrın mı, ayrılığın mı daha hayırlı olduğunu netleştirir.
Bu, zayıflık değil basirettir.
Son söz
- Allah hiç kimseye, kendisini ve çocuğunu yakacak bir ateşin içinde kalmayı emretmez.
- Sabır da bir ibadettir; fakat hikmetle birleşmeyen sabır, bazen zarara dönüşebilir.
- Bu tür durumlarda acele edilmemeli, istişare edilmeli, dua ile birlikte akıl ve sorumluluk devrede olmalıdır.
- Kadın her şeyi yüklenmek zorunda değildir. Sabır da ayrılık da imanı ve emaneti korumaya hizmet ettiği sürece değerlidir.
- Hiçbir kadın, “ya sabredeceksin ya da günaha gireceksin” gibi bir ikileme mahkûm değildir.
- Karar; korkuyla değil, ehil olan kişilerle istişare edilerek, imanı ve emaneti koruma bilinciyle verilmelidir
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet