Neden insanın hayatı hep beklemekle geçer?
Neden insanların hayatı ölene kadar hep bir şeyleri beklemekle geçer? Çok sıkıcı değil mi bu durum? Buna karşı ne yapabilirim?
Değerli kardeşimiz,
Özellikle günümüz dünyasında benzer duyguları yaşayan çok sayıda kişi var. Bu durum, biraz insanın yapısından biraz dünya hayatının gerçeğinden biraz da içinde bulunduğumuz dijitalleşmiş dünyanın etkisinden kaynaklanır.
Konuyu biraz açalım:
1. İnsanı Hayata Bağlayan Geleceğe Yönelik Beklentileridir
İnsanı canlı tutan şey, hayatındaki amaçlarıdır. Beklediklerimiz de genellikle hayatımızın amacı olan şeylerdir, en azından ümitlerimizdir, önem verdiklerimizdir. Onlar olmazsa hayat daha sıkıcı olacaktı muhtemelen. Amacın varsa, hedefin varsa koşarsın, yoksa koşamazsın.
Dünya hayatının sıkıntıları her halükarda olacaktır. Birçok sıkıntıya ise ancak gelecekte kavuşacağı rahatlık için katlanır insan. Hep demez miyiz: “Şu olsun, sonra rahatlarım.” Okul bitsin, işe gireyim, hafta sonu gelsin, yaz gelsin, evleneyim, çocuğum olsun, çocuğum okulunu bitirsin, işe geçsin, evlensin, torunum olsun, emekli olayım, bir evim olsun…
Görüldüğü gibi zihnimiz bizi hayata bağlı kılmak için doğal olarak bir sonraki durak arar. O da beklentilerimizdir.
2. Hayatın Doğası Beklemeyi Gerektirir
Evet, insan yaşamak ister, sadece beklemek değil. Ama unutmayalım ki hayatta bir ödüle sahip olmak, bir işi başarmak, bir hedefe varmak için beklemek esastır. Bir işçi, çalışmadan, sabretmeden maaş alamaz; bir öğrenci, okula gitmeden, ödevlerini yapmadan, bir yıl geçmeden bir üst sınıfa atlayamaz; kadın, evlenmeden, dokuz ay beklemeden, doğum sancısına katlanmadan annelik duygusunu tadamaz.
Bunun farkına varıp sabır gücümüzü artırabiliriz.
3. ‘Yaşamayı Erteleme Alışkanlığı’ Boşluk Doğurur
Dünya, ahiretin bir mezrasıdır, dünyaya çalışmaya ve ahirette meyvelerini yemeye gelmişiz. Ancak dünya hayatının güzelliklerini yaşamak, tatmak, hissetmek de önemlidir. Çünkü dünya hayatının tüm güzellikleri Allah’ın insanlara ikramıdır ve şükre vesiledir.
Ama biraz da toplumumuzun yaşama felsefesinden kaynaklı olarak, dünya hayatında yaşanması gereken güzellikleri hep erteleyerek yaşarız. Bugünü değil, sonrasını yaşamaya odaklanırız. Oysaki bugün de meşru dairede yaşanmalı ki, kişi ruhen tatmin olsun ve gelecek beklentiler onu bu kadar sıkmasın.
Onun için, halihazırda meşru dairede yemek, gezmek, eğlenmek, sosyal ilişkiler kurmak, Allah’ın yarattığı cennet misali yerleri gezmek, kendimize, ailemize ve toplumumuza faydalı hobiler edinmek kişiyi mutlu eder. “Yaşamadım, hep erteledim” duygusunu ortadan kaldırır. Aksi halde her şeyi beklemeye bırakmak insanı sıkabilir.
4. Günümüz İnsanının Bekleme Eşiği Çok Düştü
Beklemek ve sabretmek bizi hayata bağlarken, günümüz insanının sabır eşiği düştü. Beklemek ona çok sıkıcı gelmeye başladı.
Nasıl olmasın ki? Çünkü çağımızın insanı, her şeyi hazır bulduğu ve hemen elde ettiği için, sosyal medyada bir dakika içinde on farklı sayfaya girdiği, kumanda sayesinde aynı şekilde on kanal değiştirebildiği, istediği soruyu yapay zekaya sorup saniyeler içinde cevap aldığı, atalarımızın üç ayda gittiği Kabe’ye bir–iki saat içinde uçakla vardığı için normal sürede beklemek ona çok ağır geliyor.
Bundan dolayı, aslında insana ümit veren, enerjisini canlı tutan beklenmeler artık sıkıcı olmaya başladı.
5. Hayatım Geçiyor Ama Ben Yaşamıyorum, Algısının Etkisi
Günümüzde batı medeniyeti, hayatın tek amacının dünya zevkleri olduğunu telkin ediyor. Sosyal medya ve diğer dijital platformlar da renkli yaşantılarla bunu destekliyor.
Bu düşünce ve telkinle yetişen gençlerde şu duygu gelişiyor. “Eyvah, hayatım geçiyor, ama ben yaşayamıyorum, 20 yaşındayım hala bir sevgilim yok, hala Paris’i görmedim, Ferrari araba kullanmadım vb.
Oysaki inanan kişiler için dünya hayatı elbette çok güzeldir, yaşanmalıdır, ama asıl amaç bu değildir. Sosyal medyanın çizdiği sefih hayatı yaşadığı zaman değil, Allah’a karşı samimi kulluk görevini yaptığı nispette “Elhamdülillah yaşadım” duygusuna sahip olur. Mesela akşam yatağa girdiğinde “çok şükür bugün namazımı ifa ettim, yalan söylemedim, kul hakkına girmedim, gıybet etmedim vb.” dediğinde kendisini yaşamış hisseder.
Bunun yanında “şimdiyi yaşadım”, “günü yaşadım” demek için büyük şeyler yapmak şart değil. Şimdiyi yaşamayı büyütmek değil, aslında küçültmek gerekir. Hayatın tamamını, zirvesini, en güzelini yaşamak zorunda değiliz. Küçük şeylerden huzur bulabiliyorsak, büyükleri o kadar da aramayız. Veya tam tersi küçük şeylerden mutlu olmayan büyük şeylerden de mutlu olamaz.
Mesela “bugün 10 dakika hayatı yaşadım” demekle işe başlanabilir. Mesela “bugün 10 dakika yürüyeceğim” veya “bugün eski bir arkadaşımla telefonda beş dakika sohbet edeceğim” veya “bugün yarım saat tek başıma dinleneceğim.” gibi şeyler de anı yaşamaktır.
Bunu az da olsa aşmak için sabır gücünü yavaş yavaş geliştirebilirsiniz. Mesela en fazla kaç dakika kitap veya makale vb. okuduğunuzu ölçün. Daha sonra bunu bir süreliğine beş dakika artırın. On dakika okuyabiliyorsanız on beş dakikaya çıkarın. Buna da alıştıktan sonra bunu yavaş yavaş artırın. Yine aynı şekilde sosyal medya veya televizyonda sık sık kanal/sayfa değiştirmeyin. Bunu da sıklık arasını aynı şekilde yavaş yavaş artırın.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Eksiklikten nasıl kurtulacağım?
- İntihar etmek istiyorum, bıktım hayattan?
- Evde neden ders çalışamıyorum?
- Ölüm düşüncesi kalbimi sıkıyor, nasıl kurtulurum?
- Değişimlere hiç adapte olamıyorum ne önerirsiniz?
- Öldürme isteğini nasıl yok edebilirim?
- Her gün aynı ibadetler monotonluğa neden olmuyor mu? Her gün aynı ibadeti tekrar etmeye ne gerek var, sıkıcı olmaz mı, insana usanç vermez mi?
- İnsanlara güvenme konusunda sıkıntı çekiyorum?
- Yasak meyve ahiret hayatında da olacak mı?
- Her istediğimiz şeyler olsaydı nasıl olurdu?