Müminlerin birbirlerini sevmesinin ahirette kendilerine ne gibi faydaları olur?

Tarih: 16.01.2007 - 18:30 | Güncelleme:

Soru Detayı
Çok sevdiğim bir mü'min arkadaşıma, "Seni ben ahiret kardeşim seçtim ve seni Allah rızası için çok seviyorum." dedim.Bu bana ne gibi faydalar sağlar? Onu Allah rızası için sevdiğimden ecir alır mıyım?..
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Numan ibni Beşir radıyallahu anhüma' dan rivayet edildiğine göre, Rasülullah saîlallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Mü'minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlar da bu sebeple uykusuzluğa ve ateşli hastalığa tutulurlar."

Allah Rasulü (asm) o günki islam toplumuna ışık tuttuğu gibi, bugün bizlere de o eşsiz sözlerinden yayılan ışıkla yol göstermektedir. O konuşursa heva ve hevesinden asla konuşmazdı. Rabbimizin buyruğuyla hareket ederdi. Asla o iki dudağı arasından faydasız boş hiçbir şey çıkmadı.

O gün, söz ve davranışlarıyla bedevi sert mizaçlı ve birbirlerine düşman olan bir toplumu öyle güzel kaynaştırmış öyle güzel yoğurmuştu ki, insanlık tarihi böyle birbirlerini kardeş ilan eden birbirlerini çok seven fedakar, cefakar bir topluluğa bir daha şahit olamayacaktı.

Nerden nereye. İşte sözünü ettiğimiz cani, kindar kaba saba kişiler, daha sonra Allah Rasulü (asm) ile tanıştıkları andan itibaren, onun terbiyesi ile, gökteki yıldızlar mesabesine yükselmişlerdi. Allah Rasulünün eğitimi, elindeki yalın kılıçla kendisini öldürmeye gelen Ömer’i adaletin sembolü yapmıştı. Kabileler arası savaşlara , kan davalarına ve bunun gibi toplumun birbirlerine olan güvenini sarsan bir çok yarayı tedavi ederek ortadan kaldırmıştı.

Hadis-i şeriften, iman edenlerin,sevme merhamet etme ve esirgeyip koruma gibi fevkalade önemli konularda birbirlerine her yönden yardımcı olmaları gerektiğini anlıyoruz. O halde müminler, mutlak birbirini sevmeli, bağışlamalı, birbirine merhamet etmeli, acımalı ve yarımcı olmalıdırlar. Zira sağlıklı fert ve toplumun tesisi, ümmetin felahı, gönüllerin refahı ancak bu düşüncedeki insanların bir araya gelişiyle mümkün olacaktır.

Nitekim hicretle beraber Mekkeli muhacirlerle Medineli ensarı birbirlerine kardeşler yapmak suretiyle, yeryüzünün en muhteşem topluluğunun temellerini atmıştı Kainatın Efendisi (asm). Ve insanlar birbirlerine o kadar bağlanmışlardı ki neyi varsa; evi, bağı bahçesi vs. hepsini yeni edindiği kardeşiyle eşit bir şekilde paylaşmak için adeta yarışmışlardı. Sonuçta bu topluluk kendilerinden sonraki nesillerin iftiharla takip edecekleri , mükemmel bir çığır açmışlardı.

Rasulü Ekrem Efendimizin (asm) o güzelim teşbihinde ifade ettiği üzere, uykusuzluğun nedeni her hangi bir uzuvda duyulan acıdır. Uykusuz kalındığı zamanlarda ateşli hastalıkların şiddeti daha da artar. Bir organdaki küçük de olsa oluşan rahatsızlık, vücudun diğer bütün organlarını hiç şüphesiz etkileyip rahatsız edecektir. İsimleri ayrı olan bu organlar vücudu oluşturan parçalardır. Birbirinden bağımsız değil, bilakis aralarında öyle bir bağ var ki, biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir. Ayrı ayrı düşünmek; başsız ya da kalbi olmayan bir vücudu düşünmek kadar abestir. Dolayısıyla bedeni parça halinden öte, bir bütün olarak düşünmek gerekir. Aynen bunun gibi iman edenleri birbirinden ayrı, bağımsız değerlendirmek yerine; İslam dünyasını bir bütün kabül edip, o şekilde tavır almak, mevcut leh ve aleyhteki olayları o gözle takip edip değerlendirmek gerekmez mi? Eğer varsa bir rahatsızlık -ki büyük rahatsızlıkları var- derhal tedavi yollarına gidilmesi gerekmez mi?

Müslüman kardeşine merhamet etmemek, ona şefkat göstermemek, neme lazımcılık yaparak onun derdini dert edinmemek, çok yakınında cereyan eden ve yediden yetmişe Müslümanları etkileyen olaylara seyirci kalmak; hakiki iman sahibine yakışmasa gerek. Dünyanın herhangi bir yerinde -fark etmez- eğer bir Müslüman, eza cefa ve acı çekiyorsa, onun o acısını paylaşıp derdine en kısa zamanda deva olmanın çarelerini aramakla yükümlüyüz bu hadisi şerife göre.

Hakiki iman sahibi uyuşuk , pısırık , asla duyarsız olarak yaşayamaz, kardeşleri acı ve türlü ıstıraplarla inim inim inlerken. Gülüp eğlenemez kardeşleri kan ve göz yaşları akıtırken. Yiyip içemez, türlü türlü elbiseler giyemez kardeşleri günlerce aç ve açıkta kalırken. Gece sıcacık yatağında başını yastığa koyup, hiçbir şey yokmuşcasına deliksiz bir uyku çekemez, kardeşleri tüm bunlardan mahrumken.

Allahü Azimüşşan bizi yine bizlerle imtihan etmekte. Denenmeden, sınanmadan cennete girilemeyeceğini kitabında beyan etmektedir. Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Amellerin en üstünü, Allah için sevmek, Allah için nefret etmektir."

Yine; Allah Resûlü sallallahu aleyhi ve sellem buyurdu:

"Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, unu yalnız bırakmaz. Kim kardeşinin ihtiyacını giderirse; Allah da onun ihtiyacını giderir. Kim bir Müslüman kardeşinin sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Kim bir Müslüman kardeşinin ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter.”

Allah Rasulü (asm) sadece o günkü insanları eğitmedi. Çağlar üstü söz ve davranışlarıyla bu gün bizleri de eğitmekte. Her zamankinden daha çok muhtacız Rasulüllah!ın eğitimine bu günlerde. Son zamanlarda İslam dünyasında yaşanan olumsuz olaylar da gösteriyor ki, bu ilahi eğitimden ne kadar da uzaklaşmışız.

Yukarıdaki hadisi şerifi okuyup anlayan ve onu özümseyen, uygulayan bir mümin nasıl olur da mümin kardeşine silah çeker, yan gözle bakar, ibadet yerlerini bombalar?.. Hani “Müminler sevgide acımada ve birbirlerini koruyup kollamada bir vücuda benzetmişti" ya Allah Rasulü. Hani birlik ve dirliğimiz?.. Kendi içimizde bölük pörçük olmuş bir halde kıvranıyoruz. Çare diye, devadır diye çaldığımız kapılar yaralarımıza merhem yerine neşter vurmaktalar. Oysa çare aramaya zaman kaybetmeye ne hacet , on beş asır öncesinden Allah Rasulü (asm) çareyi olanca gücüyle haykırmaktadır.

İslam dünyası büyük bir vücut, hem de çeşitli yerlerinde hastalıkların oluşturulduğu bir vücut. Hastalığı oluşturanlar ise çeşitli reçeteler sunarak tedavi etme teklifinde bulunmaktadır. Yapmaya başladıkları tedavi, maalesef hasta bölgeyi tamamen kaybetmeye yöneliktir

Teşhis ortada; İslam dünyasının bir çok bölgesi iç ve dıştan çeşitli darbeler almak suretiyle can çekişmektedir. Acilen zaman kaybetmeden doğru bir tedaviye ihtiyacı var. Doğru bir tedavi ancak hakiki ve doğru bir tabip tarafından yapılmalıdır. Ne büyük nimettir ki yeryüzünün en büyük tabibi, eğitimcisi, dünyanın en büyük değişimini yapan, tabir yerindeyse kainatı yerinden oynatan İki Cihanın Efendisi (asm), asırlar öncesinden tedavi olacağımız reçeteyi elimize tutuşturmuş. Nasıl birleşeceğimizin, nasıl kaynaşacağımızın ve nasıl iyileşeceğimizin, kısacası bize gerekli olan her şeyin tek ilacını ve yolunu bizzat göstermiştir.

“Muhammed Allah’ın elçisidir. O’nun beraberinde bulunanlar, inkârcılara karşı sert, birbirlerine merhametlidirler. Onları rükua varırken, secde ederken, Allah’tan lütuf ve hoşnutluk dilerken görürsün. Onlar, yüzlerindeki secde izi ile tanınırlar..."(Feth, 48/29)

Tevbe sûresinde de Rabbimiz bunun bir benzeri ile sanki şöyle diyordu:

"Onlar mü’minlere karşı alabildiğine merhametli, mütevazıdırlar. Mü’min kardeşlerine karşı boyunları bükük, boyunları kıldan incedir onların, ama kâfirlere karşı son derece onurlu, izzetli, aziz ve şerefli bir konumları vardır. Eğer sizler Allah ve Resûlü’ne imandan, Allah ve Resûlü’ne itaatten, Allah ve Resûlü’nün gösterdiği bir dini, bir hayat programını yaşamaktan vazgeçerseniz, kesinlikle bilesiniz ki Allah sizi giderir, sizin yerinize mü’minlere karşı zelil, kâfirlere karşı da aziz ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkup çekinmeyen, Allah yolunda cihad eden kimseleri getirir. Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever.”

İşte bu özellikleri içinde Rasulullah Efendimizin (asm) etrafındaki yiğit Müslümanlar Allah ve Resûlü’ne karşı en içten, en samimi duygularla bağlanırlarken, kendi aralarında da birbirlerine karşı çok merhametli, çok fedâkar bir hayat yaşarlarken, kendilerinin dışındaki kâfirlere karşı da son derece onurlu, izzetli, şerefli bir tavırla, ezilmeden, şahsiyetli bir anlayışla dimdik ayakta kalabiliyorlardı. Müslümanlıklarının izzet ve şerefini kimseye çiğnetmiyorlardı. İşte Rabbimiz de onlardan bunu istiyordu.

Gerek ferdi olsun ve gerekse toplumsal olsun, kurtuluş ancak Kur’an ve sünnetle mümkündür. Tedaviyi başka yerlerde, yanlış yollarda aramaya hiç gerek yok. Zaten bu konuda bir hayli zaman kaybına da uğradık. Ümmetin bir an önce elindeki reçeteyi kullanmaya başlaması birbirine sıkı sıkıya sarılıp kenetlenmiş bireylerin oluşturacağı, bilinçli oluşumlara ihtiyacı var.

İslam Dünyası bir hayli zamandır baş ve kalp gibi çok ehemmiyetli bölgelerinde büyük yaralar almış, darbeler yemiş ağır sancılar çekmektedir. Tepkisizlik ya da gecikmiş cılız tepkilerimizle, organlar arası irtibatları oldukca zayıflamış, duyarlığı büyük ölçüde kaybolmuş büyük bir vücudu andırmaktayız. Zira karşı koymak için değil, tıbbi ve insani yardım için bile bünye dışı ve düşman odakların iznini kollama zilletini, imdat çağıran mümin çevrelerin yüzüne marifetmiş gibi, yüksek siyasetmiş gibi sunabiliyoruz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun