Meleklerin enaniyeti olmadığına göre, Cenab-ı Hakkı nasıl tanımaktadırlar?

Tarih: 23.11.2014 - 08:27 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Cenab-ı Hakkın sıfat ve esmasının bilinmesi enaniyeti bağlı olduğuna göre ve meleklerde dahi enaniyet olmadığına göre, melaikeler Cenab-ı Hakki nasıl tanımaktadırlar?
- Veya onlara da mahsus bir enaniyet olma ihtimali de var mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bizdeki “enaniyet” kavramı, öz benliğimizi ifade emektedir. Öz benliğimiz, başta akıl ve idrak kuvvetinin desteğiyle barındırdığımız sıfatlarımızı ve ondan da Rabbimizin sıfatlarını bilmemize yardımcı olur.

Mesela, bizim kendi ilmimizi, mülkümüzü, malikiyetimizi, sahiplenme duygumuzu fark etmemiz, bizdeki kuvve-i akliyenin varlığıyla mümkündür.

Bu açıdan baktığımızda meleklerde de bu manada bir “enaniyet” var demektir. Zaten kuvve-i akliyenin bir adı da “kuvve-i melekiye”dir. Demek ki, Melekler kuvve-i şeheviye gibi olumsuz perdeleri olmadığı için akıl ve şuurlarıyla Allah’a imanın gerektirdiği hususları bilirler.

Ayrıca, melekler imtihana tabi olmadıkları için, onlara özel bir fıtrat bahşedilmiştir. Bir arı, Allah’ın ilhamıyla hiç yanılmadan görevi olan balı ürettiği gibi, bir melek de belki daha güçlü bir ilhamla Allah’ın zat, sıfat ve ef’alindeki tevhidi çok güçlü bir şekilde idrak ederler.

- Ancak melekler, Allah’ın vahdaniyetine halel verecek hiçbir cehaletleri olmamakla beraber, cismaniyete mahsus olan ve ilahî hakikatlerin detaylarını tartacak bazı alet ve edevattan da mahrumdur.

Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle:

“Cismaniyet; en câmi', en muhit, en zengin bir âyine-i tecelliyat-ı esma-i İlahiyedir. Bütün hazain-i rahmetin müddeharatını tartacak ve mizana çekecek âletler, cismaniyettedir. Meselâ: Dildeki kuvve-i zaika, rızk zevkinde enva'-ı mat'umat adedince mizanlara menşe' olmasaydı; herbirini ayrı ayrı hissedip tanımazdı, tadıp tartamazdı. Hem ekser esma-i İlahiyenin tecelliyatını hissedip bilmek, zevkedip tanımak cihazatı, yine cismaniyettedir. Hem gayet mütenevvi ve nihayet derecede ayrı ayrı lezzetleri hissedecek istidadlar, yine cismaniyettedir.” (bk. Sözler, s. 498)

İşte Meleklerin bu anlamda bir cismaniyetleri; cihaz ve aletleri yoktur.

- Bununla beraber, meleklerin kendilerine mahsus idrak ve kabiliyetleri vardır. İşlerini hep ilhamla yaptıkları için yanlıştan korunmuşlardır. İmanları da Allah’ın lütfu ve ihsanının bir eseri olarak kendilerine ikram edildiği için, bizim gibi başka alet ve edevata da ihtiyaçları yoktur.

“Nasıl insan mâ(su), hava ve ziya(ışık) ve gıda ile tegaddi edip telezzüz eder. Öyle de melekler, zikir ve tesbih ve hamd ve ibadet ve marifet ve muhabbetin envârıyla tegaddi edip telezzüz ediyorlar. Çünki onlar nurdan mahluk oldukları için gıdalarına nur kâfidir. Hattâ nura yakın olan rayiha-i tayyibe dahi onların bir nevi gıdalarıdır ki, ondan hoşlanıyorlar. Evet ervah-ı tayyibe, revayih-ı tayyibeyi sever."

"Hem melekler, Mabudlarının emriyle işledikleri işlerde ve onun hesabıyla işledikleri amellerde ve onun namıyla ettikleri hizmette ve onun nazarıyla yaptıkları nezarette ve onun intisabıyla kazandıkları şerefte ve onun mülk ve melekûtunun mütalaasıyla aldıkları tenezzühte ve onun tecelliyat-ı cemaliye ve celaliyesinin müşahedesiyle kazandıkları tena'umda öyle bir saadet-i azîme vardır ki, akl-ı beşer anlamaz, melek olmayan bilemez. (bk. Sözler, s. 353)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun