Kutsalın yeri nedir?

Tarih: 12.03.2022 - 14:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Kutsal mekanlara saygının dinde yeri nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kutsalın Yeri Nedir?

Pozitivist ve materyalist felsefe kutsalı reddeder, her türlü kutsalı hayatımızdan çıkarmaya çalışır. Dini reddeden bu kimselerin, dindeki kutsalları kabul etmemeleri kendi hayat felsefeleri açısından az çok anlaşılır olmakla beraber, İslam adına konuşur görünen bazı kimselerin kutsalı reddetmeleri doğrusu anlaşılır bir durum değildir.

Hâlbuki her türlüsüyle din, kutsala inanmaktır ve İslam dininde de kutsalın özel bir yeri vardır. Mesela Kâbe, sadece küp şeklinde taştan bir yapı olarak görülmez, sembolik bir şekilde “Beytullah” yani Allah’ın evi olarak görülür. Kâbe’deki "Hacerü’l-Esved" siyah bir taş olmanın ötesinde çok şeyler ifade eder.

Kutsalla alakalı şu ayete bakabiliriz: Allah, Hz. Musa’ya ilk vahyinde şöyle buyurur:

 “Ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuva’dasın.” (Taha, 20/12)

Görüldüğü üzere yüce Allah Tuva vadisini mukaddes yani kutsal bir yer olarak nitelemektedir. Bütün zamanlar ve bütün mekânlar Allah’ın olmakla beraber, bunların bir kısmına ayrı bir ihtimam gösterilmiştir. Mesela;

- Cuma, günlerin sultanı,

- Kadir Gecesi, gecelerin sultanı,

- Ramazan ise ayların sultanıdır.

- Benzeri bir şekilde Mekke herhangi bir şehir olmadığı gibi, Kâbe de herhangi bir yapı değildir.

- İnsanların dinine hizmet etmek, kutsal bir hizmettir.

- Başkalarına faydalı olma hisleriyle dopdolu olmak, kutsal bir ruh halidir.

- İnsanlara dini ve Kur'an’ı öğretmek, kutsal bir meşguliyettir.

- “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber” gibi kelimeler, kutsal kelimelerdir…

- Dinî ve mukaddes değerler için hayatını vermek, herhangi bir ölüm değil, ölümün kutsal şekli olan "şehadet"tir.

- İman hakikatleri, kutsi hakikatlerdir ve bunların neşriyle meşgul olmak kutsi bir hizmettir.

İnsanların karnını doyurmak için çalışmak da elbette bir hizmettir. Ama onların akıl ve kalplerine, hatta latifelerine hitap etmek, şu dünyada ebedi cennet saadetini kazanmalarına yardımcı olmak, kutsi bir vazifedir.

Sübhanallah, kutsi bir kelimedir. Bu kelime Cenab-ı Hakkı her türlü noksandan, kusurdan, ihtiyaçtan… takdis ve tenzih manası taşır.

Kutsal Mekânlara Saygının Dinde Yeri Nedir?

Bazılarının din görünümlü olarak “Eşya mukaddes olamaz, eşyaya saygı göstermek şirktir.” demeleri dayanaksız bir iddiadır. Mesela bayrak, bezden yapılmış olmakla beraber bir bez olmanın çok çok ötesinde hürriyetimizin ve istiklalimizin bir sembolüdür.

Benzeri bir şekilde dinî hayatımızda sembol yönü olan nice şeyler vardır. Mesela, Safa ve Merve, Mekke’de iki küçük tepedir; hac veya umre yapılırken bunlar arasında say yapılır. Ayet-i kerime, bunları Allah’ın şeairinden, yani onu hatıra getiren alametlerden olarak bize bildirir:

“Şüphesiz Safa ve Merve Allah’ın şeairindendir...” (Bakara, 2/158)

Çünkü burada Hz. İbrahim, eşi Hacer ve oğlu İsmail’le alakalı olaylar yaşanmıştır. Buraya ziyarete giden kimse, iki küçük tepe görmenin ötesinde şimdiki dinî hayatımızı da etkileyen tarihte yaşanmış o olayları görür, âdeta ekranda seyreder gibi seyreder ve etkilenir.

Şeaire karşı görevimiz ise, onlara saygı duymaktır. Kur'an bunu şöyle anlatır:

“Kim Allah’ın şeairine saygı gösterirse şüphesiz bu, kalbin takvasındandır.” (Hac, 22/32) 

Benzeri bir durumu mesela Hira Mağarası ve Uhud Dağı için söyleyebiliriz. Hira, Hz. Peygambere vahyin ilk geliş yeridir. Uhud ise, Uhud savaşının mekânıdır. Buralara giden bir Müslüman, bu mekânlarda herhangi bir mağara veya herhangi bir dağın ötesinde şeyler hisseder, duygulanır, âdeta tarihte bir yolculuk yapar.

Tabiat boşluk kabul etmez. Hayatımızdan kutsalı çıkardığımızda, “kutsal olmayan şeyler” hayatımızda yer alır. Böyle biri hayatı oyun ve eğlence olarak görür, ulvi değerlerden habersiz yaşar. Niçin yaşadığını bilmediği gibi, uğruna hayatını verebileceği değerlerden de mahrum olur.

Cami gibi şeairden olan mekânlar asırların geçmesiyle İslam nurlarının mücessem bir timsali haline gelmiş, İslam’ın ruhunu ümmete ders vermektedir.

Görüldüğünde hemen İslam’ı hatıra getiren Kâbe ve cami gibi mekânlar; eda edilen namaz ve oruç gibi ibadetler; Allahu ekber ve elhamdülillah gibi kutsi kelimelerin hepsi şeairdendir. Bunlar Müslümanların şuur kazanmasında çok büyük etkilere sahiptir.

Kur'an’da camilerden “mescid” olarak bahis vardır ve buraların mübarek kılındığı anlatılır. Mesela, Mekke’deki Mescid-i Haram (Kâbe) ile ilgili şöyle buyrulur:

“Şüphesiz, insanlar için ilk mabed, çok mübarek ve âlemlere hidayet olarak bina edilen Mekke’deki Kâbe’dir.” (Âl-i İmran, 3/96)

Ayette Kâbe’nin mübarekiyeti açıkça ifade edilmektedir.

Şu ayette ise Kudüs'teki Mescid-i Aksa'nın çevresinin mübarek olduğu ifade edilir:

“Kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir.” (İsra, 17/1)

Mescid-i Aksa'nın ve çevresinin mübarek olması, çeşitli cihetlerden olabilir. Her şeyden önce buralar nice peygamberin gelip geçtiği ve yaşadıkları yerlerdir. Mekânın şerefi, orada bulunandan gelir. Mesela, Hz. Zekeriya, Hz. Yahya ve Hz. İsa buralarda yaşamışlardır. Ayrıca bu yerler son derece bereketli, verimli arazilere sahiptir. (bk. Beydavi, Tefsir, ilgili ayetin tefsiri)

Böyle mübarek yerler insanları kendine celp ve cezbeder, insanlar nice meşakkatlere katlanarak buraları ziyarete giderler. Mesela hac, böyle mukaddes bir ziyaret olayıdır.

Öyle anlaşılıyor ki böyle yerler Allah’ın mübarek kılmasıyla başka yerlere üstün olabilmektedir.

Buralara gelenler ulvi duygularla coşarlar, manevi yönden mutmain hale gelirler.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 99
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun