Kuran’da yazım hatası var mı?

Soru Detayı

​Bu bilgilerin aslı nedir?
Urve, Tekvir suresinde geçen bir kelime hakkında Hz. Ay­şeden soruyor, doğrusu nasıldır, diye. Ayşe, kelime yanlış yazılmıştır, bu bir kâtip hatasıdır diyor. (Süyuti, Dürrül Mensur tefsiri, Nisa 162. Yine aynı ayette Kurtubi de Ayşe hadisini almış.)
Cuma suresi dokuzuncu ayetinde geçen Fesav kelimesini halife Ömer, İbn-i Mesut, İbn-i Abbas ve Kuranı bir araya getiren komisyonun üyesi Abdullah b. Zübeyr, Femdû şeklinde okuyorlardı. (Süyuti. Dürrül Mensur, Cuma suresi, 9. ayet)
Hz. Ayşe Münafikun suresinden de 10. ayeti komisyon taralından yanlış yazılanlardan sayıyordu. Bunu Rezzak, Kutubi, Taberi, Suyuti yazmış.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kuran’da yazım hatası yoktur.

Bu konuyu bir kaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

a) Hz. Aişe’den geldiği iddia edilen haber doğru değildir. Keza benzer bir haberi Hz. Osman’a dayandıranlar da olmuştur. İslam alimleri bunların hiçbirisinin sağlam bir senedi bulunmadığı, ve işin ahli olan alimler tarafından kabul edilmediğini bildirmişlerdir. (bk. Semerkandi, İbn Aşur, Nisa, 162. ayetin tefsiri)

- Aslında bu normal kural dışı kullanım bir açıdan Kuran’ın mucizeliğinin bir parıltısıdır. Çünkü, aklıselim sahibi herkes bilir ki, Kuran’ın vahiy kâtipleri, Kuran’ı Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman devrinde bir araya getiren ilimi heyet bu konuda olağanüstü titiz idiler.

Hiç mümkün müdür ki, Bakara suresinde “SABİİNE” yazdıktan sonra, aynı kelimeyi aynı kalıp içerisinde / Maide suresinde “SABİUNE” yazıp, daha sonra Hac suresinde tekrar “SABİİNE” yazsınlar ve bu farklılığı fark etmesinler!..

Onlarca hafız ve diğer sahabeler de bunun farkına varmasınlar!..

Bu mümkün değildir, bilakis, bu farklı yazılım şekli, Kuran’ın bir tek harekesinde bile dokundurulamayacak bir vahiy olduğunu gösterir.

b) Nisa: 162 (ve’l-mukimine), Maide: 69 (Ves-Sabiune), TaHa: 63 (İn hazani..) ve benzeri ayetlerin farklı konumları, hemen bütün tefsirlerde söz konusu edilmiş ve farklı yorumlarla bunun bir gramer hatası olmadığı sonucuna varmışlardır. (Misal olarak bk. Taberî, Razî, Kurtubî, Alusî,  ilgili ayetlerin tefsiri)

c) Kuran'da var olduğu iddia edilen gramer hatalarına bir örnek olarak gösterilen Maide Suresi 69. ayetidir. Evet, cümlenin normal akışına göre, merfu/ötreli/vavlı olarak kullanılan “es-Sâbiûne”  kelimesinin, mansup, üstünlü/yâlı olarak  “es-Sâbiîne” şeklinde olması gerekirdi. Nitekim, aynı kelime, diğer iki ayette, yani; Bakara 62. ve Hacc 17. âyetlerinde “es-Sâbiîne” şeklinde kullanılmıştır. Çünkü cümlenin başında bulunan “inne” lafzı “nasb” adı verilen bir harekeleme şeklini gerekli kılar ve “ya” da “nasb alâmeti” dir. Fakat Mâide 69. âyette “es-Sâbi’ûne”’ye “ref‘” alameti olan vav verilmiştir.

Bu sebeple burada kural dışı bir irab söz konusudur.

Ancak şu bir gerçektir ki, en meşhur ve muteber Arap dili nahivcileri ve gramerciler, Maide: 69. ayeti de görmüş ve üzerinde kafa yormuşlardır.  Arap dili uzmanlarına göre, irabın genel kaidelerinden  farklı bir kullanımın adı “hata” değil, şazz/istisnadır. Hata bir cehaletin ürünüdür. İstisna ise bilerek yapılan bir ilmin ürünüdür.

d) Kuran gibi önemli bir kitapta böylesine basit gramer hatalarının yapılamayacağı kesindir. Bu gibi şazlar/istisnalar Arap dili ve gramerinin diğer kaynaklarında da vardır. Ve bunlara hata olarak bakılmaz.

Nitekim Zemahşerî, Kuran tefsirinde, adı geçen ayetin hemen devamında İslam öncesi şairlerden birine ait bir beyti zikretmiştir. Bu beytte yer alan “ennâ ve entum” kısmı, normal gramer kuralına göre “ennâ ve iyyâkum” şeklinde olmalıydı. Fakat biz burada genel kaideden bir istisnanın olduğunu görüyoruz. Arapların büyük şairleri tarafından ifade edilen bu beytin durumu, bu çeşit inhirafların “Gramer Hatası” olarak adlandırılamayacağına yeterli bir delildir.

e) Muhammed Hamidullah’ın da işaret ettiği gibi, Kuran zaman zaman gramere uymayabilir. Bu durum Kuran’ın kendi dilini yine kendisinin oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

- Kaldı ki, Kuran-ı Kerîm sadece edebî lehçeden beslenmez, onun dil yapısında eşit derecede olmasa da altmış dört Arap lehçesinin payı vardır. Halbuki gramer edebî lehçeye dayanılarak oluşturulmuş bir yapıdır.

Bununla beraber, en büyük dil uzmanları tarafından Kuran’ın bir araya getirilip yazılmasında hata aramak abesle iştigaldir. Bütün sahabilerin ittifakla kabul ettiği bu yazılımın bir kaç yerine farklılık arz etmesi, bir hata eseri olarak değil, öyle vahiy edildiği ve onlar da bunu öyle yazmak zorunda olduklarının açık göstergesidir.

Bu yönüyle de bu farklılıklar birer mucizedir.

f) Denilebilir ki, bu kural dışı konumunda görünen kelimelerin bir görevi de, Kuran’ın mucizevi yönüne iki açıdan dikkat çekmektir.

Birincisi: “Her şey zıddıyla bilinir.” kaidesi gereğince, okuma yazması olmayan bir ümminin elinde ortaya çıkan Kuran’ın 6000 den fazla olan ayetleri içerisinde yalnız 5-6 kelimenin -görünürde- Arap dili kurallarına ters düşmesi, bunun bir hata eseri olmadığını göstermektedir. O halde bunun bir hikmeti, bu farklı kullanımla Kuran’ın tamamının güzelliği, edebi mükemmelliği göstermektir.

İkincisi: Arap asıllı ve içinde yüzlerce dil uzmanı bulunan binlerce sahabenin her gün okuduğu Kuran’ın bu farklı kelimelerini fark etmemeleri mümkün değildir. Bunlardan hiç kimsenin itiraz etmemesi, bunların bir hata eseri değil, başka bir hikmete mebni olarak böyle vahiy edildiğini ve bu sebeple de böyle yazıldığını düşündüklerinin göstergesidir. Bu ise, Kuran’ın A’dan Z’ye bütün kelime ve harflerinin de vahiyle tespit edildiğini ortaya koymaktadır.

Bu husus ontolojik ve kozmik arenada da önemli bir kuralsızlık kuralıdır.

Örneğin, zikzaklar çizen bir kuyruklu yıldızın bu hareketi yüzeysel bakışla noksan / çirkin görülebilir. Fakat, bu hareket bir yandan düzgün hareket eden milyonlarca gök cisimlerinin güzelliklerinin anlaşılmasına katkı sağladığı gibi, diğer yandan bu zikzakları çizen kuyruklu yıldızlarda var olan çok güzel bir manevra kabiliyetini de göstermektedir.

Keza, insanların sindirim sistemine yüzeysel bakan kimse, oralardaki kıvrımları, eğri-büğrü olan kavşak yolları bir düzensizlik sayabilir. Fakat işin ehli olanlar bunun böyle olmadığını çok iyi bilirler.

Demek ki, ne kuyruklu yıldızlarda ne de sindirim sistemlerinde görülen bu düzensizlik formu bir hata eseri değildir. Çok yönlü bir hikmetin tezahürüdür.

g) Bu açıklamaların yanında İslam alimleri söz konusu kelimelerin mevcut iraplarının da yanlış olmadığı, kural dışı bulunmadığına dair bilgiler de vermişlerdir.

Örneğin, Nisa: 162. ayetinde geçen “Vel-mukimine” kelimesinin bu şekilde olması bir kuralın sonucu olduğu bildirilmiştir. Bu kural “En-Nasbu Ala’l-Medh”, bir hususun özel övgüye layık olduğunu göstermek için onunla ilgili kullanılan kelimenin ÜSTÜN olarak okunup yazılmasıdır.

Buna göre, bu ayette  zikredilen hususlar arasında namazın ayrıcalıklı konumuna dikkat çekmek için “Namazı kılanlar” anlamındaki “Vel-mukimine’s-salate” şeklinde üstün yazılmıştır. Bu irabı gerektiren ise, mahzuf ve melhuz olan “Ya’ni/A’ni” fiilidir.

Alimler tarafından en sahih yorum olarak kabul edilen bu açıklama şekli, Sibeveyh, Halil, Kissai gibi en ünlü Arap dil uzmanlarına aittir. Razi, İbn Kesir, Kuşeyri gibi alimlerin de tercih ettiği görüştür. (bk. Taberi, Beğavi, Bikaî,  Razi, Beydavi, Kurtubi, İbn Kesir, el-Menar, Meraği, ilgili yer)

Mukimin kelimesinin bu şekli hem mansub (Üstün) hem mecrur (esre) olabilir.

Nitekim, Taberi’ye göre en doğru yorum, “bu kelimenin “Bima unzile ileyke” ayetinde ba harf-i cerle mecrur olan “ma” kelimesine atıf yoluyla o da mecrur olduğu”dur. (Taberi, ilgili yer)

Görüldüğü gibi bir delilin kuyuya attığı taş, nice akıllıların zamanını rehin alır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
608 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR