Kur'an'da gramer hataları var mı? Kur'an'ın bazı ayetlerinde gramer hatalarının var olduğunu (orijinalinde) ve bu hatalar dolayısı ile ilahi bir özelliğe sahip olmayacağı söyleniyor?..

Soru Detayı
Örneğin, 1. Kur'an'da Yahudiler, Hristiyanlar ve Sabiilerin anlatıldığı ayetlerden üç tanesi Bakara 62, Maide 69 ve Hac 17. ayetleridir. Bu ayetlerde lafızlar bile aynıyken, Sabiiler Maide suresinde "sabiîne" diye geçmiş diğerlerinde "sabiûne" diye geçmiştir. Bazıları bu durumu Kur'an'da gramer hatası olduğuna dair iddialara örnek gösterdiğini işittim; bunun bir açıklaması var mıdır? 2. Benzer bir durum da Nisa suresi 162. ayette var. Cennetlikler anlatılırken bütün öğeler merfu anlatılmış, ancak tam arada olan "namaz kılanlar" kısmı mansup durumda anlatılmış. Bunun bir açıklaması var mıdır?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Nahiv âlimlari ile Arap dilinin diğer bütün dil bilimcileri, istisnasız bir şekilde Kur’ân-ı Kerim’i, nahvin ve Arap dilinin diğer bilimlerinin kaynağı olarak kabul etmişlerdir.

Bu cümleden olarak; Sîbeveyh (ö.170/796), Zemahşerî (ö.538/1144), İbn Hişâm (ö.761/1360), İbn Mâlik (ö.672/1274), Ahfeş (ö.215/830), Kisâ’î (ö.189/805), Ferazdak (ö.110/728), Ferrâ’ (ö.207/822), Halîl b. Ahmed el-Ferâhidî (ö.175/791) ve diğer pek çok meşhur nahivci ve dil bilimci, nahve veya dile ait herhangi bir kaideyi tespit ederken, mümkün olan her yerde, iddialarını desteklemek için delil olarak sadece şiir beyitlerini değil, aynı zamanda Kur’ân âyetlerini de zikretmişlerdir. Arap gramerinin kurucuları olan bu insanlar için Kur’ân’ın, kendi çalışmalarında her zaman, en güvenilir kaynak olduğunu söylemek doğru olacaktır. Bu insanların Kur’ân’a verdikleri önemi takdir edebilmek, onların eserlerine kısa bir göz atmayı gerekli kılmaktadır.

Evvela, Kur’ân’da gramer hatası aramak çok anlamsızdır.

Bir kere Kur’ân’ın bu konumu, Arap dili ve Edebiyatının en kabul görmüş sahipleri veya otoriteleri; nahivciler, lügatçiler vs. tarafından tamamen anlaşılmış ve takdir edilmiştir. Çünkü Kur'an-ı Kerim Arap dilinin ve gramerinin bir bilim disiplini olarak oluşmasına da kaynaklık etmiştir. Dolayısıyla Kur'an-ı Kerim’i, kendisinin kaynaklık ettiği bu disiplinlerin altında değerlendirmek ve onlara uygun olup olmadığını ölçmek makul değildir. Çünkü bizzat Kur'an tarihsel önceliği nedeniyle Arap dilinin kullanım sınırlarının ve kulalarının anlaşılması için başvurulan kaynaktır.

Nahivcilerin çalışmalarında en temel kaynak materyal olan Kur’ân, nahivcilerin eserleri esas alınarak tenkit edilemez. Böyle bir şeyi yapmaya çalışmak, tamamen, astronomlar tarafından yazılan eserlere dayanarak kainatta hata bulmaya çalışmak gibidir.

Bilindiği üzere Kur’ân, genellikle, Klasik, İslam-öncesi Araplarca; duruluğu, fesahat ve belagat açısından eşsiz bir edebiyat şaheseri olarak kabul edilmiştir. Bu dil bilimcilerin, şairlerin, edebiyatçıların büyük bir kısmı, Kur’an’ın bu edebi yönünü bir mucize olarak kabul etmiş ve imana gelmişlerdir.

Evet, açık bir gerçektir ki, beliğ ve dilleriyle gurur duyan Araplar, Kur’ân vesilesiyle İslam’a girmeye başladılar. Hz. Peygamber (asm), nübüvvetinin ilk on üç yılı boyunca, sadece Kur’ân’ı insanlara sunmuştur. Ve hiç kimse Kur’ân’ın diline veya üslubuna itiraz etmemiştir. Aksine, Müslüman olmayı reddeden Araplar bile Kur’ân’ın dili ve üslubu hususunda hiçbir şey söylememişlerdir. Onlar, açık bir şekilde, Kur’ân’ın tesirini ve her gün yeni yeni insanların kalplerini kazandığını görüyor ve onun beşer kelamı olmadığını biliyorlardı… Fakat Kur’ân’ın ilahî olduğunu da kabul etmek istemiyorlardı. Bu durumda, Kur'ân’ın, Allah’ın vahyedilmiş kelamı olduğunu kabul etmemek için geçerli bir mazerete ihtiyaçları vardı. Bu şartlar altında bile onlar –olanca hatipliklerine ve dildeki övünçlerine rağmen-  Kur'ân-ı Kerîm’de tek bir hatanın bile varlığını gösterememişlerdir. Yapabildikleri tek şey “onun ‘sihir olduğunu’ ve ‘büyü’den başka bir şey olmadığını” ortaya atmak oldu.

 Kur’an'da var olduğu iddia edilen gramer hatalarına bir örnek olarak gösterilen Maide Suresi 69. ayette yer alan kelimenin farklı kullanımına yapılan itiraza gelince:

Evet, cümlenin normal akışına göre, merfu/ötreli/vavlı olarak kullanılan “es-Sâbi’ûne”  kelimesinin, mansup, üstünlü/yâlı olarak  “es-Sâbi’îne” şeklinde olması gerekirdi. Nitekim, aynı kelime, diğer iki ayette, yani; Bakara 62. ve Hacc 17. âyetlerinde “es-Sâbi’îne” şeklinde kullanılmıştır.  Çünkü cümlenin başında bulunan “inne” lafzı “nasb” adı verilen bir harekeleme şeklini gerekli kılar ve “ya” da “nasb alâmeti” dir. Fakat Mâide 69. âyette “es-Sâbi’ûne”’ye “ref‘” alameti olan vav verilmiştir. Bu sebeple burada kural dışı bir irab söz konusudur.

Ancak şu bir gerçektir ki, en meşhur ve muteber Arap dili nahivcileri ve gramerciler, Maide 69. âyeti de görmüş ve üzerinde kafa yormuşlardır.  Arap dili uzmanlarına göre;

- Genel kaideden  farklı bir kullanımın adı “hata” değil, şazz/istisnadır.

- Kur’ân gibi önemli bir kitapta böylesine basit gramer hatalarının yapılamayacağı kesindir.

- Bu gibi inhiraflar/şazlar/istisnalar Arap dili ve gramerinin diğer kaynaklarında da vardır. Ve bunlara hata olarak bakılmaz.

- Nitekim Zemahşerî, Kur’ân tefsirinde, adı geçen âyetin hemen devamında İslam öncesi şairlerden birine ait bir beyti zikretmiştir. Beytin “ennâ ve entum” kısmı, “ennâ ve iyyâkum” şeklinde olmalıydı. Fakat biz burada genel kaideden bir istisnanın olduğunu görüyoruz. Bu beyit bu çeşit inhirafların “Gramer Hatası” olarak adlandırılamayacağına yeterli bir delildir.

Bu nevi şâzların, en azından câhiliye dönemi şiirlerinde mevcut olduğunu ve bilindiğini doğrulamaktadır. Nitekim bu tür şâzlar, Arap dili ve edebiyatı hakkında bilgi sahibi hiç kimse tarafından hata olarak isimlendirilmemiş ve isimlendirilmemektedir.

- Bu ve benzeri ayetlerin farklı konumları, hemen bütün tefsirlerde söz konusu edilmiş ve farklı yorumlarla bunun bir gramer hatası olmadığı sonucuna varmışlardır.(Misal olarak bk. Taberî, Razî, Kurtubî, Alusî,  ilgili ayetlerin tefsiri).

- Muhammed Hamidullah’ın da işaret ettiği gibi, Kur’ân zaman zaman gramere uymayabilir. Bu durum Kur’ân’ın kendi dilini yine kendisinin oluşturmasından kaynaklanmaktadır.

- Kaldı ki, Kur’ân-ı Kerîm sadece edebî lehçeden beslenmez, onun dil yapısında eşit derecede olmasa da altmış dört Arap lehçesinin payı vardır. Halbuki gramer edebî lehçeye dayanılarak oluşturulmuş bir yapıdır.

- Aslında bu normal kural dışı kullanım bir açıdan Kur’an’ın mucizeliğinin bir parıltısıdır. Çünkü, aklıselim sahibi herkes bilir ki, Kur’an’ın vahiy kâtipleri, Kur’an’ı Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman devrinde bir araya getiren ilimi heyet bu konuda olağanüstü titiz idiler. Hiç mümkün müdür ki,  Bakara suresinde “SABİİNE” yazdıktan sonra, aynı kelimeyi aynı kalıp içerisinde / Maide suresinde “SABİUNE” yazıp, daha sonra Hac suresinde tekrar “SABİİNE” yazsınlar ve bu farklılığı fark etmesinler!.. Onlarca hafız ve diğer sahabeler de bunun farkına varmasınlar!.. Bu mümkün değildir, bilakis, bu farklı yazılım şekli, Kur’an’ın öyle vahiy edildiğini ve onlar da bunu öyle yazmak zorunda olduklarının açık göstergesidir.

- Bu açıklamaların yanında  bazı alimlere göre, Maide suresinin 69. ayetinde yer alan “SABİUN” kelimesi,  “İnne-llezine” ye atıf olmadığı için, mansub/üstün olmasını gerektiren bir durum söz konusu değildir. Bilakis “sabiûn” kelimesi, bir cümlenin mübtedası/öznesi olduğu için bu şekilde merfu/ötreli gelmesi gerekir. Buna göre, cümlenin yapısı aslında şöyledir. “İnnellezine amenu vellezine hadû.......VE’S-SABİUNE VEN-NESARA KEZALİK....” (bk. Nahhas, İrabu’l-Kur’an;  Zeccac, Maani’l-Kur’an; Razi, Mefatihu’l-Ğayb, Semarkandi, Bahru’l-Ulum,  ilgili ayetin tefsiri)

Bu durumda,

“ İman edenler, Yahudiler, Sabiîler, Hristiyanlar... Bunlar içinden her kim Allah’a ve âhiret gününe iman edip makbul ve güzel işler yaparsa, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmezler.”

mealindeki söz konusu 69. ayetin bu son yoruma göre meali şöyle olur:

“İman edenler, Yahudiler, -Ki Sabiîler, Hristiyanlar da böyledir- Bunlar içinden her kim Allah’a ve âhiret gününe iman edip makbul ve güzel işler yaparsa, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar asla üzülmezler.”

İkinci soruya gelince, Nisa suresinin 162. ayetinde normal gramer kuralına göre, “Ve’l-Mukimûne’s-salate” (Namazı dosdoğru kılanlar) şeklinde -merfu/ötreli- olması gerekirdi. Fakat Kur’an’daki mevcut olan şekli,  mansup/üstünlü olup “Ve’l-Mukimîne’s-salate” tarzındadır.

Alimler bunun gerekçesini şöyle açıklamışlardır: “Burada bu kelime  merfu/ötreli olan önceki ilgili kelimelere matuf değildir. Bilakis bu kelime, namazın önemini belirtmek için, “mansubun ala’l-medh”(medih üzerine olduğundan mansup olma) kuralına göre irab almıştır.

- Arapçada benzer ifadeler de yok değildir. Örneğin, “Cömert olan Zeyd’e uğradım” manasına gelen “Merertu bi Zeydin” ifadesinden sonra yer alan cömert manasındaki “El-Kerim” kelimesinin sonunu hem üstün, hem esre hem ötre olarak okumak caizdir. (Konuyla ilgili değişik misaller için, bk. Nahhas, İrabu’l-Kur’an;  Zeccac, Maani’l-Kur’an; Razi, Mefatihu’l-ğayb, ilgili ayetin tefsiri)

Özetle, Kur’an’da hata olduğu iddiaları doğru değildir, bu iddialar Kur’an güneşini söndüremez..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun