Kur'an'da geçen kutsal topraklar (arz-ı mevud / vaad edilmiş topraklar) İsrailoğullarının hakkı mıdır, Kur'an'ın bu konudaki hükmü nedir? Kutsal topraklar neresidir?

Soru Detayı

Kutsal topraklar neresidir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

ARZ-I MEV'ÛD: Allah'ın Hz. İbrahim'e ve onun soyundan gelenlere vermeyi vaad ettiği yer için kullanılan terim.

İbrânîce'de “Eretz Israel” denilen bu bölge Ahd-i Atîk'te “Ken'an diyarı”, “Diyar”, “Gurbet diyarı”, “Memle­ket” diye de zikredil­mektedir. İkinci Mâbed döneminden iti­baren ise “Arz-ı mev'ûd” diye adlandırılmış olup Ahd-i Cedîdde de bu isimle geçmektedir. Ahd-i Atîk'te burası ayrıca “İyi ve geniş diyar”, “Süt ve bal akan di­yar”, "Bütün memleketlerin sü­sü olan diyar” diye tavsif edilmiştir.

Kitâb-ı Mukaddes'te Hz. İbrahim'e ya­pılan vaadde, “Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar olan böl­ge” Hz. Musâ ve Yeşu'a yapılan vaadde, “Ayak tabanınızın basa­cağı her yer sizin olacak” denilmiştir. Arz-ı mev'udun sınırları Ahd-i Atîk'te daha ayrıntılı olarak şu şekilde verilmektedir:

Güney sınırı: “Tsin çölünden Edom boyunca ola­cak ve cenup sınırınız şarka doğru Tuz denizinin ucundan olacak ve sınırınız Akrabbim yokuşundan cenuba doğru do­laşacak ve Tsin'e geçecek ve onun uçları Kadeş-Bamea'nın cenubunda olacak­lar ve Hatsar-Addar'a çıkacak ve Atsmon'a geçecek ve sınır Atsmon'dan Mı­sır vadisine kadar dolaşacak ve onun uç­ları deniz yanında olacaktır.”

Buradaki Tsin çö­lü, Kadeş'in kuzeydoğusunda yer almak­ta ve arz-ı mev'ûdun güney sınırını teş­kil etmektedir. Tuz denizi bugünkü Ölüdeniz'dir. Akrabbim yokuşu ölüdeniz'in güneyinde, bugünkü Nakb es-Safâ. Hatsar-Addar Kadeş-Bamea'nın kuzeybatı­sındaki Vâdil-kudeyrât, Atsmon da Vâdil-kudeyrât'ın batısındaki yerdir. Mısır va­disi ise, Gazze'nin güneybatısından Ak­deniz'e açılan Vâdilarîş'tir. Arz-ı mev'û­dun güney sınırını belirten bu ifade. Ruh­ban metnine aittir ve Negev'in büyük bir kısmını arz-ı mev'ûda katmaktadır.

Ba­tı sınırı: “Büyük deniz ve onun kıyısı ola­caktır.” Garp denizi'de denilen bu deniz Akdeniz'dir.

Kuzey sınırı: “Büyük denizden Hor dağına kadar kendinize işaret koyacaksınız. Hor dağından Hamafa girilecek yere kadar işaret koya­caksınız ve sınırın uçları Tsedâd'da ola­cak ve sınır Zifron'a çıkacak ve onun uç­ları Hatsar-Enan'da olacaktır.” Arz-ı mev'ûdun kuzey sınırı, Ahd-i Atîk'in diğer yerlerinde Lübnan olarak belirtilmektedir. Söz konusu Hor dağının Gü­ney Anadolu'daki Toros dağları olduğu da ileri sürülmüştür fakat genel kanaat, bunun Lüb­nan dağı olduğu yönünde­dir. Esasen Ahd-i Atîk'in hiçbir yerinde arz-ı mev'ûdun kuzey sının Lübnan bölgesini aşmamaktadır.

Doğu sınırı: “Ve şark sınırınız için Hatsar-Enan'dan Şefam'a kadar işaret koyacaksınız ve sınır Şefam'dan Ain'in şark tarafında Ribla'ya inecek ve şarka doğru Kinneret denizi­nin yanına dokunacaktır ve sınır Erden'e inecek ve uçları Tuz denizi yanında ola­caktır." Kinneret de­nizi Taberiye gölüdür. Arıd-i Atîk'te do­ğu sınırı "büyük ırmak, Fırat ırmağı” ola­rak da gösterildiği halde Sayılar, 34 / 10-12'de Rab Yahova tarafından Hz. Müsâ'ya çizilen doğu sınırı Taberiye ve Lut göllerinin doğu tarafındaki bölgeyle sı­nırlı kalmaktadır. Doğu sınırının Fırat'a kadar uzatılması ideal ölçülere göredir ve yahudi tarihinde hiç gerçekleşmemiş­tir. İsrail tarihinin en parlak dönemi Hz. Süleyman devri olmasına, Hz. Süleyman'in “Irmaktan Filistîler diyarına ve Mısır sınırına kadar bütün ülkeler üzerinde saltanat sürdüğü” belirtilmesine rağmen krallığın doğu sınırına asla Fırat'a varmamıştır.

Arz-ı mevûd ilk önce Hz. İbrahim'e ve onun zürriyetine vaad edilmiştir. “Ve senin gurbet diyarı­nı, bütün Ken'an diyarını sana ve sen­den sonra zürriyetine ebedî mülk ola­rak vereceğim ve onların Allah'ı olaca­ğım.” Ancak Kitâb-ı Mu­kaddes geleneği daha sonra Hz. İsmail'i devre dışı bırakarak vaadin Hz. İshak ve onun zürriyetine ait olduğunu belirtmek­tedir. Hz. İbrahim'den sonra aynı vaad Hz. İshak'a ve onun zür­riyetine Hz. Ya'küb'a ve zürriyetine Hz. Yûsuf a Hz. Musa'ya ve Yeşu'a yapılmıştır.

Arz-ı mev'ûd Hz. İbrahim, Hz. İshak, Hz. Ya'küb ve Hz. Musa'ya ve onların zürriyetlerine ebedî mülk ve miras ola­rak verilmiştir ancak bu hiçbir şarta bağlı olmayan, mutlak bir vaad değildir. Arz-ı mev'ûda sahip olmanın, orayı ebe­dî mülk ve miras olarak almanın şartla­rı, Rab Yahova ile İsrâiloğulları arasında değişik dönemlerde yapılan ahid'lerle tesbit edilmiştir. İsrâiloğulları bu ahidle­re riayet etmeleri şartıyla vaade hak ka­zanacaklar, aksi takdirde bundan mah­rum kalacaklardı.

Arz-ı mev'udla ilgili ilk ahid, Rab Ya­hova ile Hz. İbrahim arasında yapılmış­tır. “O günde Rab İbrahim'le ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar bu diyarı, Kenîler'i, Kenizzîler'i, Kadmonîler'i, Hittîler'i, Perizzîler'i, Refalar'ı, Amorîler'i, Ken'anlılar'ı, Girgaşîler'i, Yebusîler'i senin zürri­yetine verdim.” Bu ahid ile Tanrı Hz. İbrahim'in soyunu faz­lasıyla çoğaltacaktır; o, milletlerin babası olacaktır. Onun soyundan krallar çıkacak­tır. Onun gurbet diyannı, bütün Ken'an diyarını ona ve ondan sonra da zürriye­tine ebedî mülk olarak verecektir. Bu vaadin karşılığı olarak Hz. İbrahim ve onun zürriyeti. Tanrı olarak sadece O'nu tanıyacak ve her erkek sünnet olacak­tır. Bu ahid ebedîdir. 

Hz. İshak ve Hz. Ya'küb ile de bir ahid yapılmıştır. Rab Hz. İshak'a vaadini şu şekilde bildirmektedir:

“Mı­sır'a inme, sana söyleyeceğim memlekette otur, bu diyarda misafir ol, seninle olacağım, seni mübarek kılacağım, çünkü bütün bu memleketleri sana ve zür­riyetine vereceğim ve baban İbrahim'e ettiğim yemini pekiştireceğim ve senin zürriyetini göklerin yıldızları gibi çoğal­tacağım, zürriyetine bütün bu memle­ketleri vereceğim, yerin bütün milletleri senin zürriyetinde mübarek kılınacaklar, çünkü İbrahim sözümü dinledi ve tenbihlerimi, emirlerimi, kanunlarımı ve şe­riatlarımı tuttu.” Şu hal­de vaadin tahakkuku, Allah'ın emirleri­ni, kanun ve şeriatını tutmaya bağlıdır.

Yahova Hz. Ya'küb'a şöyle der:

“Ba­ban İbrahim'in Allah'ı, İshak'ın Allah'ı rab benim. Üzerinde yatmakta olduğun diyarı sana ve senin zürriyetine verece­ğim; senin zürriyetin yerin tozu gibi olacak, garba, şarka, şimale ve cenuba yayılacaksın, yerin bütün kabileleri sen­de ve senin zürriyetinde mübarek kılı­nacaktır.”

Hz. Mûsâ ile de bir ahid yapılmıştır. 

“Bunun için İsrâiloğullan'na söyle. Ben rabbim. Sizi Mısırlılar'ın yükleri altından çıkaracağım.., sizi kendim için bir ka­vim olarak alacağım ve size Allah olaca­ğım... ve İbrahim'e, İshak'a Ya'küb'a vermek için yemin ettiğim diyara sizi getireceğim ve onu size miras olarak vereceğim.” Hz. Mûsâ vası­tasıyla Rab Yahova ile İsrâiloğulları ara­sında yapılan ahdin şartları ise Rabbin Hz. Musa'ya verdiği şeriatın hü­kümleridir. İsrâiloğulları Tevrat'ta bildirilen hükümlere riayet et­tikleri sürece Rab Yahova onları kendisi için bir kavim olarak alacak ve onlara Allah olacaktır.

“Eğer gerçekten sözümü dinleye­cek ve ahdimi tutacaksanız, bana bü­tün kavimlerden has kavim olacaksınız: çünkü bütün dünya benimdir; ve siz ba­na kâhinler melekûtu ve mukaddes mil­let olacaksınız.”

Ahd-i Atîk'in birçok yerinde arz-ı mev-ûdda uyulması gereken kurallar ayrın­tılarıyla bildirilmiştir. Ahdin şartlarına uyulmadı­ğı, Rabbin emirleri yerine getirilmediği, O'nun kanunlan reddedildiği şeriattaki emirler tutulmadı­ğı takdirde ise başlarına her türlü felâ­ket gelecek; Rab Yahova onlardan nef­ret edip onlara karşı öfke ile yürüyecek mülk edinmek için girdikleri diyardan kopartacaklardır. Nite­kim İsrâiloğulları tarihleri boyunca, hiç­bir zaman Rab Yahova ile yapılan ahde sadık kalmamışlardır. Ahd-i Atîk de onların ahdi bozmalarını ısrarla vurgula­maktadır. Hz. Mûsâ zamanında yapılan ahid. İsrâiloğulları'nin altın buzağıya tapmalanyla bozulmuş daha sonra arz-ı mev'ûdun ebediyen verileceği tek­rar bildirilerek ahid yeni­lenmiştir. Çölde ahid tek­rar hatırlatılarak arz-ı mev'ûda girilin­ce uyulması gereken kurallar belirtilmiş Fakat İsrâiloğul­ları her defasında ahdi çiğneyip Rab Yahova'ya isyan etmişlerdir. Rabbin emri üzerine Hz. Mûsâ her kabileden birer temsilciyi arz-ı mevûd hakkında bilgi toplamak üzere Ken'an diyarına gönder­miş, kırk gün sonra dönen grup, iki kişi hariç, oraya gitmenin tehlikeli olduğunu belirtmişler ve tekrar Mısır'a dönme arzularını izhar etmişlerdir. Bunun üzerine Rab Yahova onları mirastan mahrum edeceğini bildirmiş ve orayı onlara kırk yıl haram kılmıştır.

İsrâiloğulları'na böyle bir vaadin ya­pılması, onların salâhından ve yürekleri­nin doğruluğundan dolayı değil, ancak oradaki milletlerin kötülüğünden ve Rab­bin İbrahim'e, İshak'a ve Ya'küb'a and ettiği sözü sabit kılması sebebiyledir. Zira İsrâiloğulları;

“Sert enseli bir kavimdir, Mısır diyarın­dan çıktıkları günden beri Rabbe âsi ol­muşlardır. Öküz kendi sa­hibini, eşek de efendisinin yemliğini bil­diği halde İsrail Rabbini bilmemektedir. İsrâiloğulları suçlu bir mil­lettir, haksızlığı yüklenmiş olan kavim­dir, kötülük işleyenlerin zürriyetidir. Rabbi bırakmışlar. Ahdi bozmuş­lar başka ilâhların ardında gitmişlerdir. Rab Yahova'nın hoşgö­rüsüne rağmen her defasında ahdi bozdukları için Rab onları helak etmek is­temiş, fakat bu niyetinden dönmüş, na­dim olmuştur. O kadar çok isyan etmiş­lerdir ki onları cezalandırmaya niyetle­nen, fakat buna nadim olan Yahova. ne­damet ede ede yorulmuştur. Ahde riayet etmeyen Arz-ı Mev'ûddan mahrum kalacak ve lânetlenecektir. Orada ebedî kalabilmek için ahde riayetin yanında daha başka şartlar da ileri sürülmüştür."

 “Yollarını­zı ve işlerinizi ıslah edin, sizi bu yerde oturturum. Yollarınızı ve işlerinizi iyice ıslah ederseniz, bir adamla komşusu arasında tam adalet ederseniz, garibi, öksüzü ve dul kadını mağdur etmezse­niz, bu yerde suçsuz kanı dökmezseniz, kendi ziyanınıza olarak başka ilâhların ardınca yürümezseniz o zaman bu yer­de, ezelden ebede kadar atalarınıza ver­miş olduğum diyarda sizi oturturum” “Çünkü memlekette doğru adamlar oturacaklar ve kâmiller orada kalacaklardır. Fakat kötü adam­lar memleketten atılacaklar ve hainler oradan söküleceklerdir.”

Arz-ı mev'ûd tabiri Kur'ân-ı Kerîm'de geçmemekte, ancak Hz. İbrahim ve Lût'-un “Bereketli kılınmış” bir diyara ulaştı­rıldıkları anlatılmaktadır. [el-Enbiyâ 21/71.] Firavunların baskısı altında yaşayan İsrâiloğulları'nı Mısır'dan çıkarmakla görevlendirilen Hz. Mûsâ da;

 “Ey kavmim! Allah'ın sizin için yazmış olduğu arz-ı mu­kaddese giriniz ve arkanıza dönmeyiniz; sonra hüsrana uğrayanlardan olursu­nuz.” demiştir. [el-Mâide 5/21.]

Fakat İsrâiloğulları oraya girmek istememişler, bunun üzerine arz-ı mukaddes onlara kırk yıl haram kılınmıştır. [el-Mâide 5/ 22-26.] Bunun dışında Kur'an'da ayrıca, Tevrat'ta verilen sözün Zebur'da yeni­lendiği, “Arz”a iyi kulların vâris olacağı açıklanmış [el-Enbiyâ 21/105.] Mısır'da zayıf düşürülen İsrâiloğulları'nın Allah tarafından “o yerde” hâkim kılınmak is­tendiği bildirilmiş [el-Kasas 28/5-6.] İsrâiloğulları'na önceden verilen sözün gerçekleştirildiği ve sabretmelerine karşı­lık, hor görülüp ezilen bu milletin “Be­reketli kılınan topraklar”a vâris kılındığı ifade edilmiştir. [el-A'râf 7/137.]

Kur'an'da “Arz-ı mukaddese”, “Bere­ketli arz” gibi ifadelerle anılan ve İsrâiloğulları için yaratıldığı belirtilen bu ye­rin neresi olduğu açık olarak bildirilme­miştir. Nitekim bu âyetlerin tefsirinde çeşitli yerler üzerinde durulmuş, bazı âlimler bu yerin Şam ve Mısır, bazıları Mescid-i Aksâ'nın bulunduğu Kudüs ve Lübnan dağı çevresi olduğunu söylerken, diğer bazı âlimler de kesin bir yer be­lirtmenin doğru olmayacağını, ancak Fı­rat ile Mısır arasında bir yer olması ge­rektiğini ifade etmişlerdir.

Yahudiler arz-ı mev'uddan uzaklaştı­rıldıktan sonra daima oranın hayaliyle yaşamışlar, zaman zaman or­taya çıkan sahte mehdi*ler de oraya kavuşma idealini körüklemişlerdir. Bu meşinlerden bazıları “Arz-ı mev'û”'u ön­ce Filistin, sonra da bütün yeryüzü şek­linde yorumlamışlardır. Siyonizm hareke­tinin ortaya çıkış sebebi de arz-ı mev'ûd idealinin gerçekleşmesi arzusudur.

Vaad öncelikle Hz. İbrahim'e yapıldı­ğına göre, bu vaad bir hak doğuruyor­sa, İshak soyundan gelen yahudiler kadar İsmail neslinden gelenlerin de o top­raklarda hakkı olmalıdır. Diğer taraftan vaadin gerçekleşmesi birtakım şartların yerine getirilmesine bağlanmıştır. Bun­ların başında Allah'a itaat gelmektedir. [el-Mâide 5/12.] Halbuki İsrâiloğulları Al­lah'ın emirlerine boyun eğmemiş yapı­lan ahidleri yerine getirmemiş, hatta Al­lah'ın elçilerini öldürüp fesat çıkarmış­lardır. [el-Bakara 2/61, 100; en-Nisâ 4/ 155-156; el-Mâide 5/13.] Ayrıca Kur'an'da “Arz”a belli ırklara mensup olanların de­ğil “Sâlİh kullar”in vâris kılınacağı ve bu ilâhî kanunun bütün mukaddes kitapla­rın hükmü olduğu bildirilmiştir. [el-Enbi­yâ 21/105; krş. Mezmur, 37/29; 69/32-36.]

Bibliyografya:

1. Taberi, Tefsîr, XVII, 80-81. 
2. Kurtubî. Tefsîr, VI, 125. 
3. Ancien Testament (Traduction Oecumenique de la Bible), Paris 1980, s. 326. 
4. Bustanay Oded. “Canaan, Land of”, EJd, V, 99-100.
5. “Erez İsrael”, a.e. VI, 837.
6. Louis Isaac Rabinowiz. “İsrael”, a.e. IX, 106.
7. Michael Avi-Yonah. “İsrael, Land of”, a.e, IX, 108-123.

(bk. Abdurrahman Küçük, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1991. III/442-444)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun