Kur'an'da geçen "Haman" isminin yanlış aktarıldığı iddiasına ne dersiniz?

Tarih: 18.12.2012 - 10:34 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Kur'an'da geçen Haman, Kur’an mucizesidir. Bu isme tarihte itirazlar yapılmıştır. Haman isminin yanlış kopyalandığını söylemişlerdir. Bazı kişiler bu itirazların ilk defa XVI. yüzyılda yapıldığını söylüyorlar, yani Hristiyanlar Kur'an’ı ilk defa XVI. yüzyılda incelemişler ve bu dönemde yanlış kopyalandığını söylemişler, bu doğru mudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an'ın altı ayrı ayetinde (Kasas, 28/6, 8, 38; Ankebut, 29/39; Mümin, 40/24, 36), Firavun'un en yakın adamlarından biri olarak zikredilen Hâman sözcüğü, Kur’an açısından gerçekten tarihi bir mucizedir.

Bu âyetlerden anlaşıldığına göre, Allah Hz. Musa 8as)'yı âyetler, mucizeler ve delillerle Firavun, Hâmân ve Karun'a göndermiş, fakat onlar Musa'yı "çok yalancı bir sihirbaz" diye suçlayarak tebli­ğini reddetmişlerdir. (Ankebût 29/39; Gâfir 40/23-24) Hatta ilâhlık iddiasında bulunan Firavun, Musa'nın kendisini yü­ce Allah'ı kabule davet etmesi üzerine kavminin ileri gelenlerine, "Sizin için benden başka bir tanrı tanımıyorum." de­miş, Hâmân'dan da Musa'nın tanrısına ulaşıp O'nu bulmak için kendisine bir ku­le yapmasını istemiştir. (Kasas, 28/38; Mümin, 40/36-37)

Nihayet Kârûn, Firavun ve Hâmân günahları sebebiyle cezalan­dırılmıştır. (Ankebût, 29/39)

Kur'an'da adı geçen Hâmân, Hz. Musa (as)'nın muha­tap olup mücadele ettiği Firavun'un ve­ziri veya onun sarayındaki önemli şahsi­yetlerden biri ya da Amon kültünün baş rahibi olmalıdır.

Buna karşılık Tevrat'ta Hz. Musa (as)'nın hayatını anlatan bölümde -Firavun’la yakınlığı olan bir- Hâman değil; Hz. Musa’dan yaklaşık 1.100 sene sonra yaşamış ve Yahudilere zulmetmiş bir Pers / Babil kralının yardımcısı olarak geçer.(KM. ESTER/Bap: 3-10).

Bunu gören oryantalistler "İşte Kur'an'da hata bulduk!" diye sevinirler. Ancak bu sevinçleri Mısır hiyeroglif yazısının çözülüp, eski Mısır yazıtlarında "Hâman" isminin bulunmasıyla yarıda kalır. Eski Mısır dilinde yazılmış hiyeroglif kitabeler XVIII. (doğrusu XIX.) yüzyıla kadar okunamıyordu. Çünkü Hristiyanlığın bölgede yayılmasıyla Mısır'ın eski inancı da dili de unutulmuştu. Hiyeroglif yazısının kullanıldığı bilinen en son tarih M.S. 394 yılına ait bir kitabedir. Bundan sonra bu dil unutuldu ta ki 1799 yılına (yani XIX. Asra) kadar.

Yazının sırrı, "Rosetta Stone" adı verilen ve M.Ö. 196 tarihine ait bir kitabenin bulunmasıyla çözüldü. Bu tabletin özelliği üç farklı yazıyla yazılmış olmasıydı: Hiyeroglif, demotik (hiyeroglifin el yazısı şekli) ve Yunanca. Yunanca metnin de yardımıyla tabletteki eski Mısır yazısı Jean-Françoise Champollion adlı bir Fransız tarafından tamamen çözüldü.

Hiyeroglifin çözümüyle çok önemli bir bilgiye daha ulaşılmış oldu: "Hâman" ismi gerçekten de Mısır yazıtlarında Hz. Musa (as) döneminde geçiyordu. Viyana'daki Hof Müzesi'nde bulunan bir anıt üzerinde bu isimden söz ediliyordu. Aynı yazıtta Hâman'ın Firavun'a olan yakınlığı da vurgulanıyordu. (Walter Wreszinski, Aegyptische Inschriften aus dem K.K. Hof Museum in Wien, 1906, J C Hinrichs' sche Buchhandlung)

Bu bilgilerden yola çıkarak rahatlıkla denilebilir ki, ESTER’de yer alan, önce kral Ahaşveroş tarafından vezir olarak yüksek bir mevkiye getirilen, daha sonra -hain olduğuna hükmedilerek- oğullarıyla birlikte asıldığı bildirilen (Ester, 7/10; 9/7-10) Hâman ile Kur’an’da Firavun’un yakın çevresinden biri olan Hâman aynı şahıs değildir. Bu hususu, birkaç madde halinde açıklamaya çalışacağız:

1. Kitab-ı Mukaddes/ESTER’de geçen Hâman bir şahsın ismidir. Çünkü orada: “Hammedatan’ın oğlu Agagî Hâman” olarak geçmektedir(Ester, 3/1).

Kur’an’da sözü edilen Hâman ise, bir isimden çok bir unvan olarak görülmektedir. Resmi hitaplarda isimlerden çok unvanların kullanılması bugün de bilinen bir gelenektir. Buna göre Kur’an’da, Firavun tarafından bir kule yapması için görevlendirilirken kendisine “HÂMAN!” diye hitap edilmesi, bu kelimenin onun göreviyle alakalı bir unvanı olduğunu göstermektedir.

Nitekim, tüm yazıtlara dayanılarak hazırlanan "Yeni Krallıktaki Kişiler" sözlüğünde, Hâman'dan "Taş ocaklarında çalışanların başı" olarak bahsediliyor. (Hermann Ranke, Die Agyptischen Personennamen, Verzeichnis der Namen, Verlag Von J J Augustin in Glückstadt, Band I, 1935, Band II, 1952)

2. Fransız bilim adamı Prof. Dr. Maurice Bucaille "Hâman" ismini bir Fransız Mısır bilimcisine verdi ve bu ismin Kur'an'da geçtiğini söylemeden, "VII. yüzyıldaki bir Arap el yazmasından alıntı" olduğunu belirtti. Uzman, VII. yüzyıldaki bir Arap el yazmasına hiyerogliflere ait bir bilginin geçirilmiş olmasının mümkün olmadığını, fakat Firavun sarayının isim listelerine (Dictionary of Personal Names of the New Kingdom by Ranke) bakacağını söyledi. Sonra bakıldığında gerçek bir kez daha ortaya çıktı. Ortaya çıkan sonuç önemli bir gerçeği ifade ediyordu. Hâman, Kur'an'a karşı çıkanların iddiasının aksine, aynen Kur'an'da geçtiği gibi Hz. Musa (as) zamanında Mısır'da yaşayan ve Kur'an'da bahsedildiği gibi Firavun'a yakın ve inşaat işleriyle ilgili bir kişiydi. Belki de bayındırlık bakanıydı.

Oysa şu bir gerçektir ki, hiyeroglif yazıları Kur’an vahyinin indiği devirden beri tamamen unutulmuş ve XIX. asra kadar hiç kimse bu yazıyı okumuyordu. İlgili ifadenin orijinal İngilizcesi şöyledir:

“But, it is a fact that the hieroglyphs had been totally forgotten at the time of the Qur'anic Revelation and that one could not read them until the 19th century A.D.” (Maurice Bucaille, Moses and Pharaoh in the Bible, Qur'an and History, p. 192-193)

3. Bu bilimsel tespitler, Kur’an’da; Firavun’un yakın adamlarından biri olarak yer alan Hâman’ın varlığını kesin olarak kanıtlamaktadır. O halde, ESTER’deki Hâman’ın -bazılarının dediği gibi- bir masal olarak bakmadan onun da doğru olduğunu kabul ettiğimizde, bu iki Hâman’ın farklı kişiler olduğunu da kabul etmek durumundayız. -Yukarıda ifade edildiği üzere, Hâman'ın adı, Kitab-ı Mukaddes'te de geçer. Tevrat'ın Ester Kitabı'nın üçüncü Babından itibaren, İran'daki Yahudilerin gördüğü zulüm, Hâman adlı vezirin bundaki payı, Ester adlı Yahudi kızının Kral Ahaşveroş'un sarayına girerek hükümdarı etkileyişi, sonuçta Hâman'ı, on oğlunu ve daha pek çok İranlıyı öldürterek Yahudileri kurtarışı uzun uzadıya anlatılır.

Öyle anlaşılıyor ki, halen halkımızın zalim kimseleri "firavun, nemrut" gibi adlarla nitelemesinde olduğu gibi, Yahudiler de Mısır'daki Hâman'ın adını bir türlü unutamamış, onu hafızalarda bir "zalim vezir" olarak muhafaza etmiş ve İran'daki olaylar sırasında da, hafızalarındaki bu adı karşılaştıkları zalim vezire iliştirerek, onu Hâman diye anmış, Ester kitabına da öylece kaydetmişlerdir. Tevrat'ın sonradan hahamlarca elden geçirilip yeniden yazılış sırasında Mısırlı Hâmân'ın İran'daki zalim vezirle karıştırılarak böyle bir duruma yol açılmış olması da muhtemeldir. Bir başka ihtimal de her iki vezirin adının da Hâmân olmasıdır. Pek çok örnekte olduğu gibi, aynı adı taşıyan iki ayrı tarihî kişiliğin Hâmân için de düşünülmesi niçin mümkün olmasın. (Geniş bilgi için bk. Akhepedia Forum)

Özetle denilebilir ki, Eski Mısır yazıtlarında Hâmân'ın adının bulunması Kur'an aleyhindeki iftiraları boşa çıkarmakla kalmayıp, onun Allah katından olduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Zira Kur'an'da indiği devirde ulaşılması ve çözülmesi mümkün olmayan bir tarihî bilgi mucizevî şekilde bizlere aktarılmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun