Kur'an'da, faiz yiyenler şeytan çarpmış kimselere benzetilmiştir, ne demektir? Bu kalkış dünyada mıdır, yoksa öldükten sonra mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Genel olarak “faiz” kelimesiyle ifade edilen riba; tartısı ve ölçüsü belli olan bir malı aynı cinsten daha fazla olan bir mal ile, bir karşılığı olmaksızın, peşin veya veresiye olarak değiştirmektir.

Kur'an-ı Kerim'de, faizin haram olduğu ve yiyenlerin kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkacakları bildirilmektedir:

“Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların, ‘Alım satım da tıpkı faiz gibidir.’ demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım satımı helal, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 2/275)

"Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar." ifadesi şu soruyu hatıra getirmektedir:

- Bu kalkış dünyada mıdır, yoksa öldükten sonra mıdır?

Eski müfessirler, faiz yiyenlerin yeniden dirilip kabirlerinden kalkarken veya buradan mahşerdeki hesabın sonuna kadar sersemlemiş, saraya tutulmuş insanlar gibi çırpınacaklarını, yolda doğru yürüyemeyip sağa sola yalpalayacaklarını ifade etmiş, âyeti böyle anlamışlardır. Âyet böyle anlaşılırsa hakikat mânasına çekilmiş olur.

Râzî, bu konudaki yorumları naklettikten sonra kendi tercih ettiği yorumu özetle şöyle ifade etmiştir:

"Buradaki şeytan çarpması veya dokunması, cinnet ve saraya yol açan ve böylece insanların psikolojik ve biyolojik dengelerini bozan bir etki değildir; 'Takva sahipleri, içlerine şeytandan gelen bir saptırıcı fikir doğduğunda düşünüp hemen gerçeği görürler.' (A'râf, 7/201) mealindeki âyette söz konusu edilen saptırıcı fikrin etkisi de ahlâkî ve mânevidir."

"İnsanlara iki yönden telkin ve çağrı gelir: Şeytan maddî hazlara, şehvetin doyurulmasına ve hayatı, Allah'tan başka şeylerle doldurmaya çağırır. Melek de dîne ve takvaya davet eder."

"Şeytanın çağrısına uyanlar arasında faiz yiyenler de vardır. Bunlar dünyaya ve geçici nimetlere düşkündürler ve bu düşkünlük içinde ölünce Allah ile aralarında bir perde hâsıl olur. Şeytanın çarpması (telkini, çağrısı, verdiği vesvese) buna uyanları, dünyada Allah'tan uzak kalan, maddî lezzetler peşinde koşarak geçirilen bir hayata mahkûm eder. Ömrünü böyle tamamlayanlar âhirette de Allah'ın eşsiz lütuf ve yakınlığından mahrum olurlar." (Râzî, ilgili ayetin tefsiri)

İbn Atıyye, bu zalimce kolay kazanma hırsının faizcileri, deliler gibi hareket etmeye sevk ettiğini, âyette bu halin deliler ve saralıların haline benzetildiğini (mecazi mânanın kastedildiğini) ifade etmiştir. (İbn Atıyye, ilgili ayetin tefsiri)

Çağdaş bazı tefsirciler de "cin ve şeytan çarpmış gibi hareket etmek"ten maksadın "dengesiz, düzensiz, bozuk hareket" olduğunu, bunun öldükten sonra değil, dünyada yaşanacağını; fıtrata ve tabii olana aykırı bulunan faizciliğin yaygın olduğu toplumlarda düzenin bozulacağını, sosyal adalet ve dengenin ortadan kalkacağını, ahlâkın fesada uğrayacağını, nihayet çatışmaların iç savaşa dönüşebileceğini söylemişlerdir. (bk. Kur'an Yolu, Heyet ilgili ayetin tesfiri)

Ayette geçen “şeytan çarpmış gibi”, ifadesini Merhum Elmalılı ise, Tefsirinde şöyle açıklar:

"Bunlar anlaşılmaz gizli sebeplerden ileri gelen fena hastalıklar olduğu için, cinlere ve şeytana nisbet edilerek 'cin tutmuş', 'şeytan çarpmış' denile geldiği de herkesçe bilinen bir şeydir. Bunların böylece şeytana nisbet edilmesi hakikat mı, mecaz mı olduğu meselesi ayrıca tartışma konusu yapılmış ise de burada asıl mânâ aşikârdır ki, fenalığın dehşetini ve gizli sebeplere dayandığını göstermektir."

"Bunlar faiz ile emek ve iş sahiplerinin çalışmalarının ürünü olan şeyi alıp, onunla geçindiklerinden tembellik içinde yatar, rahat ve hızlı bir şekilde uyanamazlar, hemen kalkamazlar; pek çoğu yataklarında şeytan çarpmış gibi saatlerce gerneşerek, ağzını, yüzünü buruşturarak, sendeleye sendeleye kalkarlar. Bütün hayatları faiz düşüncesi ile ve onun dedikodusu ile geçer, düştükleri zaman da bellerini doğrultamazlar. Fakat asıl mesele bu değil, bunlar karınlarını faiz ile doldurduklarından dolayı bir hadis-i şerifte de beyan buyurulduğu üzere, kabirlerinden kalkarken genellikle saralı veya deli hâlinde kalkacaklar ve bu hâl onların belirgin özellikleri olacaktır. Mîrac gecesinde Resulullah (asm), ribâcıları bu âyetin tasvir ettiği şekilde görmüş, bunlar kimdir diye sorduğu zaman da Cebrail bu âyeti okumuştur." (Hak Dini, ilgili ayetin tesfiri)

Peygamberimiz (asm) İbn Mes’ud (ra)’dan nakledilen bir hadis-i şerifte, faiz yiyene de yedirene de yani alana da verene de lanet etmiştir. Ebu Dâvud ve Tirmizî'nin rivayetlerinde;

“(Fâiz muâmelesine) şâhitlik edenlere de bu muâmeleyi yazana da Allah lanet etsin ...”

ilavesi vardır.[bk. Ebu Dâvud, Büyû 4, (3333); Tirmizî, Büyû 2, (1206); İbnu Mâce, Ticârât 58, (2277).Müslim, Müsâkât 25, (1579)]

Amr İbnu'l-Ahvas (r.a) anlatıyor: “Hz. Peygamberi (s.a.v.) Veda Haccı sırasında dinledim, şöyle diyordu:

‘Haberiniz olsun, câhiliye devrindeki bütün ribâlar/faizler kaldırılmıştır, ödenmeyecektir. Sadece verdiğiniz ana parayı alacaksınız. Böylece ne zulmetmiş olacaksınız ne de zulme uğramış olacaksınız...’ "

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun