Faiz konusunda en çok merak edilenler

1 Ev yaptırmak, iş kurmak için düşük faizli banka kredisi almak caiz midir? Bankalardan alınan enflasyon oranındaki faiz caiz değil midir?

Düşük de olsa, faizli bir muameleye girmek caiz değildir. Şimdilik muamele faiz sayıldığına ve istikbaldeki durumu meçhul olup her an değişmesi mümkün olduğuna göre, hüküm değişmez. Yalnız borcu kapatmak hususunda Ebu Yusuf’a göre durum değişir.

Mesela, bir kimse bir milyon liralık parayı bir seneliğine faizle bir buçuk milyona verirse, faizli olduğundan haramdır. Yalnız bir sene sonra daha önce verilen bir milyon para enflasyon sebebiyle ödeme anında bir buçuk milyona tekabül ederse onu, yani başlangıçta verdiği bir milyon mukabilinde bir buçuk milyon alması caizdir. Çünkü bu para altın ve gümüş olmadığı ve değeri itibari olduğu için kendisine itibar edilen değere göre muamele görür. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/320-321)

Fıkıhçılar, enflasyon altındaki farkın caiz olduğunu söylüyorlar. Örneğin on altın, on bin lira karşılığı iken, bir arkadaşınıza on bin lira borç verdiniz. Bir sene sonra on bin liranız geri geldi, ancak değer kaybından dolayı on bin liranız sadece sekiz altın alabiliyor. Siz iki altın farkını alsanız faiz olur mu? Bu soruya İmamı Azam “Bilmiyorum.” demiş. Bazı fıkıhçılar ise caizdir demiş; çünkü zarara uğramak söz konusudur.

Şimdiki uygulamalarda özellikle iki problem göze çarpıyor:

1. Enflasyon miktarının belirlenmesi için yapılan hesaplamalar ne derece güvenilir. Var sayalım ki enflasyon hesabı doğru yapıldı; problem yok.

2. Şimdi bankayla anlaştık. Şu kadar paraya karşılık şu kadar faiz verilecek. İmzaladık. Öncelikle böyle bir anlaşmanın hiçbir sorumluluğunun olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü bizzat faiz anlaşması yapılmaktadır.

Diğer taraftan bu günkü enflasyon rakamları; örneğin % 50 olsun. Biz de bu rakamın altında taşıt ve konut kredisi veya para yatırıp faiz anlaşması yapmış olalım. Diyelim ki kredilerimizi ödedik veya paralarımızı aldık. Bizi ilgilendiren önceki enflasyon rakamları değildir. Daha sonraki, parayı ödediğimiz veya aldığımız zamanki enflasyon rakamıdır. Baktık ki enflasyon bizim anlaştığımız rakamın üstün de çıktı. Bu durum da faiz anlaşması haram olmakla beraber, alınan paraya haram denilmesi zor görünüyor. Ancak enflasyon miktarı anlaşmamızın altın da kalırsa, bunun hesabını kim verecek. Allah’a “Hesap edemedik, tahminimiz yanlış çıktı, piyasalar karıştı.” diye bir bahanemiz ne derece makul ve makbul olur.

Neticede zararsız yolları, zararlı yollara tercih etmemiz daha isabetli ve hesabının da daha kolay olduğu kanaatindeyiz. Bu durumda, size faizli bankalara alternatif olarak özel finans kurumlarını tavsiye ediyoruz.

İlave bilgi için tıklayınız:

- Özel finans kurumlarına para yatırmak ve/veya buralardan kredi kullanmak caiz midir? Finans kurumları ile bankalar arasındaki fark nedir?

2 Bankadaki faiz geliri ne yapılmalıdır, hayır işlerinde kullanılır mı?

Haram yoldan kazanılan paraların nerelere verileceği hususunda İslâm âlimleri iki görüşe sahipler. Bir kısmı, haram mal alınmaz, alınsa bile yenmez, diyorlar. Bunlara göre haramı almaktansa denize, yahut ateşe atmak daha tehlikesizdir. Bilhassa zühd ve takvâ mesleğinde giden bu zâtlardan biri olan Fudayl Hazretleri, eline geçen dirhemlerin haram olduğunu anlayınca taşların arasına doğru fırlatmış, “Ben haram malı elimle tutmak istemem." diyerek, hiçbir suretle faydalanmaya lâyık görmemiştir.

Ancak başta İmam-ı Gazalî olmak üzere bazı âlimler de bu gibi paraları bir fakire vermeyi daha uygun bulmuş; denize, ateşe atmakta hiçbir fayda olmadığına, muhtaca vermekte ise mutlak faydaların olduğuna dikkati çekmişler.

Gazalî (ks) bu mevzuda İhyâ’sında, Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm)’in, kendisine ikram edilen koyun etinin haramdan kazanıldığını anlayınca, hemen geri çekilip, fakirlere gönderttiğini; ayrıca Bizans’ın İranlılara karşı harbi kazanacağı konusunda bahse giren Hz. Ebû Bekir (ra)’in dediği çıkınca, aldığı develeri de fakirlere verdiğini delil olarak zikretmiştir.

Demek ki, haram mal yenmez, ama menfaati şahsından uzak, fakirlere verilir. Bundan sevap da beklenmez, sadece sorumluluktan kurtulma esas alınır.

Faiz para için de söylenecek hüküm bundan başkası değildir. Faizli kuruma para yatırmamalı, yardımcı ve destek olunmamalıdır. Ancak mecburen böyle bir durumda kalınırsa alınan faiz, menfaati şahsından uzak bir yere verilmeli; kitap alıp dağıtmak, yahut gıda maddesi dışındaki ihtiyaçlara verip muhtaca intikal ettirmek gibi bir çâre düşünülmelidir.

3 Bankaya faizli para yatırmak caiz mi? Bankaya yatırdığımız paraya karşılık faiz almak haram mıdır?

Düşük de olsa faizli bir muameleye girmek caiz değildir. Şimdilik (şu an) muamele faiz sayıldığına ve istikbaldeki durumu meçhul olup her an değişmesi mümkün olduğuna göre, hüküm değişmez.

Yalnız borcu kapatmak hususunda Ebu Yusuf’a göre durum değişir. Mesela, bir kimse bir milyon liralık parayı bir seneliğine faizle bir buçuk milyona verirse, faizli olduğundan haramdır. Yalnız bir sene sonra, daha önce verilen bir milyon para enflasyon sebebiyle ödeme anında bir buçuk milyona tekabül ederse onu, yani başlangıçta verdiği bir milyon mukabilinde bir buçuk milyon alması caizdir. Çünkü bu para altın ve gümüş olmadığı ve değeri itibari olduğu için, kendisine itibar edilen değere göre muamele görür. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/320-321)

- Fıkıhçılar, enflasyon altındaki farkın caiz olduğunu söylüyorlar. Örneğin on altın yüz milyon lira karşılığı iken, bir arkadaşınıza yüz milyon lira borç verdiniz. Bir sene sonra yüz milyon liranız geri geldi, ancak değer kaybından dolayı yüz milyonunuz sadece sekiz altın alabiliyor. Siz iki altın farkını alsanız faiz olur mu? Bu soruya İmamı Azam “bilmiyorum” demiş. Bazı fıkıhçılar ise "caizdir" demiş. Çünkü zarara uğramak söz konusudur.

Şimdiki uygulamalarda özellikle iki problem göze çarpıyor:

a. Enflasyon miktarının belirlenmesi için yapılan hesaplamalar ne derece güvenilir. Var sayalımki enflasyon hesabı doğru yapıldı. Problem yok.

b. Şimdi bankayla anlaştık. Şu kadar paraya karşılık şu kadar faiz verilecek. İmzaladık. Öncelikle böyle bir anlaşmanın hiçbir sorumluluğunun olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü bizzat faiz anlaşması yapılmaktadır.

Diğer taraftan bu günkü enflasyon rakamları; örneğin % 50 olsun. Biz de bu rakamın altında taşıt ve konut kredisi veya para yatırıp faiz anlaşması yapmış olalım. Diyelim ki kredilerimizi ödedik veya paralarımızı aldık. Bizi ilgilendiren önceki enflasyon rakamları değildir. Daha sonraki, parayı ödediğimiz veya aldığımız zamanki enflasyon rakamıdır. Baktık ki enflasyon bizim anlaştığımız rakamın üstünde çıktı. Bu durumda faiz anlaşması haram olmakla beraber, alınan paraya haram denilmesi zor görünüyor. Ancak enflasyon miktarı anlaşmamızın altında kalırsa, bunun hesabını kim verecek. Allah’a “hesap edemedik, tahminimiz yanlış çıktı, piyasalar karıştı” diye bir bahanemiz ne derece makul ve makbul olur?

Neticede zararsız yolları, zararlı yollara tercih etmemiz daha isabetli ve hesabının da daha kolay olduğu kanaatindeyiz. Bu durumda, size faizli bankalara alternatif olarak Özel Finans Kurumlarını, yani kar zarar ortaklığıyla çalışan bankaları tavsiye ediyoruz.

4 Kredi kartı kullanmak ve bankaya komisyon ödemek caiz mi?

Kredi kartı tek çeşit değildir; faizli olanı var, faizsiz olanı vardır. Gününde ödeneni var, geciktirileni var.

Şayet kartla satın aldığınız malın parasını (sözleştiğiniz) günü geçirmeden öderseniz, faize düşmeden ödemiş olursunuz. Böylece kredi kartınızdan gelen bir mahzur söz konusu olmaz.

Kartın borcunu gününde ödemez de geciktirirseniz, elbette borcunuzu faizli ödemek zorunda kalırsınız. Böylece kartınızın mahzuru söz konusu hale gelmiş olur.

Bütün mesele, karta tanınan faizsiz ödeme müddetinin geçirilmemesinde, geç kalıp da faiz ödemek zorunda kalınmamasındadır. Faiz ödemeden kullanıyorsanız, mahzuru yok; faiz ödeyerek kullanırsanız mahzuru çok.

Ayrıca kredi kartını veren kurum, alıcıdan tahsil edeceği parayı satıcıya öderken belli bir miktar hizmet ve risk karşılığı kesebilir. Bu faiz değil, yüklendiği hizmet karşılığıdır. Çünkü kimse satıcının müşterideki alacağını kendisi ödeyip de sonra alacak tahsili için uğraşmaya mecbur tutulamaz. Bu hizmet yapılıyorsa bir karşılığı olması gerekir.

İslam’da komisyonculuk meşru bir meslektir. Verilen hizmetin karşılığı olan komisyon alınacaktır. Mebsut sahibi Serahsi, ileri bir görüşle yaşadığı beşinci asırda bunu ifade etmiştir.

Kredi kartı ile satış yapan işyeri, satılan malın bedelini bankadan müşterinin ödeme tarihinde alabilir. Bu tarihten önce kırdırmak suretiyle eksik alması faiz olacağından; caiz değildir.

Aslında en güzeli, kredi kartıyla alışverişe alışmamaktır. Çünkü kredi kartı sanki parasız alışveriş yapıyormuş gibi bir rahatlık sağlıyor sahibine. Ancak ödeme günü gelince biriken borçların yekûn tuttuğu anlaşılıyor. Bu defa da pişmanlık başlıyor, hatta hepsini birden ödeme zorluğuyla karşılaşılıyor. Bu durumda ya aile bütçesini zorlayarak ödeme yapılıyor ya da günü geçirilmek zorunda kalınıyor, faizli ödemeye düşülüyor. Böylece istemeden de faize bulaşma söz konusu hâle geliyor.

Bu durumda faizsiz fînans kurumlarının kredi kartını kullanmak faiz ihtimalini önlemekte, bir ölçüde emniyet söz konusu olmaktadır, denebilir.

5 Fiyatı belli olmayan alışveriş geçerli mi; Toplu Konut İdaresi (TOKİ)'nin evlerini almak caiz mi?

İslâm'da, faiz kesin olarak haram kılınmıştır. Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da vermek de caiz değildir. Tarım ve hayvancılıkta kullanmak, iş kurmak veya genişletmek; ev, araba, vb. satın almak üzere özel kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de böyledir.

Zaruret ise, kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu bireylerin sağlık ve güvenlik içinde yaşamalarını sağlayan vazgeçilmezlerdir. Dolayısıyla kişi, kira vb. bir yolla da olsa oturmak için ev bulabildiği sürece faizli kredi alması caiz olmaz. Kişinin memur olup olmaması sonucu değiştirmez.

Herhangi bir şahıs ya da kurum, satın aldığı bir malı, üzerine vade farkını koyarak veresiye olarak satabilir. Böyle bir işlemde dinen bir sakınca bulunmamaktadır.

Toplu Konut İdaresince satışa sunulan evleri satın alabilirsiniz. Burada söz konusu olan taksitli satış olduğundan, bu evlerin satın alınmasında dinimizce bir sakıncası yoktur. Şöyle ki, devlet peşin olarak ev alabilecek maddi imkânlara sahip olmayan kişilere kolaylık olsun diye ev yapıp taksitle satmaktadır. Devlet bu kimselerden belli oranda peşinat alıyor, geriye kalanını ise önceden belirlediği bir zamana yayıyor. Bu arada alacağı paranın değerinde enflasyon sebebiyle bir düşüş söz konusu olursa, onu da alacağı paraya ilave ediyor. Şayet paranın değerinde bir düşüş olmazsa, önceden belirlenen taksitin dışında fazla para almıyor. Bu uygulamanın faizle bir ilgisi yoktur. Burada yapılan ilave, yalnızca enflasyon sebebiyle oluşan kayıptır. Faiz ise, akitlerde şart koşulmuş bulunan karşılıksız fazlalığın adıdır.

Ancak, hangi kurum veya kuruluş olursa olsun, faizli uygulama yaparsa haram olur. Bu nedenle bankaların veya şirketlerin çalışma şartlarını araştırarak karar vermek gerekir. Çünkü her zaman değişik uygulamalar olabilmektedir.

Not: Eğer faizli işlemle kredi çekilerek yapılıyorsa caiz olmaz. Ayrıca faizli işlemleri olan anlaşmalar da caiz olmaz.

Enflasyon oranında değer artışının fiyatı belirsiz kılması durumuna gelince; paranın tedavülden kalkması veya değer kaybetmesi halinde nasıl hareket edileceği hususunda Hanefi imamları arasında farklı görüşler vardır. İmam-ı Âzam, “alınan borcun sayı olarak aynı miktarı verilmelidir. Paranın değeri ister yükselsin, isterse düşsün, borçlu aldığı paranın mislini verir. Yüz lira borç aldıysa yüz lira ödeyecektir” ( İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar, IV:174. Kasani, Bedayiü's-Sanayi,7:394) der. İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf ise, “Borçlu aldığı borcun mislini vermez, ödeme esnasındaki kıymetini, değerini verir.” demektedirler. Fetvanın da bu şekilde verildiği bildirilmektedir.

6 Dârülharpte faiz alınabilmektedir. Küfür diyarında yaşayan Müslümanlar bu konuda nasıl davranmalıdırlar?

Bir mümin, dârülharpte yâni küfür diyarında bulunsa, ücretinden kanunen kesilen, yahut bir mecburiyet tahtında bankaya yatırdığı paraların faizini alabilir. Zira bu faizi almaması düşmanını kuvvetlendirme mânâsına gelecektir.

Madem ki, dârülharpte faiz almak câiz, hikmeti de “küfür ehlini kuvvetlendirmemektir”, o hâlde şöyle düşünmek gerekmez mi:

“Ben, paramı mecburiyet olmaksızın bu küfür diyarındaki bir bankada tutarsam, onları maddeten desteklemiş olurum; bana verecekleri cüz’î bir faiz, sonucu fazla değiştirmez.”

İslâm âleminin bugün düştüğü zillet ve perişanlıkta, yatırıma aktarılmayıp Batı'nın bankalarında faize yatırılan Müslüman sermayesinin büyük payı vardır.

7 Kur'an'da, faiz yiyenler şeytan çarpmış kimselere benzetilmiştir, ne demektir? Bu kalkış dünyada mıdır, yoksa öldükten sonra mıdır?

Genel olarak “faiz” kelimesiyle ifade edilen riba; tartısı ve ölçüsü belli olan bir malı aynı cinsten daha fazla olan bir mal ile, bir karşılığı olmaksızın, peşin veya veresiye olarak değiştirmektir.

Kur'an-ı Kerim'de, faizin haram olduğu ve yiyenlerin kabirlerinden şeytan çarpmış gibi kalkacakları bildirilmektedir:

“Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkarlar. Bu hal onların, ‘Alım satım da tıpkı faiz gibidir.’ demeleri yüzündendir. Halbuki Allah, alım satımı helal, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişte olan kendisinindir ve artık onun işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar.” (Bakara, 2/275)

"Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar." ifadesi şu soruyu hatıra getirmektedir:

- Bu kalkış dünyada mıdır, yoksa öldükten sonra mıdır?

Eski müfessirler, faiz yiyenlerin yeniden dirilip kabirlerinden kalkarken veya buradan mahşerdeki hesabın sonuna kadar sersemlemiş, saraya tutulmuş insanlar gibi çırpınacaklarını, yolda doğru yürüyemeyip sağa sola yalpalayacaklarını ifade etmiş, âyeti böyle anlamışlardır. Âyet böyle anlaşılırsa hakikat mânasına çekilmiş olur.

Râzî, bu konudaki yorumları naklettikten sonra kendi tercih ettiği yorumu özetle şöyle ifade etmiştir:

"Buradaki şeytan çarpması veya dokunması, cinnet ve saraya yol açan ve böylece insanların psikolojik ve biyolojik dengelerini bozan bir etki değildir; 'Takva sahipleri, içlerine şeytandan gelen bir saptırıcı fikir doğduğunda düşünüp hemen gerçeği görürler.' (A'râf, 7/201) mealindeki âyette söz konusu edilen saptırıcı fikrin etkisi de ahlâkî ve mânevidir."

"İnsanlara iki yönden telkin ve çağrı gelir: Şeytan maddî hazlara, şehvetin doyurulmasına ve hayatı, Allah'tan başka şeylerle doldurmaya çağırır. Melek de dîne ve takvaya davet eder."

"Şeytanın çağrısına uyanlar arasında faiz yiyenler de vardır. Bunlar dünyaya ve geçici nimetlere düşkündürler ve bu düşkünlük içinde ölünce Allah ile aralarında bir perde hâsıl olur. Şeytanın çarpması (telkini, çağrısı, verdiği vesvese) buna uyanları, dünyada Allah'tan uzak kalan, maddî lezzetler peşinde koşarak geçirilen bir hayata mahkûm eder. Ömrünü böyle tamamlayanlar âhirette de Allah'ın eşsiz lütuf ve yakınlığından mahrum olurlar." (Râzî, ilgili ayetin tefsiri)

İbn Atıyye, bu zalimce kolay kazanma hırsının faizcileri, deliler gibi hareket etmeye sevk ettiğini, âyette bu halin deliler ve saralıların haline benzetildiğini (mecazi mânanın kastedildiğini) ifade etmiştir. (İbn Atıyye, ilgili ayetin tefsiri)

Çağdaş bazı tefsirciler de "cin ve şeytan çarpmış gibi hareket etmek"ten maksadın "dengesiz, düzensiz, bozuk hareket" olduğunu, bunun öldükten sonra değil, dünyada yaşanacağını; fıtrata ve tabii olana aykırı bulunan faizciliğin yaygın olduğu toplumlarda düzenin bozulacağını, sosyal adalet ve dengenin ortadan kalkacağını, ahlâkın fesada uğrayacağını, nihayet çatışmaların iç savaşa dönüşebileceğini söylemişlerdir. (bk. Kur'an Yolu, Heyet ilgili ayetin tesfiri)

Ayette geçen “şeytan çarpmış gibi”, ifadesini Merhum Elmalılı ise, Tefsirinde şöyle açıklar:

"Bunlar anlaşılmaz gizli sebeplerden ileri gelen fena hastalıklar olduğu için, cinlere ve şeytana nisbet edilerek 'cin tutmuş', 'şeytan çarpmış' denile geldiği de herkesçe bilinen bir şeydir. Bunların böylece şeytana nisbet edilmesi hakikat mı, mecaz mı olduğu meselesi ayrıca tartışma konusu yapılmış ise de burada asıl mânâ aşikârdır ki, fenalığın dehşetini ve gizli sebeplere dayandığını göstermektir."

"Bunlar faiz ile emek ve iş sahiplerinin çalışmalarının ürünü olan şeyi alıp, onunla geçindiklerinden tembellik içinde yatar, rahat ve hızlı bir şekilde uyanamazlar, hemen kalkamazlar; pek çoğu yataklarında şeytan çarpmış gibi saatlerce gerneşerek, ağzını, yüzünü buruşturarak, sendeleye sendeleye kalkarlar. Bütün hayatları faiz düşüncesi ile ve onun dedikodusu ile geçer, düştükleri zaman da bellerini doğrultamazlar. Fakat asıl mesele bu değil, bunlar karınlarını faiz ile doldurduklarından dolayı bir hadis-i şerifte de beyan buyurulduğu üzere, kabirlerinden kalkarken genellikle saralı veya deli hâlinde kalkacaklar ve bu hâl onların belirgin özellikleri olacaktır. Mîrac gecesinde Resulullah (asm), ribâcıları bu âyetin tasvir ettiği şekilde görmüş, bunlar kimdir diye sorduğu zaman da Cebrail bu âyeti okumuştur." (Hak Dini, ilgili ayetin tesfiri)

Peygamberimiz (asm) İbn Mes’ud (ra)’dan nakledilen bir hadis-i şerifte, faiz yiyene de yedirene de yani alana da verene de lanet etmiştir. Ebu Dâvud ve Tirmizî'nin rivayetlerinde;

“(Fâiz muâmelesine) şâhitlik edenlere de bu muâmeleyi yazana da Allah lanet etsin ...”

ilavesi vardır.[bk. Ebu Dâvud, Büyû 4, (3333); Tirmizî, Büyû 2, (1206); İbnu Mâce, Ticârât 58, (2277).Müslim, Müsâkât 25, (1579)]

Amr İbnu'l-Ahvas (r.a) anlatıyor: “Hz. Peygamberi (s.a.v.) Veda Haccı sırasında dinledim, şöyle diyordu:

‘Haberiniz olsun, câhiliye devrindeki bütün ribâlar/faizler kaldırılmıştır, ödenmeyecektir. Sadece verdiğiniz ana parayı alacaksınız. Böylece ne zulmetmiş olacaksınız ne de zulme uğramış olacaksınız...’ "

8 Finans kurumlarında ev almak faize girer mi? Başka bankalar faiz diyorlar, finans kurumları da adına faiz demiyorlar, ama aynı oranlarda ana borcun üzerine ekleyerek geri ödeme istiyorlar. Nihayetinde bankalar arası faiz sistemi var ve finans kurumları..

Finans kurumları almak istediğiniz evi sizin adınıza alır ve size vadeli olarak satar. Bu durum faiz anlaşması değildir. Bu sebeple finans kurumlarından ev alınabilir.

Murabaha:

Bu yöntemde müşterinin ihtiyaç duyduğu hammadde, makine v.s. onun namına satın alınır ve üzerine bir kar koyarak müşteriye devredilir. Mal bedeli müşteri tarafından ÖFK’ya (Özel Finans Kurumları) taksitler halinde geri ödenir.

Murahabanın örtülü faizi içerdiği, normal ticarette bulunması gereken risk faktörünü içermediği, getirinin önceden belli olması nedeniyle ticarî kârdan ziyade faize benzediği ileri sürülmektedir. Bu tenkitleri haklı görmenin mümkün olmadığını düşünmekteyiz. Şöyle ki;

• Murahaba şekil olarak sipariş üzerine yapılan bir ticarettir ve bu şekilde ticaret her piyasada yaygın bir uygulamadır.

• Fiyatlamada kullanılan maliyet artı (cost plus) yöntemi normal ticarette sık kullanılan bir metottur. Ticarette satıcının maliyetin üzerine belirli bir yüzde kar payı koyması son derece olağandır. Yani kar marjı önceden bellidir.

• Murahabanın normal ticaretteki riski içermediği iddiası da doğru değildir. Çünkü aynen normal ticarette olduğu gibi alıcının (müşterinin) ödememe riski vardır. Buna literatürde piyasa riski veya karşı taraf riski denir.

* Murahabadaki vade farkının diğer bankalardaki faiz oranı civarında seyretmesi nedeniyle aslında örtülü faiz olduğu çok tenkit edilen hususlardan biridir.

Bizce bu eleştiri de yersizdir. Çünkü piyasadaki her tüccar, peşin fiyatın üzerine vade farkını koyarken enflasyon oranını hesap etmek zorundadır. Bu oranın altındaki vade farkı satıcıyı zarar ettirir. Aynı şekilde ÖFK’lar da murahaba işleminde maliyet bedelinin üzerinde en az enflasyon oranı kadar vade farkı koymak durumundadır. Enflasyon oranı ise faiz oranını belirleyen başlıca unsurdur ve faizle az çok paralel seyreder. Dolayısıyla vade farkı ile faiz oranının birbirine yakın olması doğal, hatta ekonomik bir zarurettir.

Bu nedenle, vade farkının faiz oranına yakın olması murahaba işlemine faizli işlem niteliğini kesinlikle kazandırmaz. Yukarıda belirttiğimiz gibi; özel finans kurumları faize dayalı bir ekonomide faaliyet göstermektedirler; fon kullandırmadaki fiyatlamaların mevcut faiz oranından etkilenmemesi mümkün değildir.

Bu açıklamalarımız aynen leasing işlemleri için de geçerlidir.

Mal Karşılığı Vesaikin Alım-Satımı

Özel finans kurumlarına ait fon kullandırma şekilleri arasında “gri alan” oluşturan bir yöntemdir. Vadeli olarak gerçekleştirilmiş bir ihracat partisine ait belgeler, ihracatçıdan peşin para karşılığı satınalınır; sonra aynı ihracatçıya vade farkı eklenerek geri satılır, bedeli taksitlerle geri alınır. Örneğin, 50.000 dolarlık vesaiki, kurum müşteriden 45.000 dolara satın alır ve bu tutarı kendisine peşin olarak öder; aynı anda belgeleri ona vadeli olarak 50.000 dolara geri satar. 5.000 dolar kurumun kârı, müşterinin maliyetidir.

Ne kadar iyi niyetle bakılırsa bakılsın, bu işlemin bir iskonto muamelesi olduğunu göz ardı etmek çok güçtür. Gerçi, söz konusu belgelerin malı temsil ettiği ve alınıp satılanın murabahada olduğu gibi, ticarî bir mal olduğu, kısaca yapılan işin ticaret olduğu iddia edilebilir. Ancak, böyle bir savunmasının geçerliliği çok tartışmalıdır. Çünkü bu muameleye konu olan ihracat, bitmiş bir ihracattır. Mal, Türkiye gümrüklerinden çıkmış, muhtemelen alıcının bulunduğu ülkeye vararak, gümrükten geçmiştir veya en azından Türkiye sınırları dışında bir yerde yoldadır. Her hâl ve kârda, söz konusu belgelerdeki malın mülkiyeti artık ihracatçıda değildir. Ancak, ihracatçı alacaklı durumdadır ve bu belgeler arasında bulunması gereken, lehine düzenlenmiş bir poliçe veya senet alacağının kanıtıdır. Kurumun satın aldığı ve geri sattığı belge, malın kendisi olmadığına göre, malla ilgili alacağın kanıtıdır. İhracatçının vadeli alacağı bugünden kendisine ödenmiş ve karşılığında bir bedel tahsil edilmiştir. Başka ifadeyle, müşteriye zaman satılmıştır. Bunun finanstaki ismi paranın zaman değeridir ve karşılığında alınan, verilen faizdir, ribadır.

Yabancı ithalatçının ve bazen de ayrıca kefil olan bankanın imzasını taşıyan poliçe veya senet bir finans enstrümanıdır. Bu belge ithalatçı tarafından nakit ödemeye bir alternatif olarak düzenlenir. Yani, dışalımcı malın mülkiyetinin kendisine aktarılması karşılığında, böyle bir borç belgesi düzenlemiştir. Bu senet iki amaca hizmet eder:

a. Söz konusu dış ticaret işleminden doğan borç-alacak ilişkisini kanıtlar.

b. İhracatçının, vadeyi beklemeden ihracat bedelini bir banka veya mali kurumda iskonto etmek suretiyle nakde kavuşmasını sağlar.

Buradan çıkacak bir sonuç; ÖFK’nın bitmiş (sevk sonrası) ihracatı değil, hazırlık aşamasındaki (sevk öncesi) ihracatı desteklemeye uygun yapıda olduğudur. İhraç edilecek malın bünyesine girecek ham madde ve ara mallar ihracatçıya murabaha yoluyla kazandırılabilir. Veya hazır bir mamûl malın ihracatı söz konusu olduğu hallerde, bu mal yine murabaha yöntemiyle ihracatçıya satılabilir.

Hizmet ve Ürünlerin Fiyatlaması

ÖFK’lar tarafından sunulan hizmet ve ürün fiyatlarının pahalı olduğu, ticarî bankalardan daha yüksek fiyatların müşteriyi zaman zaman hoşnutsuzluğa hatta hayâl kırıklığına uğrattığına şahit oluyoruz. Bazı kimseler yüksek fiyatlamanın bu kuruluşların İslamî özelliğini zedelediğini ve dini bakımdan faizli bankalar mesabesine getirdiğini ileri sürer.

Önce, şunu belirtelim ki; yüksek fiyatlama İslamî bakımdan sağlıklı bir muameleyi faizli muameleye dönüştürmez. Örneğin; ÖFK tarafından verilen bir teminat mektubu şer’en hiçbir mahsur taşımaz. Bu hizmet karşılığı alınan komisyon da doğal olarak helâldir. Komisyon oranının yüksek oluşu teminat mektubu işlemini haram bir muameleye haline getirmez.

Ancak, yüksek komisyon veya ücretle ilgili olarak müşterinin istismar edildiği, güvenin kötüye kullanıldığı ve yapılan hizmete göre alınan karşılığın aşırı olduğu gibi tenkitler yöneltilebilir.

Diğer taraftan, fiyatlamada aşırılık bir ÖFK’nın yüksek maliyetle çalıştığının veya yanlış bir pazarlama politikası yürüttüğünün kısaca bir yönetim zaafı içinde olduğunun göstergesi sayılabilir.


Komisyon ve ücretlerin hangi düzeyde makûl sayılacağını belirleyecek olan piyasa koşulları ve rekabettir. Teorik olarak, rakiplerine göre fazlaca pahalı kalan ÖFK rekabette geri kalır, pazar payı azalır. Bu o kuruluşa piyasanın vereceği cezadır.

Teori böyle olmakla beraber, ÖFK ile ticarî bankalar arasında müşteri nezdinde gerçek bir rekabet olduğunu söylemek zordur. Çünkü ÖFK müşterisinin tercihinde rol oynayan motivasyon dinidir. Bu kurumların müşterisi ÖFK’na aslında daha ucuz hizmet almak için gelmez, ihtiyacı olan bankacılık hizmetini alırken İslamiyet’e uymanın huzuru da tercihinde büyük rol oynar.

Dolayısıyla, rekabet ancak ÖFK’nın kendi aralarında olabilir. Bu gerçek karşısında, ÖFK müşterilerine fiyat ve ücret tarifesi uygularken işin bu yönünü nazara alarak kendilerine normal kâr sağlayacak şekilde fiyatlama politikaları yürütmeleri gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Özel finans kurumlarına para yatırmak ve/veya buralardan kredi kullanmak caiz midir? Finans kurumları ile bankalar arasındaki fark nedir?

9 Elimizde olan bir miktar parayı bankaya vadeli yatırsak, ama faizini almasak, yine de faizin günahına girmiş olur muyuz?

Faizli bir anlaşma yapmak haramdır. Bu bakımdan faiz kısmı alınmasa dahi böyle bir anlaşmaya girmek haram olacağından kişi mesul olur. Düşük de olsa faizli bir muameleye girmek caiz değildir.

Şimdilik muamele faiz sayıldığına ve istikbaldeki durumu meçhul olup her an değişmesi mümkün olduğuna göre hüküm değişmez. Yalnız borcu kapatmak hususunda Ebu Yusuf’a göre durum değişir. Mesela bir kimse bir milyon liralık parayı bir seneliğine faizle bir buçuk milyona verirse, faizli olduğundan haramdır. Yalnız bir sene sonra daha önce verilen bir milyon para enflasyon sebebiyle ödeme anında bir buçuk milyona tekabül ederse onu, yani başlangıçta verdiği bir milyon mukabilinde bir buçuk milyon alması caizdir. Çünkü bu para altın ve gümüş olmadığı ve değeri itibari olduğu için kendisine itibar edilen değere göre muamele görür. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/320-321)

Fıkıhçılar, enflasyon altındaki farkın caiz olduğunu söylüyorlar. Örneğin on altın yüz milyon lira karşılığı iken, bir arkadaşınıza yüz milyon lira borç verdiniz. Bir sene sonra yüz milyon liranız geri geldi, ancak değer kaybından dolayı yüz milyonunuz sadece sekiz altın alabiliyor. "Siz iki altın farkını alsanız faiz olur mu?" sorusuna, İmamı Azam “Bilmiyorum!..” demiş. Bazı fıkıhçılar ise "Caizdir." demiş. Çünkü zarara uğramak söz konusudur.

Şimdi ki uygulamalarda özellikle iki problem göze çarpıyor:

a. Enflasyon miktarının belirlenmesi için yapılan hesaplamalar ne derece güvenilir. Var sayalım ki enflasyon hesabı doğru yapıldı. Problem yok.

b. Şimdi bankayla anlaştık. Şu kadar paraya karşılık şu kadar faiz verilecek. İmzaladık. Öncelikle böyle bir anlaşmanın hiçbir sorumluluğunun olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü bizzat faiz anlaşması yapılmaktadır. Diğer taraftan bu günkü enflasyon rakamları; örneğin % 50 olsun. Biz de bu rakamın altında taşıt ve konut kredisi veya para yatırıp faiz anlaşması yapmış olalım. Diyelim ki kredilerimizi ödedik veya paralarımızı aldık. Bizi ilgilendiren önceki enflasyon rakamları değildir. Daha sonraki, parayı ödediğimiz veya aldığımız zamanki enflasyon rakamıdır. Baktık ki enflasyon bizim anlaştığımız rakamın üstün de çıktı. Bu durum da faiz anlaşması haram olmakla beraber, alınan paraya haram denilmesi zor görünüyor. Ancak enflasyon miktarı anlaşmamızın altın da kalırsa, bunun hesabını kim verecek. Allah’a “Hesap edemedik, tahminimiz yanlış çıktı, piyasalar karıştı.” diye bir bahanemiz ne derece makul ve makbul olur?

Neticede zararsız yolları, zararlı yollara tercih etmemiz daha isabetli ve hesabının da daha kolay olduğu kanaatindeyiz. Bu durumda, size faizli bankalara alternatif olarak özel finans kurumlarını tavsiye ediyoruz.

10 Bir sene sonra 2.500 lira istemek üzere şimdiden 2.000 lira vermek faize girer mi?

Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz,

“Her menfaat sağlayan borç faizdir.”(1)

buyururlar. Bu da alacaklının borç verirken, bir müddet sonra ne kadar fazla isteyeceğini şart koşmasıyla gerçekleşir.

Yukarıda meâlini verdiğimiz hadis-i şeriften anlaşıldığı üzere, borç verirken bir menfaat sağlamayı şart koşmamak lâzımdır. Şayet böyle bir şart koşulmazsa, borçlunun borcunu öderken fazla vermesinde veya en iyisini vermesinde bir mahzur yoktur. Çünkü bu kimse borcunu en iyi şekilde ödemiş ve iyiliğe karşı iyilik yapmıştır.

“İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?”(2)

meâlindeki âyet-i kerimede belirtildiği gibi, meselenin bu yönü bilhassa borçluyu ilgilendirir. Borçlu bunu düşünecek, alacaklının zararını telâfi edecektir.

Paranın tedavülden kalkması veya değer kaybetmesi hâlinde, nasıl hareket edileceği hususunda da Hanefi imamları arasında farklı görüşler vardır. İmam-ı Âzam,

“Alınan borcun sayı olarak aynı miktarı verilmelidir. Paranın değeri ister yükselsin, isterse düşsün, borçlu aldığı paranın mislini verir. Yüz lira borç aldıysa yüz lira ödeyecektir.”(3) der.

İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf ise,

“Borçlu aldığı borcun mislini vermez, ödeme esnasındaki kıymetini, değerini verir.”

demektedirler. Fetvanın da bu şekilde verildiği bildirilmektedir.

Buna göre, birisine bir seneliğine 2.000 lira borç veren kimse, aradan bir sene de geçmiş olsa, yine bu miktar alacağının olduğunu bilmelidir. Fakat ödeme esnasında borçlu, paranın yıllık değer kaybını nazara alarak ona göre bir fazlalık verirse, aldığı borcun kıymetini vermiş olacağından İmameynin (İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf) kavline göre amel etmiş hem de alacaklının hakkını üzerinde bırakmamış olur. Bu meselede fazlalık baştan şart olarak koşulmamış, sadece borçlu alacaklıyı düşünerek zararını telâfi etmeye çalışmış olur.

Bu meselede şöyle bir yol da tercih edilebilir ki, bu en sâlimi ve en sıhhatlisidir. Borç verme, döviz yoluyla olabileceği gibi, altın üzerinden de yapılabilir. Böylece faiz şüphesi de ortadan kalkmış olur.

Buna göre, borç alıp verirken ya döviz alınıp verilir veya altın alınıp verilir yahut sâbit değeri olan ticarî mallar nazara alınır, onlar alınıp verilir. Bunların haricinde bir sene sonra fazlalık belirtilerek verilen borç doğrudan faize girer, dolayısıyla caiz olmaz.

Dipnotlar:

(1) Feyzü'l-Kadir, 5:27. Hadis No:6336
(2) Rahman Suresi, 60
(3) İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar,4:174. Kasani, Bedayiü's-Sanayi,7:394.

(bk. Mehmed PAKSU, Çağın Getirdiği Sorular)

11 Faizsiz olarak bankada muhafaza için para bekletmede bir mahzur var mı?

Günümüzde Müslümanların faiz karşısında ve faizli muamelelerde çok hassas olmaları, bu hususta en küçük bir kapıyı dahi aralamamaları gerekmektedir. Çünkü, alışveriş piyasası ve ticarî münasebetler öyle bir hal almıştır ki, kişiyi adeta faize bulaşması için zorlamakta, başka türlü işinin görülemeyeceği zannını vermektedir. İşte bu çeşit durumlar karşısında, imanlı hayatına zarar gelmemesi için mü’minin uyanık ve akıllı davranması kaçınılmaz olmuştur.

Fakat bugün yaşanan iktisadî durum ve prensipler, ticaret erbabını dolaylı yollardan da faiz müesseseleriyle yüz yüze getirmektedir. Bu da çek alıp verme, borç tahsili, havale göndermek gibi hususlarda olabilmektedir.

Şu halde, tahsil günü gelmeyen çeki ve senedi kırdırmak, yani üzerindeki değerden eksiğine satmak, doğrudan faize girmek olacağından, meşru olduğundan söz edilemez. Fakat çek veya senet tahsilinde başka bir yol olmadığından veya çok güç olacağından, normal muamele masraflarını vererek iş yapmak insanı faize sokmaz. Çünkü burada, parayı bekletip faiz almak gibi bir durum söz konusu değildir.

Havaleler için de aynı şeyler söylenebilir. Müşterinin veya borçlunun gönderdiği para banka havalesiyle geldiği zaman ne müşteri, ne de mal sahibi herhangi bir şekilde faize bulaşmış olmamaktadır. Zaten gelen havale gününde bildirilmekte, mal sahibi de gidip parasını almaktadır.

Bununla birlikte, hesap açmadan bu çeşit işleri yapmak en güzelidir. Cüz’î bir miktar hesap açmadan ticarî işler yürümüyorsa, tahakkuk eden faizi de bankada bırakmak olacağından, az da olsa destek olmak demektir.

Bankada para bırakmamak en mâkulüdür. Banka yerine finans kurumlarında hesap açıp bekletmek daha uygun olur.

12 Bankaların vermiş olduğu faizsiz kredilerin her hangi bir sakıncası var mı? Kampanya yaparak istenilen miktarın aynısını geri ödemeli kampanyalar düzenliyorlar bunlarda sakınca var mı?

İslam'da faiz, kesin olarak haram kılınmıştır. Bir zaruret bulunmadıkça faiz almak da, vermek de caiz değildir. Ev, araba, vb. satın almak üzere özel kişi, kuruluş veya bankalardan alınan faizli krediler de böyledir. Hangi maksatla olursa olsun bankaların verdiği faizli kredilerin durumu da aynıdır.

Zaruret ise, kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu bireylerin sağlık ve güvenlik içinde yaşamalarını sağlayan vazgeçilmezlerdir.

"Komisyon", "masraf", "dosya parası" veya başka isimler altında fazla bir paranın talep edilmesinin faiz olup olmaması araştırılması gereken bir durumdur. Ayrıca verilmeden kesilen paranın, peşin faiz olma ihtimali de vardır.

Zira kaynağı, miktarı, yeri ve amacı ne olursa olsun, faizin ve faizli muamelelerin her çeşidi dinimizde haram kılınmıştır.

13 Finans bankalarındaki kar zarar payı helal midir? Bu konuda "fetva" verilmiş midir; kim tarafından?

Evet, helaldir ve bu konu İslam hukukunun ticari ortaklıkla ilgili temel esaslarındandır.

"Allah faizi yasaklamış, alış-verişi / alım-satımı ise helal kılmıştır."(Bakara, 2/275)

ayeti bu konuda açıktır. Fetva makamı olarak bu ayet yeter. Buna göre, kâr-zarar ortaklığı esasına dayalı olarak hareket ettiğini söyleyen ve dışarıdan görüldüğü kadarıyla bu prensibe bağılı olan bu kurumların işleri İslam'a uygun olarak devam etmektedir.

Ancak, finans kurumları, eğer taahhüt ettikleri gibi hareket etmeyip, gizli bir şekilde kâr- zarar kuralını ihlal ediyor, faize veya başka haramlara giriyorsa, bu husus, ayetin kâr-zarar esasına dayalı alımsatımla ilgili açık hükmünü değiştirmeyecektir. Bilakis, bu kurumların Kur'an'ın bu prensibinden ayrıldıkları için, günaha girdiklerini gösterecektir. Bu sebeple özel bir fetvacı aramaya gerek yoktur. Çünkü, her fetva, fetvayı veren kişilerin o anda edindikleri bilgileri çerçevesinde gerçekleşir.

Hz. Peygamber (a.s.m) de şöyle buyurmuştur:

"Dikkat edin, aranızda hüküm vermek için bana geliyorsunuz. Ancak ben de bir insanım. Olur ki, hasımlardan biri daha konuşkan, kendini haklı çıkaracak daha fazla deliller ortaya koyabilir. Ve ben de onun söylediklerini doğru kabul edebilir ve ona göre hüküm verebilirim. Eğer böyle bir durumda -onun dediklerine kanarak- bir kararla kardeşinin hakkı olan bir şeyi kendisine verirsem, sakın onu almasın. Çünkü, bu kararla ben ancak ona -kıyamet günü beraberinde getireceği- ateşten bir gömlek biçmiş olurum."(Ahmed b.Hanbel, VI/307).

Ayrıca Hz. Ömer (ra)'in: "Biz zahire göre hüküm vereceğiz. İşin gizli tarafını ise ancak Allah bilir, hükmünü o verir." şeklindeki ifadesi, bu konuya ışık tutmaktadır.

Yine de söyleyelim ki, günümüzde kâr-zarar ortaklığına dayalı çalışan finans kurumlarının meşruiyeti hakkında fetva verenlerden birisi de değerli ilim adamı, Halil Günenç Hocaefendidir.(bk. Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/413).

İlave bilgi için tıklayınız:

MÜŞÂREKE (Ortaklık)

14 Yıllık enflasyon oranınca faizin caiz olduğunu duydum, diyanetin bu yönde fetvası varmış, doğru mudur? Peygamberimiz "Faizin her çeşidi ayağımın altındadır." diyor; eğer diyanet bu yönde fetva verdiyse neye dayandırıyor?

Faiz olursa, oran ne olursa olsun helal olmaz. Bu nedenle faiz her zaman haramdır.

Ancak enflasyon oranında fazlalık faiz değildir. Mesela, birine yüz lira ödünç verseniz, alt ay sonra enflasyon yüzde otuz olduğu için 130 TL alsanız bu otuz liralık rakkam fazlalığı faiz değildir, altı ay önce verdiğiniz paranın -satın alma gücü bakımından- eşit karşılığıdır.

Bu böyle olmakla beraber faizcilik yapan bankalara para yatırarak buradan enflasyon oranında faiz almak caiz olmaz; çünkü:

a) Bu bankalar sizden aldıkları parayı reel (enflasyon oranından fazla) faizle satmak suretiyle para kazanmakta ve size de o paradan ödeme yapmaktadırlar.

b) Bankaya para yatırmak bir akit yapmaktır; bu akit, faizli para alım satım aktidir, sonunda kâr da olsa zarar da olsa yapılan akit faizli akit olduğu için İslam'a göre helal değildir.

Elinizde para var da bunu meşru yoldan nemalandıramıyorsanız özel finans kurumlarına yatırabilirsiniz...

Paranın tedavülden kalkması veya değer kaybetmesi halinde nasıl hareket edileceği hususunda da Hanefi imamları arasında farklı görüşler vardır. İmam-ı Âzam,

“Alınan borcun sayı olarak aynı miktarı verilmelidir. Paranın değeri ister yükselsin, isterse düşsün, borçlu aldığı paranın mislini verir. Yüz lira borç aldıysa yüz lira ödeyecektir.” ( İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar, IV:174. Kasani, Bedayiü's-Sanayi,7:394)

der. İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf ise,

“Borçlu aldığı borcun mislini vermez, ödeme esnasındaki kıymetini, değerini verir.”

demektedirler. Fetvanın da bu şekilde verildiği bildirilmektedir.

Buna göre, birisine bir seneliğine iki milyon borç veren kimse, aradan bir sene de geçmiş olsa, yine bu miktar alacağının olduğunu bilmelidir. Fakat ödeme esnasında borçlu, paranın yıllık değer kaybını nazara alarak ona göre bir fazlalık verirse, aldığı borcun kıymetini vermiş olacağından İmameynin (İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf) kavline göre amel etmiş, hem de alacaklının hakkını üzerinde bırakmamış olur. Bu meselede fazlalık baştan şart olarak koşulmamış, sadece borçlu alacaklıyı düşünerek zararını telâfi etmeye çalışmış olur.

Bu meselede şöyle bir yol da tercih edilebilir ki, bu en sâlimi ve en sıhhatlisidir. Borç verme, döviz yoluyla olabileceği gibi, altın üzerinden de yapılabilir. Böylece faiz şüphesi de ortadan kalkmış olur.

Buna göre, borç alıp verirken ya döviz alınıp verilir veya altın alınıp verilir yahut sâbit değeri olan ticarî mallar nazara alınır, onlar alınıp verilir. Bunların haricinde bir sene sonra fazlalık belirtilerek verilen borç doğrudan faize girer, dolayısıyla caiz olmaz.

(Mehmed Paksu, Çağın Getirdiği Sorular)

* * *
Düşük de olsa faizli bir muameleye girmek caiz değildir. Şimdilik muamele faiz sayıldığına ve istikbaldeki durumu meçhul olup her an değişmesi mümkün olduğuna göre hüküm değişmez. Yalnız borcu kapatmak hususunda Ebu Yusuf’a göre durum değişir. Mesela bir kimse bir milyon liralık parayı bir seneliğine faizle bir buçuk milyona verirse, faizli olduğundan haramdır. Yalnız bir sene sonra daha önce verilen bir milyon para enflasyon sebebiyle ödeme anında bir buçuk milyona tekabül ederse onu, yani başlangıçta verdiği bir milyon mukabilinde bir buçuk milyon alması caizdir. Çünkü bu para altın ve gümüş olmadığı ve değeri itibari olduğu için kendisine itibar edilen değere göre muamele görür. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/320-321)

Fıkıhçılar, enflasyon altındaki farkın caiz olduğunu söylüyorlar. Örneğin on altın yüz milyon lira karşılığı iken, bir arkadaşınıza yüz milyon lira borç verdiniz. Bir sene sonra yüz milyon liranız geri geldi, ancak değer kaybından dolayı yüz milyonunuz sadece sekiz altın alabiliyor. Siz iki altın farkını alsanız faiz olur mu? Sorusuna İmamı Azam “bilmiyorum” demiş. Bazı fıkıhçılar ise "caizdir" demiş. Çünkü zarara uğramak söz konusudur. Şimdiki uygulamalarda özellikle iki problem göze çarpıyor:

a. Enflasyon miktarının belirlenmesi için yapılan hesaplamalar ne derece güvenilir. Var sayalım ki enflasyon hesabı doğru yapıldı. Problem yok.

b. Şimdi bankayla anlaştık. Şu kadar paraya karşılık şu kadar faiz verilecek. İmzaladık. Öncelikle böyle bir anlaşmanın hiçbir sorumluluğunun olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü bizzat faiz anlaşması yapılmaktadır.

Diğer taraftan bugünkü enflasyon rakamları; örneğin % 50 olsun. Biz de bu rakamın altında taşıt ve konut kredisi veya para yatırıp faiz anlaşması yapmış olalım. Diyelim ki kredilerimizi ödedik veya paralarımızı aldık. Bizi ilgilendiren önceki enflasyon rakamları değildir. Daha sonraki, parayı ödediğimiz veya aldığımız zamanki enflasyon rakamıdır. Baktık ki enflasyon bizim anlaştığımız rakamın üstünde çıktı. Bu durum da faiz anlaşması haram olmakla beraber, alınan paraya haram denilmesi zor görünüyor. Ancak enflasyon miktarı anlaşmamızın altın da kalırsa, bunun hesabını kim verecek. Allah’a “hesap edemedik, tahminimiz yanlış çıktı, piyasalar karıştı” diye bir bahanemiz ne derece makul ve makbul olur.

Neticede zararsız yolları, zararlı yollara tercih etmemiz daha isabetli ve hesabının da daha kolay olduğu kanaatindeyiz. Bu durumda, size faizli bankalara alternatif olarak özel finans kurumlarını tavsiye ediyoruz.

15 Faizle borç almak caiz mi? Faizle borç alıp her ay faizini ödemek haram mı?

Faizli borç almak haramdır. Bu bakımdan böyle bir günahtan uzak durmak gerekir.

İlave bilgi almak için tıklayınız:

Faiz neden haramdır?

16 Faizden gelen parayı fakire versem günah işlemiş olur muyum?

Parayı faizde çalıştırmak caiz değildir. Bu paradan gelecek olan faiz miktarından yapılacak olan hayırlardan sevap beklenilmez. Ancak siz harcamak yerine başkasına vermekle haram yemeyi terketmiş olursunuz. Yine de paranızın faizle işlem görmesinden dolayı mesul olursunuz. Ancak haramı kullanmamaktan dolayı mesuliyetiniz azalır, sevap almazsınız.

Bu faiz gelirini bir fakire vermekle, ne fakir ne de siz günah kazanmış olmazsınız. Ancak bu parayı fakire verirken illa da "bu faizden gelen bir paradır" demenize gerek yoktur. Fakir de ihtiyaç sahibi olduğundan bu parayı alabilir.

17 Banka kredisi ile ev satın aldım; bu günahımdan kurtulmak için yapmalıyım? Yani aldığım bu evin benim için helal bir mülk haline gelmesi için ne yapmalıyım?

Faizli bir muameleye girmek haramdır. Samimi bir şekilde tövbe edip faizli işlemlerden uzak durmanız gerekir. Ayrıca faiz işlemi haram olsa da evin kendisi haram değildir.

Al-i İmran suresinde şu mealdeki bir ayeti kerime yer almaktadır:

"Ve bir günah işledikleri veya nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı anarak günahlarının bağışlanmasını isteyenler, hem de yaptıkları günahta bile bile ısrar etmemiş olanlar—İşte onların mükâfatı, Rablerinden bir mağfiret, ağaçları altından ırmaklar akan Cennetlerdir. Orada ebedi olarak kalacaklardır. Güzel amel yapanların mükâfatı ne güzeldir."1

Demek ki, bir tövbenin kabul olması, bir günahın affa liyakat kazanması için hiçbir mazeret yokken o günahta ısrar edilmemesi şartı aranmaktadır. Bir insan sadece nefsini yenemediğini, çevresinin nasıl karşılayacağını bahane ederek bir haramı işlemeye devam ederse ne olur? Bu husustaki bir hadisin meali şöyledir:

"Mü'min bir günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta belirir. Eğer o günahtan el çeker, Allah'tan günahının affını dilerse, kalbi o siyah noktadan temizlenir. Eğer günaha devam ederse, o siyahlık artar. İşte Kur'ân'da geçen 'günahın kalbi kaplaması' bu mânâdadır."2

Evet, "Her bir günah içinde küfre gidecek bir yol vardır." sözü mühim bir gerçeği dile getiriyor. Şöyle ki, bir günahı işlemeye devam eden insan zamanla o günaha alışır, terk edemez bir hale gelir. Bu alışkanlık onu gün geçtikçe daha büyük manevî tehlikelere sürükler. Günahın uhrevî bir cezasının olmayacağına inanmaya, hattâ Cehennemin bile olmaması gerektiğine kadar gider. Yani kalpte yer tutan o günah tohumu zaman içinde -Allah korusun- yeşillenerek bir zakkum ağacı haline dönüşebilir.3

Böyle bir tehlikeye maruz kalmamak ve şeytanın kinlerine kanmamak için, bir an önce tövbeyi icap ettirecek günahı terk ederek insanın kendine çeki düzen vermesi gerekir.

Kaynaklar:

1. Âl-i İmrân Sûresi, 135-136.
2. İbni Mace, Zühd:29.
3. Lem'alar, s. 7; Mesnevî-iNuriye, s. 115.

(Mehmet Paksu, Sünnet ve Aile)

18 Faizli kredi çeken insanlara yardımcı olmak caiz midir?

Faizli krediyi almak caiz olmadığı gibi, onlara, kredi almalarında yardımcı olmak da caiz değildir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Ev yaptırmak için düşük faizli kredi almak caiz mi?

19 Faizli kredi çekene kefil olmak caiz mi?

Faizli muameleye girmek haram olduğu gibi, böyle bir günaha girene destek olmak veya kefil olmak da haramdır. Tövbe edip bir daha böyle şeylere dikkat etmek gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

RİBÂ (Faiz)...

20 Allah, riba (faiz) den gelecek geliri mahvedeceğini (Bakara 2/276) söylediği halde günümüzde bankaların çoğunun aşırı karlar elde etmelerinin hikmeti nedir?

“Allah faizin bereketini eksiltir, zekât ve sadakaları ise nemalandırır.”(Bakara, 2/276) mealindeki ayetin mesajını önce şöyle değerlendirmek ve bunu, “Allah faizi kullanan kimselerin bu işlerinin ahirette hiçbir artısının olmayacağı, bilakis zekât ve sadakanın oradaki artış ve bereketinin olacağı” şeklinde anlamak mümkündür. Böyle bir algılama, ahirete endeksli bir dünyayı ön gören Kur’an’ın bu perspektifine uygundur.

Diğer taraftan, bütün dünyadaki bankalar bulundukları ülkelerin himayesindedir. Türkiye’deki bankaların defalarca iflas etmesi ve devlet desteğiyle ayağa kalkması bunun en bariz delilidir.

Hülasa nice bankanın ve nice tefecilerin batması ayetin hükmünü tasdik etmektedir. Dünyada çıkan krizlerin faturasının da bankalara kesildiği bilinmektedir. Bu krize sebep olan veya bu sebeplerin başında gelen faizci bankların bu tutumu da ayetin doğruluğunun açık belgesidir.

Ayrıca bereket ayrı bir şeydir. Yalnız kâr etmek bunun ölçüsü olamaz. Huzurlu bir hayatın yaşanmasına ne derecede vesile olabilirliğin ölçüsü de önemlidir.

Bu ayeti bir önceki ve bir sonraki ayetle beraber değerlendirdiğimiz zaman konu daha iyi anlaşılacaktır.


“Riba (faiz) yiyen kimseler, şeytan çarpan kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, "alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi de haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah'a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır."

  "Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez."

"İman edip iyi işler yapan, namazı dosdoğru kılıp zekatı verenlerin Rabbleri katında elbette mükafatları vardır. Onlara hiçbir korku olmadığı gibi, onlar mahzun da olmazlar.”
(Bakara, 2/275-277)


Riba / Faiz
ile ilgili hükümler, peygamberlik yıllarının sonuna doğru ve Mekke'nin fethi sıralarında nazil olmuştur. Hatta halka duyurulması ile ilk uygulaması da Vedâ Haccı'na rastlamıştır. Bu sıralarda da "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'a razı oldum." (Maide, 5/3) âyeti gereğince İslâm dininin ikmal dönemleri yaşanıyordu. Önce Âl-i İmrân Sûresi'ndeki "Ey iman edenler kat kat katlanmış olarak faiz yemeyin!.." (Âl-i İmrân, 3/130) âyeti, sonra da işte bu âyetler nazil oldu.

Bu bize gösterir ki, ribânın ortadan kaldırılması bir tekâmülü ve gelişmişliği hedef tutmaktadır. Sistem olarak faizin yer aldığı bir toplum düzeni, henüz tam anlamıyla istenen düzeyde mükemmel hale gelmemiş demektir ve mükemmel bir toplum düzeni ortaya koyamayan millet ve kavimlerden de ribâ kalkmayacaktır.

Dine ve inanca bağlı ahlâkları yükselmemiş, sosyal yardımlaşma ve dayanışması sadece sözde kalmış, sosyal yapıları kuvvet ve tahakkümden kurtulup kardeşliğe varamamış olan toplumlar ribâdan kurtulamazlar, kurtulmadıkça da gerçekten Allah rızası olan ahlâk olgunluğunu ve sosyal düzen sağlamlığını bulamazlar, kamu yararı ile kişisel çıkarların çatışmasını ortadan kaldıramazlar. Herhangi bir toplumda faizsiz yaşanamayacağı inancı yayılmaya ve faizin meşru olduğuna çareler aranmaya başladı mı, orada çöküntü ve çözülme baş göstermiş ve cahiliyet devrine doğru dönüş başlamıştır.

Bugünkü insan toplumlarının ribâ devrinden kurtulabilmesi, ciddi ve sağlam bir toplum düzeni kurmalarına bağlıdır. Fakirlik azalıp sosyal yapıdaki düzelme ilerledikçe faizler kendiliğinden düşecek ve bir gün gelip ortadan kalkacaktır. Fakat faiz devam ettikçe de servetler tekelleşmeden kurtulmayacak ve fakirlik azalmayacaktır.

Genel bakış açısından bakıldığında günümüz dünyasında faizin ortadan kaldırılması bir ideal olarak düşünülmeye başlanmış ise de, doğrusu hâl-i hazırdaki eğilimler henüz tamamıyla ortadan kaldırılması değil, aşağı çekilmesi konusunda yoğunlaşmaktadır.

İşte bütün dünyanın henüz gerçekleştiremediği bu ideoloji, Allah tarafından İslâmî toplum düzeninde gerçekleşmişti. Bu suretle Kur'ân ve İslâm dini, halihazırdaki bütün beşeriyete dahi en yüksek bir tekamülün ilhamını sunacak bir aydınlık kitap, bir ilâhî kanundur. Toplumun iktisat düzenini güven altına almak için, hayır yolunda infakı genelleştiren toplumlar, fakirliği ortadan kaldırmayı en önemli hedef kabul ederler. Bunun aksine mal bölüşümünde ribâ usullerini ön planda tutan toplumlar da servette tekelleşme ile fakirliğin yaygınlaşmasını hedef tutarlar. Faizci, borç verip ribâ alabilmek için daima bir muhtaç gözetir. Ve her ribâ bir bedel verilmeden alınan açık bir fazlalık olduğu için, ihtiyaç sahibinin ihtiyacını hafifletecek yerde onun emeğini ve üretimini karşılıksız gasp eder, dolayısıyla borç yükünü daha da ağırlaştırır ve gerçekte o toplum ribâcılara çalışmış olur. Fakir fukara kısmı ne kadar dürüst ve faziletli olursa olsun o toplumun dışına itilmiş ve yabancı durumuna sokulmuş olur. Bu da o toplumu durmadan ihtilâllere sürükler.

İlâhî rahmet, zenginlerle fakirlerin yaratılış sofrasından samimi bir yardımlaşmayla nimetlenmelerini gerektirirken, bunun aksine hareket eden ve karşılarında fakirlik olmadan nimete eremeyeceğini sanan toplumlar, hiçbir zaman ızdıraptan ve ihtilâl sancıları çekmekten kurtulamazlar. Böyle mal bölüşümünde ribâyı alışkanlık haline getiren toplumun fertleri için ribâ, tiryakilerin afyonu gibi hasret duyulan bir ihtiyaç halini alır. O zaman gerçekten faziletli sermaye sahiplerinin de bundan sakınmaları zorlaşır. Hepsi ister istemez bu çarkın dişleri arasında ezilir gider. O zaman bu zorluğu göğüsleyip de çevresindekilere biraz nefes aldırabilen büyükler işte yukarıda açıklanan "Onlar için Rabbleri katında ecir vardır, onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar." âyetinin verdiği müjdeye nail olurlar. Ribâcılar ise ebedî bir ihtilâl sarasının çırpınışları içinde kıvranır dururlar.

İşte Hak Teâlâ bunların bu hallerini açıklamak üzere buyuruyor ki: "faiz yiyenler", yani faizcilik yapan ve böylece servet elde ediyoruz diye muhtaçların kazançlarını ellerinden alan ve üretimin hedefini kamu yararından kişi çıkarlarına doğru kaydıran, gerçekte ise üretimden ziyade tüketime hizmet eden, velhasıl hayır yoluna infak amacının tamamen zıddına gidenler, saradan, cinnetten kalkamazlar, ancak kıyamet gününde şeytan çarpmış saralı veya deli gibi perişanlık içinde kalkarlar. Bunlar ribâ ile emek ve iş sahiplerinin çalışmalarının ürünü olan şeyi alıp, onunla geçindiklerinden tembellik içinde yatar, rahat ve hızlı bir şekilde uyanamazlar, hemen kalkamazlar; pek çoğu yataklarında şeytan çarpmış gibi saatlerce gerneşerek, ağzını, yüzünü buruşturarak, sendeleye sendeleye kalkarlar. Bütün hayatları ribâ düşüncesi ile ve onun dedikodusu ile geçer, düştükleri zaman da bellerini doğrultamazlar. Fakat asıl mesele bu değil, bunlar karınlarını ribâ ile doldurduklarından dolayı bir hadis-i şerifte de beyan buyurulduğu üzere, kabirlerinden kalkarken genellikle saralı veya deli halinde kalkacaklar ve b u hal onların belirgin özellikleri olacaktır. Mîrac gecesinde Resulullah (asv), ribâcıları bu âyetin tasvir ettiği şekilde görmüş, bunlar kimdir, diye sorduğu zaman da Cebrail (as) Bakara 2/275. ayeti okumuştur.

Akıl ve idrakleri olgunluğa ulaşmamış ve henüz ilâhî irşad kendilerine ulaşmamış bulunanlar haydi neyse, fakat böyle açık seçik rabbanî uyarıların gelişinden sonra da bu sevdadan vazgeçmeyip böyle batıl duygu ve düşüncelerde ısrar edenlerin, ahiretteki halleri şeytan çarpmış deli ve saralı gibi olmaz da ne olur? Bundan dolayı kendisine Rabb'inden böyle bir öğüt, bir nasihat ve uyarı gelip de derhal ribâcılıktan vazgeçen her kim olursa olsun, geçmişte kalan ribâ artık onun kendisinindir. O fesh olunmaz, geri alınmaya da kalkışılmaz, hüküm öncesine şamil olmaz ve değildir. Ve onun hükmü sırf Allah'a kalmıştır. Şimdiki halde ilâhî emri dinlediğinden dolayı, artık ihlas ve nedamet derecesine göre, Allah ona ecir verir; geçmiştekileri de dilerse bağışlar, dilerse bağışlamaz, onu ancak O bilir. Şu kadar var ki, tövbe hakkındaki vaadine bakılırsa, o kulun affedilme ümidi fazladır.

Şu da çok iyi bilinmelidir ki, ribâ hastalığı, ferdî bir dert olmaktan çok sosyal bir dert, toplumsal bir hastalıktır. Bundan dolayı sosyal yardımlaşma ve dayanışması pek kısır olan gelişmemiş toplumlarda hızla yayılır ve toplumu etkisi altına alır. Gelişmeye doğru güvenli adımlarla yürüyen toplumlarda bunun tam tersi meydana gelir ki, İslâmiyetin başlangıcında Muhammedî feyiz sayesinde yirmi sene içinde bu gelişme meydana gelmiş ve kısa zamanda ribâ belası toplumdan silinip atılmıştır ve ribâsız bir ticaret uygulanmıştır.

Sonuç olarak ribâ, bir çok yönüyle hakkı ve hukuku rayından çıkarmaktır. Bunda aracı amaç, amacı da araç zannettiren bir göz boyama; bir şeyi kendisiyle hem mukayese etmek, hem de kendine intibak ve eşitliğini ortadan kaldırmaya çalışmak gibi bir çelişki bulunmaktadır. On lira, on lira ile hem ölçülmek, hem de on bir lira yerine konulmak gibi hak ve hakikatin zıddına bir çelişki vardır. Bunun için ribâ, gerçekte hakka değer vermeyen ve hayat hakkı tanımak istemeyen ve nihayet kendi çıkar ve isteklerini hakkın gerçek ölçüsü ve temeli saymak isteyen kısır görüşlü kimselerin şiarıdır. Bunun için ribâya taraftar olanlar, daima hukukî mevzuatı, Hakk'ın ölçüsüyle ölçmeyip beşeriyetin kanunlarını, hakkın ve gerçeğin yegane ölçüsü sanan ve her şeyi kendi kişisel çıkarları açısından görenler arasında bulunur.

Cenab-ı Allah, ribânın, insanların koyduğu kurallarla değil, ilâhî hükümlere dayalı olarak haram olduğunu ve bundan dolayı bunu helal sayanların saradan kurtulamayarak en sonunda cehennemi boylayacaklarını ve yalnızca tövbe edip bundan vazgeçenlerin kurtulma ümitleri olduğunu beyan buyurmuştur.

Artık bu kadar büyük bir zarar olan ribâyı bir kâr, bir kazanç sanıp da arkasından koşmamalıdır. Sonra ribâcıların zannettiği gibi, "ribâ malı arttırır da sadakalar eksiltir" değildir. Tam tersine, Allah, malı arttırır sanılan ribâyı derece derece eksilte eksilte nihayet mahveder. Ribâ içinde ayın on dördü gibi parlak görünen servetleri, hilal gibi küçülte küçülte nihayet gözle görünmez hale getirir de buna karşılık; malı eksiltir sanılan sadakaları "irba" eder, yani gitgide büyütür ve çoğaltır, nemalandırır.

Ribâ, mal üretecek hayatları kurt gibi yiye yiye bitirir, nihayet sermayelerin de batmasına sebep olur. Halbuki sadakalar ecir, hayat ve bereket olur. Ve Cenab-ı Allah, haramı helal tanımakta ısrar eden çok kâfir, çok günahkâr kimselerin hiç birini sevmez. O tövbe edenleri sever, onlardan razı olur. Ribâ ise pek kâfirane ve pek günahkârane bir iştir. (bk. Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini, ilgili ayetlerin tefsiri)

21 Ben ev hanımıyım, bankaya faizli olarak para yatırmak caiz midir? Bankanın bana ödediği bu faiz haram mıdır?

Paranızı faizli olarak bankaya yatırmanız haramdır. Elde ettiğiniz faiz gelirlerini kullanamazsınız. Bu faiz gelirlerinin tamamını fakirlere veya hayır kurumlarına vermelisiniz. Paranızı bankaya ancak vadesiz olarak yatırabilirsiniz.

Şayet enflasyondan zarar görmesini istemiyorsanız o halde paranızı farklı bir şekilde değerlendirmelisiniz.

Finans kurumlarına paranızı yatırabilirsiniz. Finans kurumlarının verdiği kar payları helaldir. "Onlar da diğer bankalar gibi değil mi?" diye zan üzerine değerlendirmek yanlış olur. Finans kurumlarının çalışma sistemleri İslamî esaslara göre olmaktadır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bankaya faizli para yatırmak caiz mi?

Finans kurumları ile bankalar arasındaki fark nedir?

22 Faiz (riba) neden haramdır?

Cins ve miktarı bir olan iki şey, biri diğeriyle mübadele edildiğinde bir taraf için kabul edilen malın fazlasına riba veya faiz denir. (İbnül-Hümâm, Fethul-Kadîr, V, 277). Ayarları aynı olan 100 gr. altını, peşin veya vadeli yüz yirmi gr. altınla mübadele etmek gibi... Böyle bir işlemde 100 gr. altın veren, aynı miktarda altın alma hakkına sahip olur. Burada 100 gr. altın ana para (re'sül-mal), 20 gr. fazlalık ise ribâ adını alır (Elmalılı, Hak Dini Kur'ân Dili, II, 952, 953).

Riba sözcüğü yerine Türkçede daha çok "faiz" terimi kullanılır. Faiz; taşan, taşkın, dolu, ödünç verilen para için alınan kâr gibi anlamlara gelir. Elmalılı Hamdi Yazır ribâ ile faizin aynı anlama geldiğini belirtirken şöyle der:

"Ribâ; sözlükte, ziyâdelenmek, fazlalanmak anlamına mastar olup, faiz dediğimiz özel fazlalığın adı olmuştur... Câhiliyye devrinde asıl borca "re'sül-mâl", ziyadesine ise "ribâ" adı verilirdi. Bugünkü faiz işlemleri nitelik bakımından câhiliyye devrinin bu âdetinden başka bir şey değildir. Zaman zaman faiz miktarının ve şekillerinin azalması veya çoğalması muâmelenin niteliğini değiştirmez. İşte cahilî Arap örfünde ribâ tam anlamıyla günümüzdeki nükudun (nakit paraların) faizi veya nemâsı tabir olunan fazlasıdır. Karzdan (ödünç para) başka borçlar da (düyün) tatbiki dahi böyledir. Şüphe yok ki sözlükte bunun en uygun ismi ribâ, ziyade, artık olması gerekir. Buna faiz veya nemâ tabirinin kullanılması "Alım-satım ancak ribâ gibidir." (Bakara, 2/275) âyetinin delâletiyle, alım satım ve ticarete benzetilerek yanlış bir kullanmadır (Elmalılı, a.g.e., II, 952, 953).

Bir şeyin nitelikleri değişmedikçe, adının değişmesi, hükmünün değişmesini gerektirmez. Buna göre, ribanın hükümleri aynı hukukî özellikleri taşıyan faize de uygulanır. Bu, icâre akdine, kira akdi demek gibidir ki, her ikisi de aynı anlama gelen sözlerdir

İlave bilgi için tıklayınız:

Faiz neden haramdır?

23 Bankada uzman, denetleyici, müfettiş ve memur olarak çalışmak caiz mi?

Harama girmek caiz olmadığı gibi, ona vesile olmak da caiz değildir. Bu bakımdan faiz sistemiyle çalışan bankalarda görev almak caiz değildir.

Mümkün olduğunca bu tür yerlerde çalışmamak gerekir. Hadislerde geçen faizle ilgili sert ifadeler, faizin şahidini, yardımcı olanı da kapsamaktadır. Çağdaş bazı âlimler, kendisine bir iş buluncaya kadar geçici olarak çalışmakta zarurete binaen caiz demişler.

Buna göre, bütün gücünüzle yeni bir iş bulmaya çalışırken, başka şekilde ihtiyacınızı karşılayamıyorsanız, burada geçici bir müddet için çalışabilirsiniz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bankada çalışan kişinin geliri haram mıdır? Kazancından çocukları istifade edebilir mi?..

24 Bankaların uyguladığı fonlar faiz midir?
25 Bankada muhasebeci veya pazarlamacı olarak (veya bankanın herhangi bir bölümünde) çalışmak caiz mi?

Bankalar faizli müesseseler olduğu için, bunların her hangi bir biriminde çalışmak caiz değildir. Bankada çalışan kişinin kazancına haram karışacağı için başka müesseselerde çalışmalarını tavsiye ederiz.

İlk günlerinden bu yana İslâmın mücadele ettiği, kökünü kazımaya çalıştığı kötü alışkanlıklardan ve musibetlerden ilk ikisi içki ve fuhuş ise, öbürü de hiç şüphesiz faizdir. Bunlar Cahiliye Arapları ile bütünleşmiş, hayatlarından birer parça olmuş, kan ve damarlarına işlemişti. İslâmiyet kısa zamanda bunu ortadan kaldırdı. Nitekim asırlar boyunca İslâm ülke ve cemiyetlerinde faizin esamesi okunmazdı. Ne zaman ki cahiliye inanç ve âdetleri yeniden hortlamaya yüz tuttu; beraberinde de bütün unsurlarını toplayıp geldi. İçki, fuhuş, kumar, müstehcenlik ve faiz bu belâlardan bazılarıdır.

Meselâ, her şey Avrupa'dan ithal edilirken, iktisadî hayat da büyük ölçüde faiz sistemine göre ayarlandı. Böylece, nihayet bugün her köşe başında pıtırak gibi faiz kuruluşları bitmeye başladı. Orada çalışanlar da yurt dışından getirilemeyeceğine göre, ülkemiz insanının çalıştırılması gerekti. Sonunda müdüründen memuruna, işçisinden temizlikçisine kadar bütün kadrolar dolduruldu.

Faizle iş yapan teşekküllerde çalışanların durumunu iki şekilde mütalâa etmek mümkündür. Birincisi, o müessesenin faizle iş yaptığını, çalışmanın mesuliyet getireceğini bildiği halde imkânlarının cazibesine kapılarak girenler; ikincisi ise, vaktiyle girmiş, fakat o zamanlar haramlık ve helâllik cihetine pek dikkat etmemiş, hattâ bunun bir mahzur teşkil edeceğini bile düşünmemiş olanlar.

Şu husus bilinen bir gerçektir: İslâmiyet faizi tamamıyla yasaklamış, onunla hep mücadele etmiş, faize gidecek yolları kapatacak çeşitli yardımlaşma müesseseleri kurmuş; cemiyetin rahat ve huzurunu faiz belâsının kaldırılmasında görmüştür. Böyle olduğu halde, yüce dinimiz en küçük tasarruflarına varıncaya kadar bütün ticarî ve sınaî muamelelere faizi bulaştırmaya çalışan, her fırsatta milleti faize teşvik eden, insanlardaki yardımlaşma duygusunu sarsan, borç alıp verme gibi iş dünyasını rahatlatan bir âdeti kaldıran faize dayalı müesseseleri tasvip eder mi? Etmeyeceği şüphe götürmez bir gerçektir.

Bediüzzaman'ın ifadesiyle:

«Ribanın (faizin) kap ve kapıları olan bankaların nef'i (faydası) beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en sefihlerinedir, âlem-i İslama zarar-ı mutlaktır.» (1)

Faizle ve faizli işlemlerle meşgul olmak hem âyetlerde, hem de hadislerde yasaklanmış, haram kılınmıştır. Âyetin meali şöyledir:

«Faiz yiyenler kendilerini şeytan çarpmış birer mecnundan başka bir halde kabirlerinden kalkmazlar. Böyle olması da onların, 'Alım satım da ancak faiz gibidir.' demelerindendir. Halbuki Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır.» (2)

Faiz kanalıyla harama bulaşan kimseler hadis-i şerifte şöyle tasnif edilmektedir:

«Faizi yiyen, yediren, şahitlik ve kâtipliğini yapan, Allah'ın rahmetinden uzak kalmıştır.» (3)

Âyet-i kerimede mutlak olarak sadece faiz yiyenler zikredilirken, hadis-i şerifte yiyen, yediren, şahitlik ve kâtipliğini yapan peşi peşine sıralanmış ve «Allah'ın rahmetinden uzak olma» cihetinde birlikte ve toptan ifade edilmiştir.

Durum böyle iken, faiz kuruluşlarında çalışanlar her ne kadar doğrudan faiz yemiyor ve yedirmiyorlarsa da; muamelesini görmekte, hesap ve yazışmalarını yapmakta, idarî işlerini yürütmektedirler. Gerek memur olsun, gerekse müdür olsun; hadiste geçen «kâtip» mefhumunun içine girmiş olmaktadır.

İşte bu hususları bilen bir insanın bilerek bu nevi müesseselere girmesi, tavsiye edilecek bir şey değildir. «Başka bir iş bulamadım», «Zaruret icabı girmem gerekiyor» gibi bahaneleri, kişiyi haklı çıkaracak, üzerindeki mesuliyeti giderecek gerekçeler olarak görmek mümkün değildir. Çünkü helâl ve meşru daire insanın ihtiyacına kâfi gelecek kadar geniştir. Belki meşru dairede bulduğu ve çalıştığı işin ücreti diğerine nisbetle bir miktar az olabilir, ama hiç olmazsa şaibeli bir para olmaz. Üstelik böyle faiz esasına dayalı bir kuruluşta çalışmayı bir zaruret olarak kabul etmek de oldukça güçtür.

«Diğer memurluklarda ve kamu iktisadî teşekküllerinde çalışmakla bir faiz müessesinde çalışmak arasında ne fark var? Çünkü, memura verilen maaşa da büyük ölçüde faiz karışmaktadır." gibi sözlere gelince:

Evvelâ, memurların hepsi veya resmî olan diğer işyerlerinde çalışanların tamamı faizli muamelenin muhasebesini yapıyor değildir. Yani, memur veya işçi bizzat faizle uğraşmamaktadır. Halbuki faize dayalı işyerlerinde çalışanların bütün mesaisini faiz hesapları, akitleri ve muamemeleri almaktadır.

Diğer taraftan, devletin geliri sadece faiz yoluyla birikmemektedir. Büyük ekseriyeti halktan alınan vergiler ve benzeri yollardan sağlanmaktadır. Memur da maaşını alırken oradan gelen paraları niyet ederek kabul eder. Hattâ kazancını kumar, içki alışverişi ve benzeri helâl olmayan bir yoldan temin eden bir insanın, meselâ inşaat gibi meşru sayılan bir işinde çalışıldığı zaman, işçinin almış olduğu ücret meşru ve helâldir.

Yine alacaklı bir Müslümanın, borçlu bir gayri müslimin şaraptan elde ettiği paradan borcunu alması caizdir. (4) Her ne kadar bu paranın aslı dinen haram sayılan bir yoldan elde edilmişse de, alacaklı için durum farklıdır. Çünkü o, borçludan hakkını almaktadır. Bu paranın haram yoldan kazanılmasında alacaklının bir mesuliyeti yoktur. Mesuliyetin tamamı borçlu olana aittir. Memurun da durumu bundan farklı olmasa gerektir. Çünkü memur meşru olan bir iş yapmakta, yaptığı işten dolayı bir miktar hak elde etmektedir. Bunu da devlet karşılamaktadır. Bunun için faizli iş yerlerinde çalışan kimseler kendilerini devlet memuru ile kıyaslayamazlar.

Faiz esasına dayalı iş yapan müesseselere girip de meselenin haramlık - helâllik cihetini daha sonraki zamanlarda araştırma yoluna girmiş olanlar, geçimlerini temin edecekleri başka bir iş buldukları takdirde, orada kalmaları ve devam etmeleri tavsiye edilmez. Helâl dairede bir iş bulma gayret ve azmi içinde bulunmaları gerekir.

Bu arada, manevî ve İslâmî hizmetlerini, vazifelerini daha iyi yaparak sevap cihetini takviye etmeye çalışmalıdır. Çünkü iyi ameller kötülük ve günahları giderir, temizler.

Şunu da belirtmek gerekir ki, haramla meşgul olan iş yerlerinin ayrıca helâl sayılan iş sahaları da varsa ve meşru işler de işletip ondan kazanıyorlarsa, bütün gelirlerinin haram olduğuna hükmedilemediği için durum biraz daha hafifleşir. Veyahut bu iş yerlerinin yol yapmak, su getirmek, elektrik ihaleleri yapıp faydalı iş sahalarında çalışmak da bizzat haramda çalışmak sayılmaz.

Anne babanın haram kazancından dolayı çocuklar sorumlu olmazlar. Bunun için tövbe etmek, bundan sonra haram kazanca girmemek ve bol bol hayırda bulunmak gerekir.

Kaynaklar:

1. Mektubat, s. 450
2. Bakara Sûresi, 275.
3. Müslim, Müsakat, 105.
4. Dürer, l. 318.

26 Bankalarla ister-istemez ilişkilerimiz olmaktadır (maaş ödemesi, fatura ödemesi gibi) Bankada para bekletmek caiz midir?

Günümüzde Müslümanların faiz karşısında ve faizli muamelelerde çok hassas olmaları, bu hususta en küçük bir kapıyı dahi aralamamaları gerekmektedir. Çünkü, alışveriş piyasası ve ticarî münasebetler öyle bir hal almıştır ki, kişiyi adeta faize bulaşması için zorlamakta, başka türlü işinin görülemeyeceği zannını vermektedir.

İşte bu çeşit durumlar karşısında, imanlı hayatına zarar gelmemesi için mü'minin uyanık ve akıllı davranması kaçınılmaz olmuştur.

Fakat bugün yaşanan iktisadî durum ve prensipler, ticaret erbabını dolaylı yollardan da faiz müesseseleriyle yüz yüze getirmektedir. Bu da çek alıp verme, borç tahsili, havale göndermek gibi hususlarda olabilmektedir. Şu halde, tahsil günü gelmeyen çeki ve senedi kırdırmak, yani üzerindeki değerden eksiğine satmak, doğrudan faize girmek olacağından, meşru olduğundan söz edilemez. Fakat çek veya senet tahsilinde başka bir yol olmadığından veya çok güç olacağından, normal muamele masraflarını vererek iş yapmak insanı faize sokmaz. Çünkü burada, parayı bekletip faiz almak gibi bir durum söz konusu değildir. Havaleler için de aynı şeyler söylenebilir. Müşterinin veya borçlunun gönderdiği para banka havalesiyle geldiği zaman ne müşteri, ne de mal sahibi herhangi bir şekilde faize bulaşmış olmamaktadır. Zaten gelen havale gününde bildirilmekte, mal sahibi de gidip parasını almaktadır.

Bununla birlikte, hesap açmadan bu çeşit işleri yapmak en güzelidir. Cüz'î bir miktar hesap açmadan ticarî işler yürümüyorsa, tahakkuk eden faizi de bankada bırakmak olacağından, az da olsa destek olmak demektir. Bankada para bırakmamak en mâkulüdür.

Bankada faizsiz para bekletmek caizdir. Sizin iradeniz dışından bu paraya faiz ekleniyorsa bunu menfaatiniz dışında bir fakire veya hayır kurumuna verebilirsiniz.

27 Bankalarda ve finans kurumları / katılım bankalarında çalışmak caiz mi?

Harama girmek caiz olmadığı gibi, ona vesile olmak da caiz değildir. Bu bakımdan faiz sistemiyle çalışan bankalarda görev almak caiz değildir.

Ancak finans kurumları, yani katılım bankaları faizsiz çalışan kurumlar olduğu için, buralarda çalışmanın bir mahzuru yoktur.

İlave bilgi için tıklayınız: 

- Bankada çalışan kişinin geliri haram mıdır; kazancından çocukları istifade edebilir mi?..

28 Yaptığım taksitli alışverilerin kredi kartı borcunu zamanında ödemezsem, faizli olarak ödersem, aldığım eşya haram mı olur?

Kredi kullanılarak yapılan alış verişlerde alınan eşya için tamamı haramdır demek mümkün değildir. Ancak içerisine haram karışmaktadır. Bu sebeple faiz işlemi yapan bankaların kredi kartlarını kullanmamaya çalışmak gerekir. Gününde ödemek şartıyla kredi kartı kullanmak ise caizdir.

Kredi Kullanılarak Yapılan Alış Verişlerin Hükmü:

İslam dininde faiz, kesin olarak haram kılınmıştır.
Bir zaruret olmadıkça faiz almak da faiz vermek de caiz değildir. Faiz yasağı ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'de, şöyle buyurulmaktadır:

"Ey inananlar! Allah'ın hükümlerine karşı gelmekten sakının, inanmışsanız, faizden arta kalmış hesaptan vazgeçin. Böyle yapmazsanız, bunun Allah'a ve Peygambere karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tövbe ederseniz sermayeniz sizindir." (Bakara, 2/278-279)

Bu itibarla, iş kurmak için veya ev, araba vb. satın almak, satın alınan ev veya arabanın borcunu ödemek üzere bankalardan alınan faizli krediler de böyledir. İhtiyaç kredisi de dahil bankaların verdiği faizli kredilerden zaruret olmadıkça yararlanmak caiz değildir. Zaruret ise, kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu bireylerin sağlık ve güvenlik içinde yaşamalarını sağlayan vazgeçilmezlerdir.

Bununla birlikte, kişi kendisinin veya bakmakla yükümlü olduğu bireylerin nafaka, sağlık ve güvenlik giderlerini karşılayabilmek için karz-ı hasen (faizsiz ödünç borç ) yoluyla da para bulamaz ve borçlanmak zorunda kalırsa, o anki ihtiyacı giderecek kadar düşük faizli kredilerden yararlanabilir. Şu kadar var ki, gelecekle ilgili bir takım öngörülerde bulunarak ya da varsayımlarla hareket ederek faizli işlemlerde bulunmak caiz değildir.

Bununla birlikte, faizli kredi kullanılarak elde edilen kazanımların tamamının haram olduğu söylenemez. Kazanılan bu mallara haram malın karıştığını ifade etmek daha doğru olur. Ancak, bu kazançtaki haramın oranı konusunda net bir şey söylemek ise güçtür.

Bu sebeple, vaktiyle bilerek veya bilmeyerek faizli işlemlerde bulunan kişilerin tövbe ve istiğfarda bulunarak, bir daha bu tür işlemlerde bulunmamaya azmetmeleri gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kredi kartı kullanmak ve bankaya komisyon ödemek caiz mi?..

29 Faizsiz kredi kullandıracağını söyleyip, yalnızca 300 ytl. komisyon talep eden şirketten araba almak faize girer mi?

Komisyon, yapılan bir hizmete karşılık alınan bir ücrettir.

Mesela, müşteri bankadan belli bir evsaf ve kalitede, belli fiyatla kendi parasıyla bir otomobil talebinde bulunsa, banka bu işi gerçekleştirme karşılığında komisyon alabilir. (bk. Nevevî, Ravzetu't-talibin, III/554-58).

Fakat soruda söz konusu edilen komisyonun gerekçesi tam açık değildir. Eğer bu parayı faiz yerine alıyor da adına komisyon diyorsa, bunun doğru olmayacağı açıktır. Borç vereceği krediye karşılık ise bu da doğru olmaz.

"Herhangi bir fayda sağlayan bir borç akdi, aynı zamanda bir faiz akdidir."

manasındaki hadisten alacağımız çok şey var.

İlave bilgi için tıklayınız:

KOMİSYON, KOMİSYONCU...

30 Faizin caiz olduğu durumlar nelerdir?

Faizin caiz olduğu iki durum vardır:

1. İmamı Azam'a göre Müslümanların gayri müslim bir ülkede faiz alması caizdir.

2. Kişi ölüme götürecek bir zaruret durumunda ihtiyaç ölçüsünde faiz alabilir.

31 Bir dirhem faiz otuz altı zina gibidir, sözü hadis midir?

Bu hadisi Ahmed b. Hanbel Abdullah b. Hanzale’den rivayet etmiştir:

“Kişinin bilerek yediği bir dirhem riba, otuzaltı zinadan eşeddir / daha şiddetlidir.”

Heysemî bu hadisin senedinin sahih olduğunu söylemiştir.(Zevaid, 4/117)

Şafii mezhebinde önemli bir yeri olan Remlî, “Fetava”sında böyle soruya cevap verirken, değişik hadisleri delil getirmek suretiyle, zinanın ribadan daha büyük bir günah olduğunu vurgulamıştır. Ona göre hadisin bu ifadesinde şiddetli bir uyarı vardır. Özellikle cahiliye döneminden kalma faizcilik-tefecilik alışkanlığını toplumdan tamamen kaldırmak için bu sert ifadelere yer verilmiştir. Bir de şu vardır ki; karşılıklı rıza ile yapılan zinanın tövbesinde helalleşmek şartı yoktur. Fakat ribanın tövbesinde helalleşme şartı vardır. Hadiste işin bu yönü nazara alınarak şiddetli bir uyarıya yer verilmiştir.(bk. Fetava’r-Remlî, babu’r-riba).

Hadiste dikkate değer önemli bir kelime de “eşeddu” kelimesidir. Yani burada ribanın zinadan -daha büyük değil- daha şiddetli olduğu ifade edilmiştir. Şayet daha büyük denilseydi “ekberu” kelimesi kullanılırdı. Bundan da anlaşılıyor ki, hadisin ifadesinde bu faiz belasını ortadan kaldırmak için kullanılan bir irşat üslubudur. Bir şeyin daha şiddetli olması daha büyük olmasını gerektirmez. Şiddetli olmak -günah bakımından daha küçük olmasına rağmen- daha sıkıntılı olmak manasına gelebilir. Remlî’nin de ifade ettiği gibi, ribanın daha şiddetli, daha sıkıntılı olması, ondan kurtulmanın yolu olan karşı taraftan helalleşme şartının olmasındandır. Örneğin adamın helal edip etmemesi, kendisinden alınan faiz miktarı olan malını geri isteyip istememesi, hayatta olup olmaması gibi bir çok yönüyle helalleşme şartının yerine gelmesi oldukça zordur.

Günahtan kurtulmanın yolu tövbedir, tövbenin kul hakkıyla ilgili konularda makbul olma şartı sahibinden helallik almak veya malını geri vermektir. Faizin tövbesi bu türden olduğu için, bu şartı taşımayan zinanın tövbesinden daha güç gerçekleşir. Yoksa, zinanın faizden daha büyük bir günah olduğu hadislerde sabittir.

32 Faiz, parayı kiralamak olduğuna göre, neden haramdır? Paramızı bankaya yatırıp bundan faiz geliri elde etmenin haram olduğunu yazmışsınız. Ancak bence mevduat olayı "parayı kiraya vermek" anlamına gelir. Bu işlemde banka da memnun, veren de...

Kira ve faiz:

Kiraya ilişkin açık bir ifade olmadığı için bu konu ile ilgili sorunlar, İslâmî yasaların tarih süreci içersinde uygulanışı incelenerek çözümlenecektir. İslâmî yasalar açısından soruna bakılırsa, kira ödemenin İslâm'ın ana ekonomik ilkeleri ile uzlaşmaz bir yanının olmadığı görülür. Çünkü kira ile faiz arasında çok büyük fark vardır. Ama dıştan, iyice incelemeden soruna bakılırsa faiz kiranın birbirinden farklı olmadığı sanılabilir. Denilebilir ki, kira, toprak veya malın sağladığı bir kazançtır. Buna karşılık faiz de, mal veya aktife dönüştürülme potansiyeli olan sermayenin sağladığı bir gelirdir. Buna karşılık şu tez ileri sürülüyor:

«Toprağa sahip olma hakkı, kiraya vermek konusunda, toprak sahibine sınırsız haklar vermediği gibi, para sahibi olma hakkı da para sahibine onu tefecilikte kullanma hakkını vermez. Benzer görünüme rağmen bir çok yönden, hem muamele hem gelir bakımından kira ile faiz birbirinden ayrılırlar.

İlk önce, kira, bir girişimin, atılmış olan ilk adımın sonucudur. Belirli bir değer yaratma işlemi sonrasının ürünüdür kira. Mal sahibi, kiraya verdikten sonra, malı ile ilişkisini sürdürmekte ve kira süresince kiracının malı kullanmasıyla ilgilenmektedir. Fakat faiz konusunda durum farklıdır. Burada, ödünç veren, paranın kullanılma tarzı ve yeti ile ilgilenmez. Onun için önemli olan, ana paranın, ipotek ve faizin, kefaletle, sağlama bağlanmasıdır.

İkinci husus şudur: Kira durumunda bir değer kazanmak için üretken bir çaba harcamak zorunludur. Çünkü para sahibi parasını mala çevirmek veya aktifleştirmekle ekonomik bir çaba göstermektedir. Böylece, teşebbüs faktörü, bir mal ve hizmet üretiminde olduğu kadar, canlı ve hareketlidir. Ama faizde durum böyle değildir. Hatta kimi zaman değer yaratan bir işlemi geciktirmektedir.

Üçüncü husus: Kira durumunda, kiraya vereceği malın konusunu, büyüklüğünü ve yararlılığını sermaye sahibi saptamaktadır. Bu yüzden, malın kullanım yeri ve amacı belirlidir. Halbuki faizde durum böyle değildir. Paranın asıl sahibi, parasının, ekonomik olarak, yararlı bir alanda kullanıp kullanılmamasıyla ilgilenmemektedir. Bu yüzden sermaye, kötüye kullanılabilmektedir.

Dördüncü husus: Bir bakıma kira, maliyet fiatına katılmamaktadır. " Buğday fiatı, kira ödendiği için yüksek değil, tersine fiat yüksek olduğu için kira ödenir. " Faizse fiata katılmakta, üretim prosesini geciktirmekte ve tüketiciyi büyük bir sarsıntıya uğratmaktadır.

Beşinci husus: Kirada kâr olasılığı kadar zarar etme olasılığı da vardır. Bu bakımdan, sermayenin kira getirici işlerde kullanılması, zamanını boşuna harcayan aylak bir sınıfı ortaya çıkarmaz. Faizde ise zarar etme olasılığı yoksul yapan bir öğedir bu, ve de toplumda parazit bir sınıfın ortaya çıkmasına yol açmaktadır.

Son bir nokta da şudur: Sermayenin mal veya aktife çevrilmesi ve çevrilebilirliği doğru bir saptamadır. Ne var ki, bu işlem, kullanıcının isteğine bırakılmaktadır. Yani üretim aracı para, faizle, ödünç alanın eline veriliyor. Halbuki kira durumunda sermayenin kullanım yetkisi mala çevirme para sahibindedir, aktifleşen malı kullananda değildir.

Sorunun özünde yatan gerçek şudur: Mal veya aktifler üzerinden alınan kira ile, daha çok, ücret, maaş ve kâr arasında bir benzerlik vardır. Sermaye üzerinden alınan faizle hiç benzerliği yoktur kiranın.

İlave bilgi için tıklayınız:

Faiz neden haramdır?..

33 Enflasyon farkı faiz olur mu? Faizin haram olmadığı şartlar mevcut mu, nelerdir?

Faiz olursa, oran ne olursa olsun helal olmaz. Bu nedenle faiz her zaman haramdır.

Ancak enflasyon oranında fazlalık faiz değildir. Mesela birine yüz lira ödünç verseniz, altı ay sonra enflasyon yüzde otuz olduğu için yüz otuz lira alsanız, bu otuz liralık rakkam fazlalığı faiz değildir, altı ay önce verdiğiniz paranın -satın alma gücü bakımından- eşit karşılığıdır.

Bu böyle olmakla beraber, faizcilik yapan bankalara para yatırarak buradan enflasyon oranında faiz almak caiz olmaz; çünkü:

a) Bu bankalar sizden aldıkları parayı reel (enflasyon oranından fazla) faizle satmak suretiyle para kazanmakta ve size de o paradan ödeme yapmaktadırlar.

b) Bankaya para yatırmak bir akit yapmaktır; bu akit, faizli para alım satım aktidir, sonunda kâr da olsa zarar da olsa yapılan akit faizli akit olduğu için, İslam'a göre helal değildir.

Elinizde para var da bunu meşru yoldan nemalandıramıyorsanız, özel finans kurumlarına (ÖFK) yatırabilirsiniz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Finans kurumlarının verdiği kar payları helal midir; bankalar ile arasındaki fark nedir?..

34 Bazı ilahiyatçılar enflasyonun altındaki faizin gerçek faiz olmadığını söylüyorlar. Enflasyonun altındaki faiz ile reel (gerçek) faiz arasında fark nedir; açıklığa kavuşturur musunuz?

Düşük de olsa faizli bir muameleye girmek caiz değildir. Şimdilik muamele faiz sayıldığına ve istikbaldeki durumu meçhul olup her an değişmesi mümkün olduğuna göre hüküm değişmez. Yalnız borcu kapatmak hususunda Ebu Yusuf’a göre durum değişir.

Mesela, bir kimse bir milyon liralık parayı bir seneliğine faizle bir buçuk milyona verirse, faizli olduğundan haramdır. Yalnız bir sene sonra daha önce verilen bir milyon para enflasyon sebebiyle ödeme anında bir buçuk milyona tekabül ederse onu, yani başlangıçta verdiği bir milyon mukabilinde bir buçuk milyon alması caizdir. Çünkü bu para altın ve gümüş olmadığı ve değeri itibari olduğu için kendisine itibar edilen değere göre muamele görür. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/320-321)

- Fıkıhçılar, enflasyon altındaki farkın caiz olduğunu söylüyorlar. Örneğin 10 altın 100 milyon lira karşılığı iken, bir arkadaşınıza 100 milyon lira borç verdiniz. Bir sene sonra 100 milyon liranız geri geldi, ancak değer kaybından dolayı 100 milyonunuz sadece 8 altın alabiliyorsunuz. "Siz iki altın farkını alsanız faiz olur mu?" Sorusuna İmamı Azam “Bilmiyorum.” demiş. Bazı fıkıhçılar ise "Caizdir." demiş. Çünkü zarara uğramak söz konusudur. Şimdiki uygulamalarda özellikle iki problem göze çarpıyor:

1. Enflasyon miktarının belirlenmesi için yapılan hesaplamalar ne derece güvenilir. Var sayalım ki enflasyon hesabı doğru yapıldı. Problem yok.

2. Şimdi bankayla anlaştık. Şu kadar paraya karşılık şu kadar faiz verilecek. İmzaladık. Öncelikle böyle bir anlaşmanın hiçbir sorumluluğunun olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü bizzat faiz anlaşması yapılmaktadır.

Diğer taraftan bu günkü enflasyon rakamları; örneğin % 50 olsun. Biz de bu rakamın altında taşıt ve konut kredisi veya para yatırıp faiz anlaşması yapmış olalım. Diyelim ki kredilerimizi ödedik veya paralarımızı aldık. Bizi ilgilendiren önceki enflasyon rakamları değildir. Daha sonraki, parayı ödediğimiz veya aldığımız zamanki enflasyon rakamıdır. Baktık ki enflasyon bizim anlaştığımız rakamın üstünde çıktı. Bu durumda faiz anlaşması haram olmakla beraber, alınan paraya haram denilmesi zor görünüyor. Ancak enflasyon miktarı anlaşmamızın altında kalırsa, bunun hesabını kim verecek. Allah’a “Hesap edemedik, tahminimiz yanlış çıktı, piyasalar karıştı.” diye bir bahanemiz ne derece makul ve makbul olur.

Neticede zararsız yolları, zararlı yollara tercih etmemiz daha isabetli ve hesabının da daha kolay olduğu kanaatindeyiz. Bu durumda, size faizli bankalara alternatif olarak özel finans kurumlarını tavsiye ediyoruz.

35 Faizin ülkeye verdiği zararlar ve aram oluşunun hikmetleri nelerdir? Bankaların bu yönden dindeki yeri nedir?

“Tarihî Süreç İçinde Faiz ve İslâm’da Faiz Yasağı”

İSLÂMİYET’TE faiz yasağının ayrı bir ehemmiyete haiz olduğu kuşkusuzdur. Konunun önemi, Kur’an ve hadislerde şiddetle men edilen faizin, (İslamî olmayan) günümüz ekonomisinde kilit kavramlardan biri olmasından ileri gelmektedir. O kadar ki, çağdaş ekonominin, faiz politika ve uygulamalarıyla akort edildiğini söylemek fazla bir abartı sayılmaz.

Günümüzde para ve sermaye piyasalarının ulaştığı muazzam boyutlar herkesin malumudur. Öte yandan, sadece kendi sermaye olanaklarıyla yürüyen hatta yeni bir iş kurmak için münhasıran öz sermayesine güvenen şirket ve girişimci türüne rastlamak çok zordur.

Çağdaş işletmecilik ve makro ekonomide hayatî bir role sahip olmasına karşılık, dinimizde faizin kesinlikle haram addedildiği ve en sert müeyyidelere bağlandığı hususu bir vakıadır. Doğal olarak bu durum Türkiye ve dünyadaki tüm Müslümanları ikilem içerisinde bırakmakta ve onları, finans kuruluşlarıyla âdeta ortak bir yaşamın zorunlu olduğu modern iş ve toplum hayatında pasifliğe itmektedir.

Bunun nedeni, faiz mevzuunun İslamî literatür ve yayınlarda hak ettiği derecede yaygın ve kapsamlı olarak ele alınmaması ve yeterince aydınlatılmayan mütedeyyin insanların hata yapıp günah işlemek endişesiyle finans kurum ve ürünlerinden genellikle uzak durmayı tercih etmeleridir.

Bu yazının amacı; türlü biçim ve isimler taşıyan faiz olayına karşı hassasiyet içerisinde olan halkımızın aydınlatılmasına mütevazi bir katkıda bulunmaktır.

FAİZİN TANIMI

İktisatçılara göre, serbest piyasa ekonomisinde faiz, yaşamsal bir fonksiyona sahip olup; kaynakların tasarruf ve tüketim arasındaki bölüşümünü tayin eder. Tasarruflar yine faiz mekanizması vasıtasıyla daha verimli alanlara yönelir. Kaynakların azaldığı durumlarda nispeten verimliliği düşük olan yatırımlar tasfiye edilir.

Yaygın bir tanıma göre, faiz, paranın kiralanması karşılığında hak edilen bedeldir.

Dar anlamda; ödünç fonlara uygulanan ve piyasanın belirlediği kira bedelidir. Bu bağlamda, fon piyasalarındaki arz ve talebe göre oluşur. Buna “borç faizi” de denir.

Faiz, para sahibine bağlı olmayan gayrişahsî bir gelirdir. Bu genellikle faiz haddinin piyasa koşullarına göre oluştuğunu, parasını ödünç veren kişinin bunda bir rolü olmadığını gösterir. Gerçekten günümüzde müşteriler ile malî kurumlar arasındaki kişisel ilişki giderek kaybolmakta, milyonlarca insan parasını emanet ettiği bankaların sahip veya yöneticisini hiç tanımamaktadır. Yani kurumlarla insanlar arasında kişisel ilişki tamamen kaybolmuş gibidir.

Bir başka yönüyle faiz, mal ve hizmet kullanımını ertelemenin karşılığıdır veya öne almanın bedelidir. Yani, bugün ile gelecek arasındaki bağlantıyı sağlar.

Faiz, konusu bir miktar paranın ödenmesinden ibaret olan borçlarda, alacaklının bu paradan mahrum kaldığı süreye ve belli bir orana bağlı olarak hesaplanan bir karşılıktır.

Olayı yasal açıdan değerlendiren bu tanım, faizin oluşmasına neden olan iki unsur; zaman ve faiz oranını ortaya koymaktadır. Birçok tanımda faizi, paranın kullanılma bedeli olarak görürüz. Bu tamamen doğru değildir. Çünkü ödünç verenin (mukriz) faize hak kazanması için borçlunun parayı kullanması şart değildir. Faizin doğumu için gerekli ve yeterli olan alacaklının bir miktar paradan belli bir süre mahrum kalmış olmasıdır.

Bir alacağın faiz getirmesi için, paranın mülkiyetinin borçluya geçmiş olması ve belli bir süre sonra iadesinin şart koşulması gereklidir.

Popüler ve genel olarak kabul edilen bir diğer tanımlamaya göre de, faiz; borç verenler için bir gelir, borç alanlar için ise bir maliyettir.

İslamî terminolojide faiz, ‘riba’ kavramıyla açıklanmaktadır. Şöyle ki, riba: fazlalık, ziyade, nema (artma, çoğalma) anlamına gelir. Böylece, ödünç karşılığında alınacak fazlalık nakit olsun veya mal olsun, ayırt edilmeyerek yasak kapsamına alınmıştır. Riba, aynı zamanda haram kazanç demektir. İslam Hukukundaki bir diğer tarife göre, “faiz, alım satımda şart kılınan fazlalıktır.”

FAİZ ÇEŞİTLERİ

Teori ve uygulamada faiz çok çeşitlidir ve muhtelif sınıflandırmalara tabi tutulur. Biz konuya sadece faiz olgusunun iyi kavranmasına yardımcı olacak kadar yer vermeyi uygun görüyoruz.

Normal olarak faiz, vadenin sonunda anaparayla birlikte ödenir. Buna "basit faiz" denir; hesap etmesi kolaydır, dolambaçlı bir tarafı yoktur. İlan edilen, üzerinden anlaşılan faiz oranıyla, gerçekleşen arasında fark yoktur. Kağıt üzerinde faiz denince kastedilen basit faizdir, ancak uygulama pek bu yönde değildir.

Faizi azdıran, anaparayı zararlı mikrop gibi kabartan ve borçluyu şaşırtan “bileşik faiz” (mürekkep faiz) dir. Ve kısaca, faize faiz işletilmesi demektir. Örneğin, bir yıl vadeli bir ticari kredide, vadede borç tasfiye edilmeden evvel, senede 4 kez faiz tahsil edilir. Bu yüzden bankanın müşteriye söz gelimi % 60 olarak ilan ettiği faiz oranı, gerçekte % 75 oranında gerçekleşir. Ana para ve faizin aylık taksitlere bölündüğü kredi kartı borçlarında mürekkep faiz çok daha yüksek seviyelerde gerçekleşir.

Hiçbir banka (veya malî kuruluş) kredi müşterisine bileşik faiz oranını söylemez. Ancak ilginçtir ki, aynı bankalar hazine bonosu pazarlarken müşteriye sağladıkları nemadaki bileşik faizi muhakkak hem de ön plana çıkararak bildirmekteler.

Mürekkep faiz borçlu için çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Kar topunun çığ halini alması gibi, borçluyu bazen farkında bile olmadan ağır borç yüküyle karşı karşıya bırakabilir.

İskonto Faizi: Faizin hesaplanarak, önceden anaparadan düşülmesi suretiyle net bakiyenin ödenmesidir ve borçlu yönünden genellikle aldatıcıdır. Örneğin, banka, faktöring şirketi veya başka bir alacaklı tarafından yıllık % 40 olarak söylenen 6 ay vadeli bir iskonto faizi aslında yıllık % 56 olarak gerçekleşir.

Temerrüt (direnme) faizi: Borcunu zamanında ödeyemeyen borçluya daha yüksek bir faiz oranının tatbik edilmesidir. Borçluların daima kötü niyetli olduğu ve kasten borcunu ödemediği varsayımına dayanır. Temerrüt faizi mükellefi olmak için borçlunun kusuru olup olmadığı araştırılmaz. Alacaklının temerrüt faizine hak kazanmak için zararını kanıtlaması gerekmediği gibi, borçlu da kusursuzluğunu ispatlayıp, faizden kurtulamaz.

Gecikme Faizi: Alacağını vadesinde tahsil edemeyen alacaklının, bu yüzden uğradığı farz edilen zararın karşılığıdır. Yani alacaklının maruz kaldığı zararı karşılamayı hedefleyen bir tazminat mahiyetindedir. Alacaklının zararı ispat etmesi gerekmez, borcun ödenmesindeki gecikme yeterli sebeptir.

Cezai faiz: Sözleşmeye uymayan borçluya uygulanır. Sadece para borçları değil, her türlü borç için söz konusu olabilir.

Kanunî Faiz: Tarafların iradesine bağlı olmaksızın yasadan doğar. Taraflar bir mukaveleye faiz şartı koymasalar bile, para borcunu eda etmeyen aleyhine kanunî faiz doğar.

Akdî Faiz: Bir alacak türü için faiz yürütülebileceğine dair yasalarda bir hüküm bulunmasa bile, tarafların karşılıklı iradesiyle bir faiz kararlaştırılabilir ve mukaveleye konulabilir.

TARİHİ SÜREÇ İÇİNDE FAİZ

Faiz ilk çağlardan itibaren ödünç işlemleriyle birlikte ortaya çıkmıştır. Ülkemizde yapılan kazılarda Asurlu tüccarların M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu halkına % 100 faizle ödünç altın ve gümüş para ile kalay ve buğday sattığını ortaya koymuştur. Neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan faiz, din adamlarıyla birlikte filozof ve iktisatçıların sürekli ilgisine mahzar olmuştur.

Faiz, bütün dinlerde ve gelmiş geçmiş bütün hukuk düzenlerinde devlet otoritesinin müdahalesine konu olmuştur. Ödünç sözleşmeleri ve diğer tür mukavelelerden kaynaklanan ana borcun üzerindeki meblağların borca dahil edilmesi, alacaklıya karşılıksız kazanç sağlaması ve borçluyu iktisaden zor duruma düşüren sonuçları nedeniyle, hem ahlaki hem toplumsal açıdan daima sakıncalı bulunmuştur İlkçağlardan itibaren faiz, bir doktrin, adalet ve ahlâk meselesi olarak ele alınmış ve mahk°m edilmiştir.

Büyük Yunan filozofu Aristo "Politika" adlı meşhur kitabında şöyle der:

“En çok tiksinmeyi hak eden, faizciliktir: çünkü bundan sağlanan kazanç, doğrudan doğruya paranın kendi varlığından ileri gelir ve paranın doğuşuna yol açmış olan ereğe aykırıdır. Zira para mübadele için yaratılmıştır; oysa faiz paranın miktarını çoğaltır….. dolayısıyla da doğaya en aykırı düşen para kazanma tarzıdır.”

Saint Thomas d’Aquin’e göre:

“Parayı ve paranın kullanımını ayrı ayrı satmak imkânı yoktur. Herhangi bir malın bizzat kendisiyle kullanımını ayırmak ve böylece satmak mümkün olmadığına göre, kullanım karşılığı olan bir faiz istemek aslında haksızlık, hatta hırsızlıktır. Çünkü bu ayni şeyi iki defa satmak (kullanımıyla bizzat malın kendisini) demektir. Faiz, zamanın bir fiyatı ise, hiç kimse faiz talep etme durumunda değildir. Çünkü zaman bütün insanlar için ortaktır ve sadece Tanrı’ya aittir. Öyleyse, bir faiz ödetmek, hem hırsızlıktır ve hem de zamanı insanlara bedava veren Tanrı’ya karşı işlenmiş bir suçtur.”

Roma hukukunda olsun eski Yunanda olsun, değişik yaklaşımlarla bile olsa faizin sınırlandırılması, hatta yasaklanması yoluna gidilmiştir.

Yahudilik’in orijinal halinde faiz yasaklanmıştı. Daha sonra İsrail kavmi arasındaki ilişkiler gözetilerek bu yasak saptırılmış ve sadece Yahudiler arasında geçerli olduğu, Yahudi olmayanlardan faiz alınmasının serbest olduğu hükmüne varılmıştır.

Hristiyan dininde faize karşı olan tutum çeşitli evrelerden geçmiştir. Hz. İsa faiz işlemlerini dolaylı olarak ret ederek, müritlerine çıkar gözetmeksizin yardım suretiyle hayır işlemelerini öğütlerdi. Kilise yasak konusunda uzun süre ısrarlı olmuşsa da, sonra toplumsal ve iktisadî hayatın baskısıyla ve özellikle kapitalizmin ortaya çıkmasıyla yavaş yavaş faizle ödüncü kab°le yanaşmıştır. Jean Calvin faize sadece tüketim açısından bakmamış, üretimi de dikkate alarak bu maksatla faizle para almaya cevaz vermiştir.

Merkantilistlere göre faiz sermayenin kirasıdır. Merkantilistler faizi, arazinin icarı ve gayrimenkulların kirasıyla aynı hükümde ve değerde tutarak “faiz de kapitalin kirasıdır” demişlerdir.

Fizyokratlara göre de, bir para tutarının ödünç verilmesi halinde hak ettiği faiz, bu parayla satın alınabilecek toprağın getireceği ranttan daha az olamaz.

Adam Smith ve David Ricardo gibi klasik ekonomistler faizin, ödünç alanın ödünç paradan sağlayacağı kâr için alacaklıya ödediği karşılık olarak görmüşlerdir.

Sermayedar=müteşebbis görüşünden hareket eden klasik iktisatçılarda faiz ve kâr iç içe ele alınmış ve birbirine karıştırılmıştır. Klasiklerin içinde bulundukları sanayileşme süreci bu varsayımı haklı gösteriyordu.

Kur’anı incelediğini bildiğimiz, K. Marks, faizi tabiata aykırı ve ahlâksızlık olarak nitelemiştir.

Keynes, klasik iktisatçılardan ayrılarak, faizin tasarruflar için gerekli olmadığını savunmuştur. O’na göre faiz yatırımları teşvik etmez, aksine engeller.

İSLÂM’DA FAİZ YASAĞI

Kur’anda faiz yasağı tedricen getirilmiş ve muhtelif ayetlerde ifadesini bulmuştur. Bakara sûresi, 279. ayet kısa ama kapsamlıdır.

“Eğer tövbe eder faizden vazgeçerseniz ana paranız sizindir. Böylece ne zülüm etmiş ne de zulme uğramış olursunuz.”

Ayrıca, Hz. Peygamber Veda Hutbesi’nde şöyle buyurmuştur:

“Cahiliyet ribasından olan her çeşit riba kaldırılmıştır, ancak sermayeniz sizindir. Böylece ne zulüm eder ne de zulme uğrarsınız.”

Ayet ve hadisin verdiği mesajların özü şöyledir:

i) Ödünç verilen değer karşılığında bir fazlalık alınamaz; aynı zamanda alacaklı ödünç verdiği ana parayı noksansız geri almak hakkına sahiptir.

Kastedilen birinci ve direkt anlama göre, ödünç işlemi bir fazlalık temin etme amacıyla yapılamaz. Diğer hadislerin katkısıyla anlıyoruz ki, fazlalığı oluşturan maddenin, ödünç konusu olan mal (veya paranın) cinsinden olması gerekmez. Yani, borç konusu, sözün gelişi A malı ise, fazlalığın B malı olarak verilmesi sonucu etkilemez.

Ayet ve hadisin karşıt anlamına göre; alacaklı, borç verdiği anaparayı eksiksiz geri alma hakkına sahiptir.

Çok doğal gibi görünmesine rağmen, verilenin aynen geri alınması her zaman mümkün olmaz. Örneğin, Avrupa bankalarında vadesiz olarak yatırılan mevduat bir nema kazanmadığı gibi, bankaca muhafaza edildiği gerekçesiyle masraf kesintisine tabi olur. Yani ana para aynen değil noksanı ile geri ödenir. Türkî Cumhuriyetler dahil eski Sovyetler Birliği ve şimdiki Rusya Federasyonu’na bağlı ülkelerde mevduat çekilmek istendiğinde %10-15 oranında kesintiden sonra sahibine ödenir.

Mudiye yapılan bu muamele karşılıklı rızaya müstenit gibi görünse de gerçek pek de öyle değildir. Çünkü kendisine karşı her zaman saygıyla karışık bir ürküntü duyulan bankaların bireylere koşullarını kabul ettirme gücü tartışmasızdır. Yine batının dev kuruluşları olan yatırım bankalarının uğraş alanlarından biri de zenginlerin kişisel fonlarını yönetmek ve nemalandırmaktır. Ancak borsanın gerilediği dönemlerde bu kuruluşlar sık sık zarar beyan ederek aldıklarından daha azını iade ederler. Ülkemizde de oldukça yaygınlaşmış bulunan yatırım fonlarının bazen kendisine güvenen yatırımcıyı zarar ettirdiği malumdur.

İslamiyet’te ise, alacaklı ana parayı aynen geri alması hususunda korunmuştur. Bu bağlamda, borcunu zamanında ödemeyen zulmetmiş sayılır. Tefsircilere göre, alacaklı sermayesini noksan almaya zorlanamaz. Hatta borcun ödenmemesi halinde, alacaklının (başlangıçta şart koşulmaması kaydıyla) borçludan asıl alacağına ilaveten borcun zamanında ödenmemesinden dolayı uğradığı zararın tazmin edilmesini isteyebileceğine dair tefsirler vardır.

FAİZ YASAĞININ NEDENLERİ

Yukarıdaki ayet ve hadisin (diğerleriyle birlikte) işaret ettiği ikinci hayatî nokta; ribanın (faizin) haksızlık kaynağı olduğudur. Ödünç karşılığında ayrıca bir fazlalık (riba) alınması halinde ya alacaklı ya da borçlunun haksızlığa uğraması kaçınılmazdır. Ülkemiz ve dünya finans hayatı bu hususu doğrulayan örneklerle doludur.

Zaten bankalar icat edildikleri batı dünyasında, “müşterilerin üzerine güneşli havada şemsiye tutup, yağmur başladığında çeken kuruluşlar” olarak tanımlanır

Yakın tarihimizde yaşanmış olaylar hem ödünç verenin hem de alanın birbirini ve sonunda masum halkı mağdur ettiği çok sayıda dramatik olaylarla doludur.

80’li yıllarda 7,5 milyon liraya alınan bir belge ile nereden türediği bilinmeyen bankerler küçük bir büro ile halkımızdan faiz karşılığı büyük meblağlar topladılar. Emekli maaşları, ücretler, faiz hevesi ile bankerlere yatırıldı; hatta içinde oturduğu konutunu satarak kiraya çıkan bir çok kimse parasını bankerlere yetiştirdi. Sonunda bankerlerin sınırsız sahtekârlığı ile para sahiplerinin saflığı (biraz da aç gözlülüğü) yüzünden işler o kadar çığırından çıktı ki, saadet zincirini biraz daha uzatmak için bir günlüğüne dahi faizli para alındı. Ve nihayet bankerler topladıkları para ile birlikte ortadan kayboldular. Yakalananlardan da bir şey geri alınamadı. Ancak bankerlerin bazıları öldürüldü, çoğu hapse mahkum oldular. Bankerlik faciası olarak ekonomi tarihine geçen bu olaylar sırasında millet devletin gözü önünde fütursuzca soyuldu.

Özellikle başta İstanbul olmak üzere memleketimizin her vilayetinde esnaf ve tüccardan tefeciye borçlandığı için batanlar olduğunu biliriz. Bazen de gırtlağa kadar borca battıktan sonra tek çıkış yolu olarak tefeciyi öldürenleri de duyarız. 1996 yılındaki Nesim Malki cinayeti borçluların da her zaman için masum olmadığını gösteren başka çarpıcı bir olaydır.

1994 krizi patlak verdiğinde bankalar ertesi sabah müşterilerine kısacık bir yazılı not göndererek kredi hesaplarına %700 faiz uygulama kararı aldıklarını bildirdiler. Birkaç gün içinde çok sayıda fabrika ve iş yeri kapanmak zorunda kaldı.. Hükümet aceleyle başlattığı sınırsız mevduat garantisi bankada parası olmayanların sırtından faiz hırsına kapılanları koruyan bir kalkan oldu.

2000 Kasım ve 2001 Şubat ekonomik buhranında kredi faizleri aniden %3000 lere çıkarıldı. Sayısız firma iflas ederek ticarî hayatına son verdi. Öte yandan, bazı iş adamları da bankadan aldığı krediyi işe yatırmayıp kişisel hesaplarına geçirdi. Bizzat banka sahipleri kendi bankalarını hortumlamakta beis görmedi. Sonuçta 22 banka battı, sahipleri hapse girdi ve kamuoyu önünde haysiyetleri ayaklara düştü. Krizin tüm zararları kamu tarafından yani milletçe üstlenildi.

Özetle, faiz yasağının hikmeti; ya alacaklı, ya borçlunun, ya da yukarıdaki örneklerde anlatıldığı gibi, her ikisinin haksızlık kaynağı olması ve sonunda toplumun diğer kesimlerinin müstahak olmadığı halde zarar görmesidir.

Günümüzde finans araç ve kuruluşları çok çeşitlendiğinden, faiz olgusu değişik maskelerle ama hemen her ekonomik olayda karşımıza çıkmaktadır.

Bizim görüşümüze göre, böyle bir ortamda, herhangi bir mâlî işlemin faiz yasağı kapsamına girip girmediğini tayin ederken, elimizdeki ölçüt, söz konusu muamelelerin borçlu veya alacaklı yahut da toplum için herhangi bir haksızlık yaratıp yaratmadığı olmalıdır.

36 Geciken alacağmıza verilecek olan yasal faiz alınabilir mi?

Faiz kazanmak için yatırılmış paradan olmayan, alacağın gecikmesi gibi durumlardan kaynaklanan yasal faiz, enflasyon farkını aşmaz ise alınır, aşan kısım -eğer faiz alan yoksul değilse- yoksullara veya hayır kurumlarına verilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Alacaklar üzerine ilave edilen gecikme faizi caiz midir?..

37 Kredi çekmenin günah olduğunu öğrendik. Bunun günahından nasıl kurtulabiliriz?

1. Günaha bulaşan bir insanın yapacağı şey tövbe etmektir. Ayrıca sadaka vermek de günahların bağışlanmasına vesile olur. Sadakanın belli bir miktarı yoktur. İmkânınız ölçüsünde sadaka verirsiniz.

2. Bilindiği üzere bankalardan çekilen krediler faizli olduğu için haramdır. Bu bakımdan faizden uzak durduğumuz gibi, ailemizi de ondan uzak tutmaya çalışmalıyız. Buna rağmen aileniz kredi alırsa bundan kendisi mesul olur.

Size banka yerine faizsiz çalışan finans kurumlarını tavsiye edebiliriz.

Ebû Hureyre'den, Hz. Peygamber (asm)'in şöyle dediği nakledilmiştir:

"Mirac gecesi, karınları evler gibi (büyük) olan bir topluluğun yanına geldim. Onların karınlarında dışarıdan görünen yılanlar vardı. Cebrâil (a.s)'e bunların kimler olduğunu sorduğumda; 'Bunlar faiz yiyenlerdir.' cevabını verdi" (İbn Mâce, Ticârât, 58; Ahmed b. Hanbel, Müsned II/353, 363).

Mi'rac olayı 621 m. yıllarında Mekke'de vuku bulduğuna göre, faizin ileride yasaklanabileceğine daha o günden işaret edilmiş olmaktadır.

Yine Mekke'de inen bir âyette fâizin malı arttırmayacağı bildirilmiştir (Rum, 30/39). Medine'de inen bir âyette ise, Tevrat'ta Yahudilere faizin yasaklandığı, ancak bu yasağa uymadıkları için kendilerine helal kılınan bazı temiz ve güzel şeylerin haram kılındığı belirtilmiştir (Nisa, 4/160,161). Bu âyetle ise kısmî yasaklama getirilmiştir.

38 Türkiyede yaşıyorum, yabancı bankalardan faiz alsam caiz olur mu?

Türkiye'de yaşayan bir kimse Türkikye'deki yabancı bankalarından faizli kredi alamaz. Bu konudaki fetva yurt dışında yaşayan Müslümanlar içindir.

  Fâizi almanın câiz olması için aranan tek ikili şart şudur: Ülke, gayri müslim ülkesi; muhatap da gayri müslim muhatap olacak!.

 Tek cümlede ifâdesini bulan bu ikili şartın vâki olduğu her yerde fâiz alınabilir, bu ikili şartın vâki olmadığı hiçbir yerde fâiz alınmaz.

Bu şarta göre ülkelerin durumunu inceleyelim.

1. Almanya'da bulunan Türk banka şubelerinden fâiz alınmaz.

- Neden?

- Çünkü ülke gayri müslim, ama muhatap gayri müslim değildir!

Demek ki, şartın biri var, ülkenin gayri müslim ülkesi olması. İkincisi yok. Muhatabın gayri müslim muhatap olması.

2. Türkiye'de bulunan gayri müslimlerden ve bankalardan da fâiz alınmaz.

- Neden?

- Çünkü burada da muhatap gayri müslim, ama ülke gayri müslim ülkesi değil.

Burada da şartın biri var (muhatabın gayri müslim olması), ama ikincisi yoktur (ülkenin gayri müslim ülkesi olması).

Biz Müslümanız. Bu ülke de, biz Müslümanların ülkesidir.

Mes'elenin özü budur.

39 KİPTAŞ'tan ev alırken bankadan kredi çekmek caiz midir? Biz İstanbul Büyükşehir Belediyesinde çalışıyoruz.KİPTAŞ bizim adımıza bankadan kredi çekiyor ve ev yapıyor, sonra onuda bize satıyor ve bizi bankaya borçlandırıyor. Bu şekilde ev sahibi olmak?..

Bahsettiğiniz tarzda bankadan faizli kredi çekmek caiz değildir. Faiz oranı ister az olsun ister fazla olsun, bu şekilde KİPTAŞ'ın sizin adınıza bankalardan kredi çekmesi caiz değildir.

Ancak KİPTAŞ faiz esasıyla çalışan bankalarla değil de finans kurumlarıyla anlaşır ise, finans kurumları faiz anlaşması yapmadığı için finans kurumları vasıtasıyla ev alabilirsiniz. Bunda bir sakınca yoktur.

Bunun için KİPTAŞ ile görüşerek kullanmanız gereken krediyi finans kurumları vasıtasıyla alırsanız problem kalmaz. Çünkü finans kurumları evi KİPTAŞ'tan alacak ve size kârıyla taksitli olarak satacak. Bu da faiz kapsamına girmiyor.

İlave bilgi için tıklayınız:

Özel finans kurumlarına para yatırmak ve/veya buralardan kredi kullanmak caiz midir? Finans kurumları ile bankalar arasındaki fark nedir?..

40 Kredi kartıyla tek çekim yapıp daha sonra onu taksitlendirme karşılığında "Taksitlendirme Ücreti" adı altında 5-10 TL gibi bir tutarın alınması faiz olur mu?

Kredi kartı ile tek çekim yapıldıktan sonra bankanın, kart sahibinin talebi doğrultusunda taksitlendirme yaparak, bunun karşılığında alacağı ücret faizdir.

41 Evlerin takas edilmesi faize girer mi?

- İbnül-Hümâm'ın sözleri “Ribevî” mallar için geçerlidir.

- Bilindiği üzere, Hanefî ve Hanbelî mezhebine göre, -genel hatlarıyla- ribanın/faizin illeti “keyl ile vezin” dir. Yani, ölçülebilir ve tartılabilir şeylerde ancak faiz cereyan eder.

- Şafii ve Malikî mezheplerine göre ise, ribanın illeti -genel hatlarıyla-“taamiyet ve semeniyet” tir. Yani, yiyecek ve nakit/paralarda ancak faiz cereyan eder.

- Bu sebeple, binalar/evler/dairler dört mezhebe göre de faiz kuralının geçerli olmadığı şeylerdendir. Çünkü, daireler “tartılmayan, -belli kap ölçekleriyle- ölçülmeyen, yenmeyen, nakit cinsinden olmayan” nesnelerdir.(krş. Nevevî,El-Mecmu;9/395-96;  İbnül-Hümâm, Fethu’l-Kadir, 5/274; Reddu’l-muhtar, 5/171-174; Cezerî, el-fıkhu ala’a-mezahibi’l-arbaa,2/249-251; V. Zuhaylî, el-Fukhu’l-İslamî, 4/675-690).

42 Borç alırken; gönüllü olarak fazla ödeyeceğini söylemek faiz anlaşmasına girer mi? Haram para kazanan birinden boç para alınır mı?..

Peygamberimiz (asm),

“Her menfaat sağlayan borç faizdir.” (Feyzü'l-Kadir, 5:27. Hadis No:6336)

buyurmuş, elinde imkânı olanların olmayanlara verdikleri bu ödünçleriyle karşılıksız sadaka vermiş gibi sevap alacaklarına dikkati çekmiştir.

Öyle ise, müminler ödünç vermekle elde ettikleri bu büyük sevabı yeterli bulmalı, borç verdiği kimseden menfaat elde etmeyi asla düşünmemelidir.

Ancak, borç veren hiçbir şart koşmadığı, hiçbir imâ ve işarette bulunmadığı halde, borç alan onun bu iyiliğine karşı bir hediye ile mukabele ederse bunu almak câizdir, faiz olmaz. Bilakis bundan, yapılan iyiliğin takdirinde olmak gibi bir mânâ anlaşılır. Bu ise müminler arasında sevgi ve saygının devamına sebep olur, yardımlaşmanın her zaman yapılmasına vesile teşkil eder. Yeter ki borç alınırken, yahut verilirken böyle bir menfaat düşünülmesin, sadece Allah rızası kâfi bir kazanç olarak görülmüş olunsun.

Bahsettiğiniz durumda gönüllü olarak da olsa borç alırken fazla ödeyeceğini söylemesi faiz anlaşmasıdır. Ve yirmi ödeyeceği yerde yirmi beş ödemesi faizdir.

Bir kimsenin, kazancı helal olan birisinden borç para bulma imkanı yoksa, kazancına haram bulaşmış birisinden borç para almak caizdir. Neticede siz o kişi ile herhangi bir ortaklık veya faiz anlaşmasına girmemişsiniz.

43 Parayı faizsiz bankada bekletmek caiz mi?

Günümüzde Müslümanların faiz karşısında ve faizli muamelelerde çok hassas olmaları, bu hususta en küçük bir kapıyı dahi aralamamaları gerekmektedir. Çünkü, alışveriş piyasası ve ticarî münasebetler öyle bir hal almıştır ki, kişiyi adeta faize bulaşması için zorlamakta, başka türlü işinin görülemeyeceği zannını vermektedir.

İşte bu çeşit durumlar karşısında, imanlı hayatına zarar gelmemesi için müminin uyanık ve akıllı davranması kaçınılmaz olmuştur.

Fakat bugün yaşanan iktisadî durum ve prensipler, ticaret erbabını dolaylı yollardan da faiz müesseseleriyle yüz yüze getirmektedir. Bu da çek alıp verme, borç tahsili, havale göndermek gibi hususlarda olabilmektedir. Şu halde, tahsil günü gelmeyen çeki ve senedi kırdırmak, yani üzerindeki değerden eksiğine satmak, doğrudan faize girmek olacağından, meşru olduğundan söz edilemez. Fakat çek veya senet tahsilinde başka bir yol olmadığından veya çok güç olacağından, normal muamele masraflarını vererek iş yapmak insanı faize sokmaz. Çünkü burada, parayı bekletip faiz almak gibi bir durum söz konusu değildir.

Havaleler için de aynı şeyler söylenebilir. Müşterinin veya borçlunun gönderdiği para banka havalesiyle geldiği zaman ne müşteri, ne de mal sahibi herhangi bir şekilde faize bulaşmış olmamaktadır. Zaten gelen havale gününde bildirilmekte, mal sahibi de gidip parasını almaktadır.

Bununla birlikte, hesap açmadan bu çeşit işleri yapmak en güzelidir. Cüz'î bir miktar hesap açmadan ticarî işler yürümüyorsa, tahakkuk eden faizi de bankada bırakmak olacağından, az da olsa destek olmak demektir. Bankada para bırakmamak en mâkulüdür.

Neticede bankada faizsiz para bekletmek caizdir. Ancak bu parayı faizsiz finans kurumlarında bekletmenizi tavsiye ederiz.

44 Arkadaşım bankadan faizli kredi çekip kafe açacak ben de işleteceğim. Bu şekilde ortak olacağız caiz midir?

Faizli bankadan kredi alarak kafe açacaksa ve sen çalışmam dersen bunu yapmayacaksa çalışmaya razı olma ve engelle...

45 GCMFOREX (forex) piyasasında altın ve dolar alım satımı caiz midir?

İngilizce Foreign Exchange (Döviz) kelimelerinin kısaltılmış hali olan “Forex” ya da “FX” piyasası, uluslararası yabancı para birimlerinin, altın, platin ve petrol gibi çeşitli değerli madenlerin birbirleriyle anlık değişildiği ve anlık dalgalanmalardan para kazanılan bir piyasadır.

İslam hukukunda genel olarak akitlerde serbestlik ilkesi benimsenmiştir. O nedenle bir işlem İslam hukukunun ticarette belirlediği faiz yasağı, karşılıksız kazanç, kumar vb. hususları içermediği sürece caizdir. İslam hukukuna göre para cinsinden olan şeylerin birbirleri ile değiştirilmesinde peşin olma ve eşitlik şartı aranmıştır. Bu iki şarttan birine riayet edilmediği taktirde, işlem faizli bir muameleye dönüşür ve caiz olmaz. Eğer forex piyasasında bedellerin peşin olması şartına dikkat edilmiyorsa, yani işlem yapan kişinin hesabına para belli bir vade ile yani belli bir zaman sonra yatırılıyorsa, bu işlem caiz değildir.

Bu piyasada işlemler kaldıraç sistemi uygulanarak işlemektedir. Yani kişi bu sisteme belli bir para yatırdığı zaman, yatırdığı paranın birkaç, yerine göre on, yirmi gibi katlarında işlem yapabilmektedir. Teminat olarak yatırdığı paranın üzerinde yaptığı işlemlerde ise, fazlalık ilgili kuruluşça kendisine borç olarak verilmiş kabul edilmektedir. Ancak çok gariptir ki, kişi yaptığı işlemler neticesinde sadece yatırmış olduğu teminat miktarındaki zararı karşılamakla yükümlü kılınmaktadır. Bu İslam Hukuku’nun Borç (Karz-ı Hasen), Vekalet, Ortaklık gibi ilgili işlemlerinden hiçbiriyle uyuşmamaktadır.

Ayrıca verilen bu borcun hayali ve sanal olması şüphesi bulunmakta olup, İslam Hukukunda olmayan (madum) veya belli olmayanın (meçhul) satışı da caiz görülmemiştir. Neticede ilgili kuruluşlar bu kaldıraç sistemini yatırımcıların iştahını kabartmak maksadıyla yem olarak kullanıp daha fazla kişiden, daha fazla teminat alarak, bu sistemin içerisindeki sıcak parayı artırmaya ve bu parayı faiz vesaire her türlü yolla değerlendirmeye çalışmaktadırlar. Teminat sahipleri de kumara benzer bu piyasada bir maceraya sürüklenmektedir.

Sonuç itibariyle; sanal bir döviz bürosundan internet ortamında döviz satın alma gibi lanse edilen forex piyasası, para cinsinden olan şeylerin değişiminde bedellerin peşin olması, kaldıraç sisteminin de normal bir borç verme işlemi olmayıp, İslamca yasaklanan, karşılığında bir menfaat elde etmek için verilen sanal bir borçtan ibaret olması (İslam hukukunda borç karşılığı menfaat temini yasaklanmıştır, zira bu faizdir.) Olmayan ve meçhulün satışı şüphesini içermesi gibi nedenlerle Forex piyasasında işlem yapmak, bu yolla kazanç temin etmek dinen uygun değildir.  

46 Peygamber Efendimiz (asm) Mekke döneminde en şiddetli dârulharbi yaşadı ve yine de faiz almadı. Şimdiki dârulharbte nasıl faiz helalleşir?

Bildiğiniz gibi bir konuda hüküm vermek için müçtehit olmak gerekir. Müçtehitlerimiz de mutlaka İslami esaslara göre karar verirler.

Faiz konusunda Mezhep imamlarımızın genel hükmü, her zaman ve her yerde haram olduğudur. Ancak İmam Azam Hazretleri bir Hadis-i Şerife dayanarak harp diyarında (dârulharpte) faizin haram olmayacağını söylemektedir.

Bir Müslüman diğer imamlarımızın görüşüne uyarak harp diyarında da faiz almazsa onu tebrik ederiz. Ancak bir Müslüman İmam Azam içtihadına göre hareket ederek, ihtiyacından dolayı harp diyarında faizli bir uygulama yapıyorsa, ona da saygılı olmak gerekir.

Yani kendimiz azimeti tercih edelim, başkasının ruhsatı tercih etmesine de karışmayalım, diye düşünüyoruz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Yurt dışında (darulharb) faiz caiz midir?...

47 Devletin faizi ile birlikte verdiği yolluk harcırahını almam caiz midir?

Bu paranın iki yıllık enflasyon farkını alabilirsiniz. Ana paranın dışındaki kalan faiz parasını ise muhtaç olanlara verebilirsiniz. Enflasyon farkı dışındaki kalan faiz parasını kitap almak da dahil hiçbir şekilde kullanmanız caiz olmaz.

İslam âlimleri bu mevzuda iki görüşe sahipler. Bir kısmı, haram mal alınmaz, alınsa bile yenmez, diyorlar. Bunlara göre, haramı almaktansa denize, yahut ateşe atmak daha tehlikesizdir. Bilhassa zühd ve takva mesleğinde giden bu zatlardan biri olan Fudayl Hazretleri, eline geçen dirhemlerin haram olduğunu anlayınca, taşların arasına doğru fırlatmış, "Ben haram malı elimde tutmak istemem." diyerek hiçbir suretle istifadeye layık görmemiştir.

Ancak başta İmam-ı Gazali, bazı âlimler de sahibi bilinmeyen haramı bir fakire vermeyi daha uygun bulmuş; denize, ateşe atmakta hiçbir fayda olmadığına, halbuki muhtaca vermekte mutlak faydaların olduğuna dikkati çekmişler. Gazali Kuddise sirruhu bu mevzuda İhya'sında deliller de serdetmiş, Resul-i Ekrem Efendimiz'in kendisine ikram edilen koyun etinin haramdan kazanıldığını anlayınca, hemen geri çekilip, fakirlere gönderttiğini, ayrıca Bizans'ın İranlılara karşı harbi kazanacağı konusunda bahse giren Hazreti Ebu Bekir'in dediği çıkınca, aldığı develeri de fakirlere verdiğini misal olarak zikretmiştir. Bunlar haramdı, ama fakirlere göndermekte mahzur görülmemiştir.

Demek ki, haram mal yenmez, ama menfaatı şahsından uzak, fakirlere verilir. Bundan sevap da beklenmez, sadece mesuliyetinden kurtulma esas alınır.

Faiz para içinde söylenecek hüküm bundan başkası değildir. Faizli kuruma para yatırmamalı, yardımcı ve destek olma mahiyetini arzeden bir yakınlıkta bulunmamalıdır. Ancak mecburen böyle durumda kalınırsa alınan faiz, menfaatı şahsından uzak bir yere verilmeli; kitap alıp dağıtmak, yahut gıda maddesi dışındaki ihtiyaçlara verip muhtaca intikal ettirmek gibi bir çare düşünülmelidir. denize, ateşe atmak faydalı ve makul bir yol değildir.

48 Telefon, elektrik, su ve doğal gaz faturalarının ödemesi geciktiği zaman, üzerine eklenen gecikme zammı veya cezası faize girer mi?

Faturalardan alınan gecikme paraları, bir ceza olarak alınırsa faize girmez. Ancak bizzat faiz adı altında alınıyor ve alınan miktar da aylık enflasyonun üzerinde ise faiz olur. Bu nedenle bilerek cezaya bırakmak doğru değildir.

Kişi bilmeyerek veya zaruretten dolayı fatura ödemesini geciktirmişse inşallah sorumlu olmaz. Zamanında ödemeye dikkat etmek, ihtiyaten daha uygundur.

49 Devlet bankasında çalışan kişi maaşını hazineden almaktadır. Bu halde devlet bankasında çalışması caiz olur mu?

Devlet bankasında çalışan kişiler, maaşlarını hazineden alsalar da faiz işleten bir kurumda çalışmaktadırlar; faizli işlemlerle bire bir muhatap olmaktadırlar. Bu bakımdan caiz görülmez.

50 Finans bankalarındaki kar zarar payı helal midir? Bu konuda "fetva" verilmiş midir; kim tarafından?

Evet, helaldir ve bu konu İslam hukukunun ticari ortaklıkla ilgili temel esaslarındandır.

"Allah faizi yasaklamış, alış-verişi / alım-satımı ise helal kılmıştır."(Bakara, 2/275)

ayeti bu konuda açıktır. Fetva makamı olarak bu ayet yeter. Buna göre, kâr-zarar ortaklığı esasına dayalı olarak hareket ettiğini söyleyen ve dışarıdan görüldüğü kadarıyla bu prensibe bağılı olan bu kurumların işleri İslam'a uygun olarak devam etmektedir.

Ancak, finans kurumları, eğer taahhüt ettikleri gibi hareket etmeyip, gizli bir şekilde kâr- zarar kuralını ihlal ediyor, faize veya başka haramlara giriyorsa, bu husus, ayetin kâr-zarar esasına dayalı alımsatımla ilgili açık hükmünü değiştirmeyecektir. Bilakis, bu kurumların Kur'an'ın bu prensibinden ayrıldıkları için, günaha girdiklerini gösterecektir. Bu sebeple özel bir fetvacı aramaya gerek yoktur. Çünkü, her fetva, fetvayı veren kişilerin o anda edindikleri bilgileri çerçevesinde gerçekleşir.

Hz. Peygamber (a.s.m) de şöyle buyurmuştur:

"Dikkat edin, aranızda hüküm vermek için bana geliyorsunuz. Ancak ben de bir insanım. Olur ki, hasımlardan biri daha konuşkan, kendini haklı çıkaracak daha fazla deliller ortaya koyabilir. Ve ben de onun söylediklerini doğru kabul edebilir ve ona göre hüküm verebilirim. Eğer böyle bir durumda -onun dediklerine kanarak- bir kararla kardeşinin hakkı olan bir şeyi kendisine verirsem, sakın onu almasın. Çünkü, bu kararla ben ancak ona -kıyamet günü beraberinde getireceği- ateşten bir gömlek biçmiş olurum."(Ahmed b.Hanbel, VI/307).

Ayrıca Hz. Ömer (ra)'in: "Biz zahire göre hüküm vereceğiz. İşin gizli tarafını ise ancak Allah bilir, hükmünü o verir." şeklindeki ifadesi, bu konuya ışık tutmaktadır.

Yine de söyleyelim ki, günümüzde kâr-zarar ortaklığına dayalı çalışan finans kurumlarının meşruiyeti hakkında fetva verenlerden birisi de değerli ilim adamı, Halil Günenç Hocaefendidir.(bk. Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/413).

İlave bilgi için tıklayınız:

MÜŞÂREKE (Ortaklık)

51 Yurt dışında sigorta caiz midir? Almanya´da yandan emekli ek sigortam var; duyduguma göre bu paranın üzerine faiz geliyormus. Bu caiz mi? Sigorta şirketleri faizle çalışıyorlarmış...

Yurt dışında faizle ilgili hükümlere göre borsa ve sigorta değerlendirilmelidir. Borsa ve sigortanın faize temas eden sakıncaları yurt dışında yaşayanlar için Türkiye'de yaşayanlardan farklı değerlendirilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Yurt dışında (dârulharp) faiz almak veya vermek haram mıdır? Gayri müslim ülkede faiz caiz olur mu?

Borsa caiz midir?..

Bazı kişiler bankalara prim yatırarak ikinci emeklilik hakkı kazanıyorlar. Dinimizce bu, yani özel emeklilik caiz midir?

52 Telefon hattı üzerine taksitle alınan cep telefonunu tekrar telefoncuya satılıp paraya çevirmek caiz midir?

Bir malı belli bir fiyata vadeli alan kişi paraya ihtiyacı olduğu için daha düşük bir fiyatla peşin satabilir. Bu düşük fiyatında bir raici vardır; yani genellikle belli bir fiyat bandı içinde alınır satılır. Bu sınırlar içinde cereyan eden alım satım caizdir. Bu malları alıp satan kişi, taliplerine haber verebilir, onlar da aynı sınırlar içinde alabilirler. 

53 Tasarruf ettiğimiz paramızı faizden korumak için neler yapabiliriz? Faiz tek çare midir?

İhtiyaçtan fazla elde bulunan Türk Lirası’nın değerini düşürmemek için pek çok meşru ve İslam’ın da kabul ettiği yollar vardır. Bakara Suresi’nde

“Allah alışverişi helâl, faizi ise haram kıldı.” (Bakara, 2/275.)

buyurulurken, aslında sermayenin nasıl değerlendirileceğine de işaret ediliyor. Bu yollardan birisi müspet ve helâldir, diğeriyse zararlı ve haram. Müspet ve doğru olan ticarettir, yani alışveriştir. Kur’ân’ın yasakladığı kazanç yolu ise faizdir

Meşru çerçevede sermaye, ticaret ve alışveriş yoluyla korunup artırılabilir. Faizse alışveriş değildir. Zaten bu ayet, müşriklerin “Faiz de alışveriştir.” şeklindeki iddialarına bir cevaptır. Böylece faiz kanalıyla ceplerini dolduranların meşru işlerden çıktıkları anlaşılıyor.

Demek ki bu para da zulme, haksızlığa, hırsa ve tembelliğe dayanan “uğursuz” bir paradır. İlâhî fermanla bu yol kapatılıyor. Müslümanların o yola girmemeleri emrediliyor. Bugün meşru ve gayrimeşru kavramlarını hayatına geçiren inançlı insanlar da rahatlıkla sermayelerini artırabiliyorlar.

Bu artırma işlemi sanayi ve tarım yoluyla mümkün olduğu gibi, ticaretle de mümkündür. Şayet şahsın kendisi ticaretten anlıyor, bu işi bizzat çevirebiliyorsa, bunu bizzat kendisi yapar. Sermayesini bir ticaret eşyasına bağlar, onun alım-satımını yapar. Böylece hem kendi geçimini temin eder, hem kâr sağlayarak durumunu geliştirir. Ayrıca bu yolla ekonomiye katkıda bulunarak manevî bir kazanç yolunu açmış olur.

Fakat ticarî hayatı fazla bilmiyor, tek başına yapabileceğine de kanaat getiremiyorsa farklı yollara başvurabilir. Güvendiği, tecrübesine inandığı bir tüccara veya şirkete birikimlerini götürür, verir. Elde edilecek kâra da, zarara da ortak olur. Bu iki yolla elindeki parasını hem kendinin hem milletin yararına kullanmış sayılır. Parasını alışveriş yoluyla değerlendiremeyenlerse, paralarının değerini koruyabilmek için şu yollara başvurabilirler:

Bugün artık faize ciddi bir alternatif vardır. Faizsiz birer banka olarak çalışan katılım bankaları, hiçbir biçimde faize bulaşmadan mevduat sahiplerini koruyor, kâra ve zarara ortak ediyor. Bu bankalar işlemlerini İslam ticaret hukuku esaslarına göre yürüttükleri için, gün geçtikçe ekonomik alanda gelişme gösteriyorlar.

Bu arada birikimlerini korumak isteyenler, altına yatırım yapabilirler. Yani yatırımcı, mevcut parasıyla altın alır. “pasif” bir şekilde, yani durduğu yerde hem kazanç sağlar hem sermayesini korumuş olur. Fakat ticarette kullanmak mümkünse, ticarette değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Gerçi kişinin, servetini bu şekilde kullanması kendi tercihidir. Ancak “pasif duruşta” millî ekonomiye doğrudan bir katkı sağlanmadığı için, en son olarak bu çareye başvurmak gerekir. Daha bunlardan başka çok çeşitli şekillerde de sermayeler değerlendirilebilir.

Meşru ve helâl dairede kalmak şartıyla çeşitli seçeneklerden her birisi kullanılabilir. Ancak bu yollardan birisini deneyip de, diğer imkânlara bakmadan pes etmek yanlıştır. Hele hele faizi “kurtarıcı” olarak görmek hiçbir şekilde makul görülemez.

Çünkü Kur’ân meşru ve helal bir şekilde yaşamanın yollarını göstermiş ve öğretmiştir. Keyfî sebeplerle harama girmeye gerek yoktur. Bu nedenle faize açılan kapıları aralamaya İslam hiçbir şekilde müsaade etmiyor.

İlave bilgi için tıklayınız:

Özel finans kurumlarına para yatırmak ve/veya buralardan kredi kullanmak caiz midir? Finans kurumları ile bankalar arasındaki fark nedir?

54 Annenin evladına hibe ettiği paranın içinde bir miktar faiz varsa, bu para evladına helal olur mu?

Çocuğun nafakası babaya aittir. Bu bakımdan babanın kaazancı haram olsa da bu nafakayı yemesi çocuk için caizdir. Ancak çocuk kendi ihtiyaçlarını karşılayacak duruma geldiği zaman, artık babası onun nafakasını karşılamak zorunda olmadığı için, babanın haram olan kazancından istifade etmesi de caiz değildir, yani haramdır.

Çocuk bakıma muhtaç ve babası yok ise, annenin haram kazancından ihtiyacı kadar alabilir. Ancak bakıma muhtaç olmayan bir çocuk annesinin haram kazancından alamaz.

Annenin verdiği paranın bir miktarı helal bir miktarı haram ise, helal olan miktarı kullanabilir; Haram olan miktarı kullanamaz.

Babanın haram kazancını kullanmak...

55 IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlarda çalışmak caiz midir?

Adı geçen kuruluşlar aralarında İslam ülkelerinin ve zayıf, geri kalmış ülkelerin de bulunduğu bütün dünyaya yönelik faaliyetlerde bulunuyorlar.

Bu faaliyetlerde -faizcilik dışında- zulüm, sömürü, dirilmeyi engelleme gibi işler ve amaçlar da varsa, oralarda çalışmak caiz olmaz.

Yalnızca faizcilik söz konusu ise, Ebu-Hanife'ye göre gayri müslimler ülkesinde onlardan faiz almak caizdir.

56 Arkadaşımın banka fonuna yatırdığı paradan borç alabilir miyim? Eğer caiz değilse borç aldığım parayı harcarken, caiz olan işlerde kullanırken bu işlerden İSLAM HUKUKU'na göre sorumlu olur muyum?

Şayet fondan para çektiğinde buna mukabil faiz ödemesi gerekiyorsa, bu günaha ortak olursunuz; borç almanız doğru olmaz.

Ancak arkadaşınız helal parasını fona yatırmışsa ve bu helal parayı çekip size borç verecekse bunda bir sakınca yoktur. Aldığınız paranın fon geliri olmamasına da dikkat etmeniz gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Fon alım satımı veya hisse senedi türü yatırımlar için dinimizde bir hüküm var mıdır?

57 Memurlardan zorunlu olarak kesilen tasarruf teşvik nemaları caiz midir?

Konu üzerinde şöyle ya da böyle yorumlar yapılabilir. Çünkü yoruma müsait yanları vardır. Biz zihinleri karıştırmadan şu temel ölçüyü nazara alarak yorum yapmayı tercih ediyoruz.

Bir gelirin faiz olması için baştan bir akit, bir anlaşma olması şarttır. Anlaşma ve akit olmadan faiz tahakkuk etmez. Bu açıdan bakınca görüyoruz ki, maaşlardan yapılan kesintiler, sahibine sorulmadan yapılmıştır.

Şayet baştan maaş sahiplerine, "Şu kadar paranızı şu kadar faizle kesiyor, sonra ödeyeceğimizi bildiriyoruz, kabul ediyor musunuz?" diye sorulsa da para sahipleri böyle faizli bir anlaşmayı kabul etmiş olsalardı, şimdi düşünülebilirdi. Çünkü karşılıklı faiz anlaşması sonunda para kesilmiş, verilen fazlalık da böyle bir faiz şartı sonunda verilmeye başlanmış olurdu.

Hâlbuki böyle bir faiz anlaşması yapılmamış, para sahiplerinden faizli kesinti izni alınmamıştır. Bu itibarla verilen nema, ancak anlaşma ve akitle tahakkuk eden faiz niteliğine büründürülemez, faiz olduğuna kesin gözüyle bakılamaz.

Devletin, memurundan kestiği parasını çalıştırarak, mağduriyetini giderme yardımı diye de düşünmek mümkündür. Alınmasında mahzur söz konusu olmaz.

Bununla beraber içinizdeki tereddüt sizi huzursuz ediyorsa, (yeme- giyme) dışındaki ihtiyaçlara kullanmak da akla gelebilir. Yahut da bir hizmet yerine hibede bulunmak söz konusu olabilir.

Bu konuda bilgi için Hamdi Döndüren Hocaefendinin "Ticaret ve İktisat İlmihali, s.604"e bakılabilir. Ayrıca Faruk Beşer Hocaefendinin "Fetvalar-I"inden de bilgi edinmek mümkündür.

58 İslam tarihinde borç veren kurumlar var mıydı?

İslam’da ibadet eksenli iki türlü finans kurumu bulunmaktadır. Biri Zekât Müessesesi, diğeri Karz-ı Hasen / Güzel Borç Müessesesi’dir.

Asr-ı saadette borç veren herhangi bir kurumun varlığını bilemiyoruz. Ayet ve hadiste çokça teşvik edilen borç verme işi, daha çok bireysel bir çaba olarak yapılmıştır.

Osmalı devletinde Düyun-u Umumiye (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), adıyla 1872’de kurulan kurum, borç veren değil, sadece devletin dış borçlarını denetleyen bir kurumdur. Bu sebeple bizim bildiğimiz kadarıyla Osmanlı devletinde de borç veren bir kurum bilmiyoruz.

İslam’da fakirlerin ihtiyacını karşılayan zekât kurumudur. Bu kurum, her zaman faaliyet göstermiş ve Kur’an’ın emriyle sekiz ayrı insan sınıfının maddi ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik hizmet vermiştir.

Kurumsal borç mekanizması olmamakla beraber, İslam’da borç vermek, sadece insani boyutuyla değil, sevap boyutuyla, Allah’ı hoşnut etme boyutuyla da ortaya konulmuştur. Nitekim ayetlerde bir ihtiyaç sahibine borç veren kimsenin Allah’a borç vermiş gibi olacağına vurgu yapılmıştır:

“Kimdir o yiğit ki, Allah’a güzelce ödünç verir, Allah da onun verdiğinin mükâfatını kat kat artırır. Allah rızkı kısar da,, bollaştırır da. Zaten hepiniz döndürülüp O’na götürüleceksiniz.” (Bakara, 2/245)

“Dini tasdiklerinin ifadesi olarak, hayır işlerinde mal harcayan erkekler, mal harcayan hanımlar ve Allah’a güzel bir ödünç verenlerin ödülleri kat kat artırılacak, ayrıca onlara değerli bir mükâfat da verilecektir.” (Hadid, 57/18)

Bu ayetlerde, Allah yolunda ve uhrevî ecir beklentisiyle yapılacak harcamaların, bir bakıma dünyada Allah'a borç verme sayılıp, karşılığının âhirette kat kat fazlasıyla alınacağı belirtilir. Burada "güzel" nitelendirmesiyle geçen karz tabiri, ödünç işlemi de dahil hayır duygusuyla ve Allah rızâsı için yapılan her türlü malî fedakârlığı kapsar. İhtiyaç sahibi bir kimseye ödünç vermenin karz-ı hasen adıyla yaygınlık kazanması, Kur'an'da geçen bu teşvik ve nitelendirmeden kaynaklanır.

Hz. Peygamber (asm),

"Kim bir Müslümanın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun âhiret sıkıntılarından birini giderir. Kul, kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımındadır." (Buhârî, Mezâlim)

gibi genel,

"Sadaka on misliyle, borç on sekiz misliyle mükâfatlandırılır. İki defa borç vermek bir kere sadaka vermek gibidir.” (İbn Mâce, Sadakat, 19)

gibi özel mahiyetteki hadisleriyle, ödünç vermenin dinî değerine ve erdemli bir davranış oluşuna dikkat çekmiştir.

İslâm ahlâkında imkân sahiplerinin ihtiyaç içindeki kimselere borç vermesi, borçluya mühlet tanıması ve gereksiz yere onu sıkıştırmaması tavsiye edilirken borçluya da borcunu zamanında, mümkünse vadesinden önce ödemesi telkin edilmiş, imkânı olduğu halde ödemeyi geciktirmenin zulüm, ödeme niyeti olmaksızın borçlanmanın hırsızlık olduğu belirtilmiştir. (Buhârî, İstikraz, 12; Müslim, Müsavat, 33; İbn Mâce, Sadakat, 11)

Devletin zekât gelirlerinden borçlular için de bir fon ayrılması (Tevbe, 9/60), Hz. Peygamber'in borç yükünden Allah'a sığınması (Buhârî, Cihâd, 74) olanca iyi niyetine ve çabasına rağmen borcunu ödeyemeyenler hakkındaki şefkatli tutumu ve bu tür borçları beytülmâlden ödetmesi (Buhârî, Nafakât, 15) borcun ödenmesine verilen önemin farklı tezahürleridir.

Mali imkânları müsait olanlar, kanunlara dayalı bir kurum çerçevesinde, ihtiyaç sahiplerine borç vererek insanların finansman gereksinimlerini karşılayabilirler.

Hatta, ihtiyaç sahiplerine sadece para değil, çimento, demir, kumaş, gıda maddeleri gibi aynî varlıklar da borç olarak verilebilir. Ve bu şekilde İslam’ın en önemli finans kurumu olan karz-ı hasen hayata geçirilmiş olur.

Zekât ve karz-ı hasenin kurumlaştırıldığı bir toplumda faizden, faizcilikten ve faiz kurumlarından, dolayısıyla haksız kazançlardan söz edilemez. Bunun için Kur’an’ın, “karz-ı hasen” hakkındaki talimatına kulak verelim. Elbette rahata kavuşuruz.

59 Özel sigortadan alınan paranın faiz kısmı nasıl değerlendirilmelidir? Anadolu hayat sigorta şirketinden bir kaç yıla kadar emekli olacağım. Yatırmış olduğum paranın faizle değerlendirildiğini düşünüyorum...

Bireysel emeklilik sistemleri, kar payı özelliğini taşıyor ve faiz olarak değil de ortaklık olarak veya kârdan pay olarak kabul ediliyorsa, bunda bir mahzur yoktur. Fakat bireysel emeklilik, tamamıyla faiz olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü, bir kimse faiz almak gayesiyle parasını devlete veya başkasına verir, sonra ilaveli olarak alırsa, malûm olduğu gibi faiz sayılır. Faiz alan kişiler ise mesuldür.

Birikimli hayat sigortası ve bireysel emeklilik sisteminde (BES); katılımcı fertlerin, en az on yıl olmak üzere, umumiyetle otuz-otuz beş yıllık periyotlarla ödedikleri primler çeşitli fonlarda değerlendirilir. Buna karşılık, belli süreyi dolduran (en az yirmi beş yıl) üyelere maaş bağlanır. Kamu güvenlik kuruluşlarında olduğu gibi, sağlık hizmeti vs gibi sosyal yardımlar söz konusu değildir. İştirakçilerden alınan primlerle sermayeleşen fonlar, bu parayı çoğunlukla yerli-yabancı faizli enstrümanlarda değerlendirir. Üyelerden giriş aidatı, yönetim gideri adı altında oldukça yüksek meblağlar tahsil edilir. Bu şirketlerin muazzam kârlara ve cesâmete ulaşması, en az üyelerini düşündükleri kadar kendilerini de kolladıklarının kanıtı olsa gerektir. Uluslararası finans kapital deyimiyle anılan dev fonların önemli bölümü emeklilik fonlarından meydana gelir.

Bu açıklamalarımız ışığında, faiz konusunda hassas bir Müslümanın özel emeklilik şirketlerinden uzak durması, bizce normal bir davranıştır.

İlave blgi için tıklayınız:

Devletin faizi ile birlikte verdiği yolluk harcırahını almam caiz midir?..

60 Kağıt para üzerinden alınan fazlalığın faiz olmadığı iddiası doğru mudur?

Bu soruyu, biraz daha geniş bir perspektiften değerlendirmekte fayda vardır.

- Hanefî mezhebine göre, “Riba’l-Fadl” denilen faiz çeşidinin haram olmasının illeti / sebebi, mübadele edilecek mallar arasında cins ve ölçü-tartı birliğinin bulunmasıdır.

Buna göre mübadele edilecek iki malın hem cinsleri, hem de ölçü-tartı sınıfları aynı ise, peşin olarak ve eşit miktarlarda mübadele edilmek durumundadır;aksi takdirde faiz gerçekleşmiş olur. Örneğin, sekiz ölçek buğdayı dokuz ölçek buğdayla -peşin olarak da olsa, kaliteleri farklı da olsa- mübadele etmek, Riba’l-Fadl olarak bir faizdir. (bk. Vehbe Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 4/676-77)

Bu şartların gerçekleşmediği mallarda ölçülen-tartılan cinsten olmayıp da sayılan veya metre olarak hesaplanan cinsten olan mallarda faiz söz konusu değildir. (a.g.y) Buna göre, örneğin cep telefonları faizin geçerli olduğu mallardan değildir. Bu sebeple bir cep telefonunu iki cep telefonu ile mübadele etmek faiz değildir.

- Şafii mezhebine göre ise, faizin illeti “tu’miyet ve semeniyettir.” Yani, gıda, meyve, tedaviye yönelik her türlü yiyecek maddesi ile altın, gümüş, paradır.

Demek ki, bu iki maddeden olan eşya arasında fazlalık olursa, faiz cereyan eder. Buna göre, mübadele edilen mallar aynı cinsten olursa -söz gelimi- buğday ile buğday, nakit ile nakit arasında bir mübâdele söz konusu

olduğu zaman, şu üç şartın gerçekleşmesi gerekir:

a. Her ikisi de hulûl / peşin olmalı.
b. Mümaselet = eşitlik, yani ölçüde-tartıda aynı miktarda olmalı.
c. Takabuz, yani, karşıllıklı malların alışveriş meclisinde hemen kabzedilmesi.

Bu şartlardan biri eksik olursa, işin içine faiz girmiş olur.

Mübadele edilen ilgili mallar arasında şayet cins birliği yoksa, mesela; buğday ile arpa, altın ile para arasında bir mübadele söz konusu olduğunda, mümaselet şart değil, yani aralarında fazlalık olabilir, fakat peşin ve o anda kabz etmek, malı almak şarttır.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Şafii mezhebine göre, yiyecek / gıda, meyve, ilaç ile nakit / altın, gümüş, diğer paralar dışında kalan mallarda faiz işlemez. Buna göre, bir koyunu iki koyunla (canlı olarak yiyecek sayılmadıkları için), bir cep telefonunu iki cep telefonu ile mübadele etmekte faiz cereyan etmez. (krş. a.g.e, 4/686-89)

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, Şafii mezhebinin alimleri, hadiste yer alan (Buğday, arpa, hurma, tuz, altın, gümüş) altı maddeyi, iki kısımda mütalaa etmişler ve bunları; TAAM (gıda, meyve, tedaviye yönelik her türlü yiyecek, içecek) maddesi ile, SEMEN / NAKİT (altın, gümüş, para) maddesi olarak değerlendirmişlerdir.

Çok marjinal bir grubun dışında Şafii mezhebinin alimlerine göre, bu gün tedavülde bulunan her türlü para, hadiste zikredilen altın ve gümüş yerine geçmiş olduğundan, onlar da “semeniyet” özellikleriyle faiz malzemesi olarak değerlendirilecektir. (bk. el-Cezeri, el-Fıkhu ala’l-Mezahibi’l-Arbaa, 2/250-251)

Demek ki, paraların hepsi faiz malzemesidir. Zaten bu gün altın ve gümüş -aktif bir bedel olma fonksiyonunu- tamamen yitirmiş gibidir. Onun yerini değişik ülkelerin tedavülde tuttuğu paralar yer almıştır. Vekil asıl gibidir. Alışverişlerde, altın ve gümüşe vekalet eden paraların, faiz konusunda da aynı vekaleti üstlenmesi gerekir.

61 Kredi çeken bir firmanın muhasebesini tutmak faiz katipliğine girer mi?
Faiz işleminin herhangi bir kısmında katkı vermek caiz değildir. Bunun dışında o firmada helal olan işlerde çalışılabilir.

62 Öğrenci, babasının haram olan kazancından alabilir mi? Kendi paramı kazanana kadar babamın gönderdiği parayı kullanabilir miyim? Babam maaşını bankaya yatırıyor ve faiziyle beraber hem kendileri kullanıyorlar hem de bana harçlık gönderiyor...

Babanızın kazancının helâl ve haram olması ekseriyete göredir. Yani maişetinin çoğunluğu haram yoldan temin edilmişse haram hükmündedir. Eğer helâl galipse o zaman helâl hükmüne geçer, helâl kısmından istifade edilmiş olunur.

Çocuğun nafakası babaya ait olduğu için, haram kazancından istifade edebilir. Bu bakımdan öğrenci olan birisi, nafakasını kendi kazanmaya başladığı zamana kadar babasının kendisine verdiği parayı harcayabilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Bir kimsenin haram kazancından hanımı ve çocukları yiyebilir mi?..

63 Borçlu parayı ödemezse, alacaklı zarar edeceğinden enflasyon farkı talep edebilir mi?

Şayet paranızı gününde ödememişse, gecikme cezası olarak enflasyon farkını alabilirsiniz. Siz istemeden arkadaşınız teşekkür babından size bir hediye alsa bu da faiz olmaz. Faiz bir anlaşmadır ve borç verirken yapılır.

Şayet siz para on gün daha sende kalsın deyip üzerine pantol isterseniz bu faiz olur. Ama on günlük gecikmenin enflasyon farkını isteyebilirsiniz.

İlave bilgi için tıklayınız:

BBorç alınan parayı iade ederken enflasyon farkı verilir mi?..

64 Forex'de kredisiz ve kaldıraçsız sistem caiz midir?

Forex, uluslararası spot döviz piyasası işlemleri olarak da ifade ediliyor. Bu konu ile iştiğal edenlerin açıklamalarına göre:

"Forex piyasasında yatırım yapacağınız teminatın 200 katına kadar pozisyon alabilme, işlem yapabilme limitiniz vardır. Yani yatırmış olduğunuz 1$ için size 200$lık işlem yapma imkanı verilir. Dolayısıyla yatırımcıların yaptıkları fiziki işlemlere göre kullanılan kaldıraç oranında kar etme imkanı vardır."

"Riskiniz ise yatırmış olduğunuz teminatla sınırlıdır. Yatırımcılar diğer yatırım araçlarında ellerinde olmayan bir malı satamaz. Bir satış işlemi oluşabilmesi için daha öncesinden mutlaka bir alış işleminin olmuş olması gerekir. Ancak forex piyasasında bir paritede alış yapmadan, eğer o paritenin düşeceğini düşünüyorsanız, direkt satış yapabilirsiniz. Dolayısı ile düşen piyasa koşullarında da kazançlar elde edebilirsiniz."

Forexin anlatılan bu şekli göz önüne alındığında, bu işlemi (bu şekilde döviz alım satımını) müşterileri adına yapan kuruluşlar ve şahıslar -açıkça bir vekalet akdi bulunmasa bile- işlemi, müşterinin vekili olarak yapmış oluyorlar. Bu arada müşterinin kendilerine verdiği/yatırdığı paranın iki yüz katına kadarını da onlara ödünç veriyor ve bu para ile de döviz alıp satıyorlar.

- Peki bu kadar parayı niçin ödünç veriyorlar? Müşteriye iyilik olsun (karz-ı hasen) diye mi, yoksa kendileri için garanti olan kazancı sağlamak ve büyütmek için mi?

Elbette ikincisi. Çünkü müşterinin yatırdığı teminat var, zarar olursa bu teminattan zarar karşılanacak. Kâr olursa müşterinin hesabına yazılacak, ama işlem yapan da komisyon alarak kazanç sağlayacak. Yani burada bir "menfaat sağlayan ödünç verme" durumu var ki, fıkıhta bu caiz görülmüyor.

Vekil adına yapılan işlem zarar ettiğinde, bütün zararı onun üstlenmesi gerekirken "yalnızca teminatı ile sınırlı" olması da fıkıh ölçülerine sığmıyor.

Elde olmayan, satın alınmamış paranın satılması (madûmun satımı) fiilen teslim veya teslim şartı bulunmadığı için yine fıkıhta caiz görülmüyor.

"Bu işlemin topluma, ülke eknomisine faydası var mı?" sorusuna verilecek cevap "Hayır!.."dır.

Normal, fıkıhtaki sarf kurallarına uygun döviz alım satımı meşrudur. Elbette insanlar muhtaç olduklarında yabancı paraları alırlar ve satarlar. Bunun da en önemli şartı alım satımın peşin olmasıdır.

65 Katılım bankaları, önce bankanın kendisine sonra müşteriye fatura etmediği için, verdiği kredi faize mi giriyor?

Katılım bankası size vekalet verir (bu, sipariş formunda yazılıdır) siz vekil olarak arabayı banka için satın alırsınız, sonra banka size satar.

Faturanın ilk alışta sizin adınıza yazılması bir formalitedir, sakıncası yoktur.

66 Bedelli askerlik için kredi çekmek caiz midir?

Katılım bankaları, dar gelirli olanlar için "tevarruk" denilen bir işlem yaparak para veriyorlar. Apaçık faize gitmektense, bunu tercih etmek uygun olur...

67 Faizli işlem gören müesseselerde / iş yerlerinde, mesela bankada çalışmak caiz midir?

İlk günlerinden bu yana İslâm'ın mücadele ettiği, kökünü kazımaya çalıştığı kötü alışkanlıklardan ve musibetlerden ikisi içki ve fuhuş ise, öbürü de hiç şüphesiz faizdir. Bunlar Cahiliye Arapları ile bütünleşmiş, hayatlarından birer parça olmuş, kan ve damarlarına işlemişti. İslâmiyet kısa zamanda bunu ortadan kaldırdı.

Nitekim asırlar boyunca İslâm ülke ve cemiyetlerinde faizin esamesi okunmazdı. Ne zaman ki cahiliye inanç ve âdetleri yeniden hortlamaya yüz tuttu; beraberinde de bütün unsurlarını toplayıp geldi. İçki, fuhuş, kumar, müstehcenlik ve faiz bu belalardan bazılarıdır.

Mesela, her şey Avrupa'dan ithal edilirken, iktisadî hayat da büyük ölçüde faiz sistemine göre ayarlandı. Böylece, nihayet bugün her köşe başında pıtırak gibi faiz kuruluşları bitmeye başladı.

Orada çalışanlar da yurt dışından getirilemeyeceğine göre, ülkemiz insanının çalıştırılması gerekti. Sonunda müdüründen memuruna, işçisinden temizlikçisine kadar bütün kadrolar dolduruldu.

Faizle iş yapan teşekküllerde çalışanların durumunu iki şekilde mütalâa etmek mümkündür:

Birincisi, o müessesenin faizle iş yaptığını, çalışmanın mesuliyet getireceğini bildiği hâlde imkânlarının cazibesine kapılarak girenler; ikincisi ise, vaktiyle girmiş, fakat o zamanlar haramlık ve helallik cihetine pek dikkat etmemiş, hattâ bunun bir mahzur teşkil edeceğini bile düşünmemiş olanlar.

Şu husus bilinen bir gerçektir: İslâmiyet faizi tamamıyla yasaklamış, onunla hep mücadele etmiş, faize gidecek yolları kapatacak çeşitli yardımlaşma müesseseleri kurmuş; cemiyetin rahat ve huzurunu faiz belâsının kaldırılmasında görmüştür.

Böyle olduğu hâlde, yüce dinimiz en küçük tasarruflarına varıncaya kadar bütün ticarî ve sınaî muamelelere faizi bulaştırmaya çalışan, her fırsatta milleti faize teşvik eden, insanlardaki yardımlaşma duygusunu sarsan, borç alıp verme gibi iş dünyasını rahatlatan bir âdeti kaldıran faize dayalı müesseseleri tasvip eder mi? Etmeyeceği şüphe götürmez bir gerçektir.

Bediüzzaman'ın ifadesiyle:

«Ribanın (faizin) kap ve kapıları olan bankaların nef'i (faydası) beşerin fenası olan gâvurlara ve onların en zalimlerine ve bunların en sefihlerinedir, âlem-i İslama zarar-ı mutlaktır.» (1)

Faizle ve faizli işlemlerle meşgul olmak hem âyetlerde, hem de hadislerde yasaklanmış, haram kılınmıştır. Âyetin meali şöyledir:

«Faiz yiyenler kendilerini şeytan çarpmış birer mecnundan başka bir hâlde kabirlerinden kalkmazlar. Böyle olması da onların, 'Alım satım da ancak faiz gibidir.' demelerindendir. Hâlbuki Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır.» (2)

Faiz kanalıyla harama bulaşan kimseler hadis-i şerifte şöyle tasnif edilmektedir:

«Faizi yiyen, yediren, şahitlik ve kâtipliğini yapan, Allah'ın rahmetinden uzak kalmıştır.»(3)

Âyet-i kerimede mutlak olarak sadece faiz yiyenler zikredilirken, hadis-i şerifte yiyen, yediren, şahitlik ve kâtipliğini yapan peş peşe sıralanmış ve «Allah'ın rahmetinden uzak olma» cihetinde birlikte ve toptan ifade edilmiştir.

Durum böyle iken, faiz kuruluşlarında çalışanlar her ne kadar doğrudan faiz yemiyor ve yedirmiyorlarsa da; muamelesini görmekte, hesap ve yazışmalarını yapmakta, idarî işlerini yürütmektedirler. Gerek memur olsun, gerekse müdür olsun; hadiste geçen «kâtip» mefhumunun içine girmiş olmaktadır.

İşte bu hususları bilen bir insanın bilerek bu nevi müesseselere girmesi, tavsiye edilecek bir şey değildir. «Başka bir iş bulamadım», «Zaruret icabı girmem gerekiyor» gibi bahaneleri, kişiyi haklı çıkaracak, üzerindeki mesuliyeti giderecek gerekçeler olarak görmek mümkün değildir.

Çünkü helal ve meşru daire insanın ihtiyacına kâfi gelecek kadar geniştir. Belki meşru dairede bulduğu ve çalıştığı işin ücreti diğerine nisbetle bir miktar az olabilir, ama hiç olmazsa şaibeli bir para olmaz. Üstelik böyle faiz esasına dayalı bir kuruluşta çalışmayı bir zaruret olarak kabul etmek de oldukça güçtür.

«Diğer memurluklarda ve kamu iktisadî teşekküllerinde çalışmakla bir faiz müessesinde çalışmak arasında ne fark var? Çünkü, memura verilen maaşa da büyük ölçüde faiz karışmaktadır." gibi sözlere gelince:

Evvelâ, memurların hepsi veya resmî olan diğer işyerlerinde çalışanların tamamı faizli muamelenin muhasebesini yapıyor değildir. Yani, memur veya işçi bizzat faizle uğraşmamaktadır. Hâlbuki faize dayalı işyerlerinde çalışanların bütün mesaisini faiz hesaplan, akitleri ve muamemeleri almaktadır.

Diğer taraftan, devletin geliri sadece faiz yoluyla birikmemektedir. Büyük ekseriyeti halktan alman vergiler ve benzeri yollardan sağlanmaktadır. Memur da maaşını alırken oradan gelen paraları niyet ederek kabul eder.

Hattâ kazancını kumar, içki alışverişi ve benzeri helal olmayan bir yoldan temin eden bir insanın, mesela inşaat gibi meşru sayılan bir işinde çalışıldığı zaman, işçinin almış olduğu ücret meşru ve helaldir.

Yine alacaklı bir Müslümanın, borçlu bir gayri müslimin şaraptan elde ettiği paradan borcunu alması caizdir.(4)

Her ne kadar bu paranın aslı dinen haram sayılan bir yoldan elde edilmişse de alacaklı için durum farklıdır. Çünkü o, borçludan hakkını almaktadır. Bu paranın haram yoldan kazanılmasında alacaklının bir mesuliyeti yoktur. Mesuliyetin tamamı borçlu olana aittir.

Memurun da durumu bundan farklı olmasa gerektir. Çünkü memur meşru olan bir iş yapmakta, yaptığı işten dolayı bir miktar hak elde etmektedir. Bunu da devlet karşılamaktadır. Bunun için faizli iş yerlerinde çalışan kimseler kendilerini devlet memuru ile kıyaslayamazlar.

Faiz esasına dayalı iş yapan müesseselere girip de meselenin haramlık-helallik cihetini daha sonraki zamanlarda araştırma yoluna girmiş olanlar, geçimlerini temin edecekleri başka bir iş buldukları takdirde, orada kalmaları ve devam etmeleri tavsiye edilmez. Helal dairede bir iş bulma gayret ve azmi içinde bulunmaları gerekir.

Bu arada, manevî ve İslâmî hizmetlerini, vazifelerini daha iyi yaparak sevap cihetini takviye etmeye çalışmalıdır. Çünkü iyi ameller kötülük ve günahları giderir, temizler.

Şunu da belirtmek gerekir ki, haramla meşgul olan iş yerlerinin ayrıca helal sayılan iş sahaları da varsa ve meşru işler de işletip ondan kazanıyorlarsa, bütün gelirlerinin haram olduğuna hükmedilemediği için durum biraz daha hafifleşir. Veyahut bu iş yerlerinin yol yapmak, su getirmek, elektrik ihaleleri yapıp faydalı iş sahalarında çalışmak da bizzat haramda çalışmak sayılmaz.

Dipnotlar:

1. Mektubat, s. 450.
2. Bakara Sûresi, 275.
3. Müslim, Müsakat: 105.
4. Dürer, l/318.

(bk. Mehmed PAKSU, Helal Haram, Nesil Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 1998, s. 25-29)

68 Kredi kartı komisyonu adıyla tüketici kredisine yönlendirmek caiz midir?

Bankalardan alınan tüketici kredileri faizli kredilerdir ve alınması helal değildir.

Sermayenizin elverdiği ölçüde taksitli satış yaparsınız ve paranızı zamanı geldiğinde tam olarak alırsınız; bankaya faiz veremezsiniz, yalnızca hizmet ücreti verebilirisiniz...

69 Banka memurluğu yapmış ve emekli olmuş kişinin kazancı ve emeklilik maaşı haram mıdır?

İslam dini kişilerin meşru işlerle uğraşmalarını ve geçimlerini helal yollardan elde etmelerini önerir.

Dinimizde haram kılınan şeylerin yapılması günah olduğu gibi, bunların yapılmasına yardımcı ve aracı olunması ve bunlara rıza gösterilmesi de günahtır. (Maide, 5/2)

Faiz alıp vermek haram olduğu gibi, buna aracılık ve şahitlik yapmak, yapılan işlemin katipliğini yapmak da haramdır.

Zira Rasulüllah (asm), faiz yiyene ve yedirene, faizli muamelelerin şahidlerine ve katibine lanet etmiştir. (Müslim, Müsakat, 106; Tirmizi, Buyu’, 2)

Bankalarda çalışan veya onlar için iş yapan kimseler, faiz muamelesi yanında dinen meşru olan işleri de yaparlar. Onun için almış oldukları maaş/ücret belli bir emek karşılığı olduğu için, tamamen gayrimeşru olarak nitelendirilemez.

Buna göre, bankada çalışan kişinin çalışırken ve emekli olduktan sonra aldığı maaşlar da bir emek karşılığıdır ve tamamen gayri meşru değildir...

70 Petrol, altın, demir, çimento gibi malların parası, alındığı zamana göre mi, ödendiği zamana göre mi ödenmelidir?

Mal satın alınırsa, bedelinin ve ödeme vadesinin belli olması gerekir.

Mal ödünç verilirse, iade edileceği zamanın fiyatı ne ise ona göre borçluya satılabilir, bu takdirde borçlu malı değil de malı satın aldığı günün fiyatından bedelini öder.

71 Bir reklam firmasının gelecek yıl reklam kazancı gelirini satmak istese ve firma ile anlaşarak satın alsak, yıl sonunda kazanacağımız reklam geliri faiz olur mu?

Meşru olan bir reklam hizmeti, alım satımı caiz olan bir ekonomik değerdir. Bu hizmeti (içi doldurulacak reklam süresini) peşin ucuza alıp, zamanı gelince piyasa fiyatına satarak kâr etmek caizdir.

72 Bankada biriken üye aidatlarından faiz geliri olan kooperatife katılmak caiz midir?

Kendi adınıza ödediğiniz aidatların, faiz ve repoya yatırılmasına imkanınız varsa, izin vermemelisiniz. Yönetim kurulu ile görüşerek, faizli işleme razı olmadığınızı açık bir dille belirtmelisiniz. Şayet böyle bir imkan yoksa, sizin maksadınız paradan faiz kazanmak değil, emlak sahibi olmaktır. Kooperatifin, laik ülke mevzuatı gereği parası bankada tutuluyor ve faiz tahakkuk ediyorsa, siz hissenize düşen faizi alır fakirlere verirsiniz. Ödediğiniz mevcut paranıza şimdiye kadar tahakkuk eden faizi, fakir kimselere veya hayır kurumlarına sevap karşılığı beklemeden verebilirsiniz.

73 Faizli işlemlerde aracılık etmek caiz midir?

Faizli işlemde ödemeye aracılık yapmak caiz değildir.

74 Üye olduğum yardımlaşma sandığının yaptığı haram işlerden sorumlu olur muyum?

Kur'an ve sünnetin açık hükümlerine göre İslam'da faizin her çeşidi haram kılınmıştır. Faizli işlemler ister özel kişiler arasında, ister bankalar veya diğer kuruluşlar arasında yapılmış olsun; hepsi aynıdır ve dini hüküm olarak hepsi haramdır.

Yardımlaşma ve dayanışma ise, İslam'ın her vesileyle tavsiye ettiği hususlardandır. Yardımlaşma sandığı kurmak, bu sandıktan para alıp vermek faizli bir işlem sayılmaz.

Ancak, yardım sandığının toplanan paraları dinen meşru olan alanlarda çalıştırması ve yapılan yardım ve faydalı işlerin İslam'ın temel esaslarına aykırı olmaması gerekir.

Buna göre bahse konu sandığın içeriği bu ilkelere uygunsa yardım sandığı tarafından verilen paranın alınmasında ve geri kalan paranın orada bırakılmasında dinen bir sakınca yoktur.

Ancak meşguliyet alanı İslam'ın tasvip etmediği faiz, dinen helal olmayan ürünlerin ticareti gibi konularda ise, buraya para yatırmak ve birikimlerin orada tutulması caiz olmaz.

Sorunuzda söz konusu yardımlaşma sandığından çıkıp çıkmama konusu sorulduğu için belirtelim ki bu konuda sandığa üye olanın karar vermesi gerekir.

Söz konusu sandığa üye olan kimse anaparasını isterse şimdi isterse emekli olunca alabilir.

Ancak söz konusu yardımlaşma sandığına üye olan kimseler yardımlaşma sandığı yönetimi tarafından paraların faize yatırılmasından kendi paraları, hakları veya yetkileri oranında sorumlu olurlar.

Sandığa üye olan kimse sandıktan çıktığı zaman anaparasını enflasyon kaybı ile birlikte alabilir. Çünkü enflasyonist ortamlarda kişinin alacağının reel değerinden bir eksilme söz konusu olduğu için, geçmiş alacak veya borçlanmalar tahsil edilirken paranın, "borçlanma esnasındaki yahut da enflasyona uğradığı andaki alım gücü" ile tahsil edilebilir.

Paranın reel değeri, verildiği andaki enflasyona uğramamış değeridir. Bu meblağ, sahibinin gerçek parasıdır.

75 Bankada staj yapmak günah mıdır?

Faizle iş yapan bir bankada staj yapmak veya çalışmak konusunda söylenecek şey şu ayetin emridir:

“İyilikte ve takvada yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çok çetindir.” (Maide, 5/2)

76 Kredi kartlarının sigortalanması caiz midir?

Borçlu ölen bir müminin borcu, varisleri tarafından, ölenin malı bölüşülmeden bu maldan ödenir. Eğer mal yoksa veya varislerin ödemeyeceklerinden korkuluyorsa, borçlu gitmemek için böyle bir sigorta yapılabilir. "Borçlu ölürsem borcumu ödeyin." anlamında.

Ama, ölmediği takdirde belli bir süreden sonra, primlerden daha fazla parayı kendine ödemek üzere sigorta yapılamaz.

77 Faizle iş yapan bir bankanın gayrimenkulünü vadeli satın almak caiz mi?

Böyle bir taşınmazı peşin veya vadeli (vade farkı ile) almak caiz olur. Faizli borçlanarak almak caiz olmaz.

78 Devlette vergi memuru olmak, faiz katipliğine girer mi?

Devlet, vatandaşlarının hizmetlerini yürütebilmek için vatandaşlarından vergi alır. Zira vergi, vatandaşlık borcudur.

Vergiler, devletin kendi belirlediği alanlarda toplanmaktadır. Devlet, vergi ya da başka yollarla topladığı birikimlerle birçok harcama yapabileceği gibi, memurların maaş ödemelerini de söz konusu kalemlerden yapabilir.

Buradan hareketle; devlet dairelerinde işçi ya da memur olarak çalışanlar, devletle (kamuyla) kendileri arasında yapılan bir akit gereği iş ve hizmet üretip, karşılığında, maaş / ücret almaktadırlar. Verilen görevleri hakkıyla yapıp istenilen hizmetleri gerçekleştirdikleri takdirde aldıkları maaş / ücret helaldir.

Bu itibarla, sorunuzda ifade ettiğiniz vergi memurluğu görevi, “faiz katipliği” kapsamına girmez.

79 Devlete ait kamu katılım bankalarına faiz karışıyor mu?

Ziraat katılımın kuruluş sermayesi hazineden kondu. Kuruluştan sonra sermaye Z.B. ın  bütçesine aktarılmış olabilir. Bu sermayenin işletilmesi katılım bankaları kurallarına göre oluyor.  Z. Katılım da işlemlerini şer'i danışmanlarından aldığı fetvalara göre yürütüyor.

80 Kurumumuz, personeline beş maaş kadar kredi açmakta olup, bu krediyi yıllık %3 faiz ile vermektedir. Bu krediyi kullanmak uygun mudur?

Günümüzde "faizli kredi" adıyla verilen her türlü krediyi almak caiz değildir. Zaruret olmadıkça bunlardan uzak durmak gerekir.

Zaruret ise, kişinin kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu bireylerin sağlık ve güvenlik içinde yaşamalarını sağlayan vazgeçilmezleridir.

Çeşitli ihtiyaçları sebebiyle, nakit parası veya yatırımda tuttuğu malı bulunan kişinin, kendi imkânlarını ve faizsiz alternatifleri kullanmaksızın faizli krediye başvurması caiz değildir.

81 Faizli bankadan kredi çeken kişi ölmüş, banka da sözleşme gereği parayı iade ediyor, bu parayı almak caiz midir?

Faiz ile çalışan bir bankadan  kredi almak da bunu  sigortalamak da caiz değildir.

Eğer kredi almış ise kişi ana parayı öder, faizi ödemez.

Borçlunun ölmesi borcu düşürmez, mirasından borcu ödenir.

Banka yasal olarak bu parayı veriyorsa alıp fakirlere veya hayır kurumlarına verilebilir.

82 Faize bulaşanlara Maide 33. ayetteki cezalar mı uygulanmalıdır?

- İlgili ayetlerin meali:

“Eğer böyle yapmazsanız (faizden vazgeçemezseniz) Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını biliniz! Eğer faizcilikten tövbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık eder, ne de haksızlığa uğrarsınız.” (Bakara, 2/279)

- Bu ayetin muhataplarının kimler olduğu hususunda farklı iki görüş vardır.

Birincisi: Bu hitap faizi haram kabul etmeyen “faizle alış-veriş arasında fark yok” diyen kâfirlere hitaptır. Buna göre bu ayette onlar iman etmeye ve faizin haram olduğunu kabullenmeye davet edilmiş, aksi takdirde kendileriyle savaşılacağı uyarısı yapılmıştır.

İkincisi: Ayetin muhatabı, faizcilikte ısrar eden müminlerdir. Bu takdirde söz konusu savaştan maksat, malum savaş değil, faiz suçundan dolayı hakkettikleri cezanın verilmesidir.

- Ayetin nüzul sebebi daha çok Sakif ile Kureyi arasında, faizin yasaklanmasından önce varılan bir anlaşmanın hükümlerine yönelik olduğu bildirilmiştir.

Daha önce Hz. Peygamberin de kabul ettiği bu anlaşmaya göre, Kureyşliler Sakiflilere olan faiz borcunu öderler fakat sakifliler ise, bundan böyle Kureyşlilere faiz borçlarını ödemezler. Bu ayetteki ifadenin anlamı şöyledir: “Ey Sakifliler! Siz imana girdiğinizi söylüyorsunuz. Öyleyse faiz artık yasaklanmıştır, sizin de bundan sonra faiz almamanız gerekmektedir. Eğer bunu yapmazsanız, daha önce olduğu gibi yine savaşa hazır olun.” Bu bir tehdittir. (bk. Razi, İbn Aşur, Bakara 279. ayetin tefsiri)

- Denilebilir ki, genel olarak faiz suçunun cezası savaş değildir. Ayette “Allah ve resulünün savaşı” ahiretteki ceza olarak da algılanabilir. Çünkü, faizle ilgili bir had cezası bildirilmemiştir. Demek ki cezası ahirettedir.

Faiz yiyenlerin ahiretteki hesaplarının çok şiddetli olduğunu vurgulamak adına “Allah ve resulü tarafından kendilerine savaş açıldığı” ifadesi kullanılmış olabilir. Nitekim rivayete göre, İbn Abbas şöyle demiştir: Kıyamet günü faiz kullananlara “haydin harb için al silahını!”denilir. (bk. Suyuti, ed-Durru’l-Mensur, Bakara:279. ayetin tefsiri)

Diğer ayetin meali:

“Allah ve Resulüne savaş açanların, (yol keserek terör eylemi yaparak) yeryüzünü ifsad etmek için koşuşanların cezası; öldürülmeleri veya asılmaları yahut sağ elleri ile sol ayaklarının kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onların dünyadaki rüsvaylığıdır. Âhirette ise onlara başkaca müthiş bir ceza vardır.” (Maide, 5/33)

- Bazı Tefsirlerde bu ayetin Bakara suresindeki ayetle birlikte nazara verilmesinin sebebi, icap ettiği takdirde müminlerle de savaşın /veya savaşla tehdit yapılabileceğini göstermektir. Yoksa, faiz kullananların yol kesicilerle aynı cezaya çarptırılacağı manasına gelmez. (krş. Razi, Bakara:279. ayetin tefsiri)

83 Bankalardan kar payı üstünden hisse vererek kredi çekmek caiz midir?

Helal olmaz, dolaylı faiz alıyor demektir.

Kâr payı alabilmek için parayı ödünç değil, ortaklığa vermesi, kâra ve zarara katılması gerekir.

84 Bankalara hizmet sunan şirketlerde çalışmak caiz midir?

Söz konusu Kredi Kayıt Bürosu A.Ş.'de çalışmak caiz değildir. Çünkü bunlarla çalışmak, dolaylı da olsa faiz işletenlere yardım etmek anlamına gelir.

“İyilik ve takvâda yardımlaşın; günahta ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir.” (Maide, 5/2)

mealindeki ayette, Allah’a karşı isyan eden kimselere yardım etmenin caiz olmadığı açıkça ifade edilmiştir...

85 Bankaların bilgi işlem merkezlerinde çalışmak caiz midir?

Bütün geliri veya gelirinin çoğu haram olan bir yerde zaruret bulunmadan çalışmak ve ücret almak caiz değildir. 

86 Risale-i Nur'da yedi büyük kebair içinde "faiz"in yer almaması hadise aykırı değil midir?

- Hadiste helak edici yedi kebair şöyle sırlanmıştır:

“(1)Allah’a şirk koşmak, (2)sihir, (3)haksız yere adam öldürmek, (4)yetimin malını yemek, (5)faiz yemek, (6)savaşı bırakıp kaçmak, (7) masum mümin kadınlara -yalan yere- zina isnadında bulunmak.” (Müslim, iman, 145)

- Bedüzzaman’ın konuyla ilgili ifadesi şöyledir: “Hem mektubunuzda "yedi kebair"i soruyorsunuz. Kebair çoktur, fakat ekber-ül kebair ve mubikat-ı seb'a tabir edilen günahlar yedidir: "Katl, zina, şarab, ukuk-u vâlideyn (yani kat'-ı sıla-yı rahm), kumar, yalancı şehadetlik, dine zarar verecek bid'alara tarafdar olmak"tır.” (Barla Lahikası, 335)

- Risaledeki farklı ifadeler şunlardır: 1-2. (şirk, sihir), 4-5-6-7. (yetim malını yemek, faiz yemek, savaştan kaçmak, masum kadınlara zina isnadında bulunmak) suçları  risalede zikredilmemiştir. Bunların yerine, “zina, şarab, Ukuku’l-valideyn (ana-babaya saygısızlık), kumar, yalancı şahitlik, dine zararlı bid’alara taraftar olmak” suçlarına yer verilmiştir.

- Bu farklılığın anahtar kelimesi, “ekberü’l-kebair” sözcüğüdür. Üstad, değişik hadislerde yer alan  “ekberü’l-kebair” ile “Mubikat-ı seb’a” şeklindeki iki ifadeyi, birleştirmiştir. Ancak, bu iki kavramın yer aldığı farklı hadis rivayetlerindeki günahların sayısını yine de yedi olarak tespit etmekle beraber, ilgili hadis kaynaklarında ayrı ayrı yer alan günahlardan uygun gördüğü suçları bir karma şeklinde harmanlamıştır.

Öyle anlaşılıyor ki, Üstad “yedi” sayısına sadık kalmış olmakla beraber, bu yedi günahtan -kendi zaviyesinden- en büyük gördüklerini bir araya toplamayı uygun görmüştür.

- Bunu sahih hadislere aykırı görmemek gerekir. Çünkü, farklı hadislerde  en büyük günah ile helak edici günahlar ayrı şekilde zikredilmiştir. Mesela: “En büyük günahlar” başlığında “Şirk, ana-babaya saygısızlık, yalan şahitlik” suçları verilmiştir. (bk.Müslim, İman, 143)

Risalelerde ise, yalnız “en büyük günah” veya “helak edici” günahlardan söz edilmemiş, bilakis, hepsinin de sahih hadis ve ayetlerde yeri olan bu günahların tamamından yedi tanesi seçilmiştir. Örneğin, yukarıdaki hadiste yer alan “Ana-babaya saygısızlık, yalan şahitlik” suçları, “mubikat/helak edici” günahlar arasında sayılmamıştır. Fakat Risalelerde bunlara yer verilmiştir.

- Risalelerde zikredilen büyük günahların bu asrın fert ve toplum hayatında yaptığı tahribatın boyutunu öğrenmekle, bunların ön plana çıkarılmasının hikmeti anlaşılabilir. Bu ise ciddi bir araştırmaya ve konuyla ilgili istatistiki bilgilere muhtaçtır. Birisi, günahların bu asırdaki tahribatlarını objektif bir şekilde bilimsel veriler şeklinde tespit ederse, bu sorunun da cevabını vermiş olur..

İlave bilgi için tıklayınız:

"Şirkten sonra en büyük günah, zina etmektir." (İbni Ebi'd-Dünya) hadisini açıklar mısınız? Neden adam öldürme, faiz, fitne çıkarmak, anne babaya isyan etmek ilk sırada değildir? | Sorularla İslamiyet

Büyük günahlar, yedi kebair nelerdir? Zina ve şirk büyük günahtır; peki gizli şirk ve göz zinası da büyük günah mıdır? | Sorularla İslamiyet

Bazı günahların, anne ile zina yapmak kadar günah olduğu doğru mudur? | Sorularla İslamiyet

87 Fiziki teslim yapmayan bankadan döviz almak caiz midir?

Mübadele edildiklerinde faiz gerçekleşen maddeleri (bu meyanda bir parayı başka bir para ile) mübadele ettiğinizde bunun peşin olması gerekiyor. Bankadaki hesabınıza geçmesi teslim sayılır. Mesela japon yeni aldığınızda banka bunu derhal hesabınıza geçirirse bu size teslim demektir. Sonra siz paranızı çekmek istediğinizde yeni tl ile değiştirmek isterseniz bunu da peşin yapacaksınız. Banka tek taraflı olarak paranızı bir başka paraya çevirme şartı koyamaz. Bunu ancak karşılıklı rıza ile yaparsınız.

88 Malı ödünç vermek, veresiye (nesîe) faizi mi olur?

Aynı cins malların alım-satımı, hem eşit hem de peşin olmalıdır. Ödünç vermelerde ise, eşit olması yeterlidir. Peşin olması gerekmez.

Konunun daha iyi anlaşılması için alışverişlerdeki fazlalık faizinin ve veresiye faizinin açıklanması gerekir.

Alışveriş faizi, Araplar’ın daha önce bilmedikleri, ilk defa Hz. Peygamber (asm) tarafından açıklanan bir faiz çeşididir. Peşin alışverişlerde ortaya çıkan faize “fazlalık faizi” (ribe’l-fadl), vadeli alışverişlerde ortaya çıkan faize de “veresiye faizi” (ribe’n-nesîe) denilmiştir.

Ubâde b. Sâmit’in rivayet ettiği hadis, alışveriş faizinin iki çeşidini de açıklamakta ve bu konudaki hadislerin bütünlük ve mükemmellik açısından en önemlisi olarak görülmektedir. Hadisin meali şöyledir: “Altına karşılık altın, gümüşe karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma, tuza karşılık tuz cinsi cinsine birbirine eşit ve peşin olarak satılır. Malların sınıfları değişirse peşin olmak şartıyla istediğiniz gibi satın.” (Müslim, Müsakat, 81; Tirmizî, Büyû, 23)

Veresiye faizi, ister aynı ister farklı cinsten olsun, faize konu teşkil eden iki malın mübadelesinde bedellerden birinin veya her ikisinin vadeli olması halinde gerçekleşir. Karşılıklı bedeller eşit tutulmuş olsa bile vade halinde veresiye faizi doğar.

Meselâ 10 gram altın, vadeli 10 gram altın veya 750 gram gümüş karşılığında satılırsa veresiye faizi ortaya çıkar.

Alınan ve verilen miktarların eşit olması şartıyla ödünç akdinde faizin söz konusu olmadığını belirtmek gerekir. Bunun sebebi ödünç akdinin teberru sayılması ve konan vadenin bağlayıcı olmamasıdır.

İslâm’ın izin verdiği vadeli satış türü bedellerden birinin para olduğu muameledir. Paralı bir muamelede ister mal peşin, para vadeli, ister para peşin, mal vadeli olsun alım satım caizdir.

Demek ki, herhangi bir malın ödünç verilmesi faiz olmaz.

Anneniz komşusuyla süt alış verişi yapmasın, ödünç alsın veya versin.

89 Faiz ile iş yapanlar kafir midir?

İlgili ayetin meali şöyledir: “Eğer böyle yapmazsanız (faizden vazgeçemezseniz) Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını biliniz! Eğer faizcilikten tövbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık eder, ne de haksızlığa uğrarsınız.” (Bakara, 2/279)

- Faiz ile iş yapanlar -faizi helal saymadıkları sürece- kafir olmazlar. Çünkü ehl-i sünnetin akidesine göre, faiz gibi büyük günah işleyenler de kâfir olmazlar.

- Günümüzde bankada faiz ile kredi çeken ile faiz karşılığı para veren kişiler aynı sayılır. Çünkü faiz muamelesi haramdır.. Veren de alan da bu muameleden dolayı suç işlemiş olur.

- Ayette meal olarak yer alan Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını biliniz” ifadesi, faiz yiyenlerin kâfir olacağını değil, büyük günah işlemiş olacaklarının işaretidir. (bk. Şevkâni, Bakara:278-281. ayetlerin tefsiri)

- Bununla beraber, bu ayetin muhatapları kâfirler olduğunu söyleyen alimler de vardır.

Buna göre, ayette kâfirlere hitaben şöyle denilmiş olur: “Eğer siz faizin haram olduğunu itiraf etmezseniz, bilin ki Allah ve resulü ile harp halindesiniz”

Bu yoruma göre, ayet, faiz ve İslam’ın diğer hükümlerinden yalnız birini bile inkâr edenin kâfir olacağına delalet etmektedir. (bk. Razi, ilgili yer)

- Allah ve Resülü ile savaşmaktan maksadın ne olduğu konusunda genel anlamda iki yorum vardır:

a) Bu ifadeden maksat, faizin büyük bir suç olduğunu vurgulamak ve faiz yemeye devam edenleri şiddetle uyarmaktır.

b) Bu ifadeden maksat, faiz yiyenlerle gerçek savaşın yapılacağını ilan etmektir. Bunu detaylandıracak olursak;

Eğer bu faiz kullanmada ısrar eden bir şahıs olup, imamın/devlet resi/veya yetkilisinin gücü yetiyorsa, ona tazir cezasını uygular veya yakalayıp hapse koyar ve tövbe edinceye kadar orada bırakılır.

Yok eğer, faizle iştigal edenler, kuvvet  ve asker sahibi bir topluluk ise, bâğilere/teröristlere karşı yapılan savaşın aynısı bunlara karşı da yapılır. Bu savaş ve cezalar onların kâfir olmalarında değil, büyük suç işlemekte ısrar etmelerindendir. Nitekim, İslam’da -kâfir olmadıkları halde- Ezanı terk eden veya ölüleri defnetmeyen topluluğa karşı savaş açılacağı gibi, bunlara karşı da  açılır. (bk. Razi, a.g.y)

- Rivayete göre, İbn Abbas, Katade ve Rabi b. Enesin bu konuda görüşleri şöyledir: “Faizle iştigal eden kimse tövbe etmeye davet edilir, tövbe etmezse öldürülür.”

Bu yorumu açıklayan Cessas’a göre, bu öldürme işi, faizi helal sayanlar için geçerlidir. Çünkü faizle iştigal eden kimsenin -onu helal saymadığı sürece- kâfir olmayacağı konusunda alimlerin ittifakı vardır.

Bununla beraber, Allah ve Resulü tarafından size savaş açıldığını biliniz” mealindeki ayetin tehditli ifadesi, küfrün dışındaki bazı suçlar için de kullanılır. (bk. Cessas, Ahkâmu’l-Kur’an, 2/192)

Faiz günahın dehşetiyle ilgili görüntülü cevaplar için tıklayınız:

90 Kredi kullanarak mal alan kişiden o malı kiralamak caiz midir?

Soru 1: Bu turizm şirketi eğer bize aldığı finansal kiralama (leasing) malı banka kredisi kullanarak alırsa veya bankalarla çalışan bir kurumsa, bizim bu turizm şirketinden leasing yapmamız caiz midir?

Cevap: Bir malın kiracısı veya maliki, o malı faizli kredi ile almış olsa da siz ondan satın alabilir veya kiralayabilirsiniz.

Soru 2: Kiralama süresi bitince malı bedelsiz olarak bize satışını yapması caiz midir? 

Cevap: Bedelsiz  ise bu satış olmaz, bağışlama (hibe) olur.

Soru 3: Bu turizm firması aynı şekilde ev aldığında bunun üstüne veya başka bir taşınmamıza satılamaz şerhi(ipotek) koydurması caiz midir? 

Cevap: Alalacağın temainatı için ipotek yaptırılabilir, ipotekli mal  koşulan şarta göre ya satılmaz veya ipotekli olarak satılır.

Soru 4: Bu şerh banka tarafından olsa olur mu?(Katılım Bankası) 

Cevap: Evet, bunu  katılım bankası da yapabilir.

Soru 5: Bir pos cihazı var ve ben araba almak istiyorum.Bu pos cihazı araba satan kişinin değil de kartın arabaya taksit yapmadığı için başka bir kömürcü arkadaşının olabilir mi? Bu caiz midir; hile ve aldatmaca olur mu?

Cevap: Bu hile olur ve caiz değildir.

91 Bankaların yatırımı ile kurulan şirkette çalışmak doğru mudur?

Faiz işleminin içine girmiyorsun, içinde faize nispetle daha çok helal anaparanın bulunduğu bir mal varlığını koruma görevi yapıyorsun.

Daha uygun bir iş buluncaya kadar bu işte çalışabilirsin.