Keşke kuş olsaydım, keşke saman çöpü olsaydım da bu sorumlulukları yüklenmeseydim, sözünü nasıl anlamalıyız?

Soru Detayı
"Keşke kuş olsaydım, keşke saman çöpü olsaydım da bu sorumlulukları yüklenmeseydim diyen Hz. Ebubekir ve küntü türâbâ ile biten ayet ve yanlış hatırlamıyorsam (siz doğrultursanız memnun olurum) keşke insan olmasaydım gibi bir hadis işitmiştim (yanlış olmasından korkuyorum)" bu gibi ifadelerle "vücut Hayr-ı mahz ve cehennemde de olsa beka isterim ve insan taş hayvan vb olmayarak Allah’a her daim şükretmesi ve cehennemde yaşamak bile yok olmaya göre bir yüksek mevki olması" meseleleri nasıl tevfik edilir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Keşke demek, çoğu zaman iradenin hakkını veremeyişten, kadere ve takdir-i İlâhîye itimadın eksikliğinden kaynaklanan sızlanışların bir yansımasıdır.

Ancak bir de Allah'ın rızasını celbeden, muhasebe ve murakabe boyutlu, yapılan hayrın az görülmesi ve küçümsenmesinin neticesi olan, tevazu renkli keşke vardır ki, o, insanı bütün bütün kazanç kuşağında dolaştırır.

Ayrıca bir şeyin ne kadar önemli olduğunu göstermek ya da ne kadar büyük bir sorumluluk olduğunu bildirmek için de kullanılan keşke'ler de vardır.

Bu nedenle, keşke'yi, kim demiş, kime demiş, niçin demiş ve hangi makamda söylemiş gibi konuları bilmek gerekir. Bir yerde hata olarak kullanılan keşke, bir başka yerde bir nimeti hatırlatmak, bir şeyin önemini belirtmek, bir sorumluluğun yüküne dikkat çekmek olabilir.

Nitekim, Allah Rasulü (asm) buyurur ki; "Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olan Allah a yemin ederim ki, ne kadar isterdim; keşke, Allah yolunda savaşsam ve öldürülsem. Sonra bana bir kere daha can nimeti bahşedilse ve yine cihadın hakkını versem, yine O'nun uğruna öldürülsem. Sonra yine savaşsam ve öldürülsem." (Müslim, İmare, 103) Efendimizin bu sözleri de bir temenni ifadesidir. Fakat, kaderi tenkit, haddi aşmak yahut Meşîet-i İlâhiye'ye karışmak değil, Allah yolunda bulunmanın ve O'nun uğrunda şehadet şerbetini içmenin güzelliğinin beyanıdır. Kazanma kuşağına ait bu temenniyi Allah Rasulü'nü rehber edinen hak erlerinin beyanlarında da görmek mümkündür.

- Diğer taraftan, şunu unutmamak gerekir ki, bu gibi karşılaştırmaları, ilmi, nazari bir delile dayandırmaya çalışmak oldukça zordur. Çünkü, gerek Hz. Ebubekir’in gerekse Bediüzzaman’ın ifadeleri, o andaki  hissiyatlarının dışa vurmuş halidir.

İnsanlar, bazı zamanlarda öyle bir hissin altında kalır ki, başka zamanlarda aynı hissini koruması mümkün olmayabilir. Örneğin; hislerine kapılarak nice cinayetler işleyen kimselerin, beş dakika sonra bu yaptıklarından pişmanlık duydukları bilinen bir gerçektir. Hayatı ölümden beter görüp de intihar eden kimselerin büyük çoğunluğu, eğer bir daha hayata dönselerdi -kuvvetli ihtimalle- bir daha intihar etmeyi düşünmeyeceklerdi.

- İnsanların, psikolojik durumları itibariyle bazı zamanlarda gördükleri coşkunluk hissi/istiğrak hali, başka zamanlarda bulmayabilirler. Bu halde dediklerinde samimidirler ve doğru söylüyorlar. Ancak söylediklerini, genel bir bilimsel gerçeklik içinde ele almak yanlıştır. Çünkü hissiyatın anlık coşkusu, varlığın genel statüsüyle her zaman uyuşmayabilir.

- Bununla beraber, Bediüzzaman hazretleri, cehennemde yanmak ile var olmak arasındaki karşılaştırmayı yaparken, varlık ile yokluk arasındaki derin uçuruma dikkat çekiyor. “Bir zaman, küçüklüğümde, hayalimden sordum: “Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?” dedim. Baktım, ikincisini arzulayıp birincisinden “Ah!” çekti. “Cehennem de olsa bekà isterim” dedi.” şeklindeki ifadesi bu konuda çok açıktır.

Ayrıca Bediüzzaman bu işi hayalinden sorduğunu belirtiyor. Zaman, zaman “bu sıkıntı/böyle bir hayat cehennemden beterdir..” cümlesini kullandığımız bilinen bir gerçektir. Bundan maksat o andaki sıkıntının büyüklüğünü abartılı, vurgulu bir şekilde anlatmaktır. Bununla beraber o an için bunu söyleyen kişinin nezdinde o sıkıntının hayal ettiği cehennemden beter olması da mümkündür.

- Bediüzzaman’ın da ifade ettiği gibi, “herkesin bu dünyada koca bir dünyası var. Âdeta insanlar adedince dünyalar birbiri içine girmiş. Fakat herkesin hususî dünyasının direği, kendi hayatıdır. Ne vakit cismi kırılsa, dünyası başına yıkılır; kıyameti kopar. Ehl-i gaflet, kendi dünyasının böyle çabuk yıkılacak vaziyetini bilmediklerinden, umumî dünya gibi daimî zannedip perestiş eder.” (Lem'alar,

233 )

İşte herkes, bu hususi dünyasında o andaki hissiyatıyla yaşar, düşünür, lezzet alır veya elem çeker. Dünya hayatının farklı değerlendirilmesi, bu farklı hissiyatın tezahürüdür.

Bazı hadislerde “şöyle bir amel yapan Hz. Musa’nın sevabı kadar sevap kazanır” diye ifade edilir. Bediüzzaman hazretleri bu hadisi açıklarken der ki: “Buradaki müvazene, Hazret-i Musa (as) ve Harun'un (as) meçhulümüz olan hakikî sevabları ile müvazene değil, -çünki teşbih kaidesi, meçhulü malûma kıyas eder- belki muvazene edilen ve malûmumuz olan ve tahminimize giren sevablarıyla bir abd-i mü'minin bir virdine mukabil meçhulümüz olan hakikî sevabıdır. (Sözler, s. 349 )

İşte bunun gibi, Bediüzzaman hazretlerinin karşılaştırmasında ve bizlerin zaman zaman dediğimiz “Bu hal, cehennemden de beterdir” ifadesindeki karşılaştırma, cehennemin gerçek mahiyeti ile değil, bir insan olarak tahmin ettiğimiz kadarıyla bir muvazenedir. Kâfirlerin ahiretin gerçekliği karşısında “keşke toprak olsaydım” demeleri ve bunu hissetmeleri, göz önündeki bir hakikatin ifadesidir.

İlave bilgi için tıklayınız:

"Keşke şöyle olsaydı..." demenin bir sakıncası var mıdır? Günlük ...

"Keşke deli olsaydım da ben de sorumlu olmasaydım, cehenneme ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun