3. Ticaret:


Kazanç yollarından biri de ticarettir. Kur`ân-ı Kerîm`de:


a. Allah`ın lütfundan rızık aramak üzere yeryüzünde dolaşılması, gemilerle seyahat edilmesi tavsiye olunmuş; böylece iç ve dış ticaret teşvik edilmiştir. (el-Müzzemmil, 20; Fâtır, 12; er-Rûm; 46).


b. Haccın hikmetleri arasında, "Menfaatlarını görmek ve elde etmeyi" de zikrederek (Hac, 27), müslümanları yılda bir defa bir araya geldikleri hac mevsiminde ibâdet vazifelerini ifanın yanısıra ticarî münasebetlerini de geliştirmeye teşvik etmiştir. Buhârî`nin rivayet ettiğine göre, müslümanlar hac mevsiminde ticaretten çekinir, bu hâlin hâlis niyetlerini ve sâfi ubûdiyetlerini bulandırmasından korkarlardı. Bunun üzerine Allah:


"Rabbınızdan lütuf ve refah istemenizde bir günah yoktur" (el-Bakare, 198) âyetini indirerek bu anlayışı ortadan kaldırmıştır.


c. Kur`ân-ı Kerîm, örnek müslüman tüccarları: "Ticaretin ve alış-verişin kendilerini Allah`ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymadığı kişiler" (en-Nûr, 37) olarak tavsif buyurmuştur. Demek ki örnek müslüman şahsiyet, dünyayı, çalışmayı terkederek kendini sadece âhirete veren, ibadetle meşgul olan kişi değildir. Ticaret ve alış-veriş ile meşgul olduğu, dünya işlerini yerine getirdiği halde, dinî vazifelerini de aksatmayan, ibadetlerini eksiksiz yapan kimsedir. Kur`an nazarında ticaretin ve alış-verişin ne derece meşrû ve mübah olduğuna, bu delil yeterlidir. Peygamber  Efendimiz de sözleri, fiilleri ve takrirleriyle daima ticareti teşvik etmiş, onu övmüştür. O`nun ticaretle ilgili hikmetli sözlerinden bâzıları şunlardır:


"Güvenilir, dürüst tüccar, kıyâmet gününde şehidlerle beraberdir."


"Güvenilir ve dürüst tüccar peygamberler, sıddıklar ve şehidlerle beraberdir..." Resûlüllah`ın doğru ve güvenilir ticaret adamını mücahid ve Allah yolunda şehid derecesine çıkarmasında hayret edilecek bir cihet yoktur. Çünkü cem`iyetlerin ayakta durmasında iktisadî hayatın istikrarı, ticarî münasebetlerin sağlam ve âhenkli şekilde cereyanı, vatan müdafaası kadar önemlidir. Yani bir milletin hayatiyetini devam ettirebilmesi askeî cihad yanında iktisadî cihada da bağlıdır. Bilhassa günümüzde iktisadî alandaki cihad, askerî sahadaki cihadın çok üstüne çıkmıştır. Diğer taraftan ticaretteki büyük kazanç; insanı hırsa, hangi yoldan olursa olsun devamlı kâr etmeye sürükler. Bu durumda, içindeki çok kazanma hırsını frenliyerek, kendisine güveni kötüye kullanmayan, dürüstlükten ayrılmayan tüccarlar, nefisleriyle yaptıkları büyük bir cihadı kazanmış, mücahidler arasına katılmış sayılırlar. Resûlüllah`ın (A.S.M.) Sahâbîleri arasında san`atkâr, çiftçi ve diğer kazanç yollarıyla meşgul olan kimseler yanısıra tüccarlar da vardı. Umumiyetle Ensar, bahçe ve tarlalarda, çiftçilikle; Muhâcirler de çarşı ve pazarlarda ticaretle uğraşırlardı. Hz. Ebu Bekir, Abdurrahman bin Avf, Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi Cennetlik sahâbîlerin de ticaretle geçimlerini kazandıkları göz önüne alınırsa, ticaretin İslâm`daki yeri ve önemi daha iyi kavranabilir. İslâmda ticaret teşvik edilmekle beraber, başıboş da bırakılmamış, ahlâkî, içtimaî sahalarda zararlı olmaması için gereken her türlü tedbirler alınmış, çeşitli sınırlamalar getirilmiştir. Şöyle ki:


a. İslâmın kullanılmasını yasakladığı şeylerin ticareti de yasak ve haramdır. İçki, uyuşturucu madde, domuz, müstehcen eşya ve resimlerin ticareti gibi...


b. İslâmın mübah saydığı şeylerin ticaretinin helâl olabilmesi için ise, ticaret muamelesine, yalan, aldatma, faiz, hile, ihtikâr,  fahiş kazanç gibi, gayr-i meşru davranışlar karıştırılmamalıdır. Karıştırıldığı takdirde ticaret mübah olmaktan çıkar, haram olur. Peygamberimiz bir hadîs-i şeriflerinde ticaret erbâbını şu şekilde îkaz buyurmuşlardır: "Tâcirler, kıyamet günü fâcirler (günahkârlar) olarak diriltilirler. Ancak Allah`tan korkan, iyilik ve doğruluktan ayrılmayanlar müstesna..."


 

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun