Kalp ile gerçekten iman edebilmek için ne yapmak gerekiyor?

Kalp ile gerçekten iman edebilmek için ne yapmak gerekiyor?
Tarih: 17.11.2019 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Kalbimle iman edemiyorum. Hala Müslüman olmamın tek sebebi Kuran'daki bilimsel mucizeler. Bir yaratıcının olması mantıklı geliyor ama dinler, kıssalar yıllar önce yazılmış hikayeler gibi geliyor. Namaz kılan biriyim fakat içinde bulunduğum çelişkiden dolayı namaz kılmak hiç olmadığı kadar zor geliyor. Kuran'ı mantığımla inkar edemezken kalbimle iman edemiyorum. Kalp ile gerçekten iman edebilmek için ne yapmak gerekiyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hakîki iman, insanı harekete getiren, sahibini iyiye, doğruya, salih amele götüren muharrik kuvvet olmalı; eseri hayata fiilen intikal ederek mümini ve çevresini aydınlatmalıdır. İşte bu da, inanılanı, hayatta tatbik etmekle, yani; Allah'a ibadetle, salih amel adıyla anılan iyi ve doğru işler yapmakla ve güzel ahlâka ermekle olur. O halde, imansız olarak yapılan ibadet ve amel makbul değilse (ve nifâk alameti sayılırsa), amel ve ibadete sevketmeyen ve kalbde saklı kalan iman da kafi değildir.

Öyle ise, imanı kemâle erdirmek ve olgun bir hale getirmek için, Allah'ın emirlerine sarılmak, yasaklarından kaçınmak; yani salih amel lâzımdır. İşte ancak bu gibiler, Allah'ın rızasına ve sonsuz saadete ererler. Bunun içindir ki; amel imanın hakikatine dahil değil ise de; kemâlinden olduğunda şüphe yoktur.

Esasen iman, beş duyumuzla hissedemediğimiz ama akıl ve kalbimizin ortak çalışmasıyla ortaya çıkan bir olgudur.

Bakara suresinin hemen başında ve bütün Kuran’da bizden “gayba iman” yani görmediğimiz, duymadığımız ancak başta akıl, nihayetsiz delillerle varlığının olmazsa olmaz olduğuna inandığımız “Allah’a iman ve diğer iman esaslarına inanmamız” istenmektedir.

Hakiki iman sadece akılla olmadığı gibi, sadece kalp ile de olmuyor; bu ikisinin ortak çalışmasıyla olması gerekiyor.

Peki sevgi, korku, aşk, heyecan, ümitsizlik, coşku... bunlar akılla oluyor mu?

Ne zaman korktuk da beynimiz titredi? Ne zaman sevdik de gözlerimiz aşk ile yandı? Ne zaman üzüldük de, haberi alan kulaklarımıza hüzün çöktü?

Bunların ve daha nice hislerin tamamı sadece kalpte hissedilmiyor mu?

Bütün bu hisleri iliklerine kadar kalbimizde yaşamayı bize kim öğretti?

Bunlar ister istemez olmuyor mu? 

Hatta bazen kalbimiz heyecandan öyle çarpıyor ki, kontrol edemediğimizden, yapacağımız işe bile engel olabiliyor. Ama pır pır çarpmasının önüne geçmek için hiç bir şey yapamıyoruz.

Hepimizin bildiği ve yaşadığı bu tespitler sonrası gelelim sizin durumunuza.

Evvela şunu bilin ki aklen veya kalben olsun imanın dereceleri sonsuzdur. Yani insan “Ben inandım, ikna oldum, o zaman tamamdır bu kadar yeter!” asla dememeli. Çünkü iman akıntıya karşı yüzmeye benzer; yüzerken belli bir süratte gidersiniz ancak, burası iyiymiş deyip durduğunuz dakikada akıntı sizi gerisin geri, hatta fazla durursanız hareket ettiğiniz noktadan dahi geri götürür.

Onun için bir müminin canı ve şuuru tende olduğu müddetçe imanını arttırıcı tefekkürler yapmalı, başta Kuran, hadis, siyer, tefsir ve özellikle de imanını inkişaf ettirici Kuran tefsirleri okumalı ve internetten de olsa bu tarz derslerden istifade etmelidir. Sitelerimizde bunlara yönelik nice dersler vardır.

Siz çok şükür nihayetsiz deliller karşısında aklen iman etmişsiniz, ancak kalbinizde bunun tam karşılık bulamadığını ifade ediyorsunuz. 

İşte size üç kısa tavsiye;

Evvela unutmayınız ki şeytan var! 

Onun işi zaten kalbe vesvese vermek ve özellikle de oradan çalışmaktır! 

Onun için ilk başta şeytandan Allah’a sığının ve yardımı da ihlasla O’ndan isteyin!

Akabinde mademki sorun kalbinizde, buna çözüm getiren Kuran’ı dinleyin ve sık sık Allah’ı zikredin.

“Allah'a yönelen ve böylece Allah'ın hidayete erdirdiği kimseler; iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikri ile mutmain olan kimselerdir.

Dikkat edin! Kalpler ancak Allah'ın zikri ile mutmain olur!” (Rad suresi 28)

Sonra da kendinizde, çevrenizde, dünyada, kâinatta olan biteni tefekkür edin. 

Tefekkür muazzam bir ibadettir. 

Ne kadar az tefekkür edersek o kadar gafletimiz artar. Ne kadar çok tefekkür edersek, Allah’ın isimlerini, sıfatlarını ve her şeyde tecellisini görür mutmain oluruz. 

Bu tatmin bize bir taraftan “Elhamdülillah! Sübhanallah!” dedirtecek diğer taraftan Cennet ümidini yeşertip, Cehennem korkusunu da hissettirerek, kalbimizde muhakkak bir hareketlenme yapacaktır.

Misal olarak havayı tefekkür edelim; 

Fenlerimiz kısaca diyor ki;

- Hava esas olarak oksijen ve azot atomlarından oluşmuş renksiz ve kokusuz bir gazdır. 

- Sesi, ışığı, kokuyu, harareti... iletir.

- Rüzgâr olur serinletir, bulutları getirir, çiçekleri aşılar.

- İnsan ve hayvanların ciğerlerine girer pis kanı temizler.

- Bitkiler ve ağaçlar pis hava ile beslenir, hayvan ve insanlara lazım olan temiz havayı üretir.

- Dünyanın etrafındaki atmosfer katmanları havanın uzaya yayılmasını engeller.

- Kısaca havanın olmadığında, kısa zaman içinde başta insan olmak üzere dünyada bildiğimiz tarzda hiçbir canlı kalmaz!

Tefekkür edersek, yani bu ilmi tespitlerin arkasında kim var diye düşünürsek göreceğiz ve anlayacağız ki bunların hepsinin kendi kendine olması imkânsız! 

Bu şuursuz, kudretsiz, iradesiz, merhametsiz, akılsız, hikmetsiz, ilimsiz, cansız, cahil, kör, sağır... O ve N atomlarının bunca nihayetsiz işi, hem de aynı anda karıştırmadan, eline yüzüne bulaştırmadan yapması olacak şey midir? 

Demek bu atomlar, zerreler birisinin memurudur! Birisinin emrinde çalışıyorlar!

Kuran Fetih suresinde ne diyor;

“...Semavatın ve arzın orduları Allah'ındır!...”

Evet! İşte bütün bu işleri idare eden Padişahı bulduk!

Peki o bütün bu işleri çevirip idare eden mutlak güç sahibi Padişah kitabında tefsiren ne diyor;

 “Ben Allah’ım! Bana itaat edin ebedi huzuru bulun! Etmezseniz ebedi ceza çekeceksiniz!”

İşte bu ve benzeri tefekkürlerle öyle bir noktaya geliyoruz ki “Havf ve Reca” arasında kalıyoruz; dediğimiz gibi bir taraftan Cennet ümidi bizi heyecanlandırırken, bir taraftan Cehennem korkusunu iliklerimizde hissediyoruz. Bunlar da kalbimizde hareketlenmeler getiriyor.

Bu şuur ibadetimizdeki huşuyu; artan huşu da iman ve iman hakikatleri üzerindeki tefekkürümüzü artırıyor.

Unutmayınız ki, elinizi, kolunuzu, bacağınızı, gözünüzü belki kontrol edebiliyorsunuz ama kalbinizi edemiyorsunuz.

Elsiz, kolsuz, bacaksız, gözsüz olunabiliyor ama kalpsiz olunamıyor.

Özet olarak, bu kalbi oraya koyana, onu saat gibi çalıştırana, zamanı gelince de durdurana tam bir teslimiyetle yönelin, yardımı da ihlasla O’ndan isteyin, O’na teslim olun! 

İşte o zaman inşallah imanınızı kalben nasıl hissettiğinizi göreceksiniz! 

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah'ın varlığına kalbimizle tasdik edip inandığımızı nasıl anlarız ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun