Kafirlerin hem yanmaları hem de acı çekmeleri garip değil mi?

Soru Detayı

İbnül Arabi ve Bediüzzaman’ın bu görüşleri tuhaf geliyor!
1. İbnül Arabi ve Bediüzzaman Hazretleri Maide 37 ve Ali İmran 88’e rağmen cehennem ateşinin Allah’ın bilebileceği uzun bir mühletten sonra can acıtmayacağını ve bu ateşe yavaş yavaş alışılacağını nasıl söyleyebilmişlerdir?
2. Allah(cc) cehennemde ebedi kalacak olanlara vereceği azabı uzun bir mühletten sonra can acıtmayacağı ve yavaş yavaş alışabilecekleri şekilde verecek olsaydı Allah(cc)’ın azabın şiddetini yavaş yavaş azaltması ve ateşin can acıtmayacağı vakitte ateşi söndürmesi (haşa) daha mantıklı olmaz mıydı? Hem yanmaları hem de acı çekmemeleri biraz garip geliyor.
3. Eğer görüşleri yanlışsa “Rahmetim gazabımı geçti.” hadisini nasıl anlamalıyız? Allah(cc)’ın gazabı acı çektirmek ise ve rahmeti gazabını geçmiş ise bu cehennemde ebedi kalacak olanların çektiği acıların bir gün biteceğini göstermez mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

İlgili ayetlerin meali:

“(o inkârcılar) Ebedî olarak bu lanetin içine gömülüp gideceklerdir. Ne azapları hafifletilecek ne de kendilerine fırsat tanınacaktır.” (Al-i İmran, 3/88)

“Onlar/O inkarcılar ateşten çıkmak isterler, fakat oradan çıkamayacaklardır. Onlar için sürekli bir azap vardır.” (Maide, 5/37)

- Alimler ilk ayetin tefsirinde şu  görüşlere yer vermişlerdir:

Bu ayetten anlaşılan şudur ki, ebedi olarak cehennemde kalacak olanlar/kâfirler için bir tek saat bile ne azapları hafifletilir ne de ufak bir ara verilir. (İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

Kelam alimlerinin bu konudaki görüşleri de böyledir. Onlara göre de kafirlere verilen azap tamamen zarar verecek bir konumdadır. Hem daimidir, aralıksızdır, hem hiçbir iyi tarafı da yoktur. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Bediüzzaman hazretlerinin konuyla ilgili bir soruya karşılık verdiği cevabındaki ifadesi şöyledir:

“S- Pekâlâ o ebedî ceza hikmete muvafıktır, kabul ettik. Amma merhamet ve şefkat-i İlahiyeye ne diyorsun?

C- Azizim! O kâfir hakkında iki ihtimal var. O kâfir, ya ademe gidecektir veya daimî bir azab içinde mevcud kalacaktır. Vücudun velev Cehennem'de olsun, ademden daha hayırlı olduğu vicdanî bir hükümdür. Zira adem, şerr-i mahz olduğu gibi, bütün musibet ve masiyetlerin de merciidir. Vücud ise velev Cehennem de olsa, hayr-ı mahzdır.

Maahaza kâfirin meskeni Cehennem'dir ve ebedî olarak orada kalacaktır.

Fakat kafir, kendi ameliyle bu duruma kesb-i istihkak etmiş ise de, amelinin cezasını çektikten sonra, ateş ile bir nev' ülfet peyda eder ve evvelki şiddetlerden azade olur. O kâfirlerin dünyada yaptıkları a'mal-i hayriyelerine mükâfaten, şu merhamet-i İlahiyeye mazhar olduklarına dair işarat-ı hadîsiye vardır.” (İşarat-ül İ'caz, 81)

Üstadın “işarat-ı hadisiye” dediği hadisin hangisi olduğunu kesin olarak bilmiyoruz. Yalnız bu konuda şu deliller gösterilebilir:

1. "Rahmetim gazabımı geçti." (bk. Aclunî, Keşfü'l-Hafâ, 1/448) manasındaki kutsi hadisi, bu konudaki işarete bir işaret olabilir. Rahmetin gazabını geçtiğini gösteren en açık bir belge, ebedi bir hapis olan cehennemdeki en sonunda azaplarının hafifletilmesi olarak ortaya çıkmasıdır.

2. ”Rahmetim her şeyi kaplamıştır.” (Araf, 7/156) mealindeki ayetten öyle bir işareti sezmek mümkündür.

3. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Allah mahlukları yarattıktan sonra, Arşın üstünde yanında bulunan kitabına şunları yazdı: ‘Rahmetim, gazabıma galip geldi.’” (Buhari, hno: 3194)

Rahmetin gazaba galip gelmesinin bir manası şudur: Gazabının tecellileri ile  kâfirlerin suçlarına karşılık olarak çektikleri cezadan sonra, yine en üst konum ve mutlak hakimiyet sonsuz ilahi rahmetin olacaktır.

4. Adalet-i İlahiye noktasından bakılabilir. Yani bu insan yaptığı ve işlediği günahlardan dolayı azap görecektir. Ama bu insanlar, Bediüzzaman’ın dediği gibi, yaptıklarının cezasını çektikten sonra, ateşe ülfet peyda etmesi yani alışması adaletin neticesidir.

5. Kâinatta ne varsa, Allah’ın bir ismini gösterir, onun aynasıdır. Bu durumda, cehennemde olan insanların da Allah’ın bazı isimlerine mazhar olması da mümkündür.

Kim bilir belki de Allah’ın "Metin" ismine mazhariyet söz konusu olacak ve ateşe karşı dayanıklılık verilecektir. Keyfiyetini Allah bilir..

Cevap 2:

Bilindiği üzere dünya daru’l-hikmettir, ilahi icraatlar sebepler dairesinde hikmetli halkaların bağlantısıyla tedricen peyderpey tahakkuk eder. Ahiret ise daru’l-kudrettir. Böyle sebeplere, aşamalara ihtiyaç yoktur.

Bu sebeple cehennem ateşinin hafifleyerek sönmeye yüz tutması gerekmez. Kaldı ki, konumuzda cehennem ateşinin sönmesi diye bir şey söz konusu değildir.

Azabın hafifletilmesi, ateşin şiddetinin hafifletilmesi ile olduğu gibi, azap çekenlerin bünyelerinde elem ve acıyı hissetme duyularının hafifletilmesi ile de olabilir.

- “Derileri her yandığında azap çekmeleri için yanmış derilerini yeni derilerle değiştiririz.” (Nisa, 4/56) mealindeki ayetin ifadesine bakılırsa, elem ve acı hissi derilerle oluyor. Bu günkü bilim de Kuran’ın yaklaşık 15 asır önce parmak bastığı bu gerçeği görme noktasına gelmiştir.  

Buna göre, yanmış derilerin tazelenmelerine imkan vermemek de cehennemliklerin azabını hafifleten bir unsurdur.

Cevap 3:

Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı üzere, İbn Arabi ve Bediuzzaman gibi düşünenlerin bu düşüncesi yanlış değildir.

Buna göre, sorudaki ayet ve benzerlerinde ebedi cehennemlik olan kafirlerin azaplarının hafifletilmeyeceğine hatta artırılacağına yönelik ifadeler, “Normal suç-ceza ilişkisi çerçevesinde adaletin tecelli ettiği bir durumla” alakalıdır. Bu devrede celal penceresinden tecelli eden ilahi gazab hâkimdir.

Cezalarının karşılığını gördükten sonra, gazabı geçen ilahi rahmet devreye girer ve -cehennemin dışına çıkmaları ilahi hikmete göre mümkün olmadığı için- ilahi gazabı devre dışı bırakır. Artık inkârcılar, ebediyete kadar cehennemde kalmakla birlikte, lezzetsiz ama aynı zamanda az da olsa kedersiz bir hayat süreceklerdir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
343 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun