Kadının hem çalışıp hem evdeki dengeyi kurması neden birinci hedefimiz olmuyor?

Soru Detayı

Kadının çalışması ile ilgili alimlerimizin yorumlarını okuduğumda “Aslolan kadının evinde çocuklarına bakmasıdır.” yorumlarını görüyorum. Ben evli değilim ve o annelik hissini vs. bilemem ama kadın hem çalışıp hem annelik yapamaz mı? Çalışıp bu ülkeye, dünyaya faydalı olup Müslümanları ileri taşıyamaz mı? Hem evdeki hem işteki dengeyi sağlamak neden birinci hedefimiz olamaz? Herkes çalışma zorunluluğuna sahip tutulmamalı tabi ki. Ev hanımı olup da çocuklarına bakan, evi çekip çeviren kadınlara saygım çok fazla, hakları zor ödenir. Fakat şu devirde geçim zorlaşmışken velev ki geçimi de sağlansın çalışmaya muhtaç olmasın yine de ekonomiye vs. katkı sağlanması açısından kadınları ağır olmayacak çalışmaya teşvik etmemiz iyi olmaz mı? Ben ileride kadın olarak çalışıp bir tedavi bulup insanlara fayda sağlasam, evimdeki dengeyi de kurmaya çabalasam evimde oturmaktan daha iyi bir iş yapmış olur muyum? Tabi ki bu koşulda kendime dikkat edeceğim, İslam esaslarını çiğnemeyeceğim. Fakat kadınların hiçbiri çalışmazsa özellikle günümüzde dünyadaki ekonomi çökmez mi? İki dengeyi de sağlayabilecek kadının çalışması daha iyi olmaz mı ve bu kadınlar takdire şayan değil midir? Günümüzde dışa bağımlılık azalır ve tekrar Müslümanlar ileri taşınır belki bu sayede. Ayrıca kadın sadece zaruret halinde mi çalışabilir veyahut sadece tıp mı okuyabilir? Bir kadın başarılı bir mühendis, şoför, polis, biyolog vs. olamaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Allah, şu kainatta insanı kadın ve erkek şeklinde yaratmıştır. Her birine yaratılış gereği beden ve ruh bakımından farklı farklı özellikler vermiştir.

Allah kadına hiçbir beşeri kanunun vermediği haklar vermiş ve onu aziz kılmıştır. Ona evi çekip çevirme, çocukları yetiştirme becerisi vermiştir. Erkeğe de batının aksine, ona bakma ve onun geçimini temin etme, ihtiyaçlarını karşılama görev ve mecburiyeti vermiştir.

Bununla beraber kadının evin haricinde çalışıp çalışmama konusunda İslam alimleri arasında ihtilaf var. Bir gurup, kadının dışarıda çalışmasını caiz görmemekteler. İkinci gurup bunun aksine kadının bir şarta bağlı olmaksızın dışarda çalışabilir görüşündeler. Üçüncü bir gurup da kadın, mecbur olmamakla beraber bazı şartlar dahilinde çalışmasına cevaz verirler.

Her gurup bu konuda birtakım deliller ileri sürmektedir.

Alimlerin çoğu bu orta yol denilen üçüncü görüşü benimsemektedir. Bu görüşe göre, kadın erkeğin kardeşidir, hayat arkadaşıdır. Asli görevi, aileyi düzene sokmak ve çocukları eğitmektir. Ancak bu onun, topluma hizmet edecek, katkı sağlayacak kendisine uygun işte çalışmasına mani teşkil etmemektedir.

İslam tarihine bakıldığı zaman, bazı zor ve önemli işlerde kadınların erkeklerle beraber onlar gibi çalıştıkları hatta savaşa katıldıkları görülmektedir.

Hicret esnasında, Hz. Ebubekir’in kızı, Sevr mağarasında gizlenen babası ve Hz. Peygambere yiyecek ve istihbari bilgi götürdüğü, savaşlarda kadınları yaralılara yardım ettikleri, ilk hemşireliği Müslüman kadınların yaptığı bilinmektedir.

Ayrıca kadınların, yeni filizlenen İslâm toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda görevler üstlendiklerine şahit olmaktayız. Mekke’de Resulullah Aleyhisselatü vesselam zamanında maliye işlerini Nehik kızı Semra el-Esediyye adında bir kadın üstlenmişti. O, alışverişte hile ve aldatmaya başvuranları cezalandırıyordu. (Zahir el-Kasımî, Nizam’ul-Hükm Fi’ş-Şeriati ve’t-Tarih’il-İslâmî s. 250)

Dört halife döneminde de aynı Hz. Peygamber dönemi gibi, kadın önemli mesuliyetler üstleniyordu. İkinci halife Hz. Ömer, Ebu Süleyman’ın kızı Şifa’yı, Medine pazarının malî işlerine bakmakla görevlendirmişti. Ömer, pazara her girdiğinde, Şifa mutlaka onun yanında olurdu. ( Zahir el-Kasımî, Nizam’ul Hükm..., s. 591)

Bilindiği gibi maliye işleri, fertlerin İslâm toplumunda üstlenebileceği en önemli ve kritik mevkilerden biridir. Böyle bir mesuliyetin kadına bırakılmasından, Hz. Peygamber döneminde kadının mesuliyet üstlenmesindeki güç ve liyakatine duyulan güvenin ölçüsü kolaylıkla anlaşılabilir. Hz. Peygamber’in savaşlarında da birçok kadın, erkekler gibi rol almışlardı. (Hekimî, A’yan’un-Nisâ, s. 218 ve 581)

Kadınlar, dinî faaliyetlerin de merkezindeydiler. Bir fıkıh bilgini gibi Hz. Peygamber’den hadis naklederlerdi. Hz. Ayşe en çok hadis rivayet eden 7 kişiden biridir.

Resulullah döneminde hurma satıcılığı yapan Kays kızı Ümmü Münzir’i ve Yemen’den güzel kokular getirip Medine’de satan Mahreme b. Cendel kızı Esma’yı başka örnek olarak gösterebiliriz. ( Dr. Leyla Sabbağ, el-Mer’etü Fi’t-Tarih’il-Arabî, s. 121)

İslâm’ın kabul ettiği kadının çalışma hakkı, kadının insan olduğunu kabullenmek ve İslâm dininin kendisine gösterdiği saygı ve takdirin bir parçasıdır. “Mümin erkeklerle mümin kadınlar, birbirlerinin velisidirler; iyiliği emredip kötülükten sakındırırlar...” (Tevbe 71)

İslam, mutlak olarak kadının ev işleri dışında çalışmasını mecbur kılmamıştır. Kadın, Allah’ın ona verdiği görev ve sorumluluk çerçevesinde bazı şartlar dahilinde, ona uygun iş ve alanlarda çalışabilir. Eğitimde, sağlıkta, ziraatta, tarımda ve sanat gibi benzeri alanlarda kadın rolünün ne kadar önemli olduğu açıktır.

Kadının aile denen küçük toplumu oluşturmadaki önemli ve temel rolünü yerine getirmesi, onun çalışarak büyük İslâm toplumunu oluşturmadaki rolünü ifa etmesine engel teşkil etmemektedir.

Bütün bunlara bağlı olarak denilebilir ki, İslam’da kadının ev haricinde çalışması vacip ve kesin bir hüküm değil, çalışması caizdir, bu onun hakkıdır, bunu engelleyen dini bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak kadının çalışmasına cevaz veren alimler, bir takım şartlar ileri sürmektedirler. Bu şartları şöyle özetleyebiliriz:

1. Çalışma esnasında kadının tesettür ve mahremiyetlere riayet etmesi, “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. görünen kısımlar müstesna, zînetlerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar.” (Nur, 31)

2. Çalıştığı işin dinen helal olması

3. Halvet ortamının olmaması (bir kanınla bir erkeğin kapalı yerlerde yalnız baş başa olmaması),

4. Asli görevi olan ev işleri ve çocuk terbiyesi ve eşler arasındaki hakların ihmal edilmemesi.

5. Evliler için eşinin rızası dahilinde olması.

6. Kadının, fizyolojik ve psikolojik yapısına ağır gelen, haysiyet ve şerefine uygun olmayan işlerde çalışmaması.

Netice olarak diyebiliriz ki, Dinimizde bayanların çalışmasını yasaklayan bir hüküm yoktur. Dini kurallara bağlı kalmak şartıyla kadının çalışmasının önünde dinen bir engel bulunmamaktadır.

Kadınlar çalışmak zorunda değildir ve bunun için de yaratılmamışlardır.

Kadının asli vazifesi çocuklarına annelik, evine de hanımlık yapmaktır.

Dinimiz, evin geçimini sağlama vazifesini erkeğe yüklemiştir. Bir kadın zengin olsa dahi, kocası yine de kadının nafakasını temin etmekle yükümlüdür: Kocalar eşleri üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi, Allah’ın bazı insanlara bazılarından daha fazla nimet vermesi (farklı kabiliyetlerde yaratması) ve bir de kocalarının mehir verme, evin masraflarını yüklenmeleri gibi malî yükümlülükleridir.” (Nisa,34)

Ancak kural olarak kadın, ev içinde ve dışında çalışabilir; ailesinin ihtiyaçlarını sağlamada kocasına yardımcı olabilir.

Şartlara ve ihtiyaçlara göre, aile hayatında eşlerin rollerinin değişmesi de mümkündür. Önemli olan hayatın huzur ve düzen içinde geçmesi, ihtiyaçların karşılanmasında bireylerin imkan ve kabiliyetlerine uygun sorumlulukları dengeli şekilde üstlenmeleridir. 

İlave bilgi için tıklayınız:

Kadın-erkek eşitliği söz konusu mudur? | Sorularla İslamiyet

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
148 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun