Jinekologlar, kasık ve koltuk altı kıllarının alınmasının iyi olmadığını, alerji, mantar, kaşıntı ve akıntının çoğalmasına sebep olduğunu söylüyorlar; ne dersiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu tür açıklamalar bazen bilgisizlikten bazen de kasıtlı olarak yapılabilir. Bir zamanlar bazı kimseler kör bağırsağa da gereksiz diyorlardı, ama şimdi tasarım harikası olduğunu söylüyorlar.

Bir makinayı, en iyi onu yapan bilir. Öyleyse o konuda söz sahibi de onu yapan olacaktır. Bu açıdan insanı da en iyi bilen onun Yaratıcısıdır. Yaratıcı da bize peygamberleri vasıtasıyla insanın nasıl yaşaması gerektiğini bildirmektedir.

İnsan bedeninde çıkan kıllar ve tırnaklar vardır. Nasıl ki tırnaklar sürekli uzar ve bizler de zaman zaman onları kısaltırız; bunun gibi kasık ve koltuk altında çıkan kılları da zaman azaman kısaltmak gerekir. Bu kıllar çıktığı yerler bedenin pencereleridir. Ancak o pencereler sık sık temizlenmesi gerekir ki mikrop yuvası olmasın.

Eğer bu kılları tıraş ederek almak bazı kimselerde alerji yapacaksa, o zaman kıl dökücü kremler veya başka metodlar kulanılabilir. Önemli olan bu kılları gidermektir. Tıraş edilerek giderilmesi şart değildir.

Perine (Kasık bölgesi) Bakımı:

Perine vücudun en nemli ve en kirli bölgesidir. Çünkü çeşitli vücut atıkları (ter, idrar vb.) bu bölgenin deri katları ve kıvrımları arasında birikir ve mikroorganizmaların yerleşip çoğalması için oldukça elverişli bir ortam oluşturur. Perine bölgesinde çeşitli enfeksiyonlar kolayca gelişebilir ve bu bölgede kötü kokular oluşturabilir. Özellikle kadınlarda genital ve idrar yolu iltihaplarının önlenmesinde perine hijyeni çok önemli bir yer tutar. Bunun yanısıra menstrüasyon dönemi boyunca perine hijyenine özellikle dikkat etmeleri gerekir.

Koltuk altı ve kasık bölgesindeki kıllar ne kadar uzun olursa bakterilerin buralarda yerleşmesi de o kadar kolay olur. Su ile taharetlenme ve bu bölgedeki kılların temizlenmesi bakterilerin yerleşmesini azaltır. Şimdi şu hadisi dinleyelim:

“On şey peygamberlerin müşterek sünnetlerindendir. Bıyıkları kısaltmak, sakalı uzatmak, misvak kullanmak, buruna su çekmek, tırnakları kesmek, parmak aralarını yıkamak, koltuk altı kıllarını yolmak, kasık kıllarını traş etmek, su ile taharetlenmek ve abdest sırasında ağıza su çekmek.”

Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurulmaktadır:

“Orada temizlenmeyi seven insanlar vardır. Allah da temiz olanları sever.” (Tevbe, 9/108)

Bu ayetteki temiz insanların, genelde tüm temizliği kastetmesine karşın, özelde su ile taharetlenen insanlar olduğu tefsir alimlerince belirtilmektedir. Dışkının her gramında 10 milyar bakteri bulunduğu dikkate alındığında taharetlenmenin önemi çok iyi anlaşılır. Koltuk altı ve kasıktaki kıllar uzadığı zaman bu bölgelerdeki mikrop yoğunluğu daha da fazlalaşır. Onun için bu bölgedeki kılların düzenli olarak traş edilmeleri veya başka yöntemlerle uzaklaştırılmaları gerekir.

Dünya sağlık teşkilatı, fekal-oral yolla bulaşan hastalıkları önlemek için su ile taharetlenmeyi ve sonunda elleri yıkamayı önermektedir. Hatta gelişmekte olan ülkelerde halkı hijyen konusunda bilinçlendirmek için yaptıkları çalışmalarda en fazla öğretmek istedikleri kural budur. WHO’nun yaptığı bir çalışmaya ve sonuçlarına hijyen uygulamalarından sonra değineceğiz.

Sırası gelmişken biz bütün yaşantımızı bilme göre düzenleriz diyenlere de küçük bir hatırlatmamız olacak. Bilim elbette çok önemlidir. Gücümüz yettiğince ilmi buluşlara çalışmak ve onlardan istifade etmek gerekir. Nitekim Peygamberimiz de

“Yedi şeyin ecir ve sevabı kişiye ölümünden sonra da ulaşır, defteri kapanmaz sevap yazılmaya devam eder. İlim öğretmek, su getirmek, kuyu kazdırmak, kitap vakfetmek, ölümünden sonra kendisine arkasından dua edecek hayırlı çocuk yetiştirmek...”

derken, ilim öğretmeyi ilk sıraya koymuştur. Ancak ilim bir zaman işidir. Bir ilmi gerçeğin bulunması bazen yüzyıllar alır. Nitekim bulaşıcı hastalıklara karşı temizliğin bu kadar önemli olduğu da ancak son 200 yılda anlaşılabilmiştir. Peki bu zaman diliminden önce yaşayanlar bu ilmi gerçekleri nasıl öğrenecek ve en önemlisi nasıl hayatına geçirecektir. İşte bunun cevabını peygamberler vermektedir.

İslam toplumu yüzyıllarca, şimdi bile imrenerek baktığımız tertemiz bir hayat yaşamışsa bunu tamamen Kur'an’dan ve Peygamberimiz’den (asm) öğrenmişler ve hayatlarını temizlikle süslemişlerdir. İslam öğretilerinin hakkıyla ulaşamadığı yerlerdeki insanlar ise, gerçek temizliğin ne olduğunu öğrenememişlerdir. Temizliğin günde kaç kere ve nasıl yapılması gerektiği konusunda doyurucu bilgiler elde edememişler ve bunun sonucunda büyük salgın hastalıklar yaşamışlardır.

Kesinlikle söylenebilir ki, eğer Peygamber Efendimizin (asm) getirdiği kurallar uygulansa idi, insanoğlu tarihteki salgın hastalıklardan hiçbirini yaşamayacaktı. Nitekim WHO’ da temizlik kurallarının uygulanması ile aynı sonuca varılacağını iddia etmektedir. Ancak onlar bunu, bundan sonra başarmayı ummaktadırlar. Ya bundan öncekiler! Dünya sağlık örgütü 1946 yılında kuruldu. Dünya sağlık örgütünün önerileri daha önceki yüzyıllarda yaşayan insanlara ulaşamaz. Halbuki İslamiyetin getirdiği kurallar o zamandan günümüze kadar, bugünkünden daha temiz bir hayatı olanaklı kılıyordu. İslamiyet her asırda yaşayan insan topluklarına ve tek tek insanlara yaşam dini olarak inmiştir.

Geçmişten bugüne insanların çoğunun mikrobiyoloji ve diğer ilim dallarında yeterli hatta hiç bilgisi olmamıştır. Bugün dahi, medeniyetin giremediği, girse bile etkili olamadığı ücra köşelerde yaşayan kişilerin, kişisel ve çevresel hijyen konularında yeterli görgü ve bilgi birikimi yoktur.

Peygamberimiz (asm) bütün insanlara evrensel kurallar hediye etmiştir. Bütün insanların tıpkı bizler gibi, tertemiz bir ortamda yaşamaya hakları vardı ve halen hakları vardır. İslamiyet öncesi devirlerde insanlara bu güzellikleri diğer peygamberler getirip hediye etmişti. Allah onların hepsinden razı olsun.

Vücut temizliğinin tam olabilmesi için Hz. Muhammed (s.a.s.) bir takım sıhhî talimât getirmiş, bunlara "fıtrî temizlik" adını vermiş ve bunlara uymamız gerektiğini bildirmiştir.

Onun (asm), fıtrî temizlik hakkında şöyle dediği rivâyet edilir:

"Fıtrat beştir veya şu beş şey fıtrattandır: Sünnet olmak, kasıklardaki kılları tıraş etmek, tırnakları kesmek, koltuk altı kılları yolmak ve bıyıkları kısaltmak." (Buhari, libas 63).

Günümüzün tıp ilmi ise, bu sünnetlerin önemini bize daha yeni yeni söylemektedir.

1. Tırnakların kısaltılmaması, altlarında bir çok mikrobun ve kirin birikmesine sebep olmaktadır. Temiz olmayan tırnakların taşıyarak sebep olduğu bir çok hastalık vardır ki, meselâ ishâl, bağırsak iltihabı, göz iltihabı, bağırsak parazitlerinin bulaşması bunlardan sadece birkaçıdır.

2. Sünnet olmanın da birçok sıhhî faydası vardır. Sünnet olma, kişiyi zararlı olan yağlı ifrazâttan koruduğu gibi, mikropların gelişip çoğalması için uygun bir ortam olan sünnet derisinin kesilmesi, onların çoğalmasını da önleyecektir. Şu da kesin bilinen bir gerçektir ki, kocaları sünnetli olan Müslüman kadınlarda, diğerlerine göre rahim kanseri daha az görülmektedir.

3. Kasık kıllarının temizlenmesi / tıraş edilmesinde de büyük sıhhî faydalar vardır. Çünkü mikrop, bakteri ve benzeri bazı haşareler genellikle kasıklardaki kıllarda yaşarlar. Kasık kıllarını tıraş etme pek yaygın olmayan batıda her sene erkek ve kadınlardan büyük bir yekun değişik hastalıklara yakalanmaktadırlar.

4. Koltuk altları, insanın en çok terleyen yeri olduğundan, mikropların gelişmesi için en uygun olan yerlerdir. Mikropların çoğalması neticesinde kötü koku meydana gelir ve bu kötü koku etrafı rahatsız eder. Onun için koltuk altı kıllarını yolma (veya tıraş etme), bu mikropların büyük sayıda çoğalmasına engel olur.

5. Bıyıkları kısaltma da, fıtrî sünnetlerdendir. Çünkü uzun bıyık, insanın yediği ve içtiği şeylerle devamlı pislenir. Onların pislenmesi de ağzın pislenmesine sebep olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

50141 kez okundu

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.