İslamiyet'ten önceki şeriatlar, bizim için de geçerli midir?

Tarih: 26.10.2017 - 00:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

- ​Kuran-ı kerimde bazı ayetlerde hitap direkt İsrailoğullarına yapılmış. Örneğin;
-  Maide 32. ayeti, “kim bir insanı öldürürse bütün insanlığı öldürmüş gibidir.”
- En’am 146 “tırnaklı hayvanlar”da olduğu gibi.
- Bu ve benzeri ayetler biz Müslümanlar için de bir bağlayıcılığı var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Maide 32. ayette geçen, "Kim bir insanı öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş gibidir." hükmü bütün insanlık için geçerlidir.

Yüce Allah, gerek İslâm'da gerekse İslâm'dan önceki ilâhî dinlerde insan hayatının kutsal olduğunu bildirmiş, bu sebeple bir canı korumayı bütün insanlığı korumak kadar üstün bir fazilet saymış; bir cana kıymayı da bütün insanları öldürmek kadar büyük bir cinayet olarak değerlendirmiştir. Çünkü bir insan, türünü temsil eder ve insanlar birbirine eşittir. Bir insanın haksız yere öldürülmesi toplumda öldürme olaylarının yayılmasına, insanların birbirine düşmesine ve toplum düzeninin bozulmasına yol açar.

En’am 146. ayette geçen "tırnaklı hayvanlar" konusu ise, -ayette de ifade edildiği üzere- azgınlıklarından dolayı sadece Yahudilere haram kılınmıştır.

Bu kısa bilgiden sonra, detayını usul, tefsir ve fıkıh kitaparına havale derek, konuyu örneklerle açıklamaya çalışalım:

Bu konu, kitaplarımıza “Şer'u men kablenâ” yani “Bizden önceki şeriatlar” başlığıyla açıklanır.  

"Şer'u men kablenâ”dan maksat, Yüce Allah'ın, Peygamberimiz Hz. Muhammed aleyhissalatü vesselamdan önceki toplumlar için koyduğu ve Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa gibi peygamberleri vasıtası ile onlara bildirdiği hükümlerdir.

Usûl bilginleri, şeriatın delillerinden söz ederken, önceki peygamberler vasıtası ile bildirilen hükümlere de şu açıdan temas etmişlerdir:

Bu hükümler Hz. Muhammed'in ümmeti hakkında da geçerli midir ve onun ümmeti için bağlayıcı mıdır?

"Şer'u Men Kablenâ" içinde değerlendirilecek hükümlerin kısımları

Kısaca ifade edelim ki, önceki peygamberler vasıtasıyla bildirilen hükümler, Hz. Muhammed'in ümmetine nispetle iki kısma ayrılır:

Birinci Kısmı: Kur'an-ı Kerîm'de veya Hz. Peygamber (asm)'in sünnetinde yer almayanlar. Bunların Müslümanlar için bağlayıcı olmadığı hususunda bütün bilginler fikir birliği içindedir.

İkinci Kısım: Kur'an-ı Kerîm'de veya Hz. Peygamber (asm)'in sözlerinde zikri geçen hükümler. Bunları üç guruba ayırmak gerekir:

Birinci Gurup:

Müslümanlar açısından mensuh (yürürlükten kaldırılmış) olduğuna dair delil bulunan hükümler. Bu çeşit hükümlerin de Müslümanlar için geçerli olmadığı hususunda bilginler fikir birliği etmişlerdir.

Meselâ Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:

"De kî: Bana vahyolunanda, leş veya akıtılmış kan yahut domuz eti -ki pistir- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş hayvandan başka yemek yiyecek kimseye haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Başkasına zarar vermemek ve sınırı aşmamak üzere kim (bunlardan) yemek zorunda kalırsa bilsin ki, Rabbin bağışlayan ve esirgeyendir."

"Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sırtlarında yahut bağırsaklarında taşıdıkları ya da kemiğe karışan yağlar hariç olmak üzere, sığır ve koyunun iç yağlarını da haram kıldık. Zulümleri yüzünden onları böyle cezalandırdık. Biz elbette doğruyu söyleriz.” (En'am, 6/145-146)

Bu ayetlerden birincisinde Yüce Allah, Hz. Muhammed (asm)'in ümmetine haram kıldığı şeyleri açıklamış, ikincisinde ise Yahudilere has olmak üzere koyduğu yasakları haber vermiştir. Bu yasaklar onlara, Allah'ın koyduğu sınırların dışına çıkmaları ve zulme dalmaları yüzünden konmuştur. Zira onlar, peygamberleri öldürüyorlar, (insanları) Allah yolundan saptırıyorlar, faiz alıyorlar, insanların mallarını haksız yere yiyorlardı.

Bu gurup için bir başka örneğe Hz. Peygamber (asm)'in şu hadisinde rastlanır:

"Bana ganimetler helal kılındı. Halbuki benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştı." (Buhari, Teyemmüm 1)

Ganimet, savaş neticesinde düşmandan alınan mallardır. Bu hadis gösteriyor ki, ganimet almak, önceki toplumlara bildirilen hükümlere göre haram idi. Fakat Hz. Muhammed (asm) ve ümmeti için hüküm değiştirilmiş ve ganimet helâl kılınmıştır.

İkinci Gurup:

Müslümanlar hakkında da geçerli olduğuna dair delil bulunan hükümler. Bunlar, Müslümanlar için de bağlayıcıdır. Çünkü bu ikrar, o hükümlerin de İslâm Dininin çerçevesinde bırakıldığını göstermektedir. Meselâ:

- Oruç, önceki dinlerde bir fariza olduğu gibi, Yüce Allah bunu Muhammed (asm) ümmetine de farz kılmıştır. Nitekim ayet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır:

"Ey iman edenler! Sizden önceki­lere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.” (Bakara, 2/183)

-  Kurban, Hz. İbrahim hakkında konmuş bir hükümdü. Bu hüküm, şu hadiste belirtildiği üzere Hz. Muhammed (asm)'in ümmeti hakkında da meşru kılınmıştır:

"Kurban kesiniz. Esasen kurban, atanız İbrahim Aleyhisselamın sünnetidir.” (bk. İbn Mâce, Edâhî, 3)

Üçüncü Gurup:

Kur'an-ı Kerîm'de veya Hz. Peygamber (asm)'in ifadelerinde kabul veya red işareti olmaksızın zikri geçen ve hakkında Müslümanlar bakımından hükmü kaldırıldığına dair bir delil de bulunmayan hükümler. Mesela:

- Kur'an-i Kerîm'de şöyle buyurulur:

“Orada (Tevrat 'ta) onlar hakkında şöyle yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş. Yaralar da kısastır. Kim bunu bağışlarsa (kısas hakkından vazgeçerse) o kendisi için kefaret olur. Allah 'm indirdiği ile hükmetmeyenler zalimlerin ta kendileridir. (Mâide 5/45)

Bu ayet, Tevrat'ta İsrailoğulları için konmuş olan hükmü haber vermektedir.

- Yine Kuran'da Cenab-ı Allah'ın Salih Peygamber'e hitaben şöyle buyurduğu ifade edilir:

"Onlara, suyun aralarında paylaştırıldığını haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın.” (Kamer, 54/28)

Bu ayet, Salih Peygamber ile kavmi arasındaki su ihtilâfının halli ile ilgilidir. Buna göre su, gün esasına göre nöbetleşe kullanılacaktı. Deveye ayırılan günde, kavmi, ancak onun sütünden faydalanabilecekti. Böyle bir paylaşma hakkında ayette ne kabul ne red ifadesi vardır. Bu tarz bir paylaşmanın Müslümanlar bakımından mensuh olduğuna dair de başka bir delil bulunmamaktadır.

Usulcüler, bu çeşit hükümler konusunda bilginlerin ihtilâfa düştüğünü belirtirler. Fakat doğrusu, bu hükümlerin Müslümanlar hakkında da geçerli ve bağlayıcı olduğunu kabul etmektir.

Şu delil bu görüşü teyit ediyor:

Hz. Peygamber (asm);  "Kim bir namaz vaktinde uyur kalırsa veya unutup vaktini geçirirse, hatır­ladığında onu kılsın." buyurduktan sonra  "ve beni anmak için namaz kıl" (Tâhâ, 20/14) ayetini okumuştur. (bk. Tirmizî, 16; Nesâî, Mevâkît, 53; Darimî. Salât, 26)

Esasen bu ayet Hz. Musa’ya yapılan bir hitabı ihtiva etmektedir ve Hz. Peygamber (asm), hatırlandığında namazın kazası gerektiğine delil göstermek üzere bu ayeti okumuştur.

Şu halde önceki toplumlar için konmuş olup da Kur'an ve Sünnette bu şekilde zikredilen hükümlerin Müslümanlar hakkında da geçerli olduğunu kabul etmek gerekir. Çünkü Allah ve Resulünün önceki toplumlar için konmuş hükümlerden bazılarını, yukarıda gösterilen şekilde zikretmesi bunların Müslümanlar hakkında da geçerli olduğu hususunda zımnî bir kabul niteliğindedir.

Bu sebeple, bazı fakihler, müşterek mülkiyete konu olan bir malın "mühâyee" usulü ile paylaşılmasını caiz görmüşlerdir.

Mühâyee, her bir ortağa, ortak mülkten tek başına belirli bir süre faydalanma hakkının tanınmasıdır. Fakihler bu hükme varırlarken, Salih Peygamber ve kavmi arasındaki su ihtilâfının halline dair -yukarıda mealinin verdiğimiz- ayete dayanmışlardır.

Yine bazı fakihler, zimmiye (İslâm ülkesindeki gayri müslim vatandaşa) karşılık Müslümana, kadına karşılık erkeğe ve köleye karşılık hür kişiye kısas cezasının uygulanacağı hükmünü savunurlarken, yukarıda mealini verdiğimiz ayeti delil göstermişlerdir.

"Şer'u men kablenâ"nın Kitab ve Sünnetin kapsamında düşünülmesi gereği

İyi incelendiğinde görülür ki, "şer'u men kablenâ" aslında müstakil bir kaynak olmayıp, son tahlilde Kitab ve Sünnet'in kapsamına dahildir. Zira "şer'u men kablenâ" ile ancak, Allah veya Hz. Peygamber (asm) o hükmü red ifadesi taşımaksızın zikretmiş olursa ve hakkında Müslümanlar bakımından mensuh olduğuna dair delil bulunmazsa amel edilir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun