Allah Peygamberimize kendisinden önceki kitaplara uymasını emretmiş midir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an-ı Kerim'deki bazı ayetlere istinaden bazı İslam alimleri "Şer‘u men kablenâ"nın/geçmiş dinlerin şeriatlerinin hüccet olduğunu belirtmişlerdir. İlgili ayetler şöyledir: 

1. “İşte o peygamberler Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerdir. Onların rehberliğine (hüdâhüm) uy.” (En‘âm, 6/90). 

2. “Sonra sana Hanîf olan İbrâhim’in dinine (millete İbrâhîm) uy diye vahyettik.” (Nahl, 16/123). 

3. “O, Nûh’a tavsiye ettiklerini (...) size de din kıldı.” (Şûrâ, 42/13). 

4. “(...) peygamberlerin kendisiyle hükmettiği, içinde hidayet (hüdâ) ve aydınlık (nur) bulunan Tevrat’ı elbette biz indirdik. (...) Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar kâfirlerin ta kendileridir. Orada İsrâiloğulları’na cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ... ve yaralamalara da birbirine kısas vardır ... diye yazdık. Her kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Mâide, 5/44-45).

1 ve 4. maddelerdeki ayetlerde geçen hüdâ ve nur ile 2 ve 3. maddelerdeki ayetlerde geçen millet ve dinden maksat bütün şeriatların üzerinde ittifak ettiği dinin aslı, tevhid ve takdîs, peygamberlerin neshe uğramış hükümler dışında müşterek oldukları hususlardır. İnanç esasları bütün dinlerde aynıdır. Ancak şeriat denilen ameller-muamelat kısmı, dinlerde farklılık gösterir. Bunun böyle olması da hikmetin gereğidir. “Her birinize bir şeriat ve bir yol yöntem verdik.” (Mâide, 5/48) ayeti de dinin temel hükümleri dışında kalan muamelat kısmının farklılık göstereceğine işaret etmektedir.

Birçok âyette Kur’ân-ı Kerîm’in bazan genel biçimde, bazan Tevrat ve İncil isimleri zikredilerek, kendinden önceki ilâhî bildirimleri doğrulayan bir kitap olduğuna (Bakara, 2/97; Âl-i İmrân, 3/3; Mâide, 5/46; Fâtır, 35/31), Hz. Muhammed (asm)’in peygamberlerin ilki olmadığına (Ahkāf, 46/9) ve daha önce gelmiş peygamberleri tasdik ettiğine (Bakara, 2/101; Âl-i İmrân 3/81), dolayısıyla İslâmiyet’in önceki ilâhî dinlerden tamamen bağımsız yepyeni bir din olarak değil vahiy zincirinin devamı niteliğinde düşünülmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. “Tasdik” lafzı içeren bu tür âyetler yanında, çok sayıda âyet ve hadiste önceki ilâhî bildirimler hakkında geniş bilgiler verildiği ve yer yer Müslümanlar için teşrî‘ kılınan hükümlerin diğer peygamberler döneminde de geçerli olduğu bildirilmektedir (Bakara, 2/135, 183; Âl-i İmrân 3/95; En‘âm, 6/161).

Öte yandan Hz. Muhammed (asm)’e indirilen kitap “müheymin” şeklinde nitelendirilip önceki ilâhî tebliğleri değerlendirme hususundaki temel ölçünün yine Kur’ân-ı Kerîm olduğu (Mâide, 5/48) ve Resûl-i Ekrem (asm)’in peygamberler zincirinin son halkasını teşkil ettiği (Ahzâb, 33/40) belirtilerek söz konusu tasdikin mutlak nitelikte olmadığı, bir yandan muharref metinlerin gerçeğe uygunluğunu denetlemek, diğer yandan yürürlülükle ilgili yargıda bulunmak için Kur’an’a ve Hz. Muhammed (asm)’in beyanlarına başvurulması gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu bağlamda, dinî konulara ait malzemeye başka toplumlara nisbetle daha yoğun bir emek verdiği tarihen sabit olan İsrâiloğulları’nın bazı gerçekleri perdeleyen ihtilâfları ve Tevrat’ın sonraki nesillere Allah’ın tebliğ ettiği şekilde intikal etmesini önleyen tutumları büyük önem taşıdığı için Kur’ân-ı Kerîm’de bu hususa dikkat çekilerek yahudi kutsal metinleriyle büyük ölçüde yine İsrâiloğulları’nca geliştirilen Hristiyanlığa ait kutsal metinlerin Müslümanlar bakımından ancak Kur’an süzgecinden geçirildikten sonra güvenilir kabul edilebileceğine işaret edilmiştir.

Meselâ, “Bu Kur’an İsrâiloğulları’na hakkında ihtilâf edegeldikleri şeylerin pek çoğunu anlatmaktadır.” meâlindeki âyette (Neml, 27/76) bu tür ihtilâflara değinilirken birçok âyette Ehl-i kitap’tan bazı zümrelerin mânayı veya kelimelerin yerlerini değiştirerek metni bozduklarından ve sözü başka sözle değiştirdiklerinden, kitabın bazı bölümlerini gizledikleri için hak ile bâtılı birbirine karıştırdıklarından, eğip bükerek okumak suretiyle metni anlaşılmaz veya yanlış anlaşılır hale getirdiklerinden ve kitabın bir kısmını unuttuklarından (onu göz ardı ettiklerinden yahut onu korumak ve gereğini yerine getirmek için özen göstermediklerinden) söz edilmektedir (Bakara, 2/42, 59, 75, 140, 146, 159, 174; Âl-i İmrân, 3/71, 78, 187; Nisâ, 4/46; Mâide, 5/13, 14, 41; A‘râf, 7/53, 162, 165). (bk. İ. Kafi Dönmez, DİA, Şer'u Men Kablena Md., 39/15-19)

Sonuç olarak, Hz. Âdem'den (a.s.) Peygamber Efendimize (a.s.m.) gelinceye kadar bütün peygamberlerin tebliğ etmiş oldukları iman esasları birdir. Bu husus, peygamberlerin tebliğ ettikleri bütün hak dinlerin ortak bir hususiyetidir. Hiçbir peygamber iman esaslarını değiştirmediği gibi, ona her hangi bir ilâve de yapmamıştır. Hz. Âdem (as) insanları nelere inanmaya çağırmışsa, son peygamber Hz. Muhammed (asm) da ümmetini o esaslara iman etmeye davet etmiştir. Bütün bunlar ilâhî dinlerin aynı kaynaktan geldiği ve geniş anlamıyla İslâm kavramının hepsini kuşattığı tezini destekleyen delillerdir...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR