İslam emperyalist midir?

Soru Detayı

- Kafir ülkeleri Müslüman yapmak için onlarla savaşıp onların başına geçmek cizye vermeye zorlamak kızlarını cariye olarak almak var olduğu söyleniyor, bu doğru mu?
- Eğer doğru ise bugün bir Hıristiyan devlet bizle savaşsa mallarımızı arazilerimizi alsa bizim başımıza yönetici olarak otursa o zaman Müslümanların bu duruma tepki koyması kendi yaptıkları ile çelişmiş olmuyor mu?
- Zira güç kendilerinde olsa kendileri de öyle yapacaklar?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu birkaç madde halinde özetleyeceğiz:

a) İki konunun şeklen birbirine benzemesi, onların aynı hakikati ifade ettiği anlamına gelmez. Örneğin, bir kuyu kazan iki kişiden birinin maksadı, insanlara içme suyunu bulmak, diğerinin maksadı yoldan geçen birinin kuyuya düşüp ölmesi arzusu olabilir. Kuyu aynı, kuyu kazma aynıdır. Ancak kişilerin niyet ve amaçları bu iki kişiden birini insanlık zirvesine yükseltirken, diğerini çukurun içine atar.  

Ülkeleri fethetmek de bunun gibidir. Görünürde emperyalistler de orayı istila ediyor, Müslümanlar da orayı istila ediyor. Ancak bu iki istila arasında yerden göğe fark vardır. Çünkü niyetler farklıdır. Emperyalistlerin maksadı, o ülkelerin servetini sömürmektir. Müslümanların maksadı, onlara cenneti kazandırmaktır.

b) Emperyalist olanların maksadı, sömürge olarak aldıkları ülkelerin insanlarını köleleştirmek veya köle gibi kullanmaktır. Batı'nın sömürdüğü ülkelerin durumu bunun açık göstergesidir. Eski zamanlarda o insanları tam köle, şimdi de yarım köle olarak kullanıyorlar.

Oysa, İslam’da bir ülkenin fethedilmesinin gerekçesi, insanları bazı despotların köleliğinden kurtarıp, yalnız Allah’a kul yapmaktır.

İslam’ın geliş amacının başında, tevhit inancı çerçevesinde, insanı başka insanların, başka varlıkların kulluğundan kurtarıp, yalnız kâinatın sultanı olan Allah’a kul yapmak vardır.

Dünya ve ahiret mutluluğunu netice veren ve bir hakikat olan tevhit inancını hâkim kılmak için gönderilen İslam dininin bu davasını anlatmak için, insanların özgürce düşünebilecekleri, sağduyularıyla hareket edebilecekleri bir ortamı sağlaması gerekiyor. İslam’daki savaşlar bu amaca da hizmet eder.

Onun içindir ki, fethedilen ülkelerin halkı Müslüman olmaya zorlanmadığı gibi, o ülkenin serveti de mutlaka ellerinden alınmaz. Belli şartlar dahilinde onların arazileri kendi ellerinde bırakılır. Müslüman yurttaşlardan zekat alındığı gibi, gayri müslim vatandaşlardan da cizye alınır.

c) Bu söylediklerimizi tasdik eden tarihi bir olayı hatırlamakta fayda vardır. Şöyle ki:

İslam ordusu İran’ın içlerine doğru giderken, meşhur İranlı komutan Rüstem-i Zal, Müslümanlarla barış yapmak için başkomutan Sad b. Ebi Vakkas’a bir elçi gönderir. Yapılan istişarenin sonunda Müslümanları temsil etmek için Ribî b. Amir  seçilir.

Temsilci Rüstem’in huzuruna çıktığında, ona “Sizi buraya kadar gelmeye iten sebep nedir?” diye sorar. Bir komutan olmayan, sade normal bir asker olan Rib’î b. Amir’in bu soruya verdiği cevap gerçekten İslam’ın, mensuplarının gönüllerine özgürlüğü nedenli kuvvetli bir şekilde nakşettiğini göstermesi bakımından çok önemlidir. Tarihi cevabı çok kısadır, ama çok anlamlıdır:

“Allah biz Müslümanları -insanlığa birer muallim olarak- göndermiş ki, insanları insanların kulluğundan kurtarıp, yalnız kulların Rabbine kul olmalarını sağlayalım; onları batıl dinlerin / ideolojilerin zulmünden İslam’ın adaletine kavuşturalım ve dünyanın darlığından çıkarıp dünya ve ahiretin genişliğine ulaştıralım.” (İbn Kesir,el- Bidaye ve’n-Nihaye,7/39)

d) Savaşın meşru olup olmaması, savaş gerekçesinin durumuna bağlıdır. İslam dinin hak din olduğuna iman eden Müslümanlar Allah yolunda savaşırlar. Emperyalist güçler ise Tağut (şeytan ve nefis hesabına) savaşırlar. Bu sebeple, hak-hukuk tanımadan menfaatlerinin gereği ne ise onu yaparlar.

"Müminler Allah yolunda, kafirlerse Tağut (şeytan) uğrunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşınız. Çünkü şeytanın hilesi-düzeni zayıftır.” (Nisa, 4/76)

mealindeki ayette bu hakikate işaret edilmiştir.

Bir Müslüman bütün davranışlarında olduğu gibi, savaş konusunda da başta Allah rızası olarak İslam’ın ön görülerini göz önünde bulundurmak zorundadır.

Bu sebeple, İslam’da sırf “başkalarını sömürmek” anlamına gelen emperyalist bir düşünde olması mümkün değildir.

“Eğer onlar barışa yanaşırlarsa, sen de ona yanaş ve Allah’a tevekkül et. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.” (Enfal, 8/61)

mealindeki ayette İslam’ın bu barışseverliğini görmek mümkündür.

e) Müslümanlar fethettiği ülke halkını hiçbir zaman Müslüman olmaya zorlamazlar.

“Sen insanları irşada devam et! Zaten senin görevin sadece irşad edip düşündürmektir. Yoksa sen kimseyi zorlayacak değilsin.” (Ğaşiye,88/21-22),

“Eğer senin Rabbin dileseydi, dünyada ne kadar insan varsa hepsi imana gelirdi. Ama bunu irade etmedi. Şimdi sen mi, imana gelsinler diye insanları zorlayacaksın?” (Yunus, 10/99)

mealindeki ayetlerde bu gerçeğin altı çizilmiştir.

Halbuki emperyalistlerin kalplerinde Allah korkusu ve onun prensipleri olmadığı için bütün hile ve dolaplarla zulüm ve zorlamanın en çirkini yapmaktan çekinmezler.

f) İslam’da emperyalist düşüncenin olmadığını gösteren açık delillerden biri de şu hadis-i şeriftir:

“Müşriklerden olan düşmanlarınızla karşılaştığınız zaman onları İslâm'a davet edin. Kabul ederlerse onlar sizin kardeşinizdir. Kabul etmezlerse İslâm devletine itaat etmeye davet edin. Onu da kabul etmezlerse Allah’tan yardım dileyerek onlarla harb edin.” (Tirmizî, Siyer, 48; İbn Mâce, Cihad, 37)

İlave bilgi için tıklayınız:

İslam dininde zorlama olmadığı halde başka ülkeleri fethetmek için ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun