İslâm denizcilik tarihinin başlangıcı olarak kabul edilebilecek ilk önemli olay nedir?

Tarih: 22.02.2012 - 00:05 | Güncelleme:

Soru Detayı
- Özellikle Hz. Muhammed, Dört Halife ve Eemeviler Dönemi denizciliği hakkında bilgi verir misiniz?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslam Öncesi

Hint-Batı ticaret yolu kavşağında yer alan Arabistan'da tarih boyunca Fenikeliler, Himyerîler ve Sebeliler gibi denizci kavimler yaşadı. Doğu Afrika ve Hindistan'la, Umman denizi, Aden ve Basra körfezleriyle Kızıldeniz arasında ticarî gemiler devamlı olarak gidip geliyorlardı. Uman, Yemen ve Habeşistan'da depolanan ticaret malları zaman zaman kervanlarla kuzeye aktarılıyordu.

Kur'ân-ı Kerîm'de de ifade edildiği gibi (Kureyş 106/1-2) yaz ve kış seferleriyle Kureyşliler de bu ticaretten paylarını alıyorlardı. Câhiliye çağında kervan ticareti yapan Mekkeliler denizcilikle ilgilenmediler. Esasen yarımadanın ancak küçük bir bölümünde gemi yapımı için gerekli malzeme bulunabiliyordu.

Bununla beraber güney ve doğu Arabistanlı denizciler Hindistan, Çin ve Doğu Afrika sahillerine ulaşabiliyorlardı. Milâdî 414'te Seylan'ı ziyaret eden Çinli seyyah Faman burada Arap tacirlerle karşılaştığını yazar.

Göçebe hayatı yaşayan bedeviler denizcilik kültürüne sahip değillerdi. Câhiliye şiirinde nadiren kullanılan gemi ve deniz motifleri, şairin gezdiği yerlerin kültürünü yansıtır. Tarafe'nin, üzerinde kadınların binmesi için mahfiller bulunan develeri, arkasına ufak kayıklar bağlanmış Bahreyn'deki gemilere benzetmesi dikkate alınırsa, burada gemi yapım tezgâhlarının bulunduğu söylenebilir.

Kızıldeniz'de, bambu türü ağaç levhaların kendir ipiyle bağlanıp su geçirmemesi için köpek balığı yağı veya ziftle doyurularak yapılmış gemiler işlemekteydi. Eyle'den (Akabe) Güney'e doğru uzanan sahilde birçok iskele vardı. Şuaybe'de (Cidde) karaya vurmuş bir geminin satın alınan yükü bi'setten önce Kabe'nin tamiri için kullanılmıştı.

Kur’an ve Hadislerde Denizcilik

Kaynaklarda Peygamber'imiz Hz. Myhammed (asm)'in deniz yolculuğu yaptığına dair bir kayda rastlanmamakla beraber, Kur'ân-ı Kerîm ve hadislerde denize oldukça geniş yer verilmiştir.

Kur'an'da denizle ilgili kırktan fazla âyet vardır. Kur'ân-ı Kerîm, uzak mesafelere giderek Allah'ın oralardaki lütuf ve ihsanından faydalanmak için denizde akıp giden (İsrâ 17/66), uzun dağlar gibi yükselen (Şûrâ 42/32; Rahmân 55/24), dağ gibi dalgalar arasında yüzebilen (Hûd, 11/42), levha ve çivilerle inşa edilerek (Kamer, 54/131) insanların hizmetine sunulan (İbrahim, 14/32; Câsiye45/12) gemilerden; taze balık, inci ve mercan gibi deniz nimetlerinden (Nahl, 16/14; Rahmân, 55/ 22) bahsederek o dönemde çoğunluğunu bedevilerin teşkil ettiği, ticaret veya ziraatla meşgul olan Arap toplumunun ufkunu genişletecek mesajlar verir.

Hadislerde ise deniz seferlerine fikren hazırlanma ve denizde gaza konusu işlenmektedir. Çocuklara yüzme öğretilmesini emreden (İbnü'I-Esîr, en-Nihâye, "avm" md.) Hz. Peygamber, Ümmü Harâm'a İslâm ümmetinin denizlerde seferlere çıkacağını, onun da bu seferlere katılacağını müjdelemişti. (bk. Buharî, Ta’bîr: 12; Müslim, İmâret: 160, 161)

Bir deniz savaşını on kara savaşına (İbn Mâce, Cihâd, 1; Dârimî, Cihâd, 28), bir deniz şehidini iki kara şehidine denk sayan (İbn Mâce, Ci¬hâd, 10) hadisler Müslümanları deniz gazalarına teşvik eder mahiyettedir.

İslâm'ın yayılış tarihinde denizden ilk defa Habeşistan'a hicret sırasında faydalanılmıştır. Yine deniz yoluyla geri dönen muhacirlere Habeş Hükümdarı Necâşi’nin tahsis ettiği gemiler yolcularını Medine'nin Câr Limanı'na indirmişti.

İslâm denizcilik tarihinin başlangıcı olarak kabul edilebilecek ilk önemli olay ise Mekke'nin fethinden yedi ay kadar sonra meydana gelmiştir. Hicrî IX. yılın Rebîülevvel ayında (Temmuz 630) Mekke'nin limanı olan Şuaybe açıklarında gemilere binmiş zenci korsanların görülmesi üzerine Resûlullah, Alkame b. Mücezziz el-Müdlîcî kumandasında 300 kişiden oluşan bir kuvveti (Seriyyetü'l-ensâr) bunlara karşı gönderdi. Sahile yakın bir adaya çıkarma yapan Müslümanlar karşısında zenciler çekilmek zorunda kaldılar. Bu Hz. Peygamber'in sağlığında çıkılan yegâne deniz seferidir. (Hamidullah, İslâm Peygamberi, 1/295-296)

Hz. Peygamber Mûte Seferi sırasında Eş'ar kabilesine mensup bir sahâbînin başkanlığındaki bir heyeti de gemiyle Eyle yöresine göndermişti. Resül-i Ekrem'in bununla İslâm ordusunu deniz yoluyla takviye ettiği veya haber gönderdiği anlaşılmaktadır.

Dört Halife Dönemi

Hz. Ömer tarafından hicretin 20. yılında (641) yine deniz yoluyla Habeşistan'a gönderilen Alkame, bir rivayete göre fırtınaya yakalanıp askerleriyle birlikte boğuldu. Bu olay, aşağıda sözü edilecek olan Hz. Ömer'in deniz seferleriyle ilgili tutumunu etkilemiş olmalıdır.

Hz. Ömer döneminde gerçekleştirilen fetihler sonunda Müslümanların Doğu Akdeniz sahillerinin büyük bir bölümünü ele geçirmesi ve buraların denizden gelecek tehlikelere açık bulunması, Müslümanları bir deniz gücü hazırlama konusunda ciddi şekilde düşünmeye yöneltti. Ayrıca bu sırada Suriye ve Mısır'ın servetinin büyük kısmı ticarete dayanıyordu. Justinianos devrinden beri Akdeniz'deki ticaret Suriye ve Mısırlı tacirlerin elindeydi. Bu iki yerin valileri bölgenin askerî bakımdan korunması ve Akdeniz ticaretinin devam ettirilmesi için donanmanın önemini çabucak kavradılar. Esasen bu donanmayı meydana getirecek imkânlara da sahiptiler. Mısır ve Suriye'nin Akdeniz sahillerindeki tersanelerini ele geçirmişlerdi. Eskiden beri burada denizci bir halk vardı ve gerekli personel kolaylıkla sağlanabilirdi.

Önceleri denizciliğe kuşku ile bakan Müslümanlar çok geçmeden gözlerini denize çevirdiler. Bizans'ın denizdeki üstünlüğü devam ettiği sürece Mısır ve Suriye'deki hâkimiyetlerinin tehdit altında olduğunu anladılar. 24 (645) yılında Bizanslılar'in çıkarma yaparak İskenderiye'yi ele geçirmeleri üzerine Bizans'a karşı mücadelenin, donanmanın desteği olmadan yürütülemeyeceğini farkeden ilk devlet adamı Muâviye b. Ebû Süfyân oldu. Suriye valisi iken Hz. Ömer'e yazdığı, sahillerin durumunu anlatan ve denize açılma izni isteyen mektubundan kendisinin bunun için bir hazırlık içinde bulunduğu anlaşılmaktadır.

Ne var ki Hz. Ömer Müslümanların henüz denize açılabilecek bilgi ve tecrübeye sahip olmadığı kanaatindeydi. Mısır Valisi Amr b. Âs'a gönderdiği bir mektupla ondan deniz hakkında bilgi istedi. Amr'ın verdiği cevapta denizin tehlikelerinden bahsetmesi  sebebiyle  hiçbir Müslümanın böyle bir tehlikeye atılmasına izin vermeyeceğini bildiren Hz. Ömer, Muâviye'den kaleleri tamir ettirmesini, buralara asker yerleştirmesini, gözetleme kuleleri yaptırıp nöbetçi koydurmasını ve geceleri buraların fenerlerle aydınlatılmasını istedi. Amr'a da Müslümanlann deniz savaşlarından uzak tutulmasını emretti. Kendisinden izinsiz Fars bölgesinde bir deniz harekâtına girişen ve yenilgiye uğrayan Alâ b. Hadramî'yi Bahreyn valiliğinden azletti. Uman'a gönderdiği Arfece b. Herseme el-Ezdî'yi tenbihlerini dinlemeyerek denizde savaşa giriştiği için azarladı.

Bununla beraber Hz. Ömer sivil ve ekonomik amaçlarla denizden faydalanmada bir sakınca görmedi. Mısır'dan elde edilen haraç gelirlerinin Kızıldeniz yoluyla Medine'nin Câr Limanı'na, oradan da Medine'ye sevkedilmesine izin verdi. Buna mukabil Amr b. Âs'ın Akdeniz'i Kızıldeniz'e kanalla bağlama teşebbüsüne ise Haremeyn'i düşman donanmasına açık hale getireceği için karşı çıktı.

Halifeliğinin ilk yıllarında Muâviye'nin deniz seferleriyle ilgili isteklerini Hz. Ömer gibi cevaplayan Hz. Osman 27 (647-48) yılında Kıbrıs'a sefer konusunda ikna edildi. Sahillerin askerî bakımdan takviye edilmesi, yanına hanımını da alması ve kimseyi sefere zorlamaması şartıyla Muâviye'ye izin verildi. Bunun üzerine 28 (648-49) yılında çok sayıda gemi İskenderiye ve Akkâ'dan denize açıldı. Kıbrıs'a çıkan Müslümanlar barış yoluyla burayı fethettiler ve ada yıllık 7200 altın vergiye bağlandı.

Hz. Peygamber'in deniz seferiyle ilgili müjdesini duyan Ümmü Haram da bu seferde bulundu ve çıkarma sırasında atından düşerek şehid oldu.

Bundan bir yıl sonra Suriye sahillerindeki Arvad (Cyzikus) adası Müslümanlar tarafından alındı. Kıbrıs'ın fethinden sonra Müslümanlar Mısır ve Suriye'deki üslerden deniz seferleri düzenlemeye başladılar. 652 yılında 200 gemiden meydana gelen bir filo Suriye'den Sicilya adasına vardı ve aynı yıl Rodos'a bir sefer yapıldı. 648'de yapılan antlaşma şartlarına uyulmaması üzerine Kıbrıs'a 654'te yapılan ikinci seferde Belâzürî'nin rivayetine göre 500 gemi vardı. Bu sefer sırasında ada İslâm devletine bağlandı. Lepithos'a 12.000 kişilik bir garnizon yerleştirildi.

Kıbrıs Zaferi'nin ardından Müslümanlar İstanbul'un fethi için hazırlıklara başladılar. Lübnan'dan sağlanan kereste ve demir İskenderiye'deki eski tersaneye taşındı ve burası yeniden canlandırıldı. Mağlûbiyetinin acısını çıkarmak ve kaybettiği yerleri tekrar ele geçirmek isteyen Bizans donanması İskenderiye'ye çıkarma teşebbüsünde bulunduysa da Mısır Valisi Abdullah b. Sa’d b. Ebü Serh tarafından büyük bir yenilgiye uğratıldı (652).

Abdullah b. Sa'd'ın emrinde toplanan İslâm donanması bazı tarihçilere göre İskenderiye yakınlarında, bazılarına göre ise Antalya'nın Finike ilçesi açıklarında 500 parçadan oluşan Bizans donanması ile karşılaştı ve Herakleios'un oğlu II. Kostans'ın kumandasındaki bu donanmayı büyük bir yenilgiye uğrattı. Gemilerin çokluğu sebebiyle İslâm tarihinde "Zâtü's-savârî" (Savari, gemi direkleri) adıyla anılan bu savaş Müslümanlann ilk büyük deniz zaferidir. Bu zaferle Bizans'ın Doğu Akdeniz'deki hâkimiyeti sona ermiş oldu.

Emevîler Dönemi Denizcilik

Hz. Muâviye halife olunca deniz işlerine daha çok önem verdi ve 669'da gemi ustalarını toplayıp Akkâ'daki tersanenin ıslahını emretti. Daha önce sadece Mısır'da tersane vardı. Hişâm b. Abdülmelik tarafından Sûr'a nakledilinceye kadar gemi tezgâhları burada kullanıldı. Muâviye devrinde İslâm donanması 1700 gemiye ulaştı.

Muâviye 669'da Muâviye b. Hudeyc el-Kindi’yi Sicilya üzerine gönderdi. Ancak ada çok sonra Ağlebî Hükümdarı I. Ziyâdetullah b. İbrahim b. Ağleb zamanında tamamen fethedilebildi. Cünâde b. Ebü Ümeyye el-Ezdî 672 yılında Rodos ve Arvad adalarını fethedip Girit'e hücum etti. Cünâde Yezîd'in hilâfetine kadar Rodos'ta kaldı. Arvad adası ise İstanbul muhasaraları için bir üs haline getirildi.

674'te başlayan İstanbul muhasaraları yedi yıl kadar sürdü. Donanma kış aylarında Arvad'a çekiliyor, saldırı için baharın gelmesini bekliyordu. Sonunda "Grek ateşi" denilen silâha karşı hazırlıklı olmayan İslâm donanması 679'da birçok gemisini kaybederek çekilmek zorunda kaldı.

Bunun üzerine Bizans kuvvetleri yeniden Akdeniz'e inip Kuzey Afrika'daki sahil şehirlerine hücuma başladılar ve Ukbe b. Nâfi'in başarılarını sonuçsuz bıraktılar. 683'te Kayrevan Bizans-Berberi kuvvetlerinin eline geçti.

693-700 yılları arasında Müslümanlar Kuzey Afrika'ya kesin olarak hâkim oldular.

Donanmanın önemini iyi bilen Abdülmelik, Afrika Valisi Mûsâ b. Nusayr'a Mısırlı 1000 gemi ustasını göndererek bir deniz üssü kurmasını emretti. Aynı sıralarda Afrika kıyısındaki Kavsara adası Müslümanlar tarafından fethedildi. Sicilya ile bu ada arasındaki geçit kontrol altına alındı. Mûsâ b. Nusayr Kartaca'yı bırakarak daha kolay müdafaa edilen Tunus gölü kıyısında Tunus şehrini ve tersanesini kurdu ve 100 savaş gemisi yaptırdı. 704'te bu donanma Emevî donanmasına katıldı. Akdeniz'de Mısır ve Suriye'den sonra üçüncü bir deniz gücü merkezi meydana geldi. 703 yılında Mısır'dan hareket eden donanma Sicilya'yı vurdu. Mûsâ b. Nusayr donanmasını 704’te Sicilya ve Sardunya üzerine gönderdi. 708 yılında çıktığı bir seferde de Balear adalarını ve Mayorka'yı vurdu. 710'da Sardunya'yı zaptetti. Yine bu donanma sayesinde Kuzey Afrika ve Endülüs'ün fethi tamamlandı.

717 yılında Süleyman b. Abdülmelik'in halifeliği sırasında Ömer b. Hübeyre kumandasındaki İslâm donanması ile Mesleme b. Abdülmelik kumandasındaki kara ordusu İstanbul'u karadan ve denizden kuşattılar. Fakat Bizanslılar Müslüman kuşatmasını yine başarısızlığa uğrattılar. Bu muhasarada İslâm donanmasında Bizans kaynaklarına göre 1800 gemi vardı. Daha Muâviye döneminde 1700 parçaya ulaştığı rivayet edilen do¬nanma için bu rakam büyük sayılmamalıdır.

Süleyman b. Abdülmelik'ten sonraki Emevî halifeleri zamanında donanma ihmal edildi.

Bununla beraber İslâm donanması 726'da Kıbrıs'ı vurdu. Abdülmelik ve oğlu Velîd dönemlerinde olduğu gibi ada ağır vergiye bağlandı. Ardından Bizanslılar, Mısır üzerine 736'da ve daha sonraki yıllarda iki büyük sefer düzenlediler.

Müslümanlar 743 yılında Kıbrıs'a yapılan bir seferle buna cevap verdiler. Doğu Akdeniz'de iki tarafın deniz gücü birbirine yakın olmakla beraber Orta ve Batı Akdeniz'de Müslüman donanması üstündü.

Kuzey Afrika donanması 727, 729, 730, 733, 740, 752 yıllarında Sicilya üzerine seferler yaptı. 735, 752 yıllarında Sardunya'yı vurdu. 747'de 1000 gemiden meydana gelen bir İslâm donanması Bizans donanmasını Kıbrıs yakınlarında kuşattıysa da Bizanslılar Grek ateşi kullanarak bu donanmayı imha ettiler. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Bahriye md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun