İmam Şafi’ye göre, amel imandan bir parça mıdır?

Tarih: 17.07.2014 - 01:57 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bir kişi amelin imandan bir parça olduğunu, İmam Şafi'nin bir kitabında bunu söylediğini söylüyor. Ama o kitabın şimdiki baskılarında o kısmın olmadığını, tahrif edildiğini söylüyor. Dediklerine delil de getiriyor. Bu kişi doğru mu söylüyor?

- Hazır cevaplarla değil de bu konuya özel olarak, o kitabın tahrifi ile ilgili cevap verirseniz sevinirim. İddialar özetle şöyledir:

- İmam Şafii de bilindiği gibi Selefin büyük alimlerinden birisidir. Kendisi Ehli sünnet inancının savunucularından birisidir. İmam Şafii şöyle demiştir: Ve Sahabe’den ve Tabiin’lerden ve onlardan sonra gelenlerden ve bizim idrak ettiğimiz (ulaştığımız – gördüğümüz) kişilerden vuku bulan icma şu şekildedir: “İman; Söz ve Amel ve Niyet‘tir. Bu üçünden her biri diğeri olmadan bir fayda vermez.”

- İmam Şafii’nin sözünün kaynağı için el-Ümm adlı denilmiştir. Derim ki: işte İmam Şafii çok güzel bir şekilde; bir kişinin amelinin hepsi giderse, o kişinin mümin olmadığını açıklamıştır. Bu meselede de İcma olduğunu net bir şekilde beyan etmiştir...

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Verdiğiniz bilgilerin sahibi, tekfir mekanizmasını pervasızca ve sorumsuzca kullanan ve seleficilik oynayanlardandır.

- İmam Şafii’nin “Sahabe, tabiin ve daha sonra gelen alimlerin icamıyla sabittir ki, iman söz, fiil / amel ve niyettir.” manasına gelen sözünü, İbn Teymiye ve Ebu’l-Kasım el-Lalekâî nekletmiştir. (bk. İbn Teymiye, Mecmuu’l-Fetava, e1-Medinetu’n-Nebeviye, 416/1995, 7/209; Lalekaî, Şerhu Usulu itikadi Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaati, Darı TÎbe, 1423/2003, 5/956)

- Verilen diğer kaynaklar özellikle İbn Teymiye’den kopyalanmıştır.

- İmam Şafii’nin ilgili eserinde böyle bir ifadeye rastlayamadık.

- İddiada yer alan “Derim ki: işte İmam Şafii çok güzel bir şekilde; bir kişinin amelinin hepsi giderse, o kişinin mümin olmadığını açıklamıştır. Bu meselede de icma olduğunu net bir şekilde beyan etmiştir.” yorumu yanlıştır, İmam Şafii’nin ilgili yerde böyle bir ifadesi yoktur.

- İmam Şafii ve daha pek çok İslam aliminin / Eşari ekolünün kabul ettiği “İman söz ile ikrar, kalp ile tasdik ve organlarla amel etmekten ibarettir.” şeklindeki prensipte yer alan ifadelerden genel olarak Ehl-i sünnet alimleri şunu anlamışlardır:

“Amel imanın mükemmel olmasını sağlayan bir parçasıdır / mütemmim bir cüzüdür.”

Aksi takdirde eğer amel imanın hakiki bir parçası ise, ortada tek bir Müslüman kalmaz. Çünkü gıybet etmemek, yalan söylememek de ameli unsurlardan sayılır. Buna göre, bu iddiada bulunan kişi dahi kendini küfürden kurtaramaz. Böyle yanlış bir itikada sahip olmaktan Allah’a sığınırız.

- Prensip olarak Ehl-i sünnet alimleri ayet ve sahih hadisleri esas alarak iman-amel ilişkisini değerlendirmişledir. Aslında Eş’ari ve Maturidilerin bazı farklı ifadeleri, o günkü Mürcie ve Mutezile gibi yanlış fırkalara karşı cevap yetiştirmeye yöneliktir.

Mesela: Mutezile büyük günah işleyenleri İman-küfür ortasında bir yere yerleştirirken, Ehl-i sünnet alimleri imanın amelde dahil olmadığını söylemişlerdir. Bu noktada özellikle Maturidiler, Mutezile’nin yanlışını vurgulamak için “İman sadece kalbin tasdikinden ibarettir.” ifadesini tercih etmişlerdir.

Fakat diğer taraftan Mürcienin amelsiz imanı yeterli görmeleri karşısında Ehl-i sünnet alimleri, amelin imandan bir cüz-ü mütemmim olduğunu söylemişlerdir. Bu noktada da özellikle Eşariler, murcielerin yanlışını vurgulamak için “Amel imandan bir cüzdür.” demişlerdir. Aslında Ehl-i sünnetin bu her iki mezhebinin de görüşü şu merkezdedir:

“Büyük günah işleyen dinden çıkmaz. Çünkü, amel imandan değildir. Amelsiz bir iman, sahibi üzerinde fazla etkin olmadığı için kurtuluşun garantisi sayılamaz; zamanla sönebilir...”

Ve -bilindiği üzere- Ehl-i sünnetin görüşünü destekleyen pek çok ayet ve hadis vardır. İmanın amelden olmadığını gösteren ayetler yanında, imanın (bir amel icraatı olan) İslamla aynı olduğunu gösteren ayetler de vardır. Hatta bizzat İmam Maturidi, iman ile İslamı aynı manada kabul etmiştir(Kitabu’t-Tevhid).

Buna rağmen, “Amel imandan bir cüz değildir.” görüşünü savunmuştur. Tabiiki bu görüş doğrudur. Ancak, pek çok ayet ve hadiste, iman ile amel arasındaki yakın ilişkiye de işaret edilmiştir. Onun için Eşariler ameli imanın “mutemmim bir cüzü” olarak kabul etmişlerdir. (Geniş bilgi için bk. Aduddin el-Îcî, el-Mevakıf)

- Meallerini vereceğimiz ayetlerden de amelin imanın hakiki bir parçası değil, onun kâmil bir iman olmasını sağlayan tamamlayıcı bir parçası olduğunu anlamak mümkündür:

“ Şu kesindir ki Allah kullarına zerre kadar bile zulmetmez. Ama kulun zerre kadar bir iyiliği bile olsa, onu kat kat artırır ve ayrıca kendi tarafından büyük bir mükâfat verir.” (Nisa, 4/40),

“Şu muhakkak ki Allah Kendisine şirk koşulmasını (imansızlığı) affetmez, ama bunun altındaki/dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder. Kim Allah’a ortak icad ederse müthiş bir iftira etmiş, çok büyük bir günah işlemiştir.” (Nisa, 4/48, 1116), “Zerre ağırlığınca hayır yapan onu bulur. Zerre ağırlığınca şer yapan da onu bulur.” (Zilzal, 99/7-8),

“Artık kimin tartıları ağır basarsa memnun kalacağı bir hayata girer. Kimin tartıları da hafif gelirse Onun barınağı da Haviye (cehennem) olur.” (Karia, 101/6-9)

- Aslında iman ile amel ikisi de dinin birer parçasıdır; biri asli parçası diğer ise tamamlayıcı parçasıdır.

Bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin mahkemede kullandığı şu ifadeleri önemlidir:

“Makam-ı iddia, Risale-i Nur'un içtimaî derslerine ilişmek fikriyle, 'Dinin tahtı ve makamı vicdandır, hükme kanuna bağlanmaz. Eskiden bağlanmasıyla içtimaî keşmekeşler olmuştur.' dedi. Ben de derim ki: 'Din yalnız iman değil, belki amel-i sâlih dahi dinin ikinci cüz'üdür. Acaba katl, zina, sirkat, kumar, şarab gibi hayat-ı içtimaiyeyi zehirlendiren pek çok büyük günahları işleyenleri onlardan men'etmek için, yalnız hapis korkusu ve hükûmetin bir hafiyesinin görmesi tevehhümü kâfi gelir mi? O halde her hanede, belki herkesin yanında daima bir polis, bir hafiye bulunmak lâzım gelir ki, serkeş nefisler kendilerini o pisliklerden çeksinler. İşte Risale-i Nur amel-i sâlih noktasında, iman canibinden, herkesin başında her vakit bir manevî yasakçıyı bulundurur. Cehennem hapsini ve gazab-ı İlahîyi hatırına getirmekle fenalıktan kolayca kurtarır.” (bk. Şualar, s. 285)

- Evet, dinde salih amel çok önemlidir, fakat imanın içinde yer alan bir parçası değildir. Kur’an’da defalarca kullanılan “iman eden ve salih amel işleyenler” manasındaki ifadesi, salih amelin -çok önemli olmakla beraber- imandan farklı bir unsur olduğunun göstergesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun