İmam Buhari'nin Hz. Muaviye'den hadis rivayet etmesini saıl değerlendiriyorsunuz? Biz Buhari'nin, "Atın kafasına torba geçirip de kandırarak bir yere götümek isteyen birisinden hadis almadı." diye prensiplerini duyduk, okuduk...

Soru Detayı
Sohbetlerimizde en çok problem hadislerde çıkar. Biz Buhari'nin hadislerini sahih kabullendik. Ayrıca onun "Hayatında bir kez boşanmış birisinden hadis almadı", "Atın kafasına torba geçirip de kandırarak bir yere götümek isteyen birisinden hadis almadı." diye prensiplerini duyduk, okuduk. Acaba bu kadar titiz bir adam Hz Muaviye gibi yanlış ictihatta bulunan (Hz Ali'yle savaşı, hatta hatasının sonucu günümüze kadar uzadı) birisinden neden o kadar fazla hadis topladı?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sahabelerin hepsi birer müçtehiddir. Bu bakımdan içtihadlarında hata bile yapsalar sevap kazanırlar. Sahabeler peygamberler gibi ismet sıfatına sahip değildir. Sahabelerin adaleti konusunda alimler ittifak halindedirler. Yani bunlar bilerek Peygamberimize (s.a.v) yalan isnadda bulunmazlar, dinin zararına çalışmazlar. Ancak beşer olmaları hasebiyle hususi hayatlarında günah işleyebilirler.

1. Risalet sohbetinin tesiri açısından sahabeler geçilemezler:

Evet, Rasulüllah (s.a.v)’ın kendileri ile sohbet etmesi noktasından onlara yetişilemez. Çünkü Rasulullah (s.a.v)’ın nübüvvet sohbeti, nebi olmayan hiç kimsede bulunmayan bir özellik taşır. Rasulüllah (s.a.v)'ın sohbeti bir iksirdir. Bir dakika o sohbeti dinleyen ve ona mazhar olan bir kimse, o iksirle değişir.(1) Sahabeleşir. Kömürken elmas olur. Senelerce seyrü sülûkla kazanılacak hakikat nurlarına mazhar olur. Nübüvvet Güneşinin nuru ile renklenir. Çünkü her sohbette renk vurucu bir özellik vardır.

Rasulüllah (s.a.v)'ın talebeleri olan sahabelerine, manevi rütbe bakımından, velayeti ve peygamberliği ciheti ile, peygamberlerin en büyüğünün manevi boyası vurulmuştur. Bu cihetten o manevi boya, o tarzda ve o özellikte risalet asrından sonra vurulamaz. Daha sonra gelenler mümin ve Müslüman da olsalar o özellikte olamazlar.(2) O özellikle kazanılan fazilette onlara yetişemezler. Ayrıca Rasulullah (s.a.v)’ın sohbeti onların kalp aynalarında aksetmiş, O Güneş, perdesiz onlara, onların kalplerine, manevi latîfelerine sirayet etmiştir.

Burada ilki yansıyan, ikincisi kendisinde yansıma tezahür eden iki taraf vardır. Yansıyanın özellikleri mazhar ve aynalarına geçmiştir. O Şems-i Risaletle onlar da bir nevi güneşleşmişler, peygamberlik güneşinin ışıklandırması ile aydınlanan yıldızlar, hakikat ışıkları haline gelmişlerdir. Bu mazhariyetle, ayinedarlıkla, ona yüzünü dönüp tabi olmakla ve nübüvvetin en büyük nuru ile, sahabeler en büyük mertebelere çıkmışlardır.

Rasulüllah (s.a.v)’ın vefatından sonra, Celaleddin Suyûti gibi bazıları, uyanık halde Rasulüllahı (s.a.v) görmüşler, onunla konuşmuşlardır. Fakat bu konuşmaları nübüvvet itibarıyla değil, velayet-i Ahmediye cihetiyledir. Rasulüllah (s.a.v) onlara velayeti ciheti ile temessül etmiş, görünmüştür. Çünkü Rasulüllah (s.a.v)’ın ölümü ile vahiy bitmiş nübüvvet sona ermiştir. Ölümünden sonra onu nübüvvetle görmek, sahabe olmak mümkün değildir. Şu halde nübüvvetin derecesi velayetin derecesinden ne kadar yüksekse, bir nebi ile sohbet ile, bir veli ile sohbet arasında da o kadar fark vardır.

2. Risalet sohbetindeki meziyyet ve fazilet

Rasulüllah (s.a.v)'ın ashabının en hayırlı oluşu Zeydilerin büyük alimlerinden es-Sanani (H. 1059-1182) tarafından birkaç yönden şöyle anlatılır:

Birincisi; Rasulüllahın hadis-i şeriflerde kendi asrının en hayırlı asır (karn) olduğunu ihbar etmesidir. Bu ve benzeri hadis-i şeriflerde kasdedilen kimselerin, Rasulüllah asrında yaşayıp, özellikle onun etrafında bir Bunyan-ı Mersûs gibi, bir insanın uzuvları, bir fabrikanın çarkları şeklinde sistemleşen cemaati, ümmeti olduğu anlaşılır. Ondan sonra gelenler de ashaba uyan “Tabiin” dir. Bunları da diğerleri takib eder.(3)

İkincisi; cumhuru ulemâ, fert fert sahabelerin tafdili (üstün olduğu) görüşündedirler. Bazıları da sahabenin hep birden, diğer asırlardaki ümmet fertlerinden tafdili görüşündedirler. Bedire katılanlar ve hudeybiyede bulunanlar, sahabe olsun olmasın kendilerinden sonrakilerden faziletlidirler. İkinci görüşe göre, sahabenin mecmuu (hepsi birden), kendilerinden sonra gelenlerin hepsinden efdaldir.(4)

Buradan anlaşılan şu ki, fıkhi bakış açısı yönünden, hadisciler, şerhciler ve müfessirler açısından İslam alimleri sahabenin faziletinde müttefiktirler.(5)

3. Nübüvvet muhitinin kendilerini yetiştirmesi açısından geçilemezler

İnsanların yetişmesinde çevrenin pek büyük etkisi vardır. Rasulullah (s.a.v)’ın dava arkadaşları olan sahabeler ekseriyetle en yüksek kemaldedirler. Çünkü o zaman büyük bir inkilap olmuş, İslam inkilabı ile hayır ve hakkın bütün güzelliği ortaya çıktığı(6) gibi, kötülüklerin ve batılın da bütün çirkinilği açıkca kendini göstermiştir. Bu da hayır ve hak tarafı ile, şer ve batıl tarafının iyice, belirgin şekilde birbirinden ayrılması ile mümkün olmuştur. Bir yanda Hak Peygamber (s.a.v), bir yanda ümmetin Firavunu Ebû Cehil ve peygamberlik iddiasında bulunanlar; bir yanda olabildiğince şefkat ve merhamet, bir yanda kendi kızını hiç acımadan, gözünü kırpmadan gömebilme kasaveti(7) ve vahşiliği; bir yanda kemalatın en yüksek zirvesinde olan Peygamber (s.a.v) ve Onun sahabeleri, diğer yanda her türlü rezalet içindeki küfür liderleri ve esfel-i safilindeki müşrikler.

İşte böyle bir durumda misilsiz bir ahlak yüceliğine sahip sahabeler, elbette sıdkın, hayrın, hakkın dellâlı ve davasının en güzel nümunesi olan Rasulüllah (s.a.v)’a koşmuşlar. Onun boyası ile boyanmışlardır. Çünkü böyle bir atmosferde yapılacak tek şey budur.

4. Asr-ı Saâdet; bol yağmurlu verimli toprak gibidir

Rasulüllah (s.a.v) bir hadislerinde; fiziki çevrenin bazı özellikleri ile, bir temsil getirerek nübüvvet muhitini anlatır: Ebû Musa (ra) tan: Rasulüllah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Allah’ın benimle gönderdiği hidayet ve ilim, toprağa yağan bol yağmur gibidir. Yağmur düşen yerlerden bir kısmı iyidir. Suyu kabul eder içine alır ve çayırlar ve bol otlar bitirir. Yağış alan topraklardan bir kısmı da çoraktır. Suyu tutar geçirmez. Böylece Allah o sularla insanlara fayda verir, o sulardan içerler, hayvanlarını sularlar, otlatırlar. Yağmur alan topraktan bir diğer kısmı vardır ki, orası ancak düz ve engin, suyu tutmayan ot bitirmeyen bir çöldür."

"İşte bu anlattığım temsil Allah’ın dini hususunda ince anlayışı olan, Allah’ın benimle gönderdikleri kendisine fayda veren, onları öğrenen ve öğreten kimselerle, ilim ve hidayete başını kaldırıp bakmayan, benim kendisi ile gönderildiğim Allah’ın hüdâsını kabul etmeyen kimselerin temsilidir.” (8)

İlave bilgi için tıklayınız:

Hz. Muaviye hakkında geniş bilgi verir misiniz? Hz. Muaviye'ye Ehl-i sünnet alimlerinin ve bilhassa İmamı Azam Hazretlerinin bakışı nasıldır? Hakem olayı Hz. Muaviye'nin haksız olduğunu kanıtlar mı?

Sahabeler arasında geçen savaşları nasıl değerlendirmek gerekir?..

Kaynaklar:

1. bk. Tefsîru’l-Kurâni’l-Azîm, IV / 305; Hayatu’s-Sahâbe, III / 141, 279, 281, 282 (Nitekim Rasulüllah (sav) iyi kimseyi misk satana benzetmiş, kişinin dostunun dini üzerinde olduğunu belirtmiştir. Sahabeler onun dostu, Nübüvvet miskinden koklan, onun sohbeti ile iksirlenen kimselerdir.) Ayrıca bk. Cevâhiru’l-Buhari s. 231; Şerhu’l-Akideti’t-Tahâviye II / 691-692; Rasulüllahla sohbet imtiyazının, ilk sahabeleri bile diğerlerinden öne çıkardığı belirtilmektedir. Çünkü bu hususta ilkler ikincilerle müşterek değillerdir. (Hiç Onun sohbetinde bulunmayanların durumu ise daha açıktır) Sahabe olmak, sohbet, arkadaşlık dostluk, mulazemet, itaat gibi manalara gelir. el-Kâmûsu’l-Muhit, I / 93; es-Savâiku’l-Muhrika s. 212; Şerhu’l-Makâsıd, V / 319.
2. İbn-i Abbas (ra) "onların peygamberle birlikte bir saati, sizden birinizin kırk yılından hayırlıdır" der. bk. Şerhu’l-Akideti’t-Tahâviye II / 693.
3. Sübülüs-Selâm, IV, 127.
4. a.g.e., s. IV, 127; Ayrıca bk. el-Câmi‘Li Ahkâmî’l-Kurân IV, 170, Şerhu’l-Akideti’t-Tahâviye II, 691 vd. İbnu Kuteybe, Abdullah b. Müslim, Te’vilu Muhtelifi’l-Hadîs, Beyrut, 1985, s. 107-108.
5. Kelamcılar, usulüddin alimleri de hilafetle ilgili konularda bu husustaki görüşlerini belirtmişlerdir.
6. Rasulüllah ümmetin gittikçe bozulacağını, müşrik toplumlara benzeyeceğini ilk devirdeki kemalini kaybedeceğini belirtir. bk. Sünenu İbn-i Mâce II / 1304, 1305, 1310, 1319, 1320, 1333, 1340, 1343, 1348; Tefsîru’l-Kur'âni’l-Azîm IV / 204; 230; Riyâzu’s-Salihîn s. 271-282, 369; Râmûzu’l-Ehâdîs no: 1366, 6308; Şerhu’l-Akîdeti’t-Tahâviye, II / 691 vd; Bahru’l-Muhît, III / 301; Mustafa Muhammed Umare Cevahiru’l-Buhârî, terc. Alioğlu, Hasan, İstanbul, ty. s. 231, 405; Şerhu Fıkhı’l-Ekber, s. 206.
7. Nahl, 58-59, Çağatay, Neset, İslam Dönemine dek Arap Tarihi... s. 86, 106, 122. Tekvir, 8-9. Mahmud Esad, Tarih-i Din-i İslâm, İstanbul, 1983 s. 138; Berki Ali Himmet Keskioğlu Osman, Hz. Muhammed ve Hayatı, Ankara, 1993,.... s. 169. Heyet, Doğustan Günümüze I-XIV, İstanbul, 1989, I, 182.
8. Riyâzu’s-Sâlihîn, s. 149, no: 162; Mecma‘ut-Tefâsîr (Lübâbu’t-Te’vîl). III / 483.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR