İbadetlerimi yapamıyorum, eskisi gibi huzurlu değilim, ne yapmalıyım?

Soru Detayı

- Ben eskiden çok huzurluydum, ibadetlerimi yapardım, ama şimdi nerdeyse hiçbirini yapamıyorum ve çok huzursuzum?
- Derslerim de eskiden iyiydi, ama şimdi berbat.
- Eski günlere dönmek istiyorum, ama nasıl ayapacağımı bilmiyorum. Kendi kendime bazen, artık bu günden sonra ibadetlerimi yapacam, diyorum ama yapamıyorum.
- Bilmiyorum nasıl bir yol izleyecem, ne olur bana yardım edin, gerçekten çok ihtiyacım var...

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Huzursuzluğun, bunalımın, stresin en önemli bir kaynağı şu güzel ifadelerle nazarımıza sunulmuş:

“Bir şey ‘ma vudia leh’inde istihdam edilmezse atalete uğrar, matlup eseri göstermez.” (Sünuhat)

“Ma vudia leh”, bir şeyin yapılış gayesi mânâsına geliyor. Gözün vazediliş, yâni yaratılış gayesi görme... Onu tatların kontrolünde kullanmaya kalkarsanız, o âlete zarar verir ve rahatsız olursunuz.

Her duygusunu ve hissini rıza dairesinde ve istikamet çizgisinde kullanan insanlar, dünyada da bir nevi cennet hayatı yaşarlar.

Kendilerini ebed ülkesinin sonsuz saadetine hazırlayan ve Kur’an’dan aldıkları ders ile bu geçici dünya hayatını bir oyun ve eğlence olarak değerlendiren insanların ruhları, her türlü musibet karşısında dipdiri, sapasağlamdır. Onlar bu dünya sahnesinde fakir rolünü oynayacaklarsa bunu en güzel şekilde başarırlar. Hastalandıklarında kıvranmayı çok iyi becerirler. Trajedide gözlerinden yaşlar boşalır. Ama onlar oyunda olduklarını unutmadıkları için, sevinmeleri de üzülmeleri de çok sınırlıdır; oyunun icap ettiği kadardır.

Dünyayı oyun ve eğlence bilenlerin nazarları âhiretedir. Gayretleri o belde içindir. O beldenin saadeti de, azabı da ebedî... Bunun şuurunda olan ve “innalillah” yâni “biz Allah’ın kuluyuz, hayatımız ölümümüz, bedenimiz, ruhumuz, mevkiimiz, makamımız, kısacası her şeyimiz, onun için, onun rızası içindir” sırrına eren insan, fâni dünyanın geçici sıkıntılarında boğulmaz.

Her şeyiyle sınırlı olduğunu bilir ve sınırsız elemlerin altına girmez, onları ruhuna yüklemez. Dostlarını sonsuz rahmet ve ihsan sahibi Allah’a emanet, düşmanlarını da yine onun sonsuz adaletine havale eder.

Ruhunu da bedenini de emanet bilir; onları ne ezer, ne de başkasına ezdirir. Ama gücünü ve kuvvetini aşan sahalarda, bu ağır imtihanı kolayca verebilmek için rabbine iltica eder. Ve neticede o’nun takdirine rıza ile rahat bulur. Dünyadan, dünya ehlinden ve bu âlemin sıkıntılarından korkacağına onların hâlikından korkar, o’na iltica eder.

“Allah’tan havf eden (korkan) başkaların kasavetli, belâlı havfından kurtulur.” (bk. Sözler, Yirmi Dördüncü Söz)

Her hayır gibi, kalp huzuru da O’nun elindedir. Buna lâyıkıyla iman etsek başkalarının kapılarında dolaşmaktan kurtulacak, aradığımız her güzelliği Rabbimizin rahmet kapısında bulacağız.

Ve Üstad Bediüzzaman'dan bir reçete:

“Hem (Kur’an) mü’mine der: İhtiyarın cüz’î ise, kendi malikinin irade-i külliyesine işini bırak. İktidarın küçük ise, kadîr-i mutlakın kudretine itimad et. Hayatın az ise hayat-ı bâkiyeyi düşün. Ömrün kısa ise ebedî bir ömrün var, merak etme. Fikrin sönük ise Kur’an’ın güneşi altına gir. İmanın nuruyla bak ki, yıldız böceği olan fikrin yerine her bir âyet-i Kur’an birer yıldız misüllü sana ışık verir. Hem hadsiz emellerin, elemlerin varsa nihayetsiz bir sevap ve hadsiz bir rahmet seni bekliyor. Hem hadsiz arzuların, makasıdın varsa, onları düşünüp muzdarip olma. Onlar bu dünyaya sığışmaz, onların yerleri başka diyardır ve onları veren de başkadır.” (bk. Sözler, Otuz İkinci Söz, Üçüncü Mevkıf)

İlave bilgiler için tıklayınız:

Şu anda, toplumda bulunan huzursuzluk ve sıkıntıların gerçek sebebi nedir?
Niçin tam manasıyla ibadet edemiyorum, Allah'a halis bir kul olamıyorum?
Yaptığım ibadetlerden zevk alamıyorum ne yapmalıyım?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR