İbadet ve sohbetlere insanlara karşı müsamaha ne kadar olmalı?
Bir kardeşimle istişare ettik. Kendisi Kur’an dersi veriyor. Diğer hocalar yaz sebebiyle bir ay ara vermişler, o da “Ben de ara versem mi?” diye sordu. Ben ise insan ne kadar yoğun olursa olsun, haftada bir de olsa Kur’an’a vakit ayırmalı diye düşünüyorum. Kur’an insanı yormaz, bilakis ferahlık verir. Özellikle yazın Allah için vakit ayırmanın insanı Allah’a daha da yaklaştıracağını düşünüyorum. Ama acaba bu düşüncem fazla mı sert? İnsanlara karşı müsamaha ve anlayış ne ölçüde olmalı? Sohbetlere ara verilmeli mi?
Değerli kardeşimiz,
Niyetinizin hayrı ve güzelliği yaymak, insanları şerden ve olumsuzluklardan korumak olduğu anlaşılıyor. Yazın Kur’an dersine ara vermek isteyen bir kardeşinize yaptığınız tavsiye de aslında her müminin üzerinde düşünmesi gereken bir hassasiyete dayanıyor. Bununla birlikte, tavsiye ve nasihatte yalnızca söylediğimiz şeyin doğruluğu değil, onu ne zaman, nasıl ve hangi üslupla söylediğimiz de önemlidir. Çünkü doğru bir söz, uygun olmayan bir üslupla söylendiğinde beklenen tesiri göstermeyebilir, hatta bazen ters tepki oluşturabilir.
Sanıyorum sizin asıl kaygınız da burada: “Yaptığım doğru muydu? Ölçüm uygun muydu? Üslubum nasıldı? Bir mümin olarak böyle durumlarda nasıl davranmalıyım?”
1. Üslubunuz Tavsiye ve Nasihate Uygundur, Ancak…
Eğer üslubunuzun sert olup olmadığından emin değilseniz şunu söyleyebiliriz: Şayet o kardeşinize, bize yazdığınız ifadelerle aynı şekilde konuştuysanız, üslubunuz genel olarak makul ve samimi görünüyor. Niyetinizde de bir kardeşinizin hayrını istediğiniz açıkça anlaşılıyor.
Ancak önemli bir husus var: İnsanlar her zaman bizim niyetimizi bilemeyebilir. Söylediğimiz sözleri kendi duygu ve düşünceleri üzerinden değerlendirebilirler. Bu da kişiden kişiye değişir.
Mesela sizinle aynı konumda ve benzer bir İslami hassasiyete sahip bir kardeşinize dinî sorumlulukları konusunda tavsiyede bulunduğunuzda, o kişi sözlerinizi şöyle anlayabilir:
“Demek ki beni sorumsuz, yetersiz veya İslami şuuru eksik biri olarak görüyor ki bana böyle nasihat ediyor.”
Böyle bir algı oluştuğunda kişinin tepkisi de farklılaşabilir ve sizi yanlış anlama ihtimali artabilir.
Örneğin, “İnsan ne kadar yoğun olursa olsun Kur’an’a vakit ayırmalı.” dediğinizde, siz bunu bir teşvik ve güzel bir temenni olarak söylerken, karşı taraf bunu “Sen ne kadar yoğun olursan ol, mazeretin yok.” şeklinde anlayabilir ve kendisini suçlanmış hissedebilir.
Bu nedenle bazen doğrudan bir hüküm ortaya koymak yerine, kendi düşüncemizi paylaşmak ve karşı tarafa alan bırakmak daha tesirli olabilir.
Mesela şöyle denilebilir:
“Ben olsam tamamen ara vermek yerine, yazın şartlarına göre dersi biraz hafifletmeyi düşünürdüm. Çünkü Kur’an’la bağın tamamen kopmamasının insana iyi geldiğini düşünüyorum. Haftada bir bile olsa kısa bir ders veya sohbetin devam etmesi, hem alışkanlığın korunmasına hem de insanın Allah’la bağını canlı tutmasına vesile olabilir.
Ama tabii senin şartlarını ve ne kadar yorulduğunu ben bilemem. Eğer gerçekten dinlenmeye ihtiyacın varsa, bir süre ara vermenin seni yeniden daha istekli hâle getirecek bir tarafı da olabilir. Ben sadece kendi açımdan, tamamen bırakmak yerine biraz hafifleterek devam etmenin güzel olabileceğini düşündüm.”
Böyle bir ifade, aynı hassasiyeti daha yumuşak ve kuşatıcı bir şekilde ortaya koyabilir.
2. Müsamaha, Dinî Hassasiyetten Vazgeçmek Değildir
Burada müsamahanın ne anlama geldiğini doğru belirlemek gerekir. Müsamaha, dinî emirleri önemsiz görmek veya insanları ibadetten uzaklaştıracak bir gevşeklik göstermek değildir. Müsamaha; kişinin şartlarını, gücünü, yorgunluğunu ve içinde bulunduğu hâli dikkate alarak ona uygun bir yol gösterebilmektir.
Bir insanın “Bu yaz biraz dinlenmeye ihtiyacım var.” demesi ile “Kur’an dersine artık gerek yok.” demesi aynı şey değildir.
Aynı şekilde, bir hocanın yaz döneminde derslere bir süre ara vermesi ile Kur’an eğitimini önemsiz görmesi de birbirinden farklı değerlendirilmelidir.
Bu nedenle meseleye sadece “Ara verdi mi, vermedi mi?” şeklinde bakmak yerine, **neden ara verdiğine ve bunun Allah’la bağını nasıl etkilediğine** bakmak daha doğru olur.
3. Asıl Hedef Devamlılık Olmalıdır
İbadetlerde önemli olan hususlardan biri de devamlılıktır. İnsan kendisine taşıyamayacağı kadar ağır bir program yükleyip kısa süre sonra tamamen bırakmaktansa, gücüne uygun ve sürdürülebilir bir programla devam edebilir.
Bu açıdan haftada bir yapılan kısa bir Kur’an dersi veya sohbet, kişinin Kur’an’la bağını canlı tutabilir. Fakat ders veren kişinin de dinlenmeye, ailesine vakit ayırmaya veya başka sorumluluklarını yerine getirmeye ihtiyacı olabilir.
Dolayısıyla “Mutlaka ara vermemelisin.” demek yerine, “Tamamen kopmak yerine daha hafif bir program mümkün mü?” sorusunu sormak çoğu zaman daha yapıcıdır.
Bazen bir saatlik ders yerine yarım saatlik bir ders, haftalık uzun bir sohbet yerine kısa bir Kur’an okuması veya daha seyrek bir program tercih edilebilir. Burada amaç programın şeklini korumaktan ziyade Kur’an’la ve Allah’la bağı korumaktır.
4. Her İnsan Aynı Ölçüde Yük Taşıyamaz
Nasihat ederken kendi imkânlarımızı başkasının ölçüsü hâline getirmemeye de dikkat etmek gerekir.
Bizim kolaylıkla yaptığımız bir ibadet veya üstlendiğimiz bir sorumluluk, başka bir insan için aynı derecede kolay olmayabilir. İnsanların sağlıkları, işleri, aile sorumlulukları, psikolojik durumları, günlük yükleri ve hayat şartları farklıdır.
Bu sebeple “Ben yapabiliyorum, o hâlde herkes yapabilir.” şeklindeki bir yaklaşım isabetli olmayabilir.
Öte yandan bu farklılıkları dikkate almak, dinî sorumlulukları tamamen kişisel tercihe dönüştürmek anlamına da gelmez. Ölçü, hem sorumluluğu hatırlatmak hem de insanın gücünü ve şartlarını gözetmektir.
5. Nasihat Eden Kişi Sonucu Kontrol Edemez
Bir başka önemli nokta da şudur: Bizim görevimiz güzelce hatırlatmak ve hayra davet etmektir; karşımızdaki insanın nasıl karşılık vereceğini tamamen kontrol edemeyiz.
Bazen çok güzel bir söz bile yanlış anlaşılabilir. Bazen de oldukça sade bir nasihat insanın hayatında büyük bir değişime vesile olabilir.
Bu nedenle nasihat ederken hem samimi hem de mütevazı olmak gerekir. “Ben doğruyu biliyorum, sen de bunu yapmalısın.” tavrı yerine, “Ben bunu faydalı görüyorum; senin şartlarını da düşünerek bir değerlendirme yapmanı isterim.” tavrı daha kuşatıcı olabilir.
Özellikle kardeşlerimize nasihat ederken, onları kendilerinden daha az dindar, daha az hassas veya daha az sorumlu gördüğümüz izlenimini vermemeye dikkat etmeliyiz.
6. Müsamaha ile Gevşeklik Arasındaki Denge
Burada iki uçtan da kaçınmak gerekir.
Bir tarafta, “İnsanların şartları var, hiç önemli değil.” diyerek dinî hassasiyetleri zamanla gevşetmek vardır. Diğer tarafta ise insanların gücünü, şartlarını ve ihtiyaçlarını hiç dikkate almadan sürekli daha fazlasını istemek vardır.
İkisi de sağlıklı değildir.
Doğru olan, dinî hassasiyeti korurken insanı da korumaktır. Kişiyi Allah’a yaklaştıracak bir yöntem bulmaya çalışmak, onu suçluluk ve yetersizlik duygusuna sürüklemeden ibadete teşvik etmek gerekir.
Sonuç olarak, Kur’an derslerine ara vermek meselesinde tek bir hüküm üzerinden hareket etmek yerine kişinin niyetine, şartlarına ve ara vermenin ne anlama geldiğine bakmak daha isabetlidir. Eğer kısa bir ara, kişinin dinlenip daha güçlü bir şekilde devam etmesine vesile olacaksa bunun bir faydası olabilir. Fakat ara vermek zamanla Kur’an’la bağı tamamen koparacaksa, imkân ölçüsünde daha hafif bir programla devam etmek teşvik edilebilir.
Asıl hedef, insanları bir programa zorla bağlamak değil; Kur’an’ı hayatlarında sürdürülebilir, gönüllü ve sevgiye dayalı bir şekilde yaşatabilmektir.
Bu sebeple sizin Kur’an’dan kopulmaması gerektiğine dair hassasiyetiniz güzel ve anlaşılır bir hassasiyettir. Sadece bu hassasiyeti başkasına aktarırken, onun şartlarını da hesaba katmak ve kendi idealimizi onun üzerine bir yük olarak koymamak gerekir.
İbadette devamlılığı teşvik etmeli, fakat insanları taşıyamayacakları bir yük altında bırakmamalıyız. Müsamaha göstermeli, fakat müsamahayı gevşekliğe dönüştürmemeliyiz. Nasihat etmeli, fakat nasihati kişinin gönlünü kırmadan ve onu Allah’a yaklaştıracak bir üslupla yapmalıyız.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet