Hz. Peygamberin hanımları iki gruba mı ayrılmıştı?

Tarih: 10.01.2020 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

Hz. Âişe anlatıyor: Biz resulullahın zevceleri olarak iki gruptuk..
Böyle bir rivayet var mı, varsa bu rivayeti yazıp bilgi verir misiniz? Bu olay nasıl açıklanabilir?
Ayrıca, neden iki gruba ayrılmışlardı? Peygamber Efendimizin buna karşı tavrı nasıl olmuştur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuda Hz. Aişe validemizden gelen uzun bir rivayet bulunmaktadır. Sıhhati konusunda herhangi bir şüphe olmayan bu rivayet şöyledir;

Urve b. Zübeyr Hz. Aişe’nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir:

Resûlullahın ka­dınları iki fırkaya ayrılmışlardı. Bir fırkada Aişe, Hafsa, Safiyye, Sevde vardı. Diğer grupta ise Ümmü Seleme ile Resûlullah'ın öteki kadınları bulunuyordu. Müslümanlar, Resûlullah'ın Aişe'ye sevgisi­ni pek iyi bildiklerinden, bunlardan birisinin yanında Resûlullah'a vermek istediği bir hediyesi bulunursa, o hediyesini Resûlullah Aişe'nin evinde bulunduğu zamana kadar geri bırakır da, hediye sahibi bu hediyesini Resûlullah, Aişe'nin evinde iken gönderirdi.

Bu sebebten diğer gruptaki hanımlar Ümmü Seleme’ye gelerek: Sen Resûlullah'a, insanlarla konuşup onlara: “Her kim Resû­lullah'a bir hediye vermek isterse, o kimse Resûlullah kadınlarından hangisinin evinde bulunursa bulunsun, hediyesini versin!” demesini söy­le, demişlerdi.

Ümmü Seleme kadınların kendisine söyledikleri bu sözü Resû­lullah'a aktardı. Fakat Resûlullah ona hiçbir cevap vermedi. Kadınlar, Ümmü Seleme’ye ne cevap verdiğini sorduklarında; “Hz. Peygamber bana bir şey söylemedi.” demesi üzerine onlar da Ümmü Seleme’ye, Hz. Peygamber’den bir cevap alıncaya kadar konuşmaya devam etmesini söylediler.

Ümmü Seleme kendi günü geldiğinde hanımların isteğini tekrar Hz. Peygamber’e iletti. Hz. Peygamber yine bir şey söylemedi.

Bu durum üçüncü defa tekerrür edince, Hz. Peygamber, “Sakın Aişe hakkında söylenip de bana eziyet etme. Sadece Aişe’nin yorganındayken bana vahiy gelir.” dedi. Bunun üzerine Ümmü Seleme, “Ya Resûlallah, ben sana eziyet vermekten Allah’a tövbe ederim.” dedi.

Sonra Ümmü Seleme grubundaki kadınlar Resûlullah'ın kızı Fâtıma'ya müracaat ettiler ve onu Resûlullah'a gönderdiler de: “Ya Resûlallah! Kadınların Ebû Bekr'in kızı hakkında Allah'­tan senin için adalet istiyorlar.” demesini rica ettiler. Fatıma da Resûlullah'a bunları söyledi. Resûlullah: "Ey kızcağızım! Benim her sevdiğimi sen sevmez misin?" buyurdu. Fâtıma da: “Evet severim.” dedi.

Fatıma kadınlara döndü ve onlara olup biteni haber verdi. Ka­dınlar Resûlullah'a tekrar müracaat etmesini Fatıma'dan istediler. Fa­kat Fatıma tekrar dönmeyi kabul etmedi.

Bunun üzerine kadınlar Zeyneb bint. Cahş'ı gön­derdiler. Zeyneb, Resûlullah'a geldi ve sert bir şekilde söze başlayıp: “Ya Resûlallah! Hanımların, İbn Ebî Kuhafe'nin kızı hakkın­da Allah'tan senin için adalet istiyorlar.” dedi. Sesini de yükselterek, o sırada oturmakta olan Aişe'ye hakaret etmeye kadar ileri gitti. Nihayet Resûlullah, karşılık verecek mi diye Aişe'ye bakmağa başladı.

Ravi Urve dedi ki: Bu sırada Aişe söze başladı ve Zeyneb'in söz­lerine karşılık verdi neticede onu susturdu.

Aişe kendisi dedi ki: Bunun üzerine Resûlullah Aişe'ye baktı da: "Muhakkak ki o, Ebı Bekir'in kızıdır." buyurdu. (1)

Rivayetin sonunda Buhari, diğer tariklerdeki farklılıklara da değinmiştir.

Evlilikte karı-koca ilişkilerinde zaman zaman problem olması normal bir durum olup insanın tabiatının bir gereğidir.

Çok eşli evliliklerde kumalar arasındaki kıskançlıktan dolayı bir takım huzursuzlukların olması da kadın fıtratını nazara aldığımızda hiç de yadırganacak bir şey değildir. Özellikle bu eşlerin kocasının Hz. Peygamber olduğu düşünüldüğünde kıskanmanın daha çok olacağı aşikârdır. Çünkü Peygamberimizin eşleri olan annelerimiz kendilerini O’na daha çok sevdirme rekabeti içindeydiler. Hz. Aişe’nin Hz. Peygamber (asm) Efendimize, "Benim gibi biri senin gibi birini kıskanmaz da ne yapar?” (2) sözünden bunu rahatlıkla anlayabilmekteyiz.

Annelerimizin bu anlamdaki rekabetine pek çok örnekte rastlamaktayız. Bu rekabet, Hz. Peygamberin sevgisini, muhabbetini kazanmak içindir. Yani diğer hanımlarından daha çok kendisini sevmesini sağlamak için gayret göstermek demektir. Bu sebeple ilgili rivayette de ifade edildiği gibi aralarında gruplaşma dahi olmuştur. Bazen ikisi bir olmuş bir meselede anlaşmışlar bazen de diğer hanımlarını da katmak suretiyle ittifak sayılarını artırmışlardır.  Ancak bu kıskançlık; kin, zulüm ve zorbalığa kadar çıkmamıştır. Normal seyrinde kalmıştır.

Hadis ve siyer kitapları Hz. Peygamber’in bu kıskançlıkla nasıl muamele ettiğini bize aktarmışlardır. Hz. Peygamber üsve-i hasene olduğu için kıskançlık ve rekabetten kaynaklanan bu gibi ailevî problemleri hikmet, maharet ve merhamet ile çözmüştür. Bazen tebessüm ve latife ile bazen öfke durumunda göz ardı edip görmezden gelerek, bazen konuşma, ikna ve nasihat ile bazen de bunun dışındaki bazı metotlarla halletmeye çalışmıştır. 

Mesela şu rivayet bu gibi durumlarda Hz. Peygamber’in nasıl davrandığına dair bunlardan sadece biridir:

Peygamberimiz (asm),  Hz. Aişe’nin yanında iken misafir gelmişti. Hz. Peygamber yemek hazırlanmasını istedi. Diğer hanımı Hz. Zeyneb bunu duyunca hemen hizmetçisi ile bir tabak serid ve üzerinde koyun budu olan bir yiyecek gönderdi. Hz. Peygamber bu yiyeceği severdi. Bunu gören Aişe annemizde kıskançlık ateşi canlandı, tabağı yere attı ve kırdı. Sonra da odasına çekilip ağlamaya başladı. Hz. Peygamber bu duruma kızmadı ve sadece tebessüm ederek “Anneniz kıskandı.” buyurdu.

Yaptığından pişman olan Aişe validemiz, Peygamber Efendimize gelerek, "Ey Allah'ın Resulü, yaptığım bu hareketin kefareti nedir?" diye sorar. Peygamber Efendimiz de "Tabağa aynıyla tabak, yemeğe misliyle yemek!" buyurur. (3)

Hz. Peygamber bir kadının tabiatı gereği yaptığı bu hareketi şefkat ve merhamet ile tedavi yoluna gitmiştir.

Yine annelerimizin kendilerinde bulunan bazı meziyetleri de belirterek diğer hanımlardan daha üstün olduklarını ifade etmeleri de hep Hz. Peygamber’e kendilerini daha çok sevdirme amaçlıdır.

Örneğin Aişe annemizin bakire olarak evlendiğini hatırlatması, Hz. Zeyneb’in nikahının Allah tarafından kıyıldığını söyleyerek övünmesi hep bu maksada yönelik çabalardandır. Bu durum bazen kendi meziyetini zikretmek şeklinde olabildiği gibi bazen de diğerlerinde olan kendilerince kusur sayılabilecek durumları söylemek şeklinde de olabiliyordu. (4)

Hz. Peygamber’in annelerimiz arasında ortaya çıkan bir başka problemi de konuşup ikna etmek suretiyle çözdüğüne şahitlik etmekteyiz:

Hz. Safiye annemizi diğer bazı annelerimiz “Yahudi Kızı” olarak nitelemişti. O da buna üzülmüş ve ağlamıştı. Durumdan haberdar olan Peygamberimiz, Safiye annemize: “Sen de onlara benden nasıl daha hayırlı olabilirsiniz ki eşim Muhammed, babam Harun, amcam Musa’dır deseydin ya!” demek suretiyle onu taltif ve teselli etmiştir. (5)

Hatta kıskançlık durumu biraz sınırı aşınca Hz. Peygamber’in farklı tedbirler uyguladığını müşahede etmekteyiz.

Hac yolculuğunda Hz. Safiye’nin devesi hastalanınca Peygamberimiz diğer bir hanımı Hz. Zeyneb bint. Cahş’dan yanında bulunan fazla develerden birini vermesini söylemiş, onun, “Yahudi’ye mi vereceğim?” demesi üzerine Hz. Peygamber üç aya yakın bir süre Hz. Zeyneb’in yanına gitmemiştir. (6)

Neticede şunu ifade edebiliriz ki kıskançlık kadında asil bir mizaçtır. Sınırı korumak ve yerinde kullanılmak şartıyla büyük bir sevginin olduğuna delildir.

Hadis kitaplarımızda Hz. Aişe'den gelen şu rivayeti de bu gibi durumlarda istikametli düşünebilmek için devamlı göz önünde bulundurmalıyız:

Aişe annemiz diyor ki: Ölümü anında Ümmü Habibe beni çağırdı ve şöyle dedi: "Benimle sen, kuma durumunda bulunuyoruz. Kumalar arasında da az çok tatsızlıklar olur. Ben sana hakkımı helal ediyorum, sen de bana helal et!" Hz. Aişe: "Ben de sana helal ettim, Allah seni bağışlasın" dedi. Bunu duyan Ümmü Habîbe, "Beni çok mutlu ve huzurlu ettin. Allah da seni mutlu ve huzurlu kılsın" dedi. (7)

Dipnot:

  1. Buhârî, Hibe, 6.
  2. Müslim, Münafikun 70, (2815); Nesai, Işretü'n-Nisa 4.
  3. Ebu Davud, Buyu 91; Nesai, Işretü'n-Nisa 4; Tirmizî, Ahkâm, 23.
  4. İlgili konulardaki hadisler için bk. Buhârî, Nikâh, 9, Tevhid, 22; Tirmizî, Menâkıb, 63.
  5. Tirmizî, Menâkıb, 63; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 108, VIII, 127; İbn Abdilberr, el-İstîâb, IV, 1872.
  6. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, VI, 337–338; İbn Sa’d, et-Tabakât, II, 108, VIII, 127.
  7. Hakim, el-Müstedrek, IV, 24.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun