Hz. Muhammed'in fen dalında icat ettiği bir şey var mıdır?

Tarih: 07.08.2011 - 04:05 | Güncelleme:

Soru Detayı
- Hz. Muhammed fen dalında (fizik, kimya, biyoloji, matematik) icat ettiği bir şey, ürettiği bir teori var mı? - Veya Allah tarafından öğretilen ve çevresindekilere anlattığı bir olgu var mı? - Miraç mucizesinden sonra yıldızlar hakkında bilgi vermiş midir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Muhammed bir peygamberdir, bir fen bilimcisi değildir. Hz. Peygamber, insanların dünya ve ahiretine faydalı olan prensipleri öğreten bir muallimdir.

“Allahım! Faydasız ilimden sana sığınırım.” (Müslim, Zikir 73)

diyebilen gaye adamı bir insandır. İnsanlar için öğrenilmesi gayesiz, faydasız işlerle uğraşmaktan uzak duran ve

“Kişinin kendisini ilgilendirmeyen işlerle uğraşmayı bırakması imanının mükemmelliğinin göstergesidir.” (Tirmizi, Zühd 11)

diye buyuran eşsiz bir şahsiyettir.

Buna göre, gök cisimlerinin durumunu, yıldızların, uyduların konumunu ders vermenin -özellikle de o günkü- insanlara ne faydası olabilirdi? Bugün de aya çıkmak, gezegenleri saymak, bazı gök cisimlerinin konumunu tespit etmek genel olarak insanlığa/insanların büyük çoğunluğuna ne fayda sağlamıştır? İlgili ülkeler baş döndürücü rakamlarla ifade edilen harcamalar yapıp bu işlerle uğraşmak yerine, yeryüzünün barış ve huzuru, fakirlerin dertlerine derman olmak için kullanılsaydı çok daha iyi olmaz mıydı?

Miraca çıkan Hz. Muhammed (a.s.m)’in orada -evrenle ilgili- gördüğü pek çok gerçeklerin olduğu muhakkaktır. Nitekim yedi kat gökleri geçtiğini, Sidretu’l-müntehaya vardığını, kudretin kalemlerinin cızıltılarını duyduğunu belirtmiştir. Ancak, Kâinatın Sultanı ile insanlar arasında ebedî bir miraç köprüsü olan namazdan, cennet-cehennem gibi insanı en çok ilgilendiren ebedi mekânlardan ve oraya götürecek yollardan bahsetmek yerine, yıldızlardan, uydulardan bahsetseydi, insanların zihinlerini boş yere bunlarla meşgul etseydi, bir astronottan ne farkı kalırdı?

Bununla beraber, Hz. Peygamberin en büyük mucizesi olan Kur’an’da “varlık adına yaş-kuru ne varsa hepsi vardır” (Enam, 6/59),

“Kur’an’ı göklerde ve yerdeki bütün sırları/oralarda gizlenen bütün ilimleri, bilgileri bilen Allah indirmiştir.”(Furkan, 25/6)

gibi ayetlerde de açıklandığı gibi, Kur’an’da bütün ilimler vardır.  Ancak, Kur’an-ı hakim, hakim olan Allah’ın kelamı olduğundan, hikmete aykırı ifadelere yer vermez. On beş asır önceki insanlara, bu günkü fen bilimlerinin keşfettiği gerçekleri ders vermesi, bütün insanları ilgilendirmediği için irşad metoduna uygun olmadığı gibi, muhatabın aklını, görgüsünü, bilgisini göz önünde bulundurmayı esas alması gereken eğitim ve talim prensiplerine de aykırıdır. Bu sebeple, Kur’an’da ve nebevî öğretilerde muhatapların anlama, kavrama ve faydalanma durumları göz önünde bulundurulmuştur.

Örneğin; bazı kimseler farklı zamanlardaki Ay’ın farklı boyutta olmasının sebebini sormuş, Kur’an da onların asıl sormak istedikleri fennî açıklama yerine hikmete uygun bir üslupla cevap verilmiş (Bakara, 2/189) ve onun yılların sayılmasında, değişik ibadet vakitlerinin belirlenmesinde, sosyal, ticarî ve ekonomik konularla ilgili hesapların yapılmasında bir takvim görevi yaptığının altı çizilmiştir.

Yine, Kur’an’ın kâinattan detaylı bir şekilde bahsetmemesinin sebebi şudur:

Kainâtta bir tekâmül kanunu vardır. Eskiden çok kapalı konular, zamanla bedihî, açık, herkesin bildiği ilimler sırasına geçebilir. Hâlbuki irşadın özelliği, mevcut ilim ve fikir seviyesini dikkate alarak konuşmaktır.

Örneğin: Şayet Kur'an, on beş asır önceki insanlara,

"Kendi ekseninde dolaşan güneşin duruşuna ve onun etrafında pervane gibi dönen dünyanın hareketine bakın! Bir milyondan fazla mikroskobik canlıları barındıran bir damlacık suyu temaşa edin ki, Allah'ın sonsuz kudretinin belgelerini görebilesiniz."

deseydi, insanların çoğunu şaşırtmış olacaktı. Çünkü onlar, gözleriyle dünyanın değil, güneşin dönmekte olduğunu görüyorlardı. Ve bir damla suda ise, hiçbir şey görmüyorlardı.

Fennî keşifler ancak hicri onuncu asırdan sonra ortaya çıkmıştır. O asra kadar gelen insanları şaşırtmak, yalnız yeni müspet fenlerin keşiflerinden sonra ancak anlaşılabilen konuları ders vermek, irşad prensibine de belağat kuralına da aykırıdır. Demek ki, insanların aklına göre konuşan Kur'an, tam belağat göstermiştir. (bk. İşârâtu’l-İ’caz, Nübüvvetin tahkiki; Muhâkemat, 160-161)

Kur’an’ın ifadeleri belağatın zirvesinde olduğu için, dengeleri en güzel şekilde gözeten bir ölçüye sahiptir. Bu sebepledir ki, Kur'an'da medeniyet harikaları denilen müspet fenlerin keşfettiği teknolojik harikalara ayrıntılı bir şekilde yer verilmemiştir.

Demek ki, birer teknolojik harikalar olarak bilinen uçak, denizaltı, tren, elektrik gibi sanatlar Kur'an'da daha fazla yer almak isteseler, bu taktirde yıldızlar, şimşekler, atmosfer, gök cisimleri onlara karşı mücadele edecek ve "siz kendi cisminiz kadar Kur'an'da yer alabilirsiniz ve o kadar da almışsınız", diye onları susturacaklardır.

Buna göre her şey kendi sanat değeri kadar Kur'an'da yer almıştır, denilebilir.(bk. Sözler, Yirminci Söz, İkinci Makam)

Not: Soruyla ilgili başka bilgileri ve misalleri görmek  için www.resulullah.org sitemize bakılabilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an-ı Kerim' de bilimsel keşiflerden bahsediliyor mu?

Peygamberimiz döneminde bilim ve teknoloji olmadığı halde Kuranı Kerimde bilimsel ayetlerin olmasının sebebi nedir?

Kur'an'daki bilgiler ve bilimsel ayetler daha önceden biliniyor muydu? Özellikle Mısırlıların ölüleri mumyalayıp insanların bedenleri ile ilgili bilgilere sahip olduklarını, hatta bebeğin anne karnında gelişimini resimlerle söylediklerini anlatıyor...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun