Hz. Ali, Haris ve Merhab'ı öldürdü mü?

Tarih: 27.04.2026 - 20:19 | Güncelleme:

Soru Detayı

Rivayete göre Hayber muhasarasında Yahudilerin isimleri Haris ve Merhab olan iki kardeş dövüşçüleri varmış şiir söyleyip Müslümanlara meydan okumuşlar, ‎Hz. Ali önce Haris'i sonra Merhab'ı öldürmüş doğru mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hayber Yahudileri, Müslümanlarla çarpışmak için kaleden ve duvarlardan geçerek dışarı çıktılar. Kaleden adamlarıyla birlikte ilk çıkan, Merhab’ın kardeşi Haris oldu. Haris, cesareti ve yavuzluğu ile tanınırdı. Hz. Ali onunla çarpıştı ve vurup öldürdü.

Başına kırmızı sarıkla tuğ yapmış bulunan Ebû Dücâne t de Hayber süvarilerinden Hâris ile karşılaştı ve onu öldürdü.

Yahudi savaşçılarından Üseyr ve Amir de, Haris gibi başlarına tuğ yapmışlardı. Üseyr:

“–Benimle çarpışacak kim var?” diye haykırıyordu. Muhammed bin Mesleme ona doğru vardı. Birbirlerine kılıç vurdular. Muhammed bin Mesleme onu öldürdü.

Yasir de Yahudilerin yavuz savaşçılarındandı. Müslümanlardan kaçacak olanları toplayıp götürmek için yanında kısa bir mızrak taşıyordu. Hz. Ali hemen ona doğru vardı. Zübeyr bin Avvam:

“–Allah aşkına! Sen aramıza girme!” diye and verince Hz. Ali t geri durdu. Yasir:

“–Hayber halkı iyi bilir ki ben tepeden tırnağa kadar silahlanıp er meydanlarında dolanan Yasir’imdir!” diye recez söyleyerek övünüyordu.

Zübeyr de:

“–Hayber halkı iyi bilir ki ben de güçlü, kuvvetli, hiçbir kavimden yüz çevirip kaçmaz, zaaf göstermez ulu bir kişiyimdir! Şan ve şereflerini koruyanların, hayırlı kişilerin oğluyumdur. Ey Yâsir! Kâfirlerin topluluğu seni aldatmasın! Onların topluluğu ağır ağır çekilip giden serap gibidir!” recezini okuyarak ona doğru vardı. Çarpıştılar. Zübeyr, Yâsir’i vurup öldürdü.

Âmir, iri ve uzun boylu bir adamdı. Üzerine iki kat zırh giymiş, demirlere bürünmüş:

“–Karşıma çıkacak kim var?” diyerek haykırıyor, kılıcını sallayıp duruyor ve müslümanlara saldırmaya hazırlanıyordu. Hz. Ali onu karşıladı. Bacaklarına Zülfikâr’la vurup çökertti ve başını gövdesinden ayırdı.

Merhab’a gelince, kendisi Himyer Yahudilerindendi. Hayberliler içinde Merhab’dan daha cesaretli kimse yoktu. Kendisine mahsus kalenin başkanı ve kumandanı idi. Merhab, kardeşi Yasir’in öldürüldüğünü görünce silahlanıp askerleriyle birlikte kaleden dışarı çıktı. Üzerine iki kat zırh giymiş, iki kılıç kuşanmış, başına da iki kat sarık sarınmıştı. Başına aspur boyasıyla boyalı Yemen işi bir miğfer, onun üzerine de yumurta biçiminde taştan oyulmuş ikinci bir miğfer geçirmişti. Merhab’ın karşısında, benim diyen en babayiğit adam bile dayanamazdı. Son derece kızıp köpürmüş erkek deve gibi idi. Kılıcını sallayarak:

“–Hayber halkı iyi bilir ki ben gelip çatan harplerin kızıştığı zamanlarda tepeden tırnağa kadar silahlanmış, cesaret ve kahramanlığı denenmiş Merhab’ımdır! Ben, kükreyerek geldikleri zaman arslanları bile kâh mızrakla, kâh kılıçla vurup yere sermişimdir!” diyerek recez söylüyor ve övünüyordu.

Hz. Ali de:

“–Ben öyle bir kişiyim ki, annem bana bana Haydar/Arslan ismini vermiş.

Ben, ormanların heybetli arslanı gibiyimdir!

Sizi tamamen ve çarçabuk tepeleyecek bir er kişiyimdir!” diye recez söyleyerek Merhab’ın karşısına durdu.

Aslında Merhab, o gece rüyasında kendisini bir arslanın parçaladığını görmüştü. Belki de Allah Teâlâ, Merhab’a rüyâsını hatırlatmak ve kalbine korku düşürmek için Hz. Ali’ye böyle bir recez söyletmişti. “Korkanın elinde silah taşımaya mecal kalmaz” denilmiştir.

Hz. Ali ile Merhab karşılaşıp birbirlerine kılıç vurdular. Hz. Ali, Merhab’ın tepesine kılıçla öyle bir darbe indirdi ki, kılıç Merhab’ın siperlendiği kalkanını ve demirden miğferini kesti, başını ikiye ayırdı, ta dişlerine kadar indi. Karargâhtakiler de kılıcın çıkardığı acı mâdenî sesi işittiler. Merhab, cansız olarak yere düştü.

Hz. Ali o gün Yahudilerin önde gelen meşhûr simalarından sekizini öldürdü. Müslümanlar da hücuma geçerek yahudilerden savaşan birçok kimseyi öldürdüler. Geri kalanlar da bozguna uğrayarak kaçıp kalelerine sığındılar. Mücahidler de kaçan bu yahudileri takip ettiler.

Kaynak:
Bkz. Buhârî, Ashâbu’n-Nebî, 9; Cihâd 102, 143;
Müslim, Fedâliü’s-Sahâbe, 33-34;
Ahmed, I, 99, 111; II, 384, 385; IV, 52; V, 333, 354-359;
Hâkim, III, 38-39;
Heysemî, V, 150; VI, 124, 150-153;
Beyhakî, Sünen, IX, 132; Delâil, IV, 205-210;
Vâkıdî, II, 653-657, 687;
İbn-i Sa‘d, II, 110-112;
İbn-i Abdilberr, İstiâb, II, 787;
İbn-i Esîr, Kâmil, II, 219-220;
İbn-i Seyyid, Uyûnu’l-eser, II, 133-135,
İbn-i Kesîr, IV, 185-189;
Zehebî, Megâzî, s. 339-340;
Diyârbekrî, II, 49-51,
Halebî, II, 734-738;
Süheylî, Ravdu’l-ünüf, VI, 560-566;
Taberî, Târih, III, 93-94.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun