Hayat, kainattan süzülmüş bir özet midir?

Soru Detayı

- Hayatın kainattan süzülmüş bir hülasa olması nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hayatın kainattan süzülmüş bir hülasa olduğu şöyle açıklanabilir:  

Kâinatın yaratılması, çeşitli parçalarının bu şekilde teşkil edilmesi, -hikmet açısından- hayat şartlarının teşekkül etmesine ve hayatın var edilmesine bir zemin hazırlamaya yönelik bir nizam olduğunu göstermektedir.

Mesela, Kur'an’da işaret edildiği üzere, everenin yaratılış safhalarında -insanların hayat şartlarına ve yaşamalarına elverişli hale gelmesi cihetiyle- en son sıra yeryüzündeki hayat şartlarının yaratılmasına aittir.

Üstad Bediüzzaman’nın ifadesiyle:

“Arz'ın bastedilmesiyle nev'-i beşerin taayyüşüne elverişli bir vaziyete geldiği, semavatın tesviye ve tanziminden sonra olduğu cihetle, hilkatı semavattan sonra başlar…” (İşarat-ül İ'caz, s. 188)

Her şeyi hikmetle yapan Allah, tedriç ve tekâmül prensibini bir sünnetüllah olarak kabul etmiş ve bu prensip çerçevesinde kâinatın parçalarını, birbirine zemin hazırlayacak biçimde, iç içe girmiş daireler şeklinde yaratmıştır.

İşte milyarlar seneden beri devam edip gelen kâinatın çeşit çeşit parçaları, organları, bu yaratılış sistemi içerisinde hayatı netice verecek şekilde tanzim edilmesi, “hayatın kâinattan süzülmüş bir hülasa” olarak ortaya çıkmasına imkân vermiştir.

“Evet nasılki hayat, bu kâinattan süzülmüş bir hülâsadır ve şuur ve his dahi, hayattan süzülmüş hayatın bir hülâsasıdır ve akıl dahi, şuurdan ve histen süzülmüş, şuurun bir hülâsasıdır ve ruh dahi, hayatın hâlis ve sâfi bir cevheri ve sabit ve müstakil zâtıdır…” (Sözler, s. 109-110)

ifadesinden de bu hiyerarşik hikmetli yaratılış sistemini görmek mümkündür.

- Hayat, maddi sahada kâinattan süzülmüş bir hülasa olduğu gibi, manevi sahada da Allah’ın kâinatı yaratmasındaki asıl maksadı olan şükrün süzülmesine zemin hazırlayan bir faktördür.

“Evet Kur'an-ı Hakîm nasıl ki şükrü netice-i hilkat (yaratılışın bir neticesi olarak) gösteriyor; öyle de Kur'an-ı Kebir olan şu kâinat dahi gösteriyor ki: Netice-i hilkat-i âlemin en mühimmi, şükürdür.

“Çünki kâinata dikkat edilse görünüyor ki: Kâinatın teşkilâtı (tanzim şekli) şükrü intac edecek bir surette her bir şey, bir derece şükre bakıyor ve ona müteveccih oluyor.

“Güya şu şecere-i hilkatin en mühim meyvesi, şükürdür. Ve şu kâinat fabrikasının çıkardığı mahsulâtın en a'lâsı, şükürdür.”

“Çünki hilkat-i âlemde görüyoruz ki; mevcudat-ı âlem bir daire tarzında teşkil edilip, içinde nokta-i merkeziye olarak hayat halkedilmiş. Bütün mevcudat hayata bakar, hayata hizmet eder, hayatın levazımatını yetiştirir.”

Demek kâinatı halkeden zât, ondan o hayatı intihab ediyor (kâinattan hayatı seçiyor / hayatı elde etmek için kâinatı bu şekilde yaratıyor.”

“Sonra görüyoruz ki; zîhayat âlemlerini bir daire suretinde icad edip, insanı nokta-i merkeziyede bırakıyor. Âdeta zîhayatlardan maksud olan gayeler onda temerküz ediyor; bütün zîhayatı onun etrafına toplayıp, ona hizmetkâr ve müsahhar ediyor, onu onlara hâkim ediyor.”

“Demek Hâlık-ı Zülcelal, zîhayatlar içinde insanı intihab ediyor, âlemde onu irade ve ihtiyar ediyor.” (Mektubat, s. 364)

Demek ki; kâinat dairesinin merkezinde hayat sahibi canlılar; canlılar dairesinin merkezinde ise şuurlu insan hayatı vardır.

İnsan hayatı birçok süzgeçten geçirilmiş hülasaların hülasasıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
224 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun