Hamile birinin eşi ölmüş ise, bu kişinin bu durumda evlenip, gerdeğe girmesindeki sakınca nedir?

Tarih: 11.02.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hükümler, cüzî olayları değil, küllî meseleleri göz önünde bulundurularak ortaya konur. Bu küllî prensipler için ön görülmüş hikmetler ise ferdî meselelerin tümünü kapsaması gerekmez. Önemli olan o hükmün ön gördüğü hikmetin büyük çoğunlukla bir uygulama alanını bulmuş olmasıdır.

Konuyu muşahhas/somutlaştırırsak şöyle diyebiliriz ki; gebe bir kadının evlenebilmesi için beklemesi gereken iddet süresi, hamlini indirmesi/çocuğunu doğurmasıdır. Bunun hikmeti ise, diğer iddet süreleri için de geçerli olan rahmin -daha önceki kocadan olan bir çocuktan- arı duru, temiz olmasının görülmesidir. Hamile olmayan kadınlarda belli bir müddet iddet beklemekle rahmin bu arınması gerçekleşeceği gibi, gebe olan kadın rahminin arınması da ancak çocuğun doğmasıyla mümkündür.

İşte, iddet süresi beklemek durumunda olan bütün kadınların ortak paydası, rahmin arınmasıdır. Bu konudaki genel hükmün genel hikmeti  daha önceki evlilikten bir eserin kalmadığını tescil etmek olduğuna göre, bu arınmaların farklılık gösterdiği durumlarda işlemlerin de farklı olmasını gerektirir.

İslam nazarında neslin korunması önem arz ettiği kadar, çocuğun kimliği de büyük önem arz etmektedir. İddet süreleri neslin korunması için ne kadar önemli ise, rahimde var olan bir çocuğun babasına olan aidiyeti de o kadar saygıdeğerdir. Gebeliği açıkça belli olan bir durumda neslin karışması söz konusu olmasa da, başkasının hatırası olan bir çocuğun konumu kendisine yabancı olan bir kimsenin ilişkisine karşı korunması gereken bir kıymettedir.

“Sizden vefat eden erkeklerin eşlerinin evlenebilmeleri için dört ay on gün iddet beklemeleri gerekir.”(Bakara, 2/234) mealindeki ayette herhangi bir gebelik söz konusu olmadığı halde, eski kocasının hatırasına bir saygı gereği olarak dört ay on gün bir süre bekleyecekleri ifade edilmiştir.

“Sizden bu hanımlarla evlenmeyi düşünenlerin bu müddet esnasında, onlara bu niyetlerini çıtlatmalarında veya gönüllerinde tutmalarında bir beis yoktur. Allah, sizin onları hatırınızdan geçireceğinizi pek iyi bilmektedir. Ancak meşrû sözler dışında, onlarla gizlice buluşma hususunda sözleşmeyin! Bekleme süresi sona ermeden nikâh akdine girişmeyin.”(Bakara, 2/235) mealindeki ayette -meal olarak- yer alan “onlarla gizlice buluşma hususunda sözleşmeyin! Bekleme süresi sona ermeden nikâh akdine girişmeyin” ifadesi, ölen kocanın hatırasına gösterilmesi tavsiye edilen bir saygının önemine işarettir.

İşte, “Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. Henüz âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir. Hamile olan kadınların iddetleri, çocuklarını doğurdukları vakit biter. Kim Allah’ı sayıp O’ na karşı gelmekten korunursa, Allah onun işinde bir kolaylık verir.”(Talak, 65/4) mealindeki ayette bu hüküm kesin olarak söz konusudur. Ve diğerlerinden farklıdır. Bu da bizim “hatıraların hatırı” olarak diyebileceğimiz genel olarak insanların onurlarıyla ve onurlandırılmasıyla yakından ilişkilidir.

İlave bilgi için tıklayınız: İDDET.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun