Güvercin şeytandır, kadınlar cehennem odunudur, ... şeklinde hadisler var mıdır?

Soru Detayı

- Şimdi sıralayacağım hadisleri sitenizde bulamadım. Tam olarak aşağıda geçtiği şekil ve metinde hadisler var mıdır?
- Bunlar uydurma mıdır ve tarihte uydurma hadisler görülmüş müdür?
1) Güvercin şeytandır. (5331-Ebu Davud-İbnu Mace)
2) Ey kadınlar, sizler cehennem odunusunuz.(3039-Buhârî-Müslim-Ebû Dâvud-Nesâî)
3) Erkek bebeğin sidiğini temizlemek için birkaç kez su serpin; kız bebeğin sidiğini temizlemek için çitileyin. (3506-Buhârî-Müslim-Muvatta-Ebû Dâvud-Tirmizî-Nesâî); (3507-Ebû Dâvud ) (527-6162-İbn Mace)
4) Peygamber hainlerin yakılmalarını emretti, sonra caydı. (1060-Buhârî-Ebu Dâvud-Tirmizî)

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Rivayetler çarpıtılarak aslından ve maksadından uzaklaştırılmaya çalışılmış.

1. "Güvercin şeytandır." şeklinde bir rivayet yoktur. Rivayetin aslı şöyledir: 

Hz. Ebu Hureyre (radıyallahu anh) anlatıyor:

"Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir güvercinin peşine düşüp onunla eğlenen bir adam görmüştü.

'Bir şeytan bir şeytaneyi takip ediyor!' buyurdular." [Ebu Davud, Edeb 65, (4940); İbnu Mace, Edeb 44, (3765).]

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), büyük adamın güvercinle eğlenmesini, boş, faidesiz ve malayani bulduğu için şeytana nisbet etmiştir; kendisine şeytan demiştir. Çünkü faidesiz bir meşguliyetle vakit geçirmektedir. Güvercine de şeytan demiştir. Zira adamı malayani bir meşguliyete çekmiştir, zikrullah, faydalı tefekkür ve müsmir bir iş gibi her çeşit faydalı amelden alıkoymuştur.

Nevevî der ki:

"Yavru ve yumurta elde etmek veya yalnızlığa karşı ünsiyet bulmak veya mektup taşıtmak gibi maksadlarla güvercin beslemek caizdir. Hiçbir keraheti yoktur. Fakat uğur çıkarmak maksadıyla onunla meşguliyet ise, sahih görüşe göre mekruhtur. Buna bir de kumar ve benzeri haramlar inzimam ederse, o kimsenin şahidliği reddedilir."

İbnu Hacer gibi birkısım alimler, Enes'in küçük kardeşi Ebu Umayr' ın kuşla oynamış olmasına dair rivayetleri esas alarak, çocukların kuşla oynamasının caiz olduğuna hükmetmişlerdir; yeter ki  eziyet etmesinler ve  atış talimlerinde hedef olarak kullanmasınlar. (Bk. İbrahim Canan, Kütüb-ü Sitte Tercüme ve Şerhi)

2. "Ey kadınlar sizler cehennem odunusunuz." şeklinde bir rivayet yoktur. Rivayetin aslı şöyledir: İbnu Ömer (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek):

"Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm."

buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın:

"Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:

"Ağzınızdan kötü söz çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz."(Buhari, Hayz 6, Zekat 44; Müslim, Küsuf 17)

Müslim'de geçen rivayette "Cehennem odunlarının çoğunluğu siz oldunuz." şeklinde geçmektedir. "Cehennemlik olmakla, cehennem odunu olmak" ifadeleri aynı şeydir. 

Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), bu hadislerinde kadınları manen en ziyade ziyana atan fıtrî zaaflarına dikkat çekmektedir. En ziyade diyoruz, çünkü cehennemdeki çokluklarının sebebi bu zaafa bağlanmaktadır. O zaaf da: Kötü sözü çabukça, çokça sarfetmeleri, kocalarına karşı nankörlükleri, erkeklerin aklını çelici olmaları. Erkekleri günaha attıkları için, sebep olmadan dolayı kendilerine mesuliyet gelmektedir.

Hadis, ilk nazarda, kadınlara karşı her zaman her yerde görülen hafife alıyor bir tavır taşıyor gibi gelebilir. Fakat aslında, bunu söylemek hadisteki inceliği kavramamak olur. Resulullah (asm), kadınlarda tabii olarak mevcut, fakat farkında olamadıkları zaaflarını göstererek, şuurlu olarak o zaaflarının üzerine gidilmediği takdirde hasıl edecekleri zararın büyüklüğüne dikkat çekmiştir. Şöyle ki:

Kadınlar annelik gibi, şefkat ve hissilik gerektiren bir vazife üzere yaratıldıkları için, bir kısım hissiliklerde erkeklere nazaran daha üstündürler. Bu hissi güçlülüğün, beraberinde getirdiği yan zaaflar var. Bu zaaflar hususunda şuurlu olunmaz, irade ile yönlendirilmez ve tabii hallerine bırakılırsa, sahibini zarara atıcı menfi tezahürleri olacaktır. Resulullah (asm) cehennemdeki sayı çokluğunun bu fıtrî zaaftan ileri geldiğini belirtmiştir.

3. Konuyla ilgili rivayetler sahihdir. Birden çok olayla ilgili olarak rivayet edilmiştir. Bu nedenle rivayetler arasında bazı ifade farkları bulunsa da yaklaşık aynı anlamı içermektedir. [Değişik rivayetler için bk. Buhârî, Vüdu 59; Müslim, Taharet 101, 104; Nesâî, Taharet 188; Tirmizî, Taharet 54; İbn Mâce, Taharet 77 (524); Dârimî, Vüdu 63; Muvatta, Taharet 110; Müsned, 4/356, 464; Ebu Dâvud, Taharet 135 (377); Hâkim, Müstedrek, 1/166, 4/348]

Rasûlüllah (s.a.v.)’in bu uygulamaları karşısında İmam Şafiî su serpmeyi, Hanefiler ve Malikiler de yıkamayı tercih etmişlerdir. Ama çocuğun idrarının pis oluşu ittifak konusudur; aralarında görüş birliği vardır. (Nevevî, Şerhu Sahih-i Müslim ilgili hadisin şerhi; Muhammed Nûr Süveyd, Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi, Uysal Kitabevi: 79-80.) 

Alimlerimiz, bu konuda gelen hadisleri şöyle cevaplamıştır: Bu hadislerde geçen“su serpme” ya da “su dökme” ile kast edilen; idrarın değdiği yeri hafifçe yıkamadır; çünkü oğlan çocuğunun idrarı, elbiseye yapışma ve tutma bakımından kız çocuğunun idrarına oranla daha azdır. İşte bundan dolayıdır ki Resulullah (s.a.v), oğlan çocuğunun değil de, kız çocuğunun idrarının fazlaca yıkanmasını emretmiştir.

Ya da bu hadislerde geçen “su serpme” ile kast edilen; bir yere su akıtmaktır; çünkü oğlan çocuğunun idrarı, çıkış yerinin darlığından dolayı aktığı yerde ancak bir yerde kalır. Kız çocuğunun idrarı ise, çıkış yerinin genişliğinden dolayı aktığı yerde etrafa dağılır. İşte Resulullah (s.a.v), idrarın, dağınık yerde meydana gelmesi sebebiyle, kız çocuğunun idrarının, suyla yıkanmasını emretmiştir.

Ayrıca sadece su serpmekle ilgili rivayetler, suyun az olduğu yerlerde böyle bir ruhsatın verilmiş olacağını ifade edebilir.

4. Belirtilen kaynakta Peygamberimiz'in hainlerin yakılmasını emretmesi ve cayması diye bir rivayet yoktur. 

Konuyla ilgili hadis şudur:

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Münafıklara en ağır gelen namaz yatsı namazıyla sabah namazıdır. Eğer bu iki namazdaki hayrın ne olduğunu bilselerdi, emekleyerek de olsa onları kılmaya gelirlerdi.[Nefsimi kudret eliyle tutan Zât'a kasem olsun!] Ezan okutup namaza başlamayı, sonra halkın namazını kıldırması için yerime birini bırakmayı, sonra da beraberlerinde odun desteleri olan bir grup erkekle namaza gelmeyenlere gitmeyi ve evlerini üzerlerine yıkmayı düşündüm." [Buhârî, Ezân 29, Husûmât 5, Ahkâm 52; Müslim, Mesâcid 252, (651); Muvatta, Salâtu'l-Cemâ'a 3, (1, 129-130); Ebû Dâvud, Salât 47, (548, 549); Tirmizî, Salât 162, (217); Nesâî, İmâmet 49, (2, 107)].

1. Buna benzer bir rivâyetin sonunda şöyle bir ziyade var: "...Gücü yettiği halde namaza gelmeyenin üzerine evini yıkayım."

2. Başka bir rivayette, namaza gelmeyenlerin evini yakma arzusunu kasemle ifade eder. Tercümede bu kaseme köşeli parantez içerisinde yer verdik.

3. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), cemaat kaçkını münafıkları aşağılayıcı ifadelere de yer vermiştir. Nitekim hadisin bir vechinde şöyle buyurur:

 "... Onlardan herhangi biri, mescidde biraz etlice bir kemik bulacağını bilseydi mutlaka cemaate gelirdi."

4. Bazı âlimler bu hadisten hareketle, cemaatle namaz kılmanın farz-ı aynolduğu hükmüne varmışlardır. Derler ki:

"Eğer cemaat sünnet olsaydı, onu terkeden kimse yakılmakla tehdid edilmezdi. Farz-ı kifaye olsaydı Resûlullah'la kılanlar onların yerine bunu eda etmiş olurlardı."

Atâ, Evzâî, Ahmed, Şâfiî, muhaddislerden Ebû Sevr, İbnu Huzeyme, İbnu'l-Münzir, İbnu Hibbân gibi bir grup bu görüştedirler. Bunları destekleyen bir görüşü Buhârî, Hasan Basrî'den kaydeder:

"Bir kimseyi annesi, şefkat duygusuyla cemaatle yatsı namazı kılmaktan menedecek olsa, ona itaat etmez."

Cemaatın hükmü meselesinde aşırıya gidip "namazın sıhhati için şart" olduğunu söyleyen de çıkmıştır. Fakat bu görüş rağbet bulmamıştır.

Cemaatle namaz kılmayı Şâfiî ve onun mütekaddim ashâbı, Hanefî ve Mâlikîlerden bir çok ulemâ, farz-ı kifâye demiştir. Geri kalanlar -ki ümmetin çoğunluğu - sünnet-i müekkede olduğunu kabûl eder. 

CEMAATE, SÜNNET-İ MÜEKKEDE, DİYENLERİN AÇIKLAMASI:

Bu ve diğer hadislerden, cemaatin farz olduğu hükmünü çıkaranlardan başka, sünnet-i müekkede olduğu hükmünü çıkaranlar da olmuş ve görüşlerini desteklemek için farklı yorumlar, deliller getirmişlerdir. Bazılarını şöyle kaydedebiliriz:

1. Bu hadisin kendisi, cemaatin vacib olmadığına delildir, çünkü Aleyhissalâtu vesselâm bizzat kendisi, namaza gelmeyenlere gitmek istemiştir. Cemaat farz-ı ayn olsaydı, cemaati terkederek onlara gitmeyi istemezdi. 

2. Eğer cemaatle namaz farz olsaydı, cemaate gelmeyenleri yakmakla tehdît ettiği zaman, namazı kifayet etmezdi. Çünkü beyanı zamanla sınırladı.

3. Haber cemaatle namaz kılmayanları bundan sakındırma makamında söylenmiştir, hakikatı murad değildir. Asıl gâye mübalağadır. Bunu, Resûlullah'ın kâfirlere mahsus ceza ile tehdit etmesi gösterir. Nitekim icma ile kesinleşmiştir ki, bu çeşit ceza ile Müslümanlar cezalandırılmaz.

4. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın tehdîd etmiş olmasına rağmen yakmayı terketmiş olmasıdır. "Eğer vâcib olsaydı onları affetmezdi."

5. Tehdidde kastedilenler, cemaatle namazı terk edenler değil, bizzat namazı terkedenlerdir.

6. Hadis, münafıklara benzemekten sakındırmak için söylenmiştir.

7. Hadis, münâfıklar hakkında söylenmiştir. Dolayısıyla hadisteki tehdid cemaati terketmeye özel değildir.

İbnu Hacer, mesele üzerine cereyan eden karşılıklı münâkaşayı bu şekilde kaydettikten sonra der ki: "Benim anladığım kadarıyla, bu hadis, münâfıklar hakkında vârid olmuştur. Zîra, bir başka hadislerinde Resûlullah:

 "Münâfıklara yatsı ve sabah namazı kadar ağır gelen başka namaz yoktur. Onlardan biri bu iki namazdaki hayrın ne olduğunu bilseydi emekliyerek de olsa onları kılmaya gelirdi." buyurmuştur.

8. Bazıları: "Cemaate devam İslâm'ın başında, münâfıkların namazdan geri kalmalarını önlemek için farz kılınmıştı, sonradan neshedildi." demiştir. 

9. Namazdan maksad cuma namazıdır, diğer namazlar değildir.

Bu maddelerden her birinin kendine göre bir doğruluğu olabilir. Hadis’i cemaatle namaz kılmaya teşvik ve cemaatle namazı terk etmeyenleri de tehdit anlamında değerlendirmek gerekir.

(Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, 9/112-115)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
BENZER SORULAR
UYGULAMALAR