"... Allah bir çok şeyleri unutmaksızın açıklamamıştır. Sakın onları araştırmayın!.." hadisini açıklar mısınız?

Soru Detayı
"Şüphesiz Allah bir çok şeyleri emretmiştir, sakın onları boşa çıkarmayın. Birçok da sınırlar çizmiştir, sakın onları aşmayın. Birçok şeyleri de yasaklamıştır, sakın onlara yaklaşmayın! Bir çok şeyleri de unutmaksızın bırakmıştır, onları da sakın araştırmayın!"[Salabe (ra), Rezin] Bu hadiste en son cümlede anlatılmak istenen nedir? Araştırılmaması gereken şey ne, unutulmaksızın bırakılan şey ne?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Enes (radıyallahu anh) anlatıyor:

"Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'e sorular sordular. Soruda öylesine aşırı gittiler ki, bir gün minbere çıkıp (öfkeyle):

'Sorun, her sorunuza cevap vereceğim.'

dedi. Cemaat bu sözü işitince, korkuyla başlarını öne eğdiler. Başlarına mühim bir hadise gelmekte olmasından korktular."

Enes (radıyallahu anh) devamla dedi ki:

"Ben sağıma soluma bakmaya başladım. Bir de ne göreyim, herkes elbisesini başına sarmış ağlıyordu. (Kimseden ses çıkmıyordu). Derken, münakaşa falan ettiği zaman, babasından başka birisine nisbet edilen bir kimse ilk konuşan oldu:

"Ey Allah'ın Resûlü! Babam kimdir?" dedi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Baban Hüzâfedir." buyurdu. Hz. Ömer (radıyallahu anh) de:

"Rabb olarak Allah'tan, din olarak İslâm'dan, peygamber olarak da Muhammed'den razıyız. Fitnelerden Allah'a sığınırız." dedi.

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de:

"Hayır ve şer her ikisinin de bugünkü kadar bol indiğini hiç mi hiç görmedim. Bana cennet ve cehennem gözle görülecek hale getirildi ve onları şu duvarın önünde gördüm." dedi. [Buhârî, Tefsir, Maide 12; Rikâk 27; İ'tisam 3; Müslim, Fedâil 134-138, (2359); Tirmizî, Tefsir, Maide (3058)]

Bir rivayette şu ziyade var:

"... Bunun üzerine şu âyet indi:

"Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. Kur'ân indirilirken onları sorarsanız size açıklanır, (ama üzülürsünüz). Allah sorduğunuz şeyleri affetmiştir. Allah bağışlayandır, halimdir. Sizden önce bir millet onları sormuştu. Sonra da onları inkâr etmişlerdi." (Maide, 5/101-102).

AÇIKLAMA:

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Cehâlet hastalığının ilacı sormaktır."

"Bir şeyde şüpheye düşerseniz benden sorun." buyurmuştur. Hz. Aişe:

"Ensar kadınları ne iyi kadınlardır, haya, onların dinlerini öğrenmeleri, bilgilerini artırmaları hususunda soru sormalarına mâni olmamıştır." diye övmüştür.

İbnu Mes'ud (radıyallahu anhümâ): "İlmin artması taleble, anlaşılması sualledir." diye açıklamıştır.

İbnu Şihâb: "İlim hazinedir, anahtarı sualdir." diye açıklar.

Hasan Basrî de şöyle nasihat etmiştir:

 "Kim utanç belâsıyla ilim talebinden geri kalırsa cehâlet için şalvar giyer; öyle ise ilim talebinde utanmayı kovarak kendinizden cehalet şalvarını atın. Zira kimin yüzü yufkaysa ilmi de yufkadır."

Evet başta Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) olmak üzere bütün büyüklerimiz sormayı övmüş, ilim için soru sormanın gereğinde ittifak etmiştir. Ancak bunun bir âdâbı olsa gerektir. Aslında bir değil, birçok âdâbı vardır. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'le ilgili pek çok rivayette bu âdab üzerine durulduğu görülür.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'la ilgili haberlerde, sual sormanın tahdid edilmiş olduğunu görmek oldukça dikkat çekici bir husustur. Tahdid ifâde eden bir rivayet yukarıda kaydedildi. Hatta sual tahdidiyle ilgili olarak, yukarıda gördüğümüz gibi âyet-i kerimenin nâzil olmuş bulunması, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın risâlet hayatında, kendisine soru sorma âdabının ne kadar ehemmiyetli bir durum olduğunu ifade eder.

Bazı rivayetler, mezkur âyetin nüzûlüne, haccın adediyle ilgili bir sualin sebep olduğunu belirtir. Şöyle ki:

"Oraya (Kâbe'ye) yol bulabilen insana, Allah için Kâbe'yi haccetmesi gereklidir." (Âl-i İmrân, 3/97)

ayetiyle hac farzedildiği zaman, cemaat: "Her sene mi?" diye sorar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cevap vermez. Cemaat tekrar betekrar "Her sene mi?" diye ısrarla sorar. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sonunda: "Hayır, eğer evet deseydim her yıl yapmanız vâcib olurdu. Şayet vacib kılınsaydı güç getiremezdiniz" buyurur ve bunun üzerine yukarıdaki âyet nazil olur.

Bazı rivayetlere göre bu soruyu soran bir "bedevi"dir, bazılarına göre "Benû Esed'den biri"dir ve soru Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı son derece kızdırmıştır. Bunun üzerine âyet nazil olmuştur.

Dikkat edilirse, âyet-i kerimenin zâhirinden "öğrenildiği takdirde hoşa gitmeyecek olan şeyden soru sormanın" yasaklandığı anlaşılır.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın soruyu tahdid eden uyarıları fazladır. Bir iki misal verelim:

1. "Ben sizi terkettikçe siz de rahat bırakın (soru sormayın). Zira sizden öncekileri suallerinin çokluğu ve bir de peygamberleri hakkında ihtilafları helâk etmiştir."

2. "Allah farzlar emretmiştir, sakın onları ihmal etmeyin, bir kısım da yasak sınırlar koymuştur, sakın bunları aşmaya kalkmayın. Bazı şeyleri de haram kılmıştır, sakın bunları ihlal etmeyin. Bazı şeylere de -unuttuğu için değil- acıdığı için, yani rahmet olsun diye sükut buyurmuştur, sakın bunlardan sual sormayın."

3. "Müslümanların cürüm yönüyle en büyüğü o kimsedir ki, haram edilmemiş bulunan bir şeyden sual sorar da onun suali üzerine o şey haram kılınır."

4. "Allah sizde görülen üç şeyden nefret eder: Dedikodu, malı ziyan etmek, çok sual sormak."

5. "Kişi kardeşiyle oturunca öğrenmek için sorsun, inadlaşmak için değil." vs.

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir defasında, sualde ısrar eden bir kimsenin davranışı karşısındaki hoşnutsuzluğunu ifade eden bir adamı "kâhinlerin kardeşi"ne teşbih buyurmuştur.

Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in bu husustaki uyarıları Ashâb-ı Kiram'ı soru sorma hususunda öylesine ihtiyatlı hâle getirmişti ki, bu ihtiyat bir çoğunda korkuya dönüşmüştü.

"Biz Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a soru sormayız, olur ki hakkımızda Allah bir vahiy indiriverir veya Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir söz sarfeder, ilânihaye hakkımızda ar olarak kalır." diyenler vardı.

Bu edeb ashab arasında istikrar bulduktan sonra, Hz. Ebu Hüreyre, Hz. Aişe (radıyallahu anhümâ) gibi cesaretiyle tanınanlar dışında kimse soru sormaya cesaret edemiyordu.

Tabii ki, bu âdâbı bilmeyen bedeviler hâriç. Enes Hazretleri (radıyallahu anh): "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a soru sormada bedeviler insanın en cüretkârlarıydı" der. Bu yüzden, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzurunda iken beraberlerinde bir de bedevinin bulunması ashabı sevindirirdi.

Çölden, sual soracak "akıllı" bir bedevînin gelmesi temenniler arasındaydı. Hatta bir kısım meselelerin sorulması için "câhil" bedevîlerin teşvik ve tahrik edildiğini rivayetlerde görmekteyiz.

Şâtıbî, Cebrâil (aleyhisselam)'in zaman zaman bedevî kıyâfetiyle gelip sual sorması ile bu temenni arasında bir irtibat bulunmaktadır.

İbnu'l-Arabî, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında sual yasağının konmasını "insanlara zorluk getirecek bir vahyin gelmesini önleme düşüncesi"ne bağlar ve ilâveten der ki: "O (aleyhissalâtu vesselâm)'nun vefâtından sonra bu endişe kalktı. Ancak, seleften gelen pekçok rivâyet, vukua gelmeyen meselelerin sorulmasını yasaklamakta, mekruh addetmektedir."

Diğer bir kısım rivayetler, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı ilgilendiren meselelerde halkın birbirine sorduğunu, helal şeyler hakkında da Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a çokca sual sormaları üzerine bâzan "haram" hükmünün geldiğini belirtirler. Bu cümleden olarak, Hz. Câbir, telâun (lânetleşme) ayetinin çok sual sebebiyle geldiğini söyler.

Bu konuda şu söylenebilir:

İslâm'ın bazı meselelerde değişik zaman, mekân ve şartlara göre azçok farklı yorumlara müsamahası vardır. Teferruat meselelerinde farklı anlayışlara ve farklı tatbikata müsamaha esprisini korumak dinimizin mühim stratejilerinden biridir.

Hatta Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) İslâm'ı "Hanefiyye semhâ" diye över, "Hristiyanlık ve Yahudilikte olmayan müsamaha bizde vardır" diye iftihar eder.

Şu hâlde teferruat meselelerin âyet veya hadislerle nihai bir şekle bağlanması, Şâri tarafından istenmektedir. Bir konuda Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın beyanda bulunması, bir başka ifade ile, herhangi bir meselenin sünnetle şekillenmesi Müslümanlar için bağlayıcı bir durumdur. Bizzat Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın ifâdesiyle Şâri, "unuttuğu için değil, insanlara merhameti sebebiyle" bazı meselelerin muğlak kalmasını istemiştir. Bu bir kolaylık ve rahmet vesilesidir. Soru yasağı bunun için konmuştur.

Sual meselesine giren mühim adabtan biri de iyice bilinmeyen hususta cevap vermemektir. İslâm âlimleri bu meselede ittifak ederler. İbnu Ömer (radıyallahu anh)'in koyduğu şu kâide herkesce benimsenmiştir. "Allahu â'lem demek kişinin ilmindendir." Şöyle buyururlar:

"Kişi sorulan şeyi iyi bilirse cevap vermeli, iyice bilemezse 'Allah daha iyi bilir (Allahu âlem)' demelidir. Çünkü kişinin bilmediği hususlarda 'Allahu a'lem' demesi onun ilmindendir. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu konuda daha sarih bir ifade kullanmayı tavsiye eder. 'Bilmiyorum.' Aynen şöyle derler:

"İlim üçtür: 'Kur'ân-ı Kerim, yaşayan sünnet ve bilmiyorum (Lâ edri) demek.' "

Rivayetler, keza sorulara Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın da "bilmiyorum" diye cevap vererek, bu babta başta ulemâ, bütün ümmetine örnek olduğunu göstermektedir: İbnu Ömer anlatıyor:

"Bir adam Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a gelerek: Ey Allah'ın Resulü! Hangi yer daha hayırlıdır, diye sordu. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): 'Bilmiyorum (Lâ edrî)' dedi. Adam: 'Pekâlâ, hangi yer kötüdür?' diye sorunca Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yine 'Lâ edrî (bilmiyorum)' cevabını verdi." 

"Bir müddet sonra Cebrail geldi. Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) ona sordu:

'Ey Cibril hangi yer daha hayırlıdır?' O da: 'Bilmiyorum' diye cevap verdi..."

Neticede cevap Cenab-ı Hakk'tan geliyor:

"Hayırlı yerler mecsidlerdir, şerli yerler de çarşıpazardır."

Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı bu konuda da örnek alan İslâm âlimleri, kendilerine sorulan soruların çoğunluğuna "Lâ edrî (bilmiyorum!)" diye cevap vermekten ar duymamışlardır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

kadir_kati

Sizlerden Allah Razı Olsun kardeşlerim çok sorularıma cevap verdiniz Allah Razı Olsun Şimdi bana öyle bir cevap vermişsiniz ki kendimi kötü hissettim doğrusu.
Hiç bir kötü niyetim yoktu ki bu soruyu sormakta.
Sadece bir yerde okurken gözüme takıldı sormuştum
Allah muvaffak eylesin
Allah yolunuzu açık etsin inş.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
hitman

Mezheplerin oluşmasının rahmet olduğunu biliyoruz. uygulamadaki ufak farklılıkların(Peygamberimizin sav eşinin kendisine namazda iken dokunmasından mı yoksa eşinin dokunduğu yerden kan gelmesi nedeniyle mi abdest alması gibi) sorulmamış olmasını şimdi daha iyi anlıyorum.Sorulsa idi tek cevap olacaktı ve tek uygulama söz konusu olacaktı.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR