Firavun, Allah'a inanıyor muydu?

Tarih: 25.08.2014 - 01:44 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Çünkü Mesnevii Şerif okurken şu sözü gördüm ama bir türlü anlayamadım. "Firavun yine kendi kendine “Ne şaşılacak şey! Ben bütün gece “Ey Rabbimiz” diye yalvarmıyor muyum? Yalnızken mütevazi bir hale geliyor, düzeliyorum. Neden Mûsâ’ya karşı öyle oluyorum?"

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kur’an’ın açık ifadesiyle, Firavun kâfir bir kimse idi ve kâfir olarak öldü / suda boğuldu.

“Böylece o (Firavun) ve orduları, haksız yere ülkede büyüklük tasladılar ve huzurumuza dönüp hesap vermeyeceklerini zannettiler. Biz de kendisini de ordularını da yakalarından tuttuğumuz gibi denize fırlatıverdik. İşte bak, zalimlerin sonunun ne olduğunu gör. Onları, insanları ateşe çağıran önderler yaptık. Bu dünyada halkı çalıştırıp desteklerini sağlasalar da, kıyamet günü en ufak bir yardım bile görmeyeceklerdir. Bu dünyada arkalarına bir lânet taktık, kendilerine lânet yağdırılıyor. Kıyamette, o büyük duruşma gününde ise, en çok nefret edilenlerden olacaklardır.” (Kasas, 28/39-42)

mealindeki ayette bu geçek açıkça bildirilmiştir.

- Mevlana’ya göre, nefse uymaktan kaynaklanan kişisel hesaplaşma / intikam duygusu, hırslar veya ihtiraslar insanı yanlışa itebilir. İşte, Mevlâna buna soruda geçen örneği vererek bir ders ve ibret alınmasını istemiştir. (Mesnevî, 1/197, B, 2460-2461)

Nitekim, Mevlâna, büyüklük taslama, hırs ve kıskançlık huylarının kişileri ne büyük yanlışlara sevk ettiğine işaretle, "eğer bu kötü huylar olmasaydı, o zaman her Firavun bir İmrân oğlu Musa olurdu" diyerek buna dikkat çeker. (bk. Mevlânâ, Rubâiler, Çev. Nuri Gençosman, M.E.B. Yay. İstanbul, 1974, 2/330, R. 1590)

- Mevlana’nın bu ifadeleri, kaynaklarda geçen bazı menkıbelerden esinlendiğini göstermektedir. Konuya bir akide olarak bakılmadığı için bir ibret dersi, kıssadan hisse alınsın diye bu gibi ifadelere yer verilmiştir.

“Fezail-i âmalde zayıf hadislerle amel edilebileceği.” hususu İslam alimleri arasında makbul bir kuraldır. Bunun gibi fezail-i âmal ile alakalı zayıf menkıbelerden istifade ederek insanlar iyiye yönlendirmek de caiz olmalıdır. Ancak şunu söyleyebiliriz ki, bu asırda ayet, sahih hadisler ve sağlam menkıbeler dururken zayıf olanlara fazla iltifat etmemek gerekir. Çünkü her zamanın bir hükmü var. Bu zamanın revaçta olan önemli özelliği akıl ve fikirdir. Bunları tedirgin edecek menkıbe ve misallerden uzak durmak gerekir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun