Eşimle çok mutsuzum, ne tavsiye edersiniz?

Tarih: 14.12.2019 - 13:11 | Güncelleme:

Soru Detayı

- ​Eşimle yaklaşık 3 senedir evliyim. Bir de oğlum var 1 yaşında.
- Eşim bana karşı çok ilgisiz, sevgisiz, kalbinde bana karşı sevgi yok bunu görebiliyorum. Onun bana böyle olması beni çok üzüyor yıpratıyor.
- Boşanmak istiyorum. Ne tavsiye edersiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evlilik; Allah’ın rızasını kazanmak üzere yola çıkılan ve aynı zamanda iki dünya saadetine vesile olan temel bir kurumdur. Bu çerçevede aile bir mümin için “cennetten bir köşe” ve “bir sığınaktır”. Ancak cinsiyet, karakter, aile yapısı ve kişilik yapısı farklı iki insanın bir araya gelmesinden oluştuğu için de her zaman karı kocanın anlaşması, uyum içinde olması ve o cenneti yaşaması mümkün olmayabiliyor.

Bu gerçekten dolayı, Allah’ın helal kıldığı nikâh akdiyle birbirine ebedi yol arkadaşı olan herkes, evlilik hayatında zaman zaman kendisini mutsuz hissetmiştir. Bu, sadece sizin evliliğinize mahsus bir durum değil. Burada önemli olan telaşa ve ümitsizliğe kapılıp karşı olumsuz tepkiler ve sözlerle durumu bir kısır döngüye dönüştürmeden sabırla, Allah’tan yardım dileyerek çözüme odaklanmaktır.

Bunun yanında günümüzde, tüketim kültürünün, TV ve dizilerin etkisiyle evlilikten romantik beklentiler çok, ama çok yükseltilmiştir. Özellikle hanımlar evliliğe adım atarken, aile kurmanın, eş ve akraba çevresini genişletmenin, misafir ve dost ziyaretlerinin, ileride çocuk dünyaya geldiğinde ise çocuk sahibi olmanın getireceği ağır sorumluluktan ziyade, kocalarıyla yaşayacakları abartılmış romantik duygulara odaklanırlar.

Hanımların erkeğin fıtratını zorlayan bu aşırı romantik beklentileri, erkek tarafından düğün öncesi dönemde kısmen karşılanır. Ancak bu beklentiler, düğünden sonra, erkek gerçek kişiliğine geri döndüğünde ve kendisini daha fazla zorlamadığında hayal kırıklığı ile sonuçlanabilir.

Evliliğin ilk yıllarında yaşanan yanlış anlaşılmalar ve iletişim hataları karşılıklı kırgınlıklara neden olmuş ise, erkek duygusal yatırımını maalesef iyice aşağı çeker. Bu da zaten evliliğinde hayal kırıklığı yaşayan hanımın kendisini aniden bir boşlukta hissetmesine ve dolayısıyla mutsuz görmesine neden olur.

Bu boşluk hissine, düğün öncesi aklına getirmediği evliliğin diğer ağır sorumlulukları da eklenince kadın, evlilikten şikâyetçi olmaya, yanlış koca seçtiğini düşünmeye, kısacası mutsuz olmaya başlar.

Oysaki dizilerin ve reklamların yansıttığı aşırı romantik erkek tipi gerçekçi olmadığı gibi, sorunsuz ve sıkıntısız bir evlilik de mümkün değildir. Bir erkeğin hanımına ilgi göstermesi ve duygusal ihtiyaçlarını gidermesi gerekir ve bu çok da önemlidir, ama bunun gösterme biçimi dizilerde yansıtıldığı gibi değildir, aslında olması da mümkün değildir. Nitekim evlilik teklifi yaparken, sevdiği hanımın önünde diz çöküp de “Benimle evlenir misin?” diyen hiçbir erkek, düğün sonrasında eşinin karşısında diz çökmez.

Dolayısıyla evlilik hayatı ve erkeklerin romantik ilgileri konusunda ne kadar gerçekçi olursanız veya ne kadar az beklenti içinde olursanız, o kadar az hayal kırıklığı yaşarsınız. Daha da önemlisi kocanızın size göstermediği romantik ilginin aslında sizinle alakası olmadığını da anlarsınız.

Burada evlilikten asıl maksadın, sadece dünya mutluluğu olmadığının, ebedi hayatı kazanmaya vesile bir kurum olduğunun bilinmesi de sizi rahatlatacaktır. Çünkü kısa ve fani olan dünya hayatından ziyade evliliğin ebedi nimetlerine odaklandığınızda geçici sıkıntıların ehemmiyetsiz olduğunu göreceksiniz.

Evliliğin ilk yıllarında görülen bir diğer mutsuzluk duygusu ise, Allah’ın yarattığı en güzel hediyelerden biri olan bebeğin dünyaya gönderilmesinden sonra başlar. Bu süreçte, kadın kendisini farkında olmadan bebeğine adadığı için, kocası kendisini yalnız ve terk edilmiş hisseder. Araya mesafe girmeye başlar, sitemler ve şikâyetler artar. Bu da zaten bebeğin bakımından dolayı yorulan kadını iyice rahatsız edip, ciddi iletişim sorunlarına ve olumsuz tepkilere neden olur.

Burada yapılacak en güzel şey, çocuk ve eşe ayrılan zaman konusunda dengeyi korumaktır. Erkeğin kendisini ihmal edilmiş hissetmesine zemin oluşturmamaktır. Ayrıca kendi bakımınıza ve kocanıza zaman ayırmazsanız, çocuğunuza da faydanız olmaz. Çünkü çocuklar her durumda anne-babalarının mutsuzluğundan olumsuz etkilenirler. Bu da onların maddi ve manevi gelişimini etkiler.

Sözlerinizden anladığımıza göre, size mutsuzluk duygusu veren şey, sadakatsizlik, şiddet ve sorumsuzluk gibi evliliği tehlikeye atan etkenler değil. Daha çok sizin bir kadın olarak doğal isteklerinizden olan nitelikli ilgi, zaman ayırma, sevgi, şefkat, alaka, merhamet gibi duygusal ihtiyaçlarınızın karşılanmamasıdır.

Bir kadın olarak duygusal ihtiyaçlarınızın karşılanmamasının sizde huzursuzluk doğurması normaldir. Çünkü ihtiyaçları karşılanmayan herkes, kadın-erkek ve çocuk hırçınlaşır, asabileşir ve mutsuz olur.

Ancak bu ihtiyaçların karşılanmaması çoğu zaman kasıttan, sevgisizlikten değil de kadın-erkek arasındaki farkları bilmemekten ve sorunları çözerken yanlış bir iletişim anahtarıyla kapıyı açmaya çalışmaktan kaynaklanır. Bu durum tek taraflı değil, karşılıklıdır. Çok büyük bir ihtimalle kocanız da ihtiyaçlarını gideremediği için mutsuzdur ve alamadığını düşündüğü mutluluğu karşısındaki kişiye de vermemektedir.

Bunun için öncelikle her iki taraf da, kadın-erkeğin evlilik ilişkisindeki davranış ve düşüncelerinin arasındaki farkı bilmeleri gerekir.  Fark bilinmeyince, yanlış anlama ve anlaşmazlıklar başlıyor.

Çünkü Allah, kadın ve erkeği insan olarak eşit, ama genetik olarak farklı yaratmıştır. Bunun dışında zaman içinde, toplumlarda da erkeğe ve kadına farklı roller verilmiş ve farklı beklentiler içine girilmiştir. Bu da erkek ve kadının davranışlarını daha da farklılaştırmıştır. Bu farklılık, aynı zamanda kadın ve erkeği birbirine çeken zıt kutupların oluşmasının da temel nedenidir.

Bu derin farklılıklar, haliyle insanların eşleriyle ilişkisinde düşünce,  duygu ve davranış boyutunda kendisini gösterir. İşte sorun da burada başlar. Çünkü herkes bir diğerini farklı olarak görmediği için, onun davranış ve sözlerini, kendi cinsiyetinin bakış açısıyla yorumlar. Hâl böyle olunca da yanlış anlaşılmalar veya hiç anlaşılmama kaçınılmaz oluyor.

Örneğin bir kadın, üzüntülü olduğunda veya herhangi bir sorunu olduğunda kocasının onu dinlemesini, yakından ilgilenmesini, sohbet etmesini ister, yanında olmasını ister. Bundan hareketle kocası da üzüntülü olduğunda onu dinlemesi, yalnız bırakmaması, sohbet etmesi gerektiğini düşünür. Oysaki erkekler, bu durumda yalnız kalmayı tercih eder, kendilerine müdahale edilmemesini ister ve bir süre dinlenmeyi arzu ederler.

Bir erkek, üzüntülü olan karısını yalnız bırakmakla ona iyilik yaptığını düşünür. Oysaki kadın bunu duyarsızlık, ilgisizlik olarak algılar. Veya erkek, yaratılışı gereği ayrıntılı konuşan karısının,  sohbeti, “gereksiz uzattığı” için sözlerinden sıkılır ve “kısa kesmesini” söyler. Kadın bunu, “beni beğenmiyor, yeterli bulmuyor, değer vermiyor” diye algılar.

Erkeğin odaklanmış algı açısı dar olduğu için, hedefine odaklandığında ailede yaşanan bazı sıkıntıları fark etmeyebilir. Kadın bunu, “Benimle ilgilenmiyor, gözü beni görmüyor, sıkıntılarımı fark etmesine rağmen önemsiz görüyor.” şeklinde algılayıp mutsuz olur.

Erkeği, kendi cinsiyetinin bakış açısıyla yorumlayan hanım, kocasının sessiz kalmasına, konuşmasından sıkılmasına, kendi duygusal sorunlarını fark etmemesine içerlenip, bu durumu kişiselleştirir ve hem kendisini hem de kocasını olumsuz duygularla yargılar. Kocasının kendisine değer vermediğini, önemsemediğini veya hatta sadakatsizlik gösterdiğini düşünür.

Erkek ise, anlayışsızlığından dolayı karısından şikâyetçi olur: Böyle bir durumda, dinlenmesine izin vermediği, yoğun iş yükü altında ailesi için çalışmasına rağmen onu anlamadığı, sürekli şikâyet ettiği, ne yaparsa yapsın karısını mutlu edemediği için de onu suçlar ve artık mutlu etmek için çaba sarf etmez. Çünkü artık karısını mutlu edemeyeceğini düşünür.

Bu durumda her iki eş de kırılıp gücenir.

Ayrıca yanlış anlayan, karşı tepkide bulunup bir anlamda eşine ceza vermek ister. Ceza kesilen taraf ise, kendisini masum gördüğü için karşıdan gelen tepkiyi haksız, insafsız bulur ve anlaşılmadığı için kırılır. Bu da zamanla duygusal soğukluğa ve mesafe koymaya kadar gider.

Çözüm, her şeyden önce kendimizi ve eşimizi tanımaktan geçer. Kadın-erkek farklarını bilmek bu çerçevede atılacak ilk adımdır. 

Bu farklılık anlaşıldığı zaman, kırılganlık ve gönül koyma, yerini saygıya, hoş görüye ve anlayışa bırakır. Ayrıca kişiselleştirme olmadığından hem kişi kendisini yargılamaz hem de karşı tarafı suçlamaktan kurtulur.

Bu farklılıklar bilinirse, hanımlar temel ihtiyaçlarını veya kocalarından beklentilerini açık ve net olarak dile getirmeye başlarlar. Çünkü kocasının, dar bakış açısından dolayı hanımının neye ihtiyacı olduğunu ne istediğini gerçekten görmediğini biliyordur artık. Kendisi ima etmiş de olabilir, hissettirmeye çalışmış da olabilir, ama kocası muhtemelen anlamamıştır.

İstek ve taleplerini gurur vesilesi yapmadan, şikâyet de etmeden bendiliyle anlatmak en güzelidir. Siz, eşinize iyi niyetle bakarsanız ve sizi sevdiğini düşünürseniz, inanın o da size iyi niyetle bakacaktır. Çünkü eşler, birbirini olumlu ve olumsuz bakış açılarıyla etkilerler.

Son olarak, kadının duygusal ihtiyaçları olduğu gibi, erkeğin de başta biyolojik ihtiyaçları olmak üzere psikolojik ihtiyaçları da var. Bunlar karşılanmadığında erkek de mutsuz olur. Hanımına karşı mesafeli olur. Örneğin erkeklerin temel motivasyonu güç ve başarıdır. Yani evliliğinin her aşamasında erkek, başarılı gözükmek ister. Evini geçindirdiğini, hanımını mutlu ettiğini, onu koruduğunu, kendisinin yardımına muhtaç olduklarını görmek ve duymak ister.

Hanımların evliliklerine ve kocalarına yönelik her eleştirileri, erkeğin kendisini başarısız ve mutsuz hissetmesine neden olur. Kadının ev işlerinde kocasıyla rekabete girmesi, güç mücadelesine girişmesi, dominant davranışlar sergilemesi, erkeği “eyvah kontrol ve güç elimden gidiyor” diye daha sert önlemler almaya yönlendirir. Bu durumda karısına karşı mesafeli durmak, maalesef onu eleştirmek ve aşağılamak, hatta beğenmemek gibi davranışlar sergileyebilir.

Bunun için tabii ki, sıkıntılarınızı ve sorunlarınızı içe atmaktansa, kocanıza karşı açık ve net dile getirmeniz gerekir. Hatta bunu yapmalısınız da, aksi halde başka sorunlara neden olur. Ancak sıkıntılarınızı, şikâyet ve suçlama olarak değil de ben diliyle arzu şeklinde dile getirirseniz kocanız bundan rahatsız olmayacak ve davranışlarını da düzeltecektir.

Bediüzzaman Hazretleri der ki, “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.”(bk. Bediüzzaman, Mektubat, Hakikat Çekirdekleri: 50.)

Siz de kocanızın sizi rahatsız eden değil, olumlu yönlerine odaklanalının. O zaman göreceksiniz ki, olumlu yönleri olumsuz yönlerinden çok daha fazladır. Bunlar da sizin onu daha çok sevmenize yardımcı olacaktır. O da değişecektir.

Boşanma konusunda ise, asla acele etmemenizi tavsiye ederiz. Boşanma da sıkıntılı evliliklerde bir çözümdür. Ancak boşanmadan önce bu konu çok ayrıntılı düşünülmeli ve konu hakkında ayrıntılı olarak uzmanlarla görüşülmelidir. Çünkü boşanma sizi bir sıkıntıdan kurtarabilir, ama akabinde onlarca farklı sıkıntı içine sokar. Zira boşanma, nedeni ne olursa olsun, her iki eş için de bir travmadır. Uzun süre bundan kurtulmak kolay değil.

İkinci evlilik için yeniden karar almak zor olduğu gibi, yeni evliliği yürütmek birincisinden daha zordur. Çünkü kadın-erkek farklarını bilmeden, karşılıklı anlayış göstermeden, sağlıklı iletişim kurmayı beceremeden yapılan yeni evlilikler de en iyi ihtimalle birinci evlilik gibi olacak. Kişiler değişecek, ama hikâyeler hep aynı kalacaktır...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun