Boşanma, Talak konusunda en çok merak edilenler

1 Eşler boşandıktan sonra tekrar evlenebilirler mi? Hülle İslam'da var mıdır?

İslâmî hükümlere göre, bir kimsenin evli bulunduğu eşi ile aralarında üç nikâh bağı vardır. Her bir boşama ile bu bağlardan biri kopar. Üçü de koptuğu, yani bir kimse eşini üç defa boşadığı zaman, evlilik hayatlarını devam ettirmeleri dinen caiz olmaz.

Sözlükte "helal kılma" anlamına gelen halle fiilinden türetilen "hülle" kavramı, üç talakla boşanan bir kadının, ayrıldığı kocasına dönebilmesi amacıyla bir başka erkekle evlenmesi anlamına gelmektedir. Bu işlem tahlîl veya tahlîl-i şer'î tabirleriyle de ifade edilmektedir.

İslâm dini boşama suretiyle kadınlara zarar vermeyi yasaklamış ve buna yol açan sonsuz sayıdaki boşama hakkını da sınırlandırmıştır. Kur'an'da bu konuda şöyle  buyurulmaktadır:

 "Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. (...) Eğer tekrar (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe onunla evlenmesi kendisine helal olmaz. Eğer bu kişi de onu boşarsa ve her ikisi de Allah'ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde, yeniden evlenmelerinde sakınca yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlardır. Allah bunları bilmek, öğrenmek isteyenler için açıklar." (Bakara 2/229,230).

Üç talakla boşanan eşlerin tekrar evlenebilmeleri için, boşanan kadının başka biriyle evlenmesi ve bu evliliğin hilesiz, muvazaasız, sahih bir şekilde ve evlilik amacına uygun olarak yapılması ve zifafın gerçekleşmesi gerekir. Hz. Peygamber (asm), "ikinci eşiyle zifaf olmadan birinci eşiyle evlenmesinin helal olmadığını" belirtmiştir (Buhârî, Talâk, 4; Ebû Dâvûd, Talâk, 49).

İlk eş ile evlenmeyi helal kılmak için yapılan ve "hülle" adı verilen hileli evlilik, İslâm ilkelerine, kadının hakkını ve itibarını korumak amacıyla boşamanın üç ile sınırlandırılmasına ters düşmektedir. Bu yüzden Hz. Peygamber (asm), "hülle yapan ve yaptıran erkeği Allâh'ın lânetine uğramış kişiler" olarak ilan etmiştir (Ebû Dâvûd, nikâh, 15; İbn Mâce, nikâh, 33; İbn Mâce, nikâh, 33).

Ashab-ı kiram da hüllenin helal olmadığını belirtmiştir. İslâm mezhepleri, hülle şartıyla yapılan evliliğin haram olduğunu kabul etmişler; Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf ve Muhammed ile İmam Şafiî bu nikâhın ilk koca ile evlenmeyi helal kılmayacağını, İmam Malik ve Ahmed ibn Hanbel de, hülle şartıyla yapılan evliliğin fasit olduğunu söylemişlerdir.

Ancak, üç talak ile eşinden ayrılan kadın, hilesiz, muvazaasız, sahih bir şekilde ve evlilik amacına uygun olarak başka bir eşle evlenir ve bu eşinden ölüm veya geçimsizlik nedeniyle ayrılık meydana gelirse, boşanmış olduğu ilk eşle evlenmesi helal olur.

Buna göre, gerçekten hülle niyetiyle olmadan yetmiş yaşında da olsa gerçek bir evlilik olursa, eşinin ölmesi ya da boşanmaları halinde eski eşine dönebilir.

2 Boşanma nedenleri / sebepleri arasında ana-baba isteği de sayılıyor, bunun ölçüsü nedir? İnsan eşinden memnun ve eşi dindar biriyse bu caiz mi? Ayrıca mağdur çocukların duru mu ne olacak?

Kur'an-ı Kerim'de, hangi nedenlerden boşanmanın zaruret haline geldiği açık bir şekilde belirtilmiştir. Kadın, eşinin anne ve babasına karşı asi olması, onlara asgari ölçüde hürmet etmemesi huzursuzluk çıkarma ve fikri anlaşmazlığa neden olacaktır. Böyle bir durumda evlat anne babasının hakkını korumak adına boşanmayı tercih edebilir. Kadın, ya ben ya anne baban gibi bir tercih sunması halinde anne babayı tercih etmek gerekir. Tabi bu genel ölçüler içerisinde verdiğimiz bir cevaptır. Aile içerisinde çok farklı durumlar olabilmektedir. Bu nedenle bir karar vermek gerekirse müftü ve hocalara danışmak, aile danışmanlarından destek almak ve ona göre bir karara varmak en az hata ile olayı neticelendirmeyi sağlayacaktır.

Kur'an-ı Kerim'de bildirilen boşanma nedenleri şöyledir:

1. Açık Edepsizlik (Zina)

Zina, İslam'da büyük bir suç, şirkle eş anlama gelecek kadar büyük bir günahtır. Zina, aile düzenini yerle bir eden; evlilik bağını zedeleyen korkunç bir fiildir.

Böyle bir fiilin Müslüman bir evde işlenmesi hiçbir zaman düşünülemez. Bu fiili Müslümanın evine reva gören bir kadın ya da erkek, o eve layık olamaz.

"Onlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmek için onları, sıkıştırmayın. Şayet apaçık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin..." (Nisa, 4/19)

"Ey peygamber; kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın. Rabb'iniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yaparlarsa (fuhuş) başka..."(Talak, 65/1)

2. Huzursuzluk Çıkarma, Fikri Anlaşmazlık

İslami bir toplumun, huzurlu bir ortam oluşturması için, toplumun çekirdeğini oluşturan ailenin huzurlu olması gerekir. Ailedeki huzuru ise, birbiriyle çok iyi anlaşan eşler sağlar. Ailedeki temel direkler, dengeli değilse aile yuvası her an yıkılmaya mahkumdur. Ailedeki huzuru ve sürekliliği sağlamak için, dengesiz olan direğin tamir edilerek düzeltilmesi, düzelmesi mümkün değilse değiştirilerek yenilenmesi, hem aile hem de İslam toplumu adına yararlı olacaktır.

Ailenin temel direklerinden biri olan kadın, kocasına karşı gelip evde huzursuzluk çıkarıyorsa, yani bir evde kadın, kocasının taşıdığı fikre destek vermiyor, köstekliyor, sözlü veya fiili olarak karşı çıkıp davasından döndürmeğe ya da alıkoymağa çalışıyorsa, bu kadını boşamak, zaruri hale gelmiş demektir. Eğer erkek, bu kadını boşamazsa bu durumda iki şık ortaya çıkar:

Birinci şık, erkek karısına aldırış etmez, yoluna devam eder. Ancak, bu durumda evde huzursuzluk başgösterecektir. Huzursuzluğun baş göstermesi ile de, eğer varsa, çocuklar etkilenecek ve sonuçta bunalımlı bir nesil ortaya çıkacaktır. Bu nesil, belki de Allah'ı tanımayacak derecede dinden, imandan uzak bir nesil olacaktır. Çünkü kadın, evde devamlı çocukların yanında bulunduğundan dolayı onları daha fazla etkileyecektir. İstikbalde bu çocuklar, mücadeleci bir erkek için büyük bir kayıp ve davasına ağır bir darbe olacaktır.

Ayrıca erkek, evde huzurlu bir ortam bulamadığından çalışmalarında başarısız olacak veya en azından istediği seviyeye gelemeyecektir. Birbirlerinin evliyası olması gereken mü'min erkek ve kadınlar, evde bu velayeti oluşturamamışlarsa, dışarıda hiç bir zaman oluşturamazlar; iyiliği emredemez, kötülükten alıkoyamazlar. O halde Kur'an'ın emrettiği ölçüler içinde kadını boşamak şart olacaktır.

İkinci şık, mü'min erkek, karısının sözüne uyup davasından ve çalışmalarından vazgeçecektir ki, bu da o erkeğin, fasık olmasına ve dinden uzaklaşmasına neden olacaktır. Son yıllarda bunların birçok örnekleri bulunmaktadır.

"De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah'tan, Rasulünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin. Allah fasık kavmi hidayete erdirmez."(Tevbe, 9/24)

"Ey iman edenler, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının..." (Teğabün, 64/14)

Allah yolundan alıkoymak için çalışan her kadın, aynı zamanda kocasının da düşmanıdır. Bu düşmandan sakınmanın ve korunmanın yolu, ondan uzaklaşmaktır. Bunun en iyi yolu da, o kadını boşamaktır. Çünkü, bu tür kadınlar iyi kadınlardan değillerdir. İsyankar kadınlar, eğer düzelmezlerse onları boşamak en ideal yoldur.

"Allah, insanları birbirinden üstün kıldığından ve mallarından harcadıklarından dolayı erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Onun için iyi kadınlar itaatkar olup, Allah'ın, kendilerini korumasına karşılık kendileri de gizliyi korurlar. Dik kafalılık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarından ayrılın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse artık onların aleyhinde başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür." (Nisa, 4/34)

Eğer nasihat edilmesine, yataklarından uzaklaşılmasına ve dövülmelerine rağmen, düzelip kendilerine çeki-düzen vermezlerse onları boşanmak en iyi çaredir. Ancak düzelmeleri halinde, aleyhlerinde bir yol aramak yasaklanmıştır.

3. Dünya Hayatını ve Süsünü Allah'a Tercih Etmek

Kadın olsun erkek olsun kişi; yaratılışın temel gayesi olan Allah'â itaat (kulluk) etmek ve O'nun dini için çalışmakla mükelleftir. Yaratılışlarının şuurunda olanlar, hareketlerinin yönünü ona göre düzenlerler. Ve yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve hakimiyet yalnızca Allah'a ait oluncaya kadar çalışmak, inandığını söyleyen herkesin üzerine düşen bir görev ve sorumluluktur. İşte Kur'ani gerçekler:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım:" (Zariyat, 51/56)

"... Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz..." (Fatiha, 1/4)

"Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir." (Enfal, 8/39)

Yaratılış gayesini unutup dünya hayatının süsünü isteyen kadınları (ya da erkekleri) boşamak, her iman eden mücadele erinin yapması gereken bir davranış olmalıdır. Aksi halde, bu kadınlar ya da erkekler davetçiye ayak bağı olacak ve engel teşkil edeceklerdir. Bu yüzden onlardan boşanmak, kadın iseler mehirlerini verip onları salmak en iyi yoldur.

"Ey Nebi! Eşlerine söyle: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size müt'a (mehrinizi) vereyim ve sizi güzellikle salayım. Eğer siz, Allah'ı ve ahiret yurdunu istiyorsanız Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük mükafat hazırlamıştır." (Ahzab, 33/28-29)

Allah'ın nizamının egemen olması için çalışmayıp, dünya hayatını ve süsünü isteyen kadınlar ya da erkekler, Allah'ın nizamının egemen olmasına çalışan davetçilerin önlerinde bir kambur, bir engeldirler. Bu engelin giderilmesi de mü'minler için bir zarurettir. Çünkü yüce Rabb'imiz, dünya hayatını ve süsünü isteyenlerin ahirette nasiblerinin olmadığını bildiriyor. Ahirette nasibi olmayanın, ahirette nasibi olanlarla beraber olması söz konusu olamaz:

"İşte onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azab hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım da edilmez." (Bakara, 2/86)

"Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse, onlara oradaki amellerini tam veririz ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. Ama onlar öyle kimselerdir ki, ahirette onlar için yalnız ateş vardır ve yaptıklarının hepsi orada boşa çıkmıştır. Amelleri hep batıl olmuştur." (Hud, 11/15-16)

"Kim ahiret ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünya ekinini istiyorsa ona da dünyadan bir şey veririz. Fakat onun, ahirette bir nasibi olmaz." (Şura, 42/20)

Dünya hayatını ve süsünü isteyenin, ahiret ekinini isteyenle hiçbir ilgi ve ilişiği olmayacağından, mü'min bir şahsiyetin yapacağı en güzel hareket, dünya süsünü isteyen eşini boşamasıdır. Bu boşamanın nasıl, ne zaman ve ne şekilde olacağını ise İslami esaslar, net bir şekilde ortaya koymuştur.

3 Kadının boşanma sebepleri nelerdir? Erkek; karısı pis, pasaklı, uyumsuz, huysuz, komşuluğa ve akrabalığa önem vermeyen vs olduğunda hemen boşayabiliyor. Peki aynı durumlarda kadın için de geçerli mi?

Evliliğin yürümeyeceğine inanan ve bu evliliği mutsuz bir şekilde devam eden, kocasından soğumuş bir kadının kocasından boşanması haram değil helaldir.

İslâm'a göre evlilikten maksat, huzurlu bir aile hayatı kurmak ve böyle bir yuvada iyi bir nesil yetiştirmektir. Ama, böyle yüce gayelerle kurulan evliliklerin hepsinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Bazan ölüm ve hastalık gibi tabii engeller, bazan da geçimsizlik, münaferet, eşlerin birbirini sevmemesi, anlaşamama gibi eşlerden kaynaklanan engeller, evliliğin başarı ve devamına mani olur.

İslâm, evliliğin asıl gayesinden uzaklaştığı, eşlerin bir arada huzurla yaşamalarına imkan kalmadığı, ihtiyaç ve zaruretlerin gerektirdiği hallerde evliliğin sona erdirilmesine izin vermiştir. Bu izin doğrultusunda evliliğe, erkek tarafından doğrudan ya da kadından aldığı bir bedel karşılığında son verilebileceği gibi, talâk hakkını elinde tutan kadın tarafından, hakim veya hakem kararıyla da son verilebilir.

Talâkın Hikmeti:

Evliliğin huzur ve mutluluk içinde devam ettirilebilmesi, her şeyden önce eşlerin birbirini sevip saymalarına bağlıdır. Hemen her evlilik bu düşünceyle kurulur. Fakat hepsinin bu hedefe ulaştığı söylenemez. Bõyle güzel ve samimi duygularla evlenenler daha sonra mutlu olamamışlar ve olmaları da mümkün değilse, ömür boyu bu müşterek hayata katlanmalarının bir anlamı yoktur. Bu durumda evliliğe son vererek ızdıraptan kurtulmaları gerekir.

İnsanı maddi ve manevi özellikleriyle ele aldığımızda, onun her yönüyle mükemmel olmadığını görürüz. Bu nedenle, taraflardan biri, evliliğin kuruluşunda veya devamı sırasında bir hata, kusur yapmış olabilir. Bu hata veya kusurların telafisi imkansız da olabilir. Tarafların bunun cezasını bir ömür boyunca çekmeleri doğru değildir. Öyleyse çözüm, çekilmez hale gelen evliliği sona erdirmek, tarafların belki de mutlu olabilecekleri diğer bir evliliğe imkan tanımaktır.

Talâkın Hükmü:

İslâm gerçekçi bir dindir. Yani hükümleri, insan fıtratında var olan gerçekler dikkate alınarak konulmuştur. İnsanı en iyi tanıyan Cenab-ı Hak, bu durumlardan haberdar olduğu için, çekilmez hale gelen evliliklerin son verilmesine müsade etmiştir:

"Talâk (boşama) iki keredir. Sonra ya iyilikle geçinmek ya da güzellikle ayrılmak gerekir." (Bakara, 2/229).

"Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda iddetleri vaktinde boşayın, iddeti de sayın..." (Talâk, 65/1).

Hz. Peygamber (asm) de şöyle buyurmuştur:

"Allah nezdinde helalin en sevimsiz olanı boşamadır."  (Ebû Davûd, Talâk, 3).

Bu naslardan da anlaşılacağı gibi talâk caizdir, mübahtır. Ancak, ihtiyaç ve zaruret halinde başvurulması gereken bir çaredir. Talakın genel hükmü bu olmakla birlikte, bu hüküm yerine göre değişir. Meselâ, bid'i boşamalar haramdır. Kusuru bulunmayan bir eşi usulüne uygun olarak boşamak mekruh; dindar ve iffetli olmada eşi boşamak mendub; geçimsizlik halinde hakemlerin gerekli bulunduğu boşama farz; sevilmeyen eşin boşanması ise caizdir.

Talâk Yetkisi:

a. Boşama hakkı prensip olarak erkeğindir. Evlilik hayatında yüklendiği sorumluluk ve külfet açısından erkek buna daha layık görülmüştür. Ne var ki, talâkın geçerli olabilmesi için erkeğin bazı şartlara sahip olması gerekir. Bunlar, akıl ve bulûğdur. Mükrehin (zorlanan, ölümle tehdit edilen), sarhoşun, medhuşun (öfke halindeki kimse, talâk ehliyetine sahip olup olmadığı, yani bunların talaklarının geçerli olup olmadığı alimler arasında ihtilaflıdır. Hanefilere göre bunların talakları geçerlidir.

b. Nikah akdinde şart koşulursa, talâk hakkı kadına veya üçüncü bir şahsa devredilebilir. Talak hakkının devredilmesine tefviz; boşama hakkı kendisine devredilen kadına mufavvaza denir. Bu durumda kadın istediği zaman talâk hakkını kullanabilir. Erkek dilerse, boşama hakkını nikahtan sonra da kadına devredebilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Boşanma nedenleri hakkında bilgi verir misiniz? | Sorularla İslamiyet

4 Mahkemede boşanmak, kaç talak yerine geçer? Mahkemede boşanan çiftlerin dinî nikahları devam eder mi?

Erkek, mahkeme boşamadan önce hanımını kendisi boşamamışsa, mahkemede boşanan çiftler bir talakla boşanmış olurlar, nikahları devam etmez. Ancak yeniden nikahlanıp bir araya gelebilirler. Bunun için (yeniden bir araya gelebilmeleri için) kişinin mahkeme kararından önce hanımını üç talakla boşamamış olması gerekir.

İslâm dinine göre koca, daha temkinli, ileriyi gören ve hissine daha az kapılan olduğundan, boşanma yetkisi ona verilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm açıkça bunu ifade etmektedir. Talak suresinin ilk yedi ayeti boşanma konusuyla ilgilidir:

"Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda, onları iddetlerini gözeterek boşayın ve iddeti de sayın. Rabbiniz Allah'tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerinden çıkarmayın, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin, olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarıverir." (Talak, 65/1)

Mahkemeye baş vurmadan önce veya sonra, üç defa hanımını boşayan kimsenin dinen hanımıyla bir araya gelmesi mümkün değildir.

Mahkemeden önce veya sonra hanımını boşamamış ise, boşanmak için mahkemeye müracaat ettiği zaman boşanma yetkisini hakime verdiği için yani onu vekil olarak tayin ettiği için, hakim onu boşadığında bir talâk gider. Dinen de boşanmış sayılırlar. Kadın iddetini bekledikten sonra başkasıyla da evlenebilir.

Ama daha iki talâk hakkı vardır. Buna göre mahkemenin boşadığı eşler, tekrar evlenmek isterlerse buna kanunen bir sakınca olmadığı gibi dinen de bir sakınca yoktur. Ancak erkek ve kadının rızası şarttır. Ayrıca yeniden nikah kıyılması ve kadına mehir verilmesi gerekir.

İlave bilgi için tıklayınız:

TALÂK

5 Nikah sırasında kadına boşama hakkının verilmesi, tefviz-i talak hakkında bilgi verir misiniz?

İslam Hukukuna göre boşanma hakkı erkeğe ait olup, erkek bu hakkı, bizzat kendi kullanabildiği gibi bir vekil aracılığıyla da kullanabilir. Bu vekil, herhangi birisi olabileceği gibi, hanımı da olabilir. Kişi boşanma yetkisini üçüncü kişiye verdiğinde, bu yetki vermeye tevkil üçüncü kişiye de vekil denir. Fakat kişi, bu boşanma yetkisini bizzat eşine vermişse, bu yetki vermeye “tefviz-i talak” hanımına da “mufavvaza” denir.1

Belirtmek gerekir ki, bu yolla kocalarından boşanan kadınlar enderdir. Hem kadınlar İslam’ın kendilerine verilen haklardan habersiz olmaları, hem de böyle bir talepte bulunan kadınların hoş karşılanmamış olması, tefviz-i talak müessesini teoride bırakmıştır.

Tefviz-i Talakın Tanımı:

Kelime tefviz, bir işin tasarruf ve idaresini başkasına vermek ve havale etmektir. Tefviz-i talak ise, İslam Hukukunda, ‘’Erkeğin sahip olduğu boşama hak ve yetkisini hanımına vererek, boşanmayı onun irade ve isteğine bırakması.’’ şeklinde tarif edilmektedir. Bu vekaletten faklı bir tasarruf olup, bundan kocanın vazgeçme hakkı yoktur.2

Tefviz-i Talakın Çeşitleri:

Tefviz, zamanla sınırlı olup olmamasına göre üç kısma ayrılır.3

1. Mutlak Tefviz: Bir talak ile sınırlı olmayan tefvizdir. Kocanın hanımına ‘’Sana kendini boşama yetkisini verdim.’’ (boşan) demesi gibi.

2. Süreli Tefviz: Belirli bir süre için kocanın hanımına, boşanma hakkı vermesidir. ‘’Sana kendini boşama yetkisini sefere gittiğimde verdim.’’ demesi gibi.

3. Genel Tefviz: Zaman açısından bir sınırlama yapmadan, kocanın boşanma hakkını hanımına vermesidir. “Sana kendini dilediğin zaman boşama yetkisini verdim.” demesi gibi.

Tefviz-i Talakın Meşru Oluşu:

Tefvizin meşru olduğu ayet ve hadisle sabittir. Kur’an’da:

‘’Ey peygamber! Eşlerine şöyle söyle: Eğer dünya dirliğini ve süsünü (refahını) istiyorsanız, gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah’ın Peygamberini ve ahiret yurdunu diliyorsanız, bilin ki, Allah, içinizde güzel davrananlar için büyük bir mükafat hazırlamıştır.’’4

buyrulmaktadır. Alimlerin çoğunluğuna göre, kadınların dünyayı tercih etmelerinden kasıt, boşanmayı talep etmeleridir. Dolayısıyla boşanma yetkisi onlara verilmiştir.5

Hz. Aişe (ra) de:

‘’Hz. Peygamber (asm) bizi serbest bıraktı. Biz ise Allah ve Rasulünü tercih ettik…’’6

buyurmuştur. Bu ifadeden anlaşıldığı üzere, oların boşanmayı tercih ederek boşanabilme hakları vardı.7

Tefviz-i Talakın Zamanı:

Boşanma yetkisinin kadına devri, nikah akdinden önce yapılacağı gibi, nikah anında veya daha sonra da yapılabilir.

Hanefilere göre erkeğin nikah akdinden önce ‘’Şayet evlenirsek dilediğin zaman kendini boşayabilirsin.’’ şeklinde kadına boşama yetkisini vermesiyle kadın boşama yetkisine sahip olmuş olur. Hanefilerin bu görüşü, boşamanın nikah öncesinde mümkün olabildiğini ve talakın evlilik şartına bağlanmasını caiz görmelerinin bir sonucudur.8

Boşanma Yetkisinin Devri Konusunda Tefviz, Tevkil ve Temlik Terimleri Arasındaki Farklar:

Kocanın boşanma yetkisini hanımına vermesine tefviz-i talak dendiğini belirtmiştik. Tefviz bazı sözcükler kullanılarak ifade edilir. Mesela, ‘’Nefsini ihtiyar et’’, ‘’işin kendi elindedir’’, ‘’dilersen kendini boşa’’9. Bu tabirlerle koca, kadına boşama hakkını bazen kendi adına kullanması niyetiyle verirken (tevkil), bazen de boşanma yetkisini tamamen kadının salahiyetine vermeye (temlik) niyet eder. Bazı mezheplere göre tevkil ile temlik aynı şey olarak kabul edilirken, bazılarına göre ise, farklı sonuçlar doğuracağı için, aynı şeyler değildir.10

Koca eşine boşama yetkisini verince (temlik), artık bu sözünden geri dönemezken, müvekkil, vekilini istediği anda azledebilir. Şayet temlik belirli bir süreyle sınırlı ise, bu süreden sonra kadının bu hakkı kendiliğinden düşer. Vekaleten boşama hakkı verilen kişi ise, azledildikten sonra bu hakkını kaybeder.11

Boşama yetkisinin kadına tefviz, tevkil veya temlik şeklinde verilmesi çok önemli bir konu olmayıp, birbirinden ayırt edilemeyecek kadar karışık sözcük ve tabirlerle icra edildiği için karışıklıklara sebep olabilmektedir. Bundan dolayı ‘’işin kendi elindedir, nefsini ihtiyar et, dilersen kendini boşa” tabirlerini kullanmak, özellikle Arap olmayan toplumlar için zorunlu olmayıp, istediği dilde, istediği kelimelerle bu yetkiyi vermesi mümkündür. Bundan dolayı, Arapça bilmeyen insanların tahyir ile meşiyyet arasındaki farkı bilerek, karısını vekil tayin etmek istediği zaman hangi sözcüğü, talak hakkını tamamen vermek istediği zaman ise hangi sözcüğü kullanacağını bilmesi mümkün değildir. Bundan dolayı önemli olan eşlerin, yaşadıkları toplumda anlaşılan kelimeleri kullanarak boşama yetkisini vermeleridir.

Tefviz-i Talakın Sonucu:

Boşanma hakkına sahip kadının, bu hakkını kullanarak kocasından boşanması bir ayırıcı (bain) talak meydana gelmiş olup, kadının rızası olmadığı müddetçe erkek evlilik birliğine dönemez, ister tefviz, ister temlik, isterse tevkil niyetiyle olsun, durum aynıdır.12

Şayet boşanma yetkisi zamanla sınırlı olarak verilmişse, bu sürenin dolmasıyla kadının talak hakkı bitmiş olur. Mesela, erkek “yarın muhayyersin, ister boşan, ister boşanma” derse, kadın o gün içinde boşanmazsa boşanma hakkını kaybetmiş olur.13

Tefviz- talak verilmiş kadının, bu hakkına dayanarak kocasından ayrılması durumunda kaç taklakla boşandığı hususunda ihtilaf vardır. Bazılarına göre sadece bir talak meydana gelirken, bazılarına göre ise, koca bu yetkiyi verirken kadına kaç talak hakkını kullanabileceğini söylemişse, en fazla o kadar talak ile kocasından ayrılabilir.

İslam’ın kadınlara verdiği bu hak, kişilerin insiyatifine bırakıldığı için gerektiği gibi kullanılamamıştır. Kadınların büyük bir kısmı da böyle bir haklarının olduğundan haberdar değildir. Bu hakkın farkında olanlar ise kınanmak ve kötü niyetli olmakla suçlanmaktan korkarak bu haklarını savunamamaktadırlar. Kadınlar İslam’ın verdiği bu yetkiyi kullandıkları takdirde bir çok haksızlıktan da kurtulmuş olacaklardır.

Dipnotlar:

1. Muhammed Muhyiddin, el-Ahvalü’ş-Şahsiyyeti fi’ş-Şeriati’l-İslamiyeti, Mektebetü’l-İlmiye, Beyrut, 2003, s. 300.
2. Ömer Nasuhi, Hukuk-i İslamiyye ve Istılah-ı Fıkhiyye Kamusu, Bilmen Yayınları, İstanbul, 1985, (I-VIII), .II /.177; İbn Rüşd, Ebu’l-Velid Muhammed b. Ahmed el-Hafid el-Kurtubi, Bidayetü’l-Müctehid ve’n-Nihayü’l-Muktesid, Daru’l-İbn Hazm, 1995, II / 41.
3. Abdülhamit, a.g.e., s.304-305; Bilmen, a.g.e., II /177.
4. Ahzab, 33/28-29.
5. Kurtubi, Muhammed b. Ahmed b. Ebi Bekr, Ahkamu’l-Kur’an, Beyrut, 1985, XIV / 170.
6. Buhari, Talak, 5, c.VI, s.165; Müslim, Talak, 4, c.II,s.1104; Ebu Davud, Talak, 12, II / 653-654.
7. Döndüren Hamdi, Delilleriyle Aile İlmihali, Altınoluk Yayınları, İstanbul, 1995, s.418-419.
8. İbn Abidin, Muhammed Emin, Reddü’l-Muhtar Ale’d-Dürri’l-Muhtar, (Terc. Ahmed Davudoğlu), Şamil Yayınları, İstanbul, 1983, VI / 349; Zuhayli, Vehbe, İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Çev. Komisyon, Risale Yayınları, İstanbul, 1994, IX / 334.
9. Cin, Halil, Eski Hukukumuzda Boşanma, 2. Baskı, Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya, 1988; İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara Üni. Hukuk Fak. Yayınları, Ankara, 1974, s.68.
10. İbn Rüşd, a.g.e., III / 41; Döndüren, a.g..e, s.138.
11. Abdülhamit, a.g.e., s.301. Bekr, Ahkamu’l-Kur’an, Beyrut, 1985, XIV / 170.
12. Cin, a.g.e., s.69; Döndüren, a.g..e, s.418.
13. Abdülhamit, a.g.e., s.304.

6 Evli bir erkek veya bir kadın zina yaptığında, eşiyle olan nikahı düşer mi?

Bir erkek veya bir kadın zina yaptığında eşiyle olan nikahı düşmez. Ancak bu durum taraflar için boşanma sebebidir. İsterlerse boşanabilirler.

İlave bilgi için tıklayınız:

TALAK (Boşamak / Boşanmak)

7 Boşanma nedenleri hakkında bilgi verir misiniz?

İslam dini boşanma hakkını kocaya vermiştir. Bu bakımdan kadın erkeği boşayamaz. Ancak bunun bazı istisnaları vardır.

1. Erkek boşanma hakkını kadına vermişse, kadın erkekten boşanabilir.

2. Kadın resmi nikahı varsa ve hakime başvurursa, hakim de onların boşanmasına karar verirse boşanma gerçekleşir.

Aile içindeki geçimsizlik durumunda her iki tarafın akrabaları bir araya gelip anlaşmazkığı çözmeye çalışır. Kadının da sudan bahanelerle kocasını terketmesi caiz değildir.

Kadının genel haklarını kısaca açıklamaya çalışalım:

"Birisine bir kız çocuğu müjdelenirse, üzüntüsünden yüzü simsiyah kesilir..." (Nahl, 16/58)

Bu âyette Allah (c.c.) cahiliyyet insanının kadına bakışını anlatır ve takbih eder. Halbuki,

"Allah dilediğine kız, dilediğine erkek, dilediğine ikisini birden verir; dilediğini de kısır yapar." (Şûrâ, 42/49)

Kadın da tıpkı erkek gibi doğar, erkek gibi insan yavrusudur. Şefkatte ve hediyede aralarını ayırırlarsa, anne baba sorumlu olurlar. Peygamberimizin (asm) vasiyyetini gözetmemiş olarak şefaatten mahrumiyeti hak ederler. Cahiliyyet duygularının insanlarda zaman zaman depreşeceğini bildiği için, Efendimiz (asm) kız çocuklarının, eğitimini özellikle vurgular ve "üç, iki, hattâ bir kız çocuğunu, haklarını koruyarak yetiştiren babanın, Cennette kendisiyle beraber olacağını" (Ibn Mâce, Edep 3) duyurur.

Çocuğun kız doğmasında da erkekte olduğu gibi, "şükür" olarak "akîka" kurbanı kesilir. Ismi güzel verilir, zorunlu eğitimi yaptırılır. Gerekli cinsel bilgileri anneden alır.

Kur'ân'da ve Sünnette ilme teşvik eden hiç bir nas, kadınları bundan ayırmaz. Tersine, ihmale uğrayacaklarını bildiği için, Peygamberimiz (asm) özellikle kadın eğitimini tavsiye etmiş. haklarının korunmasını emretmiştir. Onun devrinde "müctehid" olan kadınlar yetişmiştir. [Meselâ Resûlüllah'ın (asm) zevceleri Hz. Âişe (ra) validemiz bunlardan biridir.]

Kadın, hiçbir konuda erkekten ayrı tutulmadan büyütülmüş ve yetiştirilmiş, sıra evlenmesine gelmiştir. Damat adayını görmesi bir hakkı ve aynı zamanda bir sünnettir. Beğenmezse reddeder, velîlerin ve damat adayının ısrarı hiçbir şeyi değiştirmez.

Evlenirken ağırlığını koyar, damat adayından istediği kadar "mihir" alır. Mihir onun Allah'ça belirlenmiş en tabii hakkı ve hayat garantisidir. Harcama sahası, meşru çerçevede tamamen kendi iradesine bağlıdır. Mihrini, ya da varsa diğer mal varlığını, hayır yolunda harcayabileceği gibi ticarî işletmelerde kullanabilir, şirketler kurar, şirketlere hisse senetleriyle ortak olur, kazanır ve kazandığını da istediği yerde harcar. Çünkü kendi sosyal güvenliği, kocaya varmakla garanti altına alınmıştır. Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûri harcamalar erkeğin sırtınadır. Erkek, elbiseni ya da süs malzemeni kendi kazancınla al, diyemez. Kendi varlığı ölçüsünde kadının nafakasını sağlamak zorundadır; sağlayamayacaksa evlenemez. Evlendikten sonra sağlamazsa kadının boşanma talebi olumlu sonuçlanır.

Kocası onu tahkir edemez, onun hayat arkadaşı olduğunu unutmamak zorundadır, darılıp evinde yalnız bırakamaz.

"Erkeğin en hayırlısı, kadına en iyi davranandır." (bk. Buhâri, Nikâh 43; Müslim, Fedâil 68)

Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek kocanın görevlerindendir.

Kadının hak-hukuk tanımayıp isyan etmesi dışında, sudan bahanelerle erkek karısını dövemez. (bk. Nisâ, 4/34; İbn Kesîr, Kurtubî, Elmalı ilgili ayetlerin tefsiri; Ebû Dâvûd, Menâsik 56; Ibn Mâce, Menâsik 84; Müslim, Hac 147; Tirmizi, Rada'11; Ebû Dâvûd, Menâsik 56; Halebî Sağîr, s. 395; Halebî Kebîr, s. 621; Canan, Terbiye, s. 391)

Ayrıca, hastalık kıskançlığından kaynaklanan şüphesinden ötürü karısını anî baskınlarla rahatsız edemez. Peygamberimiz (asm) bir hadîslerinde ailesinden uzun zaman ayrı kalan birisinin, haber vermeden gece ansızın eve gelmesini yasaklamıştır. Bunda ayrıca koltuk altı, etek tıraşı ve süslenip taranmayla kocasına hazırlık yapabilme imkânı bulması da, sebep olarak zikredilmiştir. Bu konuda bir hadîs-i şerîfin meâli şöyledir:

"(Uzaklardan) geceleyin geldiğinde hanımının yanına girme ki, bıçak kullanıp temziliğini yapsın, dağınıksa tarasın. (gelişine hazırlansın)."(Buhârî, Nikâh 121,122; Müslim, Radâ' 58, İmâret 181,182; Dârimî, Nikâh 32, Cihâd 163)

Hadîs şerhleri buna sebep olarak bir de, eve geceleyin aniden girmesinin, hanımının ihanetinden şüphelendiği anlamına gelebileceği ihtimalini gösterirler.

Kocanın karısını cinsel yönden tatmin görevi de vardır. Peygamberimiz (asm), karısını düşünmeden, işini bitirerek hemen inen insanları horoza, yani hayvana benzetmiş ve sevişip okşama olmadan cinsel ilişkiye geçilmemesini tavsiye etmiştir. Çünkü erkek bakmakla hemen tahrik olabilir, ama kadın cinsel ilişkiye ancak uzun bir okşama döneminden sonra hazır hale gelir. Iyi bir erkek, karısını bu işe hazırlamayı başarabilen ve kendi doyduğu gibi onu da doyurabilen erkektir.

Cinsel ilişkide sadece kendisini düşünen erkekler, karşısındakine zulmettiklerini ve işkence ederek zevk aldıklarını unutmamalıdırlar.

Evlendikten sonra bir yıl içerisinde hiç cinsel ilişki yapamayan erkekten kadının ayrılma hakkı vardır.

Kadın "peşin mihrini" almadan kendisini erkeğe teslim etmeyebilir.

Kadının nafakası gibi, tedavisi ve ilâç harcamaları da kocaya aittir. Kadın ekmek yapamayan birisi ise, erkek hazır ekmek almak zorundadır. Süslenmesini istiyorsa, süs malzemeleri ve koku masrafi erkeğe aittir. Yılda yazlık ve kışlık olmak üzere iki takım elbise erkeğe aittir. Anlaşmazlık söz konusu olursa elbisenin nitelikleri mahalli idarelerce tesbit edilir.

Kadın, kocası sefere çıkarken, gelmediği günler için nafakasına, ondan kefil alabilir. Âdetli günlerinde kocasından ayrı yatmak isterse, ayrı bir yatak istemek hakkıdır.

Durumuna göre kadın kocasından hizmetçi isteyebilir. Hizmetçinin ücreti kocasına aittir. Örfe göre kadınların yapmaması ayıplanan ev işleri dışında kadın, hiçbir iş yapmak zorunda değildir.

Ihtiyaç duyarsa kocasıyla aylık nafaka miktarında anlaşırlar. Yetmediğini anlarsa artırmasını ister, koca kabul etmezse mahkemeye başvurabilir.

Kadın kocanın yakınlarını istemediği takdirde, kocası onu müstakil bir evde oturtmak zorundadır. Buna sebep olarak, kocasıyla oynaşmak ve yararlanmak arzusuna, onların bulunmasının engel olacağı gösterilmiştir. Hattâ cinsel ilişkiyi bilmeyecek kadar küçük olan çocuğu dışındakiler için de aynı sebeple ayrı odalar istemek, kadının hakkıdır.

Kadının, haftada bir kez anne-babasını ziyaret hakkı vardır, erkek buna engel olamaz.

Erkeğin haklarına bir zarar vemeyen meşru işlerde; kadının meşru çerçevede çalışmak hakkıdır.

Âdet ve lohusalıktan ötürü hamama gitmek istediği takdirde, hamam parasını erkek verir, ancak hamamda avret yerlerinin açılmamasına riayet edilmediği biliniyorsa, kadın hamama gönderilmez.

"Ric'î" (dönülebilir) ya da "bâin" talakla boşanan karısının her türlü nafakasını, iddeti içerisinde erkek verir.

Bu söylediklerimiz bütün fıkıh kitaplarında kadının erkek üzerindeki hakları sayılırken açıklanan konulardan sadece birkaç örnektir. Sonra bunlar birer tavsiye niteliğinde değil, yaptırımı olan kanûni haklardır. Karadeniz'de, Anadolu'da. şurada-buradâ kadınlar çalıştırılıyor ve ancak erkeğin yapabileceği zor işler altında eziliyorlarsa, bunun suçu İslam'ın değil, Islâmı onların hayatından uzaklaştıranların olsa gerektir.

Bir seçim söz konusu olduğunda, kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu Islâm bilginleri söylemişlerdir. Çünkü onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir delil yoktur. Kaldı ki seçme, "bey"at'tan ibarettir. Halbuki, Peygamberimiz (asm) kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Mümtahine, 60/12 âyeti ve tefsirleri.) Hz. Ömer'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.(bk. Muhammed Hamîdullah, Islâm Müesseselerine Giriş, Ist.1981, s. 112)

Nihayet kadın öldüğünde kefeni de kocasına aittir.

(Özet olarak sunduğumuz bu maddelerin daha geniş bir açıklaması için bk. İbn Âbidîn, Reddü'l-Muhtâr ve bütün fıkıh kitaplarının nafaka bölümleri ve özellikle Serahsî ve Mebsût)

Görüldüğü gibi kadın geçim konusunda hiçbir derdi ve endişesi olmayan, yani alabildiğine sosyal güvenliği bulunan bir insandır. Ve bütün bunlar bir anlaşmazlık söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile belirlenecek olan kanunî haklardır. Yoksa Islâm'da karı-koca birbirinden devamlı hak koparmak için çekişip duran iki düşman kutup değildirler. Birbirlerini tamamlayan, birbirlerine yardım eden, destek olan, huzur ve moral kaynağı oluşturan, bir bütünün iki yarım parçasıdırlar. Tıpkı Peygamberimiz'in ev işlerine yardım etmesi, Hz. Ali ile eşi Fatıma arasında iş bölümü yapması gibi.

Kur'an-ı Kerim'de, hangi nedenlerden boşanmanın zaruret haline geldiği açık bir şekilde belirtilmiştir:

1. Açık Edepsizlik (Zina)

Zina, İslam'da büyük bir suç, şirkle eş anlama gelecek kadar büyük bir günahtır. Zina, aile düzenini yerle bir eden; evlilik bağını zedeleyen korkunç bir fiildir.

Böyle bir fiilin Müslüman bir evde işlenmesi hiçbir zaman düşünülemez. Bu fiili Müslümanın evine reva gören bir kadın ya da erkek, o eve layık olamaz.

"Onlara verdiklerinizin bir kısmını alıp götürmek için onları, sıkıştırmayın. Şayet apaçık bir edepsizlik yaparlarsa başka. Onlarla iyi geçinin..." (Nisa, 4/19)

"Ey peygamber; kadınları boşadığınız zaman onları iddetleri içinde boşayın ve iddeti sayın. Rabb'iniz Allah'tan korkun. Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir edepsizlik yaparlarsa (fuhuş) başka..."(Talak, 65/1)

2. Huzursuzluk Çıkarma, Fikri Anlaşmazlık

İslami bir toplumun, huzurlu bir ortam oluşturması için, toplumun çekirdeğini oluşturan ailenin huzurlu olması gerekir. Ailedeki huzuru ise, birbiriyle çok iyi anlaşan eşler sağlar. Ailedeki temel direkler, dengeli değilse aile yuvası her an yıkılmaya mahkumdur.

Ailedeki huzuru ve sürekliliği sağlamak için, dengesiz olan direğin tamir edilerek düzeltilmesi, düzelmesi mümkün değilse değiştirilerek yenilenmesi, hem aile hem de İslam toplumu adına yararlı olacaktır.

Ailenin temel direklerinden biri olan kadın, kocasına karşı gelip evde huzursuzluk çıkarıyorsa, yani bir evde kadın, kocasının taşıdığı fikre destek vermiyor, köstekliyor, sözlü veya fiili olarak karşı çıkıp davasından döndürmeğe ya da alıkoymağa çalışıyorsa bu kadını boşamak, zaruri hale gelmiş demektir.

Eğer erkek, bu kadını boşamazsa bu durumda iki şık ortaya çıkar.

Birinci şık, erkek karısına aldırış etmez, yoluna devam eder. Ancak, bu durumda evde huzursuzluk baş gösterecektir. Huzursuzluğun baş göstermesi ile de, eğer varsa, çocuklar etkilenecek ve sonuçta bunalımlı bir nesil ortaya çıkacaktır. Bu nesil, belki de Allah'ı tanımayacak derecede dinden, imandan uzak bir nesil olacaktır.

Çünkü kadın, evde devamlı çocukların yanında bulunduğundan dolayı onları daha fazla etkileyecektir. İstikbalde bu çocuklar, mücadeleci bir erkek için büyük bir kayıp ve davasına ağır bir darbe olacaktır. Ayrıca erkek, evde huzurlu bir ortam bulamadığından çalışmalarında başarısız olacak veya en azından istediği seviyeye gelemeyecektir. Birbirlerinin evliyası olması gereken mü'min erkek ve kadınlar, evde bu velayeti oluşturamamışlarsa, dışarıda hiç bir zaman oluşturamazlar; iyiliği emredemez, kötülükten alıkoyamazlar. O halde Kur an'ın emrettiği ölçüler içinde kadını boşamak şart olacaktır.

İkinci şık, mü'min erkek, karısının sözüne uyup davasından ve çalışmalarından vazgeçecektir ki, bu da o erkeğin, fasık olmasına ve dinden uzaklaşmasına neden olacaktır. Son yıllarda bunların birçok örnekleri bulunmaktadır.

"De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabalarınız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler, size Allah'tan, Rasulün'den ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin. Allah fasık kavmi hidayete erdirmez." (Tevbe, 9/24)

"Ey iman edenler, eşlerinizden ve çocuklarınızdan bazıları size düşmandır. Onlardan sakının..." (Teğabün, 64/14)

Allah yolundan alıkoymak için çalışan her kadın, aynı zamanda kocasının da düşmanıdır. Bu düşmandan sakınmanın ve korunmanın yolu, ondan uzaklaşmaktır. Bunun en iyi yolu da, o kadını boşamaktır. Çünkü, bu tür kadınlar iyi kadınlardan değillerdir. İsyankar kadınlar, eğer düzelmezlerse onları boşamak en ideal yoldur.

"Allah, insanları birbirinden üstün kıldığından ve mallarından harcadıklarından dolayı erkekler, kadınlar üzerinde yöneticidirler. Onun için iyi kadınlar itaatkar olup, Allah'ın, kendilerini korumasına karşılık kendileri de gizliyi korurlar. Dik kafalılık, şirretlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, yataklarından ayrılın ve onları dövün. Eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhinde başka bir yol aramayın. Çünkü Allah yücedir, büyüktür." (Nisa, 4/34)

Eğer nasihat edilmesine, yataklarından uzaklaşılmasına ve dövülmelerine rağmen, düzelip kendilerine çeki-düzen vermezlerse, onları boşanmak en iyi çaredir. Ancak düzelmeleri halinde, aleyhlerinde bir yol aramak yasaklanmıştır.

3. Dünya Hayatını ve Süsünü Allah'a Tercih Etmek

Kadın olsun erkek olsun kişi; yaratılışın temel gayesi olan Allah'â itaat (kulluk) etmek ve O'nun dini için çalışmakla mükelleftir. Yaratılışlarının şuurunda olanlar, hareketlerinin yönünü ona göre düzenlerler. Ve yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve hakimiyet yalnızca Allah'a ait oluncaya kadar çalışmak, inandığını söyleyen herkesin üzerine düşen bir görev ve sorumluluktur. İşte Kur'anî gerçekler:

"Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." (Zariyat, 51/56)

"... Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz..." (Fatiha, 1/4)

"Fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın! Eğer vazgeçerlerse muhakkak ki Allah, ne yaptıklarını görmektedir." (Enfal, 8/39)

Yaratılış gayesini unutup dünya hayatının süsünü isteyen kadınları (ya da erkekleri) boşamak, her iman eden mücadele erinin yapması gereken bir davranış olmalıdır.

Aksi halde, bu kadınlar ya da erkekler davetçiye ayak bağı olacak ve engel teşkil edeceklerdir. Bu yüzden onlardan boşanmak, kadın iseler mehirlerini verip onları salmak en iyi yoldur.

"Ey Nebi, eşlerine söyle: 'Eğer siz, dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size müt'a (mehrinizi) vereyim ve sizi güzellikle salayım. Eğer siz, Allah'ı ve ahiret yurdunu istiyorsanız Allah, sizden güzel hareket edenlere büyük mükafat hazırlamıştır." (Ahzab, 33/28-29)

Allah'ın nizamının egemen olması için çalışmayıp dünya hayatını ve süsünü isteyen kadınlar ya da erkekler, Allah'ın nizamının egemen olmasına çalışan davetçilerin önlerinde bir kambur, bir engeldirler. Bu engelin giderilmesi de mü'minler için bir zarurettir. Çünkü yüce Rabb'imiz, dünya hayatını ve süsünü isteyenlerin ahirette nasiblerinin olmadığını bildiriyor. Ahirette nasibi olmayanın, ahirette nasibi olanlarla beraber olması söz konusu olamaz:

"İşte onlar, ahiret verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onlardan azab hiç hafifletilmez ve onlara hiç yardım edilmez." (Bakara, 2/86)

"Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse onlara oradaki amellerini tam veririz ve onlar orada hiçbir eksikliğe uğratılmazlar. Ama onlar öyle kimselerdir ki, ahirette onlar için yalnız ateş vardır ve yaptıklarının hepsi orada boşa çıkmıştır. Amelleri hep batıl olmuştur." (Hud, 11/15-16)

"Kim ahiret ekinini istiyorsa onun ekinini artırırız; kim dünya ekinini istiyorsa ona da dünyadan bir şey veririz. Fakat onun, ahirette bir nasibi olmaz." (Şura, 42/20)

Dünya hayatını ve süsünü isteyenin, ahiret ekinini isteyenle hiçbir ilgi ve ilişiği olmayacağından, mü'min bir şahsiyetin yapacağı en güzel hareket, dünya süsünü isteyen eşini boşamasıdır. Bu boşamanın nasıl, ne zaman ve ne şekilde olacağını ise İslami esaslar, net bir şekilde ortaya koymuştur.

8 Evlilik öncesi söz / nişan döneminde dini nikah yapıp daha sonra kız ve oğlan anlaşamayıp ayrılma durumu olduğunda, erkek kızı boşamazsa, kız erkekten nasıl boşanabilir?

Nikah kıyıldıktan sonra bir bayan, nikahlandığı kimsenin dinen eşi konumunda olduğundan, kocası kendisini boşamadıkça bir başka erkekle evlenemez. Bu durumda yapılacak şey, ya bir şekilde erkeğin boşamasını sağlamak, ya da hakemler kanalıyla aralarını tefrik etmektir. 

Böyle bir durumda erkeğin, sırf kadına zarar vermek amacıyla kadını boşamamakta ısrar etmesi dinen doğru değildir:

"Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit ya onları iyilikle tutun yahut iyilikle bırakın. Fakat haksızlık ederek ve zarar vermek için onları nikâh altında tutmayın. Kim bunu yaparsa muhakkak kendine kötülük etmiş olur. Allah'ın âyetlerini eğlenceye almayın..."(Bakara, 2/231)

Dolayısıyla söz konusu olayda öncelikle sözü dinlenir ilim ve fazilet sahibi bir aracı, erkeğe giderek kendisine hiç de yarar sağlamayan böyle bir nikaha son vermesi gerektiğini, dini nikahın karşı tarafa zarar vermek amacıyla nefsi bir tatmin aracı yapılamayacağını, bunun İslâm'ın ruhuna aykırı olduğunu anlatmalı ve erkeğin boşamasını sağlamalıdır.

Erkek boşamamakta ısrar ederse, resmi nikah bulunmadığı için mahkemeye de başvurulmayacağına göre, kadın ve erkeğin aileleri bu konuda bir sonuca varmak üzere birer hakem seçerler. Ailelerden biri direnir, hakem seçmezse karşı taraf onun yerine adil ve tarafsız bir hakem seçebilir.

Seçilen hakemler öncelikle arabuluculuk yaparlar. Lüzûm ve zarûret bulunduğunda eşlerin rızası olmasa bile bu kişileri boşamaya da karar verebilirler. Böyle bir boşama gerçekleştikten ve boşanan kadın iddetini bitirdikten sonra nikah kıyarak yeni bir evlilik yapabilir.

Bu tür olayların yaşanmaması için yapılan akitlerin mutlaka kayıt altına alınıp hukuki güvenceye kavuşturulması elzemdir. Çünkü dindar olduğunu söyleyen gençler ve/veya aileleri resmen tescilin olmadığı durumlarda, aralarında akdedildiği ifade edilen akitleri inkar etmekte ve taraflardan biri ve genellikle kız tarafı mağdur duruma düşmektedir.

Böylece, dinimizin nikahtan gözettiği ulvi gaye gerçekleşmek şöyle dursun, insanlar din adına birbirlerine zulmeder hale gelmektedirler.

İlave bilgi için tıklayınız: 

Hakem yoluyla boşanmayı detaylarıyla öğrenmek istiyorum. Anlaşamayan karı kocayı ayırmak için hakem seçilebilir mi? Hakemin, mahkeme hakimi gibi salahiyetleri var mıdır?

9 Bir erkeğin eşine küfretmesi (şetm) nikahı bozar mı?

Erkeğin eşine hakaret (küfür) etmesinden dolayı nikah bozulmaz. Ancak hakaretin içinde talağı gerektirecek bir söz olursa nikah bozulur.

Hanefi mezhebine göre, ergen olup aklı başında olan her erkeğin talakı vaki olur. İster hür, ister köle olsun, isterse kendi iradesiyle boşasın, isterse zorlamakla boşasın farketmez. Ancak Maliki mezhebinde zorlananın talakı vaki olmaz. (El-Cevheretü'n-Neyyire)

İslam evlilik müessesini her zaman korumuştur. Rastgele kadın boşamayı uygun görmediği gibi, şaka veya laf olsun diye karı boşama laflarını ağza alıp, kadının onurunu zedelenmesine cevaz vermemiştir. Bu bakımdan şaka ve laf olsun diye karısına "Sen benden boşsun." diyen erkeğin boşamasının hüküm ifade edeceğini kabul etmiştir.

Çünkü Resulullah (asm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir: Nikah, Talak ve Ric'a."

Bunun gibi, yanlışlıkla dili kayıp karısını boşayan kimsenin bu tarz boşaması da vaki sayılır. Bu bakımdan mümin kimse hem davranışlarına, hem ağzından çıkacak söze her zaman dikkat etmek ve kendini kontrolde bulunmak zorundadır.

Sarih talak, açık ve maksadı yansıtır şkilde belli lafızlarla yapılan talaktır. Açık olduğu için niyete muhtaç değildir. Adamın ağzından çıktığı takdirde hüküm ifade eder, niyeti ne olursa olsun, niyete itibar edilmez. "Sen boşsun, seni boşadım." gibi sözler açıktır.

Kinaye lafızlarla talağın ise niyete ihtiyacı vardır. Çünkü kullanılan lafızların hem talak da hem de başka manalarda kullanılma ihtimali vardır. Bunun için fukahanın hepsi, "Kinaye lafızla söylenen talak ancak niyet ile vaki olur. Çünkü hangi manada kullanıldığı açık değildir." demişlerdir.

Buna göre boşama niyeti olmadan eşine, ya da eşinin annesine yapılan hakaret ya da küfür ile boşama gerçekleşmez.

Geniş bilgi için bk.: Celal Yıldırım, İslam Fıkhı

10 Resmi kanunların, boşanan kadına tanıdığı nafaka hakkını, kadının alması helal midir? Verilen nafaka mehir yerine geçer mi?

Kadın kocasından boşandıktan sonra iddetini (üç hayız / regl ya da üç temizlik) doldurana kadar nafakası boşandığı kocasına aittir.

Kocanın karısını boşaması veya nişanı bozması durumunda kadın (bunun tersi de olabilir, kadın bozarsa koca da mutazarrır olabilir) madi ve/veya manevi zarara uğrarsa ve bu zarar mahkemece belirlenirse tazminat söz konusu olabilir.

İddet dolduktan sonra kadının nafakası çocuklarına aittir. Çocukları yoksa en yakınından başlayarak uzak yakınına doğru olan silsile takip edilir. Yakınları yoksa halka ve halk adına devlete aittir. Kadın İslam’a göre açıkta bırakılmaz. Açıkta bırakılırsa kadının etrafındaki bütün Müslümanlar ahirette bundan dolayı hesaba çekilir.

Boşanmış ve iddeti dolmuş kadın artık eski kocası ile nikah bağı kalmamış kadındır. Nikah bağı olmayan yabancı kadına nafaka borcu olmaz.

Ayrıca, çocuğun bakım ve gözetime muhtaç olduğu süre içinde kadına bakım ücreti ödenir. Bu nedenle, boşanmış ve iddetini de doldurmuş bir kadın için eski kocası nafaka ödemez. Eğer haksız olarak bu nafaka alınıyorsa bunu, meşru borcuna (mesela mehire) sayabilir.

Ayrıca, mahkemede boşanma sonucunda erkeğin, kadından dinen tazminat, nafaka vs. hakkı bulunmamaktadır. Ancak erkek, boşanmak isteyen eşine kendisine mali bir ödeme yapmasını şart koşup anlaşarak onu boşayabilir. Bu şekilde boşamaya, hul’ veya muhalea denir. Aynı durum erkek için de geçerlidir. Yani erkek, belli bir bedel ödeme karşılığnda eşinden ayrılmayı kabul edebilir.

Baba, akıl-baliğ olmayan bütün çocuklarına bakmakla yükümlü olduğu gibi, evleninceye kadar da kız çocuklarına bakmakla yükümlüdür.

İslam hukuku bakımından bir kimse, üvey çocuklarının nafakasından sorumlu değildir. Ancak, anneleri ile evlenirken böyle bir taahhüdü olmuşsa onu yerine getirmek zorundadır. Ayrıca insanî, vicdanî yükümlülük bakımından da ihtiyaçları olduğu takdirde eşinin çocuklarına bakması da gerekir ve bu husus ailenin huzur ve barışı için de önem arz etmektedir.

Mehir ise, kadının hakkıdır. Bir kimse hanımına ödediği mehri boşandıktan sonra geri alamadığı gibi, eğer mehrini vermemişse mutlaka vermesi gerekir.

Nafakanın kapsamına yiyecek, giyecek ve mesken ihtiyaçları girer.

Babanın erkek çocuğuna bakma yükümlülüğünün şartları şunlardır:

a) Erkek çocuk büluğ çağına gelmemiş olmalıdır. Ancak çocuk büluğ çağına geldiği halde sakat, kötürüm, felçli ve müzmin şekilde hasta olur ve kazanmaktan aciz bulunursa, yine babanın nafaka yükümlülüğü devam eder.

b) Fakir olmalıdır. Çocuğun kendine ait malı varsa, masraflar ondan yapılabilir.

c) Baba, çocuklarına bakmaya muktedir olmalıdır. Bu, babanın ya zengin ya da çalışabilecek durumda olmasıyla gerçekleşir.

Babanın kız çocuğuna bakma yükümlülüğünün şartları

a) Kızda büluğ ve yaş aranmaz. Evleninceye kadar kız çocuklarının geçimi babaya aittir. Evlendikten sonra bu yükümlülük kocasına geçer. Kocası ölür veya boşanırlarsa, kadın yine babasının evine döner. Kadın çalışıp kazanmaya zorlanamaz. Fakat İslâmî ölçüler içinde bir iş veya meslekte çalışıp kazanmak isterse, bu da câizdir.

b) Fakir olmalıdır. Eğer kızın malı varsa, geçimi ondan sağlanır.

c) Baba, çalışıp kazanmaya muktedir veya zengin olmalıdır.

İlave bilgi için tıklayınız:

NAFAKA...

TALÂK.

MEHİR

HUL'... Yani bir bedel karşılığında anlaşarak boşanma...

11 Dinimizde nikâh tazeleme var mıdır?

Boşamak için kullanılan kelimeleri erkeğin hanımına karşı söylemesi ile talak yani boşama hasıl olur.

Boşamak için kullanılan sözler iki çeşittir: Açık sözler ve kinayeli sözler.

"Sen benden boş ol.", "Ben seni boşadım." gibi sözler açık sözdür. Bu sözleri, şaka olarak veya şaşırarak da söylediği anda, manasını bilmese bile, boşamış olur.

"Seni bıraktım, seni terk ettim." kelimeleri açık söz kabul edilir. Bir veya iki defa böyle açık sözle boşamaya, yani geri dönüşü mümkün olan boşamaya talak-ı rici denir. Ama yine de üç haktan biri gitmiş olur. Bu sözlerden herhangi biri bir defa söylendiğinde, pişman olunmuşsa, eski nikâha dönmek niyetiyle hanımının elini tutarsa, tekrar nikâh yapmadan iki bağ ile evliliğe devam eder.

Evlilikte üç bağ vardır. Yani, boşama sözleri üç defa tekrarlanırsa, "Seni boşadım, boşadım, boşadım." derse veya "Seni üç defa boşadım." derse üç bağı birden koparmış, geri dönüşü olmayacak şekilde boşamış olur. Böyle üç kere boşayınca talak-ı rici, talak-ı baine dönmüş olur.

"Babanın evine git!..", "Defol git!..", "Cehenneme git!..", "Senin kocan değilim artık!.." gibi, başka manalarda da kullanılan sözler kinayeli, kapalı sözlerdir. Bu sözler, boşamak niyeti ile söyleyince boşamış olur. Buna bain talak, yani iddet müddeti içinde geri dönüşü olmayan kesin boşama denir.

Bu şekilde boşamada, iddet müddeti geçip yeniden nikâh yapılmadıkça bir araya gelinemez. 

Kayın pederine "Ben senin kızını istemem, kime ister ise varsın." demek ve hanımı gezmek için izin istediğinde, "Ben seni ip ile bağlamadım git.", "İstediğin yere gidersin. Bana hanım olmazsın." veya "Artık ben seni istemem.”, "Seni boşamak istiyorum." gibi şeyler söylese, boşamak niyet etmedikçe, boşamış olmaz. 

Kinayeli sözle boşamada, bain talak iddetinde, hanımının odasına giremez. Kadın süslenemez, koku sürünemez, yabancı kadın gibi talak veren kocasından uzak durur. İddet sonunda yeniden nikâh lazımdır.

Boşamada, sayı bildirilmezse bir boşama olur. Üç veya fazla sayı söylerse, üç talak ile boşamış olur. "Bedenimdeki kıllar adedince" veya "Denizdeki balıklar adedince" yahut "Gökteki yıldızlar kadar" veya "üçten dokuza" deyince, yine üç boşama olur.

Hanımını boşayan erkeğin akıllı ve uyanık olması gerekir. Sarhoşun, hastanın ve tehdit edilenin sözü ile veya mektubu ile, e-maili ile, faksı ile boşama geçerli olur. Bunlar kadının eline vardığı anda, boş olur. Yani kadın bu boşamayı öğrenince, haberdar olunca boşama gerçekleşmiş olur.

Delinin, bunağın, baygının, uyuyanın ve hastalıkla ve kızarak dalgın olanın söylemesi ile boşama olmaz. Kızarak dalgın olmak, söylediğini bilmemek demektir. Bu da iki türlü olur:

Manasını bilmeden, kast ve arzu etmeden söyleyince, boşama olmaz. Bu kinaye sözler içindir. Yoksa açık kelime ile yani "seni boşadım" dese, kast ve arzusu olmasa bile yine talak vaki olur.

Manasını bilerek ve isteyerek söyleyip, sonra söylediğini bilmemek, hatırlamamaktır. Bu sözünü iki şahit işitip, sonra söylerlerse, boşama olur. Yani seni boşadım der, fakat sonra bunu hiç hatırlamaz, sen böyle demiştin denilince hayır ben hiç hatırlamıyorum, böyle bir şey söylemedim derse, eğer iki şahit, "Evet biz duyduk bu hanımını boşadı." derse, o zaman boşama vuku bulur. Demezlerse, adam inkâr ettiği için boşama vaki olmaz.

Hiç ilişki olmamış veya bir odada veya tenha bir yerde hiç beraber kalınmamış ise, bir kere boşayınca, kadın iddet beklemeden aynı gün bile, başkası ile evlenebilir.

Hanımına başka başka üç zamanda birer kere boşarsa veya bir defa, "Üç kere boşadım." derse, geri dönüşü olmayacak şekilde nikâh bozulmuş olur. Bu kadını tekrar alabilmek için, hulle lazım olur. Hulle demek, kadın başka erkekle nikâhlanıp, düğün olup, ilişki olup, o erkek de boşayıp ve bundan sonra, tekrar iddet zamanı geçmek demektir. Ancak bundan sonra, birinci kocası yeni bir nikâh ile tekrar alabilir.

Bu ise, bir erkek için zillettir, aşağılıktır. Allah Teâlâ, erkeklere boşamak hakkını verdi ise de, bu hakkı gelişi güzel kullanmamaları ve kadınlar, erkeklerin elinde oyuncak olmamaları için, erkeklere bu hulle zilletini yüklemiştir. Hulle korkusundan Müslüman bir erkek, boşama lafını ağzına bile alamaz. Aile arasında boşanmak lafı, şakası olamaz.

Korkutmak için, şaka için de olsa boşama sözlerini hiç kullanmamalıdır. Hatta ayrılmaya karar verilse bile yine bu kelimeleri kullanmamalıdır. Daha sonra ayrılmaktan vazgeçilebilir. Yakınları ile dostları ile istişare edip ayrılmaya kesin karar verildikten sonra bir talak vermelidir. Hiçbir zaman üç talak birden vermemelidir. Zaten üç talak birden vermek günahtır.

Hayat şartları insanı birçok şeye katlanmayı gerektirebilir. Olmaz denilen şey olabilir. Bir talakla boşama yapılırsa kapı tamamen kapatılmamış olur. Boşamamak bir risk getirmez; ancak boşamak hele üç talak vermek çok büyük risktir. Telafisi mümkün olmayabilir.

İddet, boşanmadan sonra, kadının yeniden evlenmesi haram olan zamandır. İlk temizlik başından, üçüncü hayzın sonuna kadar olan zamandır. Hayız görmüyorsa, talak için üç ay, ölüm için dört ay on gündür.

Nikâhı bozan şeyler: Boşadım demek, boşamak niyetiyle kinaye sözler söylemek, mesela hanımına "çık git" demek. Bir de küfre düşürücü söz söylemek.

- İnsan elfaz-ı küfür söyleyince imanı ve nikâhı gidiyor mu? Nikâh tazelemesi nasıl yapılır?

Nikâh tazelemek demek, yeniden nikâh yapmak demektir. Bunu bir hocanın nezaretinde yapmak gerekmez. Nikâh tazelemek için hanımdan vekalet aldıktan sonra, iki erkek şahit yanında, "Öteden beri, nikâhlım olan hanımımı, onun tarafından vekaleten ve tarafımdan asaleten kendime nikâh ettim." denirse nikâh tazelenmiş olur.

Boşamak ayrı, küfre düşmek ayrı. Bu talak sayılmıyor. Yani bağın biri kopmuyor. Bin kere küfre düşse bin kere nikâh tazelemek gerekir, fakat bu talak sayılmaz.

- Bir kadın, boşanma hakkı kendi elinde olmak üzere nikâhlanmak için ne yapması gerekiyor?

Kadın, "Boşanmak benim elimde olmak üzere seninle evlendim." der ve erkek de "Bunu kabul ettim." derse, kadının boşanması kendi elinde de olur. Erkek eşine "İşin, senin elinde olsun." veya "Kendini sen boşa." yahut "Diler isen boşsun." gibi cümlelerden birini söylerse, kadın, ancak o oturumda kendisini boşayabilir. Kocası "Ne zaman istersen kendini boşa." derse, o oturuma mahsus olmaz. Kadın istediği zaman, kendini boşayabilir.

Kendisine boşanmak hakkı verilen kadın, kocasına "Seni boşadım." derse, boşanma işi gerçekleşmez; "Kendimi boşadım." demesi lazımdır. Nikâh yapılırken kadın, "Ne vakit istersem, kendimi senden boşamak üzere..." diyerek şart ederse, erkek de nikâh yapılırken, "Bu şartı kabul ettim." derse, böyle şartlı nikâh sahih olur ve kadın da boşanmak hakkına sahip olur.

Erkek boşanma hakkını verse, kadın "Ben boşanma hakkını istemem." dese de, hakkını red etmiş olmaz. Dilediği zamanda, kendini boşayabilir. Erkek nikâh yaparken, "Boşanmak senin elinde olmak üzere, seni nikâh ettim." derse, nikâh sahih olup, boşanmak hakkı kadının elinde olmaz. Fakat, önce kadın, "İstediğim zaman, boşanma hakkı elimde olmak üzere sana nikâhlandım." der, erkek de, "Kabul ettim." derse, hem nikâh sahih olur, hem de boşanmak kadının elinde olur.

Küfre düşen karı-kocanın, tecdid-i imandan sonra, iki şahit yanında tecdid-i nikâh yapmaları gerekir. Kolaylık olmak için, nikâhı yenilemeye hanımdan vekalet almalı, iki erkek şahit yanında, "Öteden beri, nikâhım altında bulunan hanımımı, onun tarafından vekil olarak ve tarafımdan asil olarak kendime nikâh ettim." demelidir. Camilerde yapılan meşhur tecdid-i iman ve tecdid-i nikâhı cemaat ile okumak bu hükme dayanmaktadır.

12 Nişanlı iken dini nikah yapanlar nasıl boşanır, talakta şahit gerekir mi, mehir verilmesi gerekir mi?

Talâkta Şahit Bulundurma:

Boşama ile ilgili konulara yer verilen Talâk suresinde, boşamada şahit bulundurma konusunda,

"Kadınlar iddetlerini doldurunca onları ya güzelce evinizde tutun veya onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi de şahit tutun..." (Talak, 65/1)

buyurmaktadır. İmam Buhari de sünni talâkı, "Sünnet olan boşama kadını temiz iken, birleşmeden boşamak ve iki de şahit bulundurmaktır."(Buharî, Talâk, I) şeklinde tarif etmiştir.

Bu delillere dayanan İsnaaşeriye ve İsmailiye mezhepleri, iki adil şahit önünde yapılmayan boşanmanın geçerli olmadığı görüşünü benimsemişlerdir. Buna karşılık cumhur, Hz. Peygamber (asm) ve sahabe devrindeki uygulamalara bakarak, "Nasların hükmü amir (emredici) değildir, şahitsiz boşama da geçerlidir." demişlerdir. Çağdaş hukukçulardan Muhammed Ebu Zehra, boşamayı güçleştireceği, anormal boşamaları önleyeceği, gerektiğinde ispatı kolaylaştıracağı gerekçeleriyle, "Eğer bize imkan verilse, boşamanın muteberliği için şahitlerin şart olduğu görüşünü tercih ederdik." diyerek, anılan görüşün günümüzdeki önemini ifade etmiştir. (Hayreddin Karaman, Mukayeseli İslam Hukuku, c. 1, s. 310).

Boşama Mehri:

Mehir, evlenirken erkeğin karısına vermesi gereken maddî bir meblağdır. Bu, para, altın, gümüş, ziynet eşyası, ev, tarla, dükkan, mal, mülk vb. olabilir. Aslolan mehrin nikâh esnasında peşin verilmesi iken, kadın kabul ederse mehrinin tamamını veya bir kısmını te'cil edebilir. Yani, kocasının ödeme işlemini sonraya bırakabilir. İsterse, aldığı veya alacağı mehrin tamamını veya bir kısmını kocasına hibe de edebilir.

Erkek, karısını boşadığı zaman, daha önce ödememişse mehrini ödemek mecburiyetindedir. Bu mecburiyet, bir nevi geçici boşama olan ric'î talakta değil, boşamanın tamamen kesinleşmiş hali olan bâin talâkta ortaya çıkar, Erkek nikahlandığı karısını, birleşme (yatma) veya sahih halvetten önce boşarsa, mehrinin yarısını verir. Birleşme veya sahih halvetten sonra boşarsa, mehrin tamamını vermesi gerekir.

Birleşme veya sahih halvetten önce, kadının sebep olmasıyla ayrılık vaki olursa, kadının mehir alma hakkı olmaz, yani mehir düşer.

Sahih halvet, kimsenin göremeyeceği ve ansızın gelemeyeceği bir yerde nikâhlı çiftlerin baş başa kalmalarıdır. Bu şartlar bulunmaksızın çiftlerin bir arada bulunmasına da fasid halvet denir. Meselâ, nikâhlı çiftlerin sokakta, insanların içinde, kapı ve penceresi açık evde yan yana gelmeleri gibi.

Nikâh kıyılırken mehir tayin edilmişse, böyle bir kadını boşayan kocanın mehr-i misil (benzer mehir) ödemesi gerekir. Mehr-i misil, kadının emsaline bakılarak takdir edilen mehirdir. Bu hususta göz önüne alınacak ölçüler, yaş, güzellik, servet, yasadığı çevre, akıl, dindarlık, bekarlık veya dulluk, bilgi, güzel ahlak, sosyal ve kültürel seviye gibi hallerdir.

İlave bilgi için tıklayınız:

TALAK...

Evlilik öncesi nişan döneminde dini nikah yapıp daha sonra ayrılma durumu olduğunda, erkek kızı boşamazsa kız erkekten nasıl boşanabilir?

13 Ebu Zer, eşi Ümmü Zer’i neden boşamıştır?

Soruda geçen hikaye, Yemenli kadınlar arasında geçmiştir. Hz. Ayşe validemiz de bunu Peygamber Efendimiz (asm)'e anlatmıştır. Konunun sahabiye annelerimiz ve Hz. Ebu Zer el-Ğıfari ile bir ilgisi yoktur.

Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:

"On bir kadın oturup, kocalarının ahvalini haber vermede ve hiçbir şeyi gizlemeyecekleri hususunda birbirlerine kesin söz verip anlaştılar:

Birincisi (zemmederek): “Benim kocam (yalçın) bir dağın başındaki zayıf bir devenin eti gibidir. Kolay değil ki çıkılsın, semiz değil ki götürülsün.” dedi. (Yani kocasının sert mizaçlı, huysuz, gururlu oluşuna, ailenin kendisinden istifade etmediğine işaret etti).

İkincisi (de zemmederek): “Ben kocamın haberini fâş etmek istemem, çünkü korkarım. Eğer zikretmeye başlarsam büyük-küçük her şeyini söyleyip bırakmamam gerekir, (bu ise kolay değil)” dedi. (Bu sözüyle kocasının çok kötü olduğuna işaret etti).

Üçüncüsü (zemmederek): “Benim kocam uzun boyludur, konuşursam boşanırım, konuşmazsam muallakta bırakılırım.” dedi. (Bu da kocasının akılca kıt olduğunu belirtmek istedi).

Dördüncüsü (överek): “Kocam Tihâme gecesi gibidir. Ne sıcaktır, ne soğuktur. Ne korkulur, ne usanılır.” dedi.

Beşincisi: “Kocam içeri girince pars, dışarı çıkınca arslan gibidir. Bana bıraktığı (ev işlerinden hesap) sormaz.” dedi.

Altıncısı: “Kocam, yedi mi (üst üste katlayıp) çok yer, içti mi sömürür, yattı mı sarınır. Benim kederimi anlamak için (elbiseme) elini sokmaz.'' (Bu da kocasının kendisiyle ilgilenmediğini, yiyip içmekten başka bir şey düşünmediğini söylemek ister).

Yedincisi: “Kocam beceriksizdir (erlik yapmaktan acizdir). Her dert onundur (vücudunda çeşitli hastalıklar var). Başımı yarar, vücudumu yaralar, (bunları yapmak için) her şeyi toplar, (her eline geçeni kullanır, vurur).” dedi.

Sekizincisi: “Onun (vücuduna) dokunmak tavşana dokunmak gibi (yumuşak)tır. Güzel kokulu bitki gibi hoş kokar.” dedi.

Dokuzuncusu: “Kocamın direği yüksektir (evi rahattır), kılıcının kını uzundur (boylu posludur), ocağının külü çoktur (müsafirperver), evi meclise yakın (eşraftan) bir adamdır.'' dedi.

Onuncusu: “Kocam maliktir, hem de ne mâlik! Artık akıl ve hayalinizden geçen her hayra mâliktir. Onun çok devesi vardır. Develerin çökecek yerleri çok, yaylakları azdır. Çalgı sesini duydular mı helâk olacaklarını anlarlar." (Yani develer yayılmaya salınmaz, kesilmek üzere bekletilir, çalgı ve eğlence sesi duyunca kesileceklerini anlarlar demektir.)

On Birincisi: "Kocam Ebu Zerr'dir. Amma ne Ebu Zerr'dir! Anlatayım: Kulaklarımı ziynetlerle doldurdu, bazularımı yağla tombullaştırdı. Beni hoşnut kıldı, kendimi bahtiyar ve yüce bildim. O beni Şıkk denen bir dağ kenarında bir miktar davarla geçinen bir ailenin kızı olarak buldu. Beni atları kişneyen, develeri böğüren, ekinleri sürülüp daneleri harmanlanan müreffeh ve mesud bir cemiyete getirdi. Ben onun yanında söz sahibiyim, hiç azarlanmam. (Akşam) yatar sabaha kadar uyurum. Doya doya süt içerim.

Ebu Zerr'in annesi de var: Ümmü Ebü Zerr. Ama o ne annedir! Onun zahire anbarları büyük, hararları iri, evi geniştir.

Ebü Zerr'in oğlu da var. Ama ne nezaketli gençtir o. Onun yattığı yer, kılıcı çekilmiş kın gibidir. Onu dört aylık bir kuzunun tek budu doyurur, (az yer).

Ebu Zerr'in bir de kızı var. Ama o ne terbiyelidir. Babasına itaatkârdır. Anasına da itaatkârdır. Vücudu elbisesini doldurur. Endamıyla (kuma ve akranlarını) çatlatır.

Ebu Zerr'in bir de câriyesi var. O ne sadakatli, ne iyi câriyedir. Aile sırrımızı kimseye söylemez, evimizin azığını asla ifsad ve israf etmez, evimizde çer çöp bırakmaz, temiz tutar. Nâmusludur, eve kir getirmez.

Bir gün Ebu Zerr evden çıktı. Her tarafta süt tulumları yağ çıkarılmak için çalkalanmakta idi. Yolda, bir kadına rastladı. Kadının, beraberinde, pars gibi çevik iki çocuğu vardı, koltuğunun altından kadının memeleriyle oynuyorlardı. (Kocam bu kadını sevmiş olacak ki) beni bıraktı, onunla evlendi. Ondan sonra ben de şeref sâhibi bir adamla evlendim. O da güzel ata binerdi. Hattî mızrağını alır ve akşam üzeri deve ve sığır nevinden birçok hayvan sürer, bana getirirdi. Getirdiği her çeşit hayvandan bana bir çift verirdi. (Bu kocam da bana:) “Ey Ümmü Zerr! Ye, iç ve akrabalarına ihsanda bulun!” derdi.

Ümmü Zerr der ki: “Buna rağmen, ben bu ikinci kocamın bana verdiklerinin hepsini bir araya toplasam, Ebu Zerr'in en küçük kabını dolduramaz.”

Bu olayı nakleden Hz. Aişe der ki: "Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (gönlümü almak için):

“Ey Aişe, buyurdular, ben sana Ebu Zerr'in Ümmü Zerr'e nisbeti gibiyim. (Şu farkla ki Ebu Zerr Ümmü Zerr'i boşamıştır, ben seni boşamadım. Biz beraber yaşayacağız).” (Buhari, Nikâh 83 ; Müslim, Fedâilü's-Sahâbe 92)

İki parantez arasındaki ilave, bu hadîsin diğer rivayetinden alınmıştır. O rivayette Hz. Âişe de Rasûlullah'a: "Babam anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Hattâ sen bana Ebû Zer'den daha hayırlısın!" demek suretiyle, yüksek bir zekâ ve fetânet göstermiştir. (bk. Suyûtî, Esbâbu Vurudi l-Hadis Hadisler ve Sebepleri, İhtar Yayıncılık: 158-213)

Rivayetin sonuna eklenen bu açıklamaya göre, Hz. Âişe, bu on bir kadın kıssasını, bir edeb şiiri örneği olan yüksek bir uslûb ile Rasûlullah'ın huzurunda hikâye etmiştir.

Hadîsçiler arasında “Ümmü Zer Hadîsi” adıyla meşhur olan bu haber, kişinin hayat yoldaşı ile muaşeretine dair iyi kötü birtakım aile örneklerini içine almaktadır. (bk. Sofuoğlu, Mehmet, Sahih-i Buhârî ve Tercemesi, ötüken, ist,1988, 11/5271)

14 Şafi mezhebine göre, eşinden boşanan kişi tekrar onunla evlenebilir mi?

Ric'at (boşanan kadına kocasının geri dönmesi)

Kocanın, boşadığı karısına geri dönmesini mümkün kılan ve kılmayan ol­mak üzere boşamalar iki kısma ayrılır. Kocanın karısına yeni bir nikâha gerek kalmaksızın geri dönmesini mümkün kılan boşamaya ric'î, yeni bir nikâhla ge­ri dönmeyi mümkün kılan veya hiçbir şekilde mümkün kılmayan boşamaya ise bâin boşama denir.

Karısını boşayan kişi için şu dört durumdan biri söz konusudur:

1.  Karısını kendisiyle hiç cinsel ilişkide bulunmadan boşamıştır.

2.  Cinsel ilişkiden önce veya sonra mal karşılığında boşamıştır.

3. Cinsel ilişkiden sonra normal bir şekilde bir veya iki talâkla boşamıştır.

4.  Normal bir şekilde üç talâkla boşamıştır.

Karısını birinci maddeye göre boşayan kişi artık ona geri dönemez. Çün­kü bu kadının iddet beklemesi gerekmez. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler! Mümin kadınları nikahlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağı­nız bir iddet göreviniz yoktur. Bu durumda onlara mut'a (1) verin ve kendileri­ni güzel bir şekilde bırakın." (2)

Cinsel ilişkiden önce bir veya iki talâkla boşamış olsa bile koca, karısına geri dönemez. Bu durumda kadın eğer razı olursa, yeni bir nikâh ve yeni bir mehirle evlenebilirler. Eğer koca, karısını üç talâkla boşamış ise, evlilik artık tamamen sona ermiş olur.

Karısını ikinci maddeye göre boşayan kişi, ancak yeni bir nikâh ve mehirle ona dönebilir. Mal karşılığında boşamanın, cinsel ilişkiden önce veya son­ra olması hükmü değiştirmez.

Karısını üçüncü maddeye göre boşayan kişi, iddet tamamlanmadan ön­ce karısına geri dönebilir. İddet tamamlandıktan sonra ise karısının da razı ol­ması şartıyla yeni bir nikâh akdi yaparak evliliklerini devam ettirebilirler. Bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"(Dönüş yapılabilecek) boşama iki de­fadır. Sonrası, ya iyilikle geçinmek ya da güzellikle bırakmak gerekir." (3)

İki talâktan sonra iyilikle tutmak, ancak kocanın karısına geri dönmesiyle mümkün olabilir. Bu konuda Hz. Ömer (ra)'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Resûlullah (s.a.v) Hafsa'yı (bir talâkla) boşadı. Sonra ona geri döndü." (4)

Karısını dördüncü maddeye göre boşayan kişi, nikâhın üç bağını da çöz­müş olduğundan evliliği devam ettirmesi imkânsızdır. Karısına geri dönmesi ancak hülle yoluyla mümkün olur. Önce de belirttiğimiz gibi hülle yaptırmak, İslâm'ın asla hoş karşılamadığı bir yöntemdir.

Ric'atin (boşanan kadına geri dönmenin) şekli

Karısını normal bir şekilde bir veya iki talâkla boşayan kişi, ona geri dön­mek istediğinde ona, "Sana geri döndüm" veya, "Seni geri aldım" yahut, "Se­ni nikâhıma geri döndürdüm" demesi, evliliklerini devam ettirmeleri için yeter­li olur. Bu sözleri iki âdil şahit huzurunda söylemesi şart değil, müstehaptır. Bunu şu âyetten anlıyoruz:

"Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca on­ları güzelce tutun yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki âdil kimseyi şa­hit tutun." (5)

Bir veya iki talâkla boşadıktan sonra karısına geri dönen kişinin; bir talâk ile boşamışsa iki talâk hakkı, iki talâk ile boşamışsa bir talâk hakkı vardır ve evlilikleri geride kalan bir veya iki talâk ile devam eder.

Karısını bir veya iki talâkla boşayan kişi, iddet tamamlanmadan karısına yeni bir nikâh akdetmeden geri dönebilir. İddet tamamlandıktan sonra ise ge­ri dönme hakkı ancak kadının razı olması ve yeni bir nikâh akdi ile mümkün olur. Bu durumda yeni bir mehir de gerekir. Bununla ilgili olarak Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyrulmaktadır:

"Kadınları boşadığınız ve onlarda bekleme sürelerini bitirdikleri zaman kendi aralarında aklın ve dinin gereklerine uygun olarak güzellikle anlaştıkları takdirde, eşleriyle (yeniden) evlenmelerine engel olmayın." (6)

Kocanın, boşadığı karısına geri dönme hakkı olduğu sürece, karısı başka bir erkekle evlenemez. (7)

Dipnotlar:

(1) Mut'a, koca tarafından, boşadığı eşine verilen para veya maldır.
(2) Ahzâb, 33/49.
(3)  Bakara 2/249.
(4)  Nesâî, Talâk, 76.
(5) Talâk 65/2.
(6) Bakara 2/232.
(7) Şirbînî. Mugni’l-Muhtâc, 5/4-5.

Büyük Şafii İlmihali Mehmet Keskin

15 Boşanma (talak) hakkı, kadına da tanınabilir mi? Erkeğin kadına üç kez "boş ol" demesiyle erkek kadından rahatlıkla boşanabilir mi? Bunun sakıncaları olmaz mı?

İslâm, boşama hakkını erkeğe vermiştir. Zira boşama gibi yuvayı bir anda yıkma selâhiyeti, çoğu zaman hissî hareket edebilen kadına verilemezdi. Şayet erkeğe ait bu hak aynı şekilde kadına da verilmiş olsaydı, yuva yıkımı sık sık vaki olur, her öfke ve hiddet zamanında boşama kelimesini kullanacak kadın yuvayı ayakta tutamaz, yıkıverirdi. Kadının bu hissiliğindendir ki, ata sözlerinde

“Her zaman kadında his, erkekte akıl hâkimdir.”

denmiş, hissîliği fazla olan tarafa boşama hakkı ilk anda verilmemiştir.

Bununla beraber kadın, bu haktan büsbütün mahrum da bırakılmamıştır. Nikâh sırasında kadın, isterse boşama hakkının kendisine de verilmesi şartıyla nikâha evet diyebilir. Bu hak, ömür boyu olabileceği gibi, belli bir müddet için de olabilir. Bu müddet zarfında erkeğinden emin olan kadın, boşama hakkını gününden önce de terkedebilir. Erkek nikâh esnasında verdiği bu boşama hakkını sonradan pişmanlık eseri gösterip de geri alamaz. Ne söz vermişse ona sadık kalmaya mecbur ve mahkûmdur.

İslâm hukukunda "tahyir" aslında boşanma hakkının devredilmesi anlamına gelir. Koca, karısına boşanma veya kendisi ile birlikte kalma seçeneği verir. Bu konuda fakihlerin kitap ve sünnetten çıkardıkları hükümler şunlardır:

1) Koca, karısına bu hakkı bir kez verdi mi, onu geri alamaz ve karısının bu hakkı kullanmasını engelleyemez. Fakat kadın mutlaka bu hakkı kullanmak zorunda değildir. Kocası ile evli kalmaya veya boşamaya, ya da hiçbir şeyi tercih etmeyip tahyir hakkının iptaline karar verebilir.

2) Bu hakkın (tahyir) kadına aktarılacağı iki durum vardır:

      a) Koca, boşanma hakkını karısına verdiğini açıkça ifade etmelidir. Eğer açıkça bu boşanmadan bahsetmezse, bu niyete sahip olmalıdır. Mesela: "Seçim senin" veya "Sen bilirsin" derse, bu dolaylı ifadeler eğer kocanın niyeti sabit değilse, boşanma hakkının kadına geçmesine neden olmaz. Eğer kadın hak iddia eder, kocası da bunu kastetmediğine dair yemin ederse, kadın bu sözlerin bir kavga sırasında veya boşanma ile ilgili olarak söylendiğini ispat etmedikçe, kocanın sözüne itibar edilir. Kavga sırasında bu sözler sarfedildiğinde, bunlar boşanma kastı ile söylenmiş ve tahyire niyet edilmiş olur.

      b) Kadın boşanma hakının kendisine verilmiş olduğunu bilir. Eğer söylendiği sırada orada yoksa, başkalarından öğrenir, eğer orda bulunduysa kendisi duyar. Kadın bu sözleri duymadıkça veya bunun haberini almadıkça boşanma hakkı kadına geçmez.

3) Kadının bu hakkının kullanacağı sürenin sınırlarına gelince, eğer kocası boşanma hakkını herhangi bir süre belirmeksizin vermişse, bu konuda fakihler farklı görüşlere sahiptirler. Bazı fakihler kocasının kendisine bu hakkı verdiği mecliste hakkını kullanması gerektiği görüşündedirler. Eğer kadın, meclisi herhangi bir cevap vermemeksizin terkederse veya cevap vermek istemediğini gösterircesine, dikkatini başka bir şeye çevirirse kendisine verilen haktan vazgeçmiş olur ve artık onun için muhayyerlik söz konusu değildir. Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. İbn Mes'ud, Hz. Cabir b. Abdullah, Atâ, Cabir bin Zeyd, Mücahid, Şa'bi, Naha'i, İmam Malik, İmam Ebu Hanife, İmam Şafî, İmam Evzâi, Süfyan-ı Sevri ve Ebu Sevr'in görüşü budur. Diğer görüşü ise, seçim kararının o meclisle sınırlı olmadığı, bilakis kadının daha sonra da kararını verebileceğini söyler. Hz. Hasan Basrî, Katade ve Zührî bu görüştedir.

4) Eğer koca verdiği hak için bir süre belirler ve mesela: "Bir ay veya bir yıl seçme süren var, ya da şu süre içinde muhayyersin" derse, kadın bu hakkı ancak o süre içinde kullanabilir. Fakat, eğer: "Bu hakkı istediğin zaman kullanabilirsin" derse, kadın bu hakkını süresiz kullanabilir.

5) Eğer kadın boşanmaya karar verirse, bu niyetini açıkça ve kararlı bir şekilde ifade etmelidir. Niyeti tam olarak ortaya çıkarmayan belirsiz ve kaypak sözler bir hüküm ifade etmez.

6) Kanunî olarak koca, karısına bu hakkı üç şekilde verebilir: a) "Senin işin senin elindedir" diyebilir veya b) "Kendini ihtiyar et" (seçimini kendin yap) veya c) "Dilersen kendini boşa" diyebilir. Bu sözlerin her birinin hukukî sonuçları farklıdır:

     a) Eğer koca "senin işin elindedir" derse ve kadın da açıkca boşanma kararında olduğunu söylerse, Hanefilere göre bu, bâyin (geri dönülmeyen) talâk olur. Yani bundan sonra kocanın karı-koca eğer isterlerse tekrar nikahlanabilirler. Eğer koca "Senin işin senin elindedir, ama sadece bir talak için" derse, bu, bir talâk (ric'i) sayılır, yani koca iddet süresi içinde karısına dönebilir. Fakat koca muhayyerlik hakkını kadına verdiği sırada üç talakın hepsine birden niyet etmişse veya bunu bizzat ifade etmişse, o zaman kadının bu hakkı kullanması, kadın üç kez boşandığını söylese de söylemese de, geri dönülmesi mümkün olmayan talâk anlamına gelir. (üç bâyin talak)

      b) Eğer koca karısına bu hakkı "kendini ihtiyar et" (seçimini kendin yap) sözleriyle verirse, kadın da bu hakkı açık bir ifadeyle kullanırsa, Hanefilere göre, koca üç-talaka niyet etmiş olsa bile, geri dönülebilen talak (ric'i) anlamına gelir.

Fakat koca açık bir ifadeyle üç talak için muhayyerlik vermişse, kadının bu hakkı kullanmasıyla üç talâk gerçekleşmiş olur. İmam Şafii'ye göre, koca muhayyerliği verdiği sırada boşama niyeti taşıyorsa ve kadın da bu hakkı kullanırsa, bu geri dönülebilir bir boşama (bir ric'i talak) olur. İmam Malik'e göre, eğer medhule-zifaf görmüş kadına bu hak verilmişse üç talak anlamına gelir, eğer gayrı medhule-zifaf görmemiş kadına bu hak verilmişse kocanın bir talaka niyet etmiş olduğu iddiası kabul edilir.

     c) "Dilersen kendini boşa" sözleri kullanıldığında, kadın da bu hakkı kullanır ve boşanmayı seçerse, bu bâyin (nikahsız geri dönülemeyen) değil, bir ric'î (kocanın iddet süresi içinde karısına dönme hakkının varolduğu) talâk anlamına gelir.

7) Eğer koca muhayyerlik hakkını verdikten sonra kadın nikahlı kalmayı seçerse, boşanma vuku bulmaz. Hz. Ömer, Hz. Abdullah bin Mes'ud, Hz. Aişe, Hz. Ebu'd-Derda, İbn Abbas ve İbn Ömer bu görüştedirler. Daha birçok fakih de bu görüşü kabul etmişlerdir. Mesrûk, bu konuda Hz. Aişe'ye (ra) sorduğunda şu cevabı vermiştir: "Hz. Peygamber (asm) eşlerini muhayyer bıraktı, onlar da onun nikahı altında yaşamayı seçtiler. Öyleyse bu talak sayılabilir mi?"  Bu konuda gelen rivayetlere göre, Hz. Ali ve Hz. Zeyd (r.a) böyle bir durumda bir ric'i talakın meydana geldiği görüşündedirler. Fakat başka bir rivayete göre, bu iki sahabî de talakın meydana gelmeyeceği görüşündedirler.

16 Bir erkeğin karısına, sen benim dünya ahiret bacımsın veya anamsın, demesi nikahı bozar mı?

1. Erkek, ‘dünya âhiret bacımsın’ sözünü söylerken; sadece karısını kendine haram kılmak için söyleyip, boşamaya niyet ve kastetmemiş ise, Şâfiî ve Mâlikî mezhebine göre ‘zıhar’ olur. Zıhar sabit olunca; kadın kocasına haram olur. Erkek, kefaret verinceye kadar, karısına cinsel temasta veya cinsel temasa götürecek hareketlerde bulunamaz. Bu fiillerde bulunmak haram olur.

Zıharın kefâreti ise şudur:

a. Köle azat etmek ki bu, zamanımızda bulunmamaktadır.

b. İki ay ara vermeden (60 gün) oruç tutmak.

c. Oruç tutmaya gücü yetmez ise altmış fakiri iki öğün doyurmak.

Hanefî mezhebine göre ise bu söz ile ‘zıhar’ olmaz; ama böyle bir söz sarf etmekle mekruh bir fiil işlemiş olur.

2. Erkek, ‘dünya âhiret bacımsın’ sözünü söylerken, karısını boşamaya niyet etmiş ise, "bâin talak (boşama)” olmuş olur. Erkek bir defa boşamayı kastetmiş ise bir ‘bain talak’; birden fazla boşamaya niyet etmiş ise, niyet ettiği sayı kadar talak vuku bulmuş olur. Bir defa boşamayı kastetmiş veya sayı konusunda niyeti yoksa, o vakit bir ‘bain talak’ olmuş olacağından, karı-koca birbirlerine haram olurlar.

Karı-kocadan her biri tekrar birleşmek istemeleri halinde; yeni bir nikâh ve yeni bir mehir lazımdır. Tekrar birleşmeleri durumunda kocanın iki boşama hakkı kalmış olur.

Ancak üç bain talak olmuş ise, yeni bir nikah ile de olsa evlenemezler.

Ayrıca Hanefî mezhebinde; kızgın, öfkeli ve sarhoş iken yapılan boşama sahihtir.

3. Eğer bu sözü söylerken boşamaya niyet etmediyse nikaha bir zararı yoktur.

bk. Celal Yıldırım, II/1192; Fetevâyı Hindiyye, III/295, II/521; İslam Fıkhı Ansiklopedisi, Zuhaylî, IX/290-318; Cezîrî, c.6.

İlave bilgi için tıklayınız:

Boşamada açık ve kinayeli ifadeler kullanmak hakkında bilgi verir misiniz? Koca karısına sinir anında defol git istemiyorum seni gibi kelimeler kullanırsa nikah düşer mi?..

17 Bir kimsenin, haksız yere, geçerli bir sebep olmadan, karısını boşaması hakkındaki hüküm nedir?

Şurasını unutmamak gerekir ki İslâmiyet, boşanmaya giden yolu uzatmış, eşlerin prensip olarak ilk defa birbirleriyle anlaşma ve uzlaşma zemini aramalarını teşvik etmiştir. Bu bakımdan Kur'ân-ı Kerim'de erkeklerle kadınların iyi geçinmeleri emrolunmuştur. Saadet ve sevgi karşılıklı fedâkârlıklarla olur. Ve karşılıklı teslimiyetle devam eder. Erkek kadının bazı özelliklerini beğenmeyebilir. Fakat bunları asla bir geçimsizlik vesilesi yapmamalıdır. Zira kadında, kendisinin hiçbir zaman sahip olamayacağı ve de hoşuna giden huylar da bulunabilir. (bk. Nisa, 4/19)

Allah Teâlâ´nın boşanmayı helal kılması, Müslümanların, aşırı geçimsizlik sonucunda doğan büyük sıkıntılardan kurtulmalarını mümkün kılmak içindir. Talâka izin verilmiş olması, isteyenin keyfine göre istediği zaman karısını boşayabileceği anlamına gelmez. Evlilik ilişkilerinde doğan problemlere karşı Allah´a tevekkül edilerek sabredilmesi tavsiye edilmektedir.

Eşler arasında geçimsizlik türlü sebeplerden çıkabilir. Karı-koca bu geçimsizliği önce kendi aralarında gidermeye çalışmalıdırlar. Eğer başarıya ulaşılamazsa iki tarafın ailelerinden birer hakeme baş vururlar. Âlimlerin çoğunluğuna göre karı-koca, anlaşmazlık büyüdüğünde hâkime başvururlar. Hâkim de onların aralarını bulması için bu işe layık iki hakem tayin eder. Âyet-i Kerime'de;

"Hakemler eğer barıştırmak isterlerse, Allah eşlerin aralarını bulur, düzeltir." (bk. Nisa, 4/35.)

buyurulmaktadır. Hakemler bütün gayretlerine rağmen barışmayı sağlayamazlarsa, talak yani boşanma safhaları başlar.

Görülüyor ki, boşanma bir zaruretin, kaçınılmaz bir durumun neticesinde mubah kılınmış, Kur'ân-ı Kerim'de,

"Kadınlar size itaat ederlerse, aleyhlerine bir yol aramayın."(Nisa, 4/34.)

buyurularak zarûretsiz boşama yasaklanmıştır. Hz. Peygamber (asm) de şöyle buyurmuştur:

"Evleniniz, fakat boşamayınız. Çünkü Allah zevke düşkün erkeklerle zevkine düşkün kadınları sevmez." (Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/304)

"Allah Teâlâ'ya, helal kıldığı şeylerin en sevimsizi talaktır." (İbn Mâce, nikâh 1; beyhakî, es-Sünenü'l-kübrâ, VII/322; Hakim, Müstedrek, II/196)

Boşama zaruret haline gelince de işi uzatmak anlamsız ve tehlikelidir. Çünkü eşler arasındaki karşılıklı sevgi ve saygı kalkıp aralarını düzeltme imkânı ve ihtimali kalmayınca karşımıza üç yol çıkar.

a) Nefret ve geçimsizliğe rağmen evliliğin devamında ısrar.

b) Evlilik hukuken mevcut olduğu halde, eşleri muvakkaten ayırmak.

c) Boşanma yoluna gidilmesi.

Bu yolların ilk ikisi aile saadetini sağlamaktan uzak olduğu gibi, aynı zamanda eşlerin hayatını zindana çevirecek yollardır.

Neticeyi şu şekilde özetlemek mümkündür:

1. Eşler birbirleri için çekilmez bir yük haline geldikleri zaman talaka baş vurmak mübahtır.

2. Eğer kadın, sözleri ve fiilleriyle kocasını ve başkalarını incitmeyi, âdet haline getirmişse veya namazını kılmıyorsa, kocasının onu boşaması müstehabdır. Nitekim İbn Mesud (r.a.) "Kadının mehri üzerimde bir borç olarak Allah'ın huzuruna varmam, benim için namaz kılmayan bir kadınla birlikte yaşamamdan daha hayırlıdır." der.

3. Erkeğin erkeklik organını kaybetmek veya cinsi kudretini yitirmek gibi evlilik hayatını devam ettirme imkânından mahrum kalması halinde, karısı boşanmak isterse, karısını boşaması üzerine vâcib olur.

4. Sebepsiz olarak boşamak ise, mekruhtur. Nitekim yukarıda geçen "Allah Teâlâ'ya helâl kıldığı şeylerin en sevimsiz olanı talaktır." Hadis-i şerifi de bunu ifade etmektedir. Çünkü bir şeyi Allah’ın sevmeyip, ona buğz ettiği halde haram olmayışı, o fiilin mekruh olduğunu ortaya koyar.

"Helal"  kelimesi  haramın  zıddıdır  ve  vâcib,  mendup, mekruh,  farz terimleri  de bu kelimenin kapsamı içerisine girmektedir. Bu kelime, bu hadis-i şerifte mekruh anlamında kullanılmıştır. Çünkü Allah'ın sevmediği bir şeyin helal olması, onun mekruh olduğunu gösterir. Cevaz sınırından farza kadar çıkan, yasak sınırları içerisinden de harama kadar inen talak'ın vâcib, mendup, caiz, ve haram çeşitleri yanında bir de mekruh olanı vardır.

Kadı Iyaz'a göre ise, talak sebepsiz yere eşlerin menfaatini ortadan kaldırmaktan başka bir şey olmadığından haramdır.

Hanefi ulemasından Kemalüddin b. Hûmâm'a göre, bu hadis-i şerif talakın haram değil, helal olduğuna delâlet etmektedir. Ancak bu cevazın dayanağı ihtiyaç ve zarurettir. Böyle bir durum olmadan boşamanın yasak oluşu, "Mubah ve helalin Allah nezdinde en sevimsiz olanı boşamadır.” ve "Allah, zevkine düşkün ve çok boşayan kişilere lanet eder." hadisleri ile sabittir. (bk. İbnu'l-Hümâm, Fethü'l-Kâdir, III/22)

5. Haram olan talak. Bu da “Bid'i talâk" ismi verilen ve sünnî talaka aykırı olarak yapılan boşama şeklidir. Yani kendisiyle daha önce zifâfâ girilmiş bir kadına, hayız hâlinde iken veya temizlenip de cinsî münâsebette bulunduktan sonra veya bir temizlik süresi içinde birden fazla uygulanan talaktır. (bk. Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 8/333-336.)

Anlaşıldığı gibi koca karısını dilediği gibi boşayamamaktadır. Bunun belirli bir vakitte olması gerekmektedir. Boşanmaya karar veren kimse, karısının hayızdan temizlenmiş olmasına ve temizlik döneminde onunla bir ilişkiye girmemiş bulunmasına dikkat etmek zorundadır.

Boşamanın ikinci merhalesi ise, boşanmadan sonra başlayan iddet müddetidir. İddet süresi içerisinde ve bitiminde nasıl davranılması gerektiği şu şekilde bildirilmektedir:

"Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca onları, güzelce nikâhınız altında tutun veya onlardan güzellikle ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi yaptıklarınıza şahit tutun. Şahitliği de Allah için yapın. Allah'a ve ahiret gününe iman edenlere bununla öğüt verilir. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona bir kurtuluş yolu gösterir.” (Talak, 65/2)

Uyulması emredilen hükümleri Allah´tan korkarak tam bir samimiyetle uygulayan kimselere, bir kurtuluş bir çıkış yolu gösterileceği ve ummadıkları yerden rızıklandırılacağı haber verilmekte ve böylece diğer işlerde ve sıkıntılarda olduğu gibi, evlilik ilişkileri ve boşanma halinde Müslümanlardan, Allah Teâlâ´ya tevekkül ederek hileli yollara yönelmekten kaçınmaları gerektiği anlatılmaktadır.

18 Kur'an'da, boşandıktan sonraki iddet süresi neden önce dört küsur ay, sonra bir yıla çıkmıştır?

İlgili ayetlerin mealleri şöyledir:

“Sizden vefat eden erkeklerin eşlerinin evlenebilmeleri için dört ay on gün iddet beklemeleri gerekir. Onlar bu sürelerini tamamladıktan sonra, meşrû surette kendi haklarında verecekleri karardan ötürü size bir sorumluluk yoktur. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.” (Bakara, 2/234)

“Sizden geride eşlerini bırakarak vefat edecek kocalar, eşlerinin bir yıl süre ile evden çıkarılmayıp bıraktıkları maldan geçimlerini sağlamasını temin edecek şekilde vasiyette bulunsunlar. Şayet bunlar kendiliklerinden çıkarlarsa, bu durumda meşrû surette yapacakları şahsî davranışlarından dolayı size vebal yoktur. Allah üstün kudret, tam hüküm ve hikmet sahibidir.” (Bakara, 2/240)

Birinci ayette kocası vefat eden bir kadının beklemesi gereken iddet süresinin dört ay on gün olduğu belirtilmiştir (doğum yapıncaya kadar bekleme zorunluluğu olan hamilelik dışında). İster küçük ister büyük yaşta olsun; ister aybaşı hali yaşamış olsun ister olmasın, iste karı-koca hayatı yaşamış olsun ister olmasın, bütün bu durumlarda, kocası ölmüş kadının iddet süresi  alimlerin ittifakıyla dört ay on gündür. (krş. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 7/638)

Alimlerin büyük çoğunluğuna göre, ikinci ayetteki “vefat edecek kocalar,  eşlerinin bir yıl süre ile evden çıkarılmamaları...” ile ilgili hüküm, önce nazil olmuş, daha sonra  aynı surenin 234. ayetiyle neshedilmiştir. (bk. Şevkanî,  İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

Ancak, Kur’an’ın tertibine göre, nesh edilen ayetin nesheden ayetten daha önce olması bu görüşün kabulünü zorlaştırmaktadır. Nüzul bakımından bu ayetlerden birincisinin ikincisinden sonra olduğunu söylemişlerse de bu durum, delille izahı zor bir husustur. (İbn Aşur, a.g.y)  Bu sebeple bu iki ayet arasında neshi söz konusu etmemek daha uygundur. (el-Cezairi, eyserü’t-tefasir, ilgili ayetin tefsiri)

Bunun daha makul görülen izahı şu olmalıdır: Bu ikinci ayet, iddetle alakalı değil, vasiyetle ilgilidir. Yani bu ayette zahiren ölüme yaklaşan erkeklerin eşleri için bir yıl kadar bulundukları evden çıkarılmamaları ve nafakalarının verilmesi hususunda vasiyet etmeleri tavsiye edilmiştir. Bu tavsiye vacip değil, menduptur. (bk.Reşit Rıza, el-Menar, el-Meraği, ilgili ayetin tefsiri)

Özetle, ilk ayette kocası ölmüş bir kadının uyması zorunlu olan iddet süresinin dört ay on gün olduğu belirtilmiştir. İkinci ayette ise, kocasının vasiyet etmesi durumunda ev ve nafaka karşılığında beklemesi mendup olan bir yıl söz konusudur.

Bu açıdan bakıldığında bu iki ayettin hükümleri birbirini tamamlara mahiyettedir. Her halükârda kocası vefat eden kadının dört ay on gün kalması şarttır. Kocasının tavsiye ettiği ev ve nafakaya razı olursa, bu takdirde bir yıl kalması gerekir. Şayet dört ay on günden sonra evi ve nafakayı almam derse kadının dışarı çıkmasında bir sakınca olmaz. (bk. el-Menar, a.g.y)

Bu sebeple iki ayet arasında bir çelişki söz konusu değildir.

19 Boşanmak isteyen kadına cennet kokusu haram mıdır? Bu söz hadis midir?

Sevbân (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:

"Ciddi bir sebep olmadan, kocasından hul' yoluyla boşanan kadın, cennetin kokusunu alamaz." [Tirmizî,Talâk 11, (1186, 1187); Ebû Dâvud, Talâk 18, (2226); Nesâî, Talâk 34, (6, 168)].

Ebû Dâvud'un bir rivayetinde şöyle denmiştir: "Hangi kadın zevcesinden boşanma taleb ederse..."

Ebû Hüreyre'nin Nesâî'de gelen bir rivayetinde: "Kocasından hul' suretiyle boşanan kadınlar (günahça) münâfıklar gibidir." buyurulmuştur.

AÇIKLAMA:

1. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm):  اَبْغََضُ الْحََلِ اِلَى اللّهِ الطََّقُ "Allah'ın en çok nefret ettiği helâl, boşanmadır." buyurmuştur. Evet dinimiz, Hristiyanlığın aksine, boşanmayı helâl ve meşru kılmıştır. Ama tecviz etmemiştir.

Karı ve koca her iki taraf, birbirlerinde gördükleri hoşlarına gitmeyen hususlara sabrederek basit şeylerden boşanmaya tevessül etmemeleri gerekir.

Bu meselede kadınlar daha hissî, daha aceleci, daha çabuk boşanma yolları arayabilecekleri için, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) onları zikrederek meselenin kerâhetine parmak basmaktadır.

Hul', kadının teklifi üzerine vukua gelen boşanma olduğu için, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) burada kadını mevzubahis etmiştir. Sebepsiz kadın boşayan erkeklerin durumu farklı olmamalıdır.

2. Hadis, muhâlaa (kocasına bir bedel ödeme) suretiyle boşanan kadınları bu işten zecretmek maksadıyla mübâlağalı bir üslubla gelmiştir. Bu durumdaki kadınların cennete girmeyeceği hükmü çıkarılmaz.

20 Boşamada açık ve kinayeli ifadeler kullanmak hakkında bilgi verir misiniz? Koca karısına sinir anında "Defol git, istemiyorum seni!.." gibi kelimeler kullanırsa nikah düşer mi?

Hanefiler, kinayeli veya mübalâğa ve şiddet ifade eden sözlerle yapılan boşamayı "bâin talak" saymışlardır. (Hayreddin Karaman, M. İslâm Hukuku, I/303)

Bâin talak, beynûnet-i suğra (küçük ayrılık) ve beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılık) olmak üzere iki kısma ayrılır. Buna "hürmet-i hafife" ve "hürmeti galiza" da denir. Bir veya iki talak ile meydana gelen bâin talaka beynûnet-i suğrâ; üç talak ile meydana gelen bâin talaka da beynûnet-i kübrâ adı verilir.

Kişi eşine "defol git istemiyorum" derken, bir veya iki boşamayı niyet ettiyse küçük ayrılık, eğer üç boşamayı niyet ettiyse büyük ayrılık gerçekleşmiş olur.

Bâin (bir veya iki) talakla karısını boşamış olan kimse, karısı başka biriyle evlenmeden, yeni bir mehir ve yeni bir akidle onunla tekrar evlenebilir.

Beynûnet-i kübrâ (üç talak) ile boşayan kimse ise, kadın başka biriyle evlenmeden, onunla tekrar evlenme hakkına sahip değildir (Seyyid Sâbık, Fıkhü's-Sünne, II/277). Bu konuda Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulmaktadır:

"Boşama iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmak vardır... Bundan sonra kadını tekrar boşarsa, kadın başka biriyle evlenmedikçe kendisine helâl olmaz." (Bakara, 2/229-230)

İki veya üç defa yapılan boşamaların aynı anda veya ayrı ayrı zamanlarda yapılması önemlidir. Normal olarak boşamaların ayrı ayrı zamanlarda yapılması gerekir. Başka bir deyimle, bir iddet müddetinde yani üç ayda bir defa boşama yapılır. Üç ay geçtikten sonra ikinci defa boşar. Bir üç ay geçtikten sonra tekrar üçüncü defa da boşarsa, beynûnet-i kübrâ meydana gelmiş olur. İslâm hukukçuları bu konuda görüş birliğine varmışlardır.

Fakat, "bir anda iki veya üç talak ile boşama yapılırsa, iki ve üç talak meydana gelir mi yoksa bu, bir talak mı sayılır" hususunda görüş ayrılıkları vardır. Bazıları yukarıda geçen ayetin zâhirini delil göstererek, bir anda iki defa boşarsa iki, üç defa boşarsa üç sayılır derken; diğerleri de bir anda iki veya üç defa yapılan boşamalar bir talak hükmündedir demişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber (asm) ve Hz. Ebû Bekir (ra) devrinde ve Hz. Ömer (ra)'in ikinci yılına kadar, aynı anda yapılmış olan iki üç veya daha fazla boşamalar, bir talak kabul edilmiştir (İbn Rüşd, II/61).

Dinde kolaylık esas olduğuna göre, toplumun temelini oluşturan aile yuvasının dağılmasını önlemek için, aynı anda yapılan iki, üç veya daha fazla boşamaların bir talak sayılmasında fayda vardır. Bununla kadının mağduriyeti önleneceği gibi pişmanlık kapısı da kapatılmamış olur.

21 Suçsuz yere kocasından sürekli dayak yiyen kadın, boşanmak için mahkemeye başvurabilir mi? Kadının kocasına beddua etmesi günah mıdır? Kadının bedduası tutar mı, kocanın günahı nedir?

Suçsuz yere kadını dövmek zulümdür. Peygamberimiz (asm) kadınların dövülmesini menetmekte, karılarını dövenlere "hayırsız" demekte,

"Gündüz karısını köle gibi kırbaçlayan birisi, akşam onunla aynı yatağa nasıl girecek?"(Buhârî, "Nikâh", 93; Ebû Dâvûd, "Nikâh", 60).

diye sormaktadır.

Şiddetli geçimsizlik boşanma sebebidir. Kadın suçsuz yere dayak yiyorsa, ayrılmak için mahkemeye başvurabilir.

Beddua etmek yerine, ıslah olması için dua etmek daha faziletli olan bir davranıştır. Haksız olarak yapılan beddualar kabul olmaz. Haklı olarak yapılan bedduayı Allah dilerse kabul eder, dilemezse kabul etmez. Haklı olarak bir kadın kocasına beddua etse günah işlemiş olmaz.

Haksız yere hanımına karşı şiddet kullanmak büyük günahtır, kul hakkına girer.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kadın namaz kılmasını engelleyen kocasından boşanabilir mi?..

Aile içerisindeki tartışmalarda kadın ve erkek nasıl davranmalıdır?

22 Karı-koca resmi olarak boşandıkları zaman, imam nikahları da düşer mi?

Eşler resmi olarak boşanmalarda bir talak ile boşanmış sayılır; dinen de boşanmış kabul edilirler. Ancak mahkemede boşanma bir talak kabul edildiğinden, daha sonra tekrar nikahlanabilirler...

İlave bilgi için tıklayınız:

Resmî bir takım menfaatler için formalite icabı resmî olarak mahkeme yoluyla boşanmanın dinî nikahı zedelemesi söz konusu mudur?..

23 Boşama hakkı kadına da tanınabilir mi?

İslâm, boşama hakkını erkeğe vermiştir. Zira boşama gibi yuvayı bir anda yıkma selâhiyeti, çoğu zaman hissî hareket edebilen kadına verilemezdi. Şayet erkeğe ait bu hak aynı şekilde kadına da verilmiş olsaydı, yuva yıkımı sık sık gerçekleşir, her öfke ve hiddet zamanında boşama kelimesini kullanacak kadın yuvayı ayakta tutamaz, yıkıverirdi.

Kadının bu hissiliğindendir ki, hissîliği fazla olan tarafa boşama hakkı ilk anda verilmemiştir.

Bununla beraber kadın, bu haktan büsbütün mahrum da bırakılmamıştır. Nikâh sırasında kadın isterse, boşama hakkının kendisine de verilmesi şartıyla nikâha evet diyebilir. Bu hak, ömür boyu olabileceği gibi, belli bir müddet için de olabilir. Bu müddet zarfında erkeğinden emin olan kadın, boşama hakkını gününden önce de terk edebilir.

Ayrıca kocanın hanımına boşanma hakkı vermesi, nikâh akdi esnasında olduğu gibi, evlilik devam ettiği daha sonraki bir zaman diliminde de olabilir. (bk. el-Bedai', III/91-96; ed-Durru'l-Muhtar, II/574-578; V. Zuyahlî, el-Fıkhu'l-İslamî, VII/423).

24 Mahkeme kararı ile boşanma ve hulle: Bir adam boşadığı karısıyla, bir süre sonra karısı kimseyle evlenip boşanmadan bir araya gelip evlenebilir mi?

Resmi nikah ve boşanma geçerlidir. Ancak resmi nikahın geçerli olması için, dinin nikahla koyduğu şartlara uygun olması gerekir.

Bir insan karısını bir veya iki talakla boşadığı takdirde tekrar evlenebilir. Üç talak vuku bulduğu zaman artık dinen kadınla erkeğin bir araya gelmesi mümkün değildir.

Mahkemeye baş vurmadan önce veya sonra üç defa hanımını boşayan kimsenin, dinen hanımıyla bir araya gelmesi mümkün değildir. Hukuken mümkün olması bağlayıcı değildir.

Mahkemeden önce veya sonra hanımını boşamamış ise, boşanmak için mahkemeye müracaat ettiği zaman boşanma yetkisini hakime verdiği için, yani onu vekil olarak tayin ettiği için, hakim onu boşadığında bir talâk gider. Ama daha iki talâk hakkı vardır. Buna göre hanımıyla bir araya gelmelerinde kanunen bir sakınca olmadığı gibi dinen de bir sakınca yoktur.

Yalnız mahkemece vaki olan boşama şeklini -yani talâk bain mi, rîc'i mi- bilmediğimiz için, biraraya gelmek azmedildiği takdirde tecdidi nikâh yapmak lazımdır.

İslam dinine göre bir erkek hanımını üç talak ile boşarsa, bu insanın tekrar hanımıyla beraber olması belirli şartlara bağlıdır. Bu şart ise, kadının başka birisi ile evlenip normal bir şekilde boşanmaları veya kocanın ölmesi sonucu eski kocasına varabilir.

İslam'ın her hükmünde sonsuz hikmetler olduğu gibi, bu hükmün hikmeti de sonsuz denecek kadar çoktur. Bir hikmeti şu olmak gerektir ki, insanlar boşamaya ve üç talak ile hanımlarını dışarıda bırakmaya kolay kolay yeltenip, karar vermesinler diye bu kanun konulmuştur. Yani bir arkek hanımına normal bir şeyden dolayı kızıp hemen “seni boşadım” demesin diye bu hüküm konmuş olabilir. Adam anlayacak ki, bu hanımı boşadım mı, o zaman sonucuna katlanmam gerekir.

Ayrıca bu durumda hulle dediğimiz, boşanmış bir hanımı anlaşma ile alıp, tekrar boşama da caiz değildir. Peygamberimiz bu gibi insanları lanetlemiştir.

Bir kimse karısını üç talâk ile boşadıktan sonra pişman olup tekrar onu almak ister, fakat üç talâk ile boşadığı için başka bir kocaya varmadan onunla evlenmek caiz olmadığından hülle -kısa bir zamanda boşamak şartıyla bir diğeriyle evlenme- usulüne baş vurur, böyle bir şeyin İslâm'da yeri var mıdır?

Hülle denilen usulün İslâm dininde yeri yoktur. Bu usûlü tatbik eden de ettiren de melundur. Peygamber (asm) şöyle buyuruyor:

"Allah helâl kılıcı -muvakkat koca- ve kendisi için hülle yapılan -eski koca- kimselere lanet etmiştir."(1).

Peygamber (asm) ile sahabe arasında şöyle bir muhavere cereyan etti:

Peygamber (asm): - Emanet tekeyi size haber vereyim mi?
Sahabeler: - Evet.
Peygamber: - Helâl kılıcı kimsedir. Allah hem helâl kılıcı, hem kendisi için helâl kılınan kimselere lanet etmiştir (2).

İbn Mesud'dan da şöyle rivayet edilmiştir:

"Peygamber (asm) helâl kılıcı ve kendisi için helâl kılınan kimselere lanet etmiştir."

İslâm dini hülle meselesini lanetlediği halde bazı din düşmanları İslâm'ı lekelemek için ona mal etmek isterler. Yüce dinimize göre bir kimse zevcesini üç talâk ile boşarsa tekrar onunla evlenemez. Ancak boşanan kadın normal olarak başka bir kimse ile evlenir, ikinci kocası da ya vefat eder veya anlaşmazlık neticesinde birbirinden normal usule göre ayrılırlarsa, eski kocasıyla anlaşma sağladıkları takdirde birbiriyle yeniden evlenebilirler. Fakat Allah'ın ve Resûlüllah'ın lanetlediği hülle usulünde olduğu gibi pazarlık yoluyla bu işi yapmak caiz değildir. Kurân-ı Kerîm şöyle buyuruyor:

"(Üç talâk ile) boşamış ise başka bir koca ile evlenmeden kendisi için helâl olmaz." (3).

Dipnotlar:

1 Müsned Ahmed bin Hanbel
2 İbn Mâce
3 El – Bakara, 230

(Halil Gönenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, s.132)

İlave bilgi için tıklayınız:

Sadece resmî nikâh yeterli midir? "Sadece resmî nikâhı olanlar Allah katında evli sayılır mı?

25 Boşanmış dul bir kadının iddet müddeti ne olmalıdır? Bu süreyi beklemeden başka biriyle yaptığı nikah geçerli midir? Şayet yaptı ve halvette gerçekleşti ise ne yapması gerekir?

İddetin taraflara ve topluma yüklediği en temel sorumluluk, kadının iddet süresin­ce evlenmesinin yasak oluşudur. Kur'an'da, kocası ölüp de iddet bekleyen kadın­larla ilgili olarak sevkedildiği anlaşılan âyette geçen.

    “Farz olan bekleme müd­deti dolmadan onlarla evlenmeye kalkış­mayın.” (Bakara, 2/235)

şeklindeki ya­sak, bu konuda genel bir hüküm içerdiği için, ne tür olursa olsun iddet bekleyen kadınla yabancı bir erkeğin evlenmesi di­nen haram ve hukuken de geçersiz sayı­lır. Bu yasağa riayet edilmeyip evlenilirse araları ayrılır. Hz. Ömer (ra)'in, bu şekilde ev­lenen tarafların arasını ayırıp birbiriyle iddet sonrasında bile evlenmesini yasak­ladığı rivayet edilir. Osmanlı hukukunda da evlilikleri sona eren ve tekrar evlen­mek isteyen kadınlar kadıdan izin alırken iddetlerinin bittiğini ispat etmek zorun­da idiler. Kanunnâmelerde iddet tamam­lanmadan yapılan evliliklerin feshedilece­ği, ayrıca bu nikâhı kıyanların cezalandırı­lacağı hükmü yer almaktadır. İddet için­de evlenme yasağı, diğer birçok hikme­tin yanı sıra sona eren evliliğin yeniden canlanmasına imkân tanımayı da hedeflediğinden, kesin olmayan bir boşama aka­binde koca boşadığı karısına dönmek is­terse iddet süresinin sona ermesini bek­lemesi gerekmez.

İddet süresince evliliğin etkisi, özellik­le de kocanın hukuku evliliğin sona erme sebebine de bağlı olarak az veya çok de­vam ettiği için, ayrıca evlilik kurumuna karşı saygının da gereği olarak iddet bek­leyen kadına, bu iddet ister ölümden is­ter boşama ve fesihten doğsun, yabancı bir erkeğin evlilik teklifinde bulunması caiz görülmemiştir. İddet bekleyen kadı­na üstü kapalı evlilik teklifi yapılması ise dönülebilir (ric'î) boşamada, Hanefîler'e göre ayrıca bâin boşamada açıktan evlen­me teklifi gibi caiz görülmezken, ölüm iddetinde caiz görülür. Fesih ve fâsid evli­likten doğan iddet de fakihlerin çoğunlu­ğuna göre bu açıdan ölüm iddeti gibidir. Bu ayırım, birinci tür iddette evliliğe geri dönüş imkânının bulunması ve evlilik ba­ğının hükmen de olsa güçlü bir şekilde devam ediyor olmasıyla açıklanır. Bunun için Kur'an'ın,

    "Kadınlarla evlenme husu­sundaki düşüncelerinizi üstü kapalı bi­çimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda bir günah yoktur. Allah sizin onlardan söz edeceğinizi bilmekte­dir. Lâkin meşru sözler söylemeniz müs­tesna, sakın onlarla gizlice buluşma sözü vermeyin." (Bakara, 2/235)

şeklindeki ya­saklaması, bir önceki âyetle ilgi kurulup kocasının ölümünden dolayı iddet bekle­yen kadınlar hakkında getirilen bir hü­küm olarak anlaşılmıştır.

İddetin ikinci önemli hükmü, kadının iddet süresince boşayan veya ölen koca­sının evinde oturması ilkesidir. Kadın için bir hak olma niteliği ağır basmakla ve bu­nun için de literatürde süknâ hakkı olarak adlandırılmakla birlikte, bu hükmün belli şartlarda kadın için bir yükümlülük oldu­ğu da görülür. Kur'an'da boşanmış kadın­lardan söz edilirken,

    "Apaçık bir hayâsızlık yapmaları hali bir yana, onları evlerin­den çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar." (Talâk, 65/1)

    "Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde otur­tun. Onları sıkıştırıp -gitmelerini sağla­mak için- kendilerine zarar vermeye kal­kışmayın." (Talâk, 65/6)

buyurulması, erkek tarafına dinî ve ahlâkî bir öğütte bulunmasının ve kadın için bir hakkı öngörmesinin yanı sıra, kadına belli bir mü­kellefiyet de getirdiği, hatta bu yönün da­ha baskın olduğu görünmektedir. Boşa­madan sonra kadının kocasının evinde oturması, meşru bir mazeret bulunma­dıkça burayı terketmemesi ilkesi, ister bir hak ister bir yükümlülük olarak düşü­nülsün, aile birliğinin tekrar kurulmasını sağlama yönünde taraflara düşünme ve görüşme imkânı verme, kadın ve çocukların haklarını koruma ve onlara belli bir süre de olsa güvence sağlama gibi önemli gayelere yöneliktir. (bk. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 21, s. 469, İstanbul, 2000)

İlave bilgi için tıklayınız:

İDDET...

26 Boşadığınız o kadınları evlerinden çıkarmayınız. Onlar da evlerinden ayrılmasınlar, ayetine göre boşanan kadın kocasının evinden ayırlamaz mı? Mahremiyet nasıl olacak?

Talak Suresi 1. Ayette şu ifade vardır:

"... Apaçık bir hayasızlık yapmış olmadıkça onları evlerinden çıkarmayınız, kendileri de çıkmasınlar..."

Ayette geçen "Boşadığınız o kadınları evlerinden çıkarmayınız. Onlar da evlerinden ayrılmasınlar." cümlesinin anlamı şudur:

Koca gazaplanarak o kadını evinden atmaya, kadın da kocasına kızarak evi terk etmeye kalkışmasın. Çünkü henüz iddet bitmemiştir. Rabbimizin belirlediği iddet bitene kadar o ev, kadının evidir. Kadın hâlâ o evin hanımıdır. Bir, iki talâkla, yani ric’i talâkla, geriye dönüş imkânı bulunan talâkla boşanmış bir kadına her an kocasının dönme ihtimali vardır. Her an o hanımın kocasını bu boşama işinden vazgeçirme ihtimali vardır. Ama böyle değil de bir kızgınlıkla kadın evini terk eder, ailesinin, akrabalarının yanına giderse, erkek apar topar onu dışarıya atmaya kalkarsa ya da kadının ailesi hemen kızlarını alıp evlerine götürmeye kalkışırlarsa, o zaman barışma imkânları hepten bitirilmiş olacaktır. Her iki taraf da Allah’tan korkup böyle şeylere tevessül etmemelidirler.

Konuyla ilgili Talak Suresinde geçen ayetlerin mealleri şöyledir:

1. Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınız zaman iddetlerini gözeterek boşayınız ve bekleme sürelerini iyice hesap ediniz. Rabbiniz Allah'a saygısızlıktan sakınınız. Apaçık bir hayasızlık yapmış olmadıkça onları evlerinden çıkarmayınız, kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah'ın koyduğu şuurları aşarsa aslında kendisine yazık etmiş olur. Bilemezsin ki; belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarıverir.

2. Sürelerinin sonuna ulaştıklarında onları ya uygun biçimde tutunuz yahut onlardan uygun biçimde ayrılınız; içinizden adaletli iki kişiyi şahit tutunuz ve şahitliği Allah için özenle yerine ge­tiriniz. İşte Allah'a ve âhiret gününe inananlara öğütlenen budur. Kim Al­lah'a saygısızlıktan sakınırsa O kendisine bir çıkış yolu gösterir.

3. Ve onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O kendisi­ne yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.

4. Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlar île âdet görmeyenler hakkında tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süreleri ise doğum yapmalarıyla sona erer. Kim Allah'a saygısızlıktan sakınırsa Allah ona işinde bir kolaylık verir.

5. İşte bu, Allah'ın size indirdiği buyruğudur. Evet, kim Allah'a saygısızlıktan sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter ve ecrini büyütür.

6. O kadınları imkânınıza göre kendi oturduğunuz yerde oturtunuz ve onları baskı altına almak için kendi­lerine zarar vermeye kalkışmayınız. Eğer gebe iseler, doğum yapıncaya ka­dar nafakalarını karşılayınız. Sizin hesabınıza (çocuğunuzu) emzirirlerse on­lara karşılığını ödeyiniz ve aranızda güzelce konuşup anlaşınız. Anlaşmakta zorlanırsanız bu durumda o erkeğin hesabına başka bir kadın emzirecektîr.

7. Varlıklı olan sahip olduğu imkânlara göre harcasın, rızkı daralmış bulu­nan da Allah'ın kendisine verdiği kadarından harcasın. Allah kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah  güçlüğün ardından bir ko­laylık sağlayacaktır.

Bu ayetlerin tefsiri:

Birçok âyet ve hadiste insanın, ruhen ve bedenen birbirine ihtiyaç duyan ve birbirini tamamlayan iki cins olarak yaratılmasının hikmeti ve önemi üzerinde durulmuş, evlilik birliğinin hem kurulması hem de korunması teşvik edilmiştir. Bu arada, mutlu bir yuvanın tesis edilmesi ve evlilik düzeninin sağlıklı biçimde işlemesi için birçok buyruk, yasak ve öğüde yer verilmiş ve bazı tedbirler alınmıştır. Fakat evliliğin sona erdirilmesi kaçınılmaz hale gelse bile -Kilise hukukunda olduğu gibi- ömür boyu beraberlik zorunlu kılınmamış, bu sosyal realitenin daha büyük yaralar açmasının önlenmesine ağırlık verilmiştir.

Talâk sözlükte "serbest bırakmak, bir bağı çözmek" gibi mânalara gelir. Fıkıh terminolojisinde talâkın özel anlamı "boşama"dır. Ancak bu, tek taraflı irade beyanıyla yapılan boşamanın yanı sıra eşlerin anlaşarak evliliğe son vermelerini ve mahkeme kararıyla boşanmayı da kapsar bir genişlikte kullanılmıştır. Tek taraflı iradeyle boşama yetkisinin kural olarak erkeğe verilmiş olması, bu yetkinin münhasıran onun tarafından kullanılacağı anlamında dinî bîr yükümlülük hükmü değil, olayın icaplarıyla ilgili mâkul izahları olan bir düzenlemedir. Dolayısıyla, tarafların anlaşması halinde gerek nikah akdi esnasında gerekse evlilik sırasında kadın da bu konuda yetkili kılınabilir. Evlilik birliğini sarsacak durumlarla karşılaşıldığında ve evliliğe son vermek gerekli hale geldiğinde dikkat edilmesi ve uyulması istenen yahut tavsiye edilen hususlara da vardır. (1)

Talak suresinde geçen bu ayetlerde ise ağırlıklı olarak evliliğin sona ermesinin sonuçları üzerinde durulmaktadır; ama açıklamalarda görüleceği üzere, bunlar da bir yönüyle evlilik birliğini olabildiğince korumaya katkı sağlayıcı önlemler niteliğindedir.

Sûreye "Ey Peygamber!" şeklinde başlanmakla beraber, sözün akışı ve özellikle kullanılan fiillerin çoğul olması, burada Resûlullah (asm)'ın şahsında müminlere hitap edildiğini, evlenme ve boşamanın aynı zamanda sosyal bir konu olduğunu göstermektedir. Özel olarak Peygamber (asm)'e hitap edilmesi ise bu hükümlerin tebliğ edilmesi ve doğru uygulanmasının sağlanmasında ona verilen görevin ve genel olarak konunun önemine dikkat çekme amacıyla izah edilebilir. (2)

İlgili sûrenin boşamaya ilişkin bölümünün tamamına hakim olan fikri, evlilik kurumunun, dolayısıyla evliliğe son verilmesinin ciddiye alınması gereken bir konu olduğu, bu konuda atılacak her adımın, birden fazla kişiyi ilgilendiren belirli sorumlulukları da beraberinde getireceği şeklinde özetlemek mümkündür. Hızlı bir okumayla ve bazı yanlış uygulamalara ait bilgilerin etkisiyle burada, boşamanın sıradan bir işlem olarak görüldüğü ve boşamayla ilgili sırf biçimsel hükümlere yer verildiği gibi bir izlenim edinenler olmuşsa da, dikkatle incelendiğinde sûrede yer alan hükümlerin -amaçları itibariyle- iki noktada odaklandığı görülür:

a) Evlenme gibi evliliğin sona erdirilmesi de medenî-hukukî bir işlemdir; gelip geçici heveslerin, salt duygusal yaklaşımların ürünü olmamalıdır. Böyle bir konuda duyguların tamamen devre dışı kalması elbette mümkün değildir ve olayın tabiatı gereği gelinen noktanın oluşumunda daha çok hisler etkili olmuş olabilir. Ama artık eşler toplum için hayati önem taşıyan evlilik dokusuna kıyarlarken, -en uygun tedavinin bu olduğu kanaatine ulaştığından- hastanın bir organının feda edilmesine karar verebilen hekim sorumluluğu içinde, hem rasyonel hem de vicdanî bîr değerlendirme yapmak durumundadırlar.

b) Anılan değerlendirme sonunda bu evliliğin sürmemesi gerektiği kararının verilmesi bütün iplerin kopması anlamına gelmez ve tarafların birbirine hasım muamelesi yapmasına haklılık kazandırmaz. Tam aksine boşama denen medenî işlemin de bir takım icapları, taraflara yüklediği vecibeler vardır; vecibenin yerine getirilmesini beklemek de diğer tarafın hakkıdır. Bu hususlar Talak Suresinin 1-7. âyetlerde inanç ve ahlâk ilkelerine göndermeler yapılarak ilmek ilmek örülmüş, 8. âyet ve devamında ilâhî buyruklara karşı gelenlerin acı akıbetleri, peygamber ve kitap göndermenin amacı, bu bildirimlere uyanların kazanacakları ebedî mutluluk ve hiçbir şeyin Allah'ın gücü ve bilgisi dışında kalamayacağı gerçeği hatırlatılmış, böylece bu önemli konunun kuru bir hukuk ilişkileri yumağı olarak algılanmaması gerektiğine dikkat çekilmiştir.

Birinci âyette belirtildiği üzere, artık evliliğin devamına imkân görülmüyorsa bu bağı sona erdirme kararını uygulamanın taraflar için yeni bir süreç başlatacağı bilinmelidir. Her şeyden önce boşama iradesinin işleme konması için belirli sürelerin dikkate alınması gerekmektedir. Resûluhah (asm)'ın açıklamaları ve ilk dönem tatbikatı ışığında bu âyetten çıkan pratik sonuç, yani usulüne (sünnete) uygun boşama şöyle olmaktadır:

Boşama düşüncesi kesinlik kazanmış olsa bile bu karar irade açıklaması haline getirilirken, kadının temizlik döneminde bulunması ve o dönem içinde eşler arasında cinsel temas meydana gelmemiş olması gerekir. Bu şarta uygun olarak boşama iradesinin açıklanması eşler arasındaki evlilik bağını koparmaz; sadece bir boşama hakkı kullanılmış olur; buna ric'î talâk (dönüş imkânı veren boşama) denir. Kadın iddet süresi içinde (bir içtihada göre -boşamayı izleyen- üç, diğer içtihada göre yine boşamayı izleyen iki âdet dönemi sona erinceye kadar) aynı evde oturmaya devam eder. Bu süre içinde koca evliliği sürdürmek istediğini sözle veya fiilen (karı koca hayatını yeniden başlatacak bir eylemle) açıklarsa (ric'at), yeni bir nikah akdine gerek olmaksızın evlilik ilişkisi devam eder. Böyle bir dönüş gerçekleşmeden belirtilen süre dolduğunda ise bu boşama kesinlik kazanır (bâin talâk haline gelir, buna "beynûnet-i suğrâ" denir) ve eşler ayrılırlar. Yine de bu durum, yeni bir nikahla tekrar birleşmelerine engel değildir.

Yeniden evlendiklerinde yine geçimsizlik olursa boşama için aynı prosedür geçerli olur. Fakat evlilik kurumunun hafife alınmaması ve dejenere edilmemesi için bu tür ayırma ve birleşmeler belirli sayıyla sınırlandırılmıştır. Üçüncü boşama ile "büyük kesin ayrılık" (beynûnet-i kübrâ) denilen sonuç meydana gelir ve bu durumda eşlerin yeni bir evlilik yapmaları, daha uzun bir süreçte, gerçekleşmesi güç şartlara bağlanmıştır. (3)  Tarafların konuyu daha dikkatli ve gerçekçi biçimde değerlendirmeleri için verilen bu imkânı kullanmak istememeleri halinde, yukarıda açıklandığı şekilde her bir boşamanın kesinlik kazanması için üçer ay beklemeden üç temizlik döneminde ayrı ayrı boşama işleminin yapılmasıyla da "büyük kesin ayrılık" meydana gelir.

Bütün bunların anlamı, boşanma düşüncesi ne kadar kesinlik kazanmış olursa olsun, Kur'an ve Sünnet'e uygun boşama usulüne göre (ister bir talâk hakkı, ister bütün haklar kullanılarak) kesin bir ayrılık -yaklaşık- üç aydan önce gerçekleşemez; bu süre içinde eşler aynı çatı altında bu kararı gözden geçirmek ve şayet mantıklı değil de fevrî bir karar söz konusu ise onu -durum etrafa yayılmadan- düzeltmek imkânına sahiptirler. Nitekim âyetin sonunda şöyle buyurulmuştur:

"Bilemezsin ki; belki Allah bundan sonra yeni bir durum ortaya çıkarıverir."

Bu ifadeyi eşlerin özellikle kocanın evlilik bağının sona ermesiyle ortaya çıkacak sonuçları ölçüp biçmeleri, mâkul ve soğukkanlı bir değerlendirme yapıp sağduyuyla hareket etmeleri şeklinde anlamak mümkün olduğu gibi, hakkın kötüye kullanılması ve sınırın aşılmasından dolayı insanların aklını başına getirecek olaylar zuhur etmesi veya Allah'a saygısızlıktan kaçınıp süreye ve sınıra riayet etmeleri sebebiyle ilâhî bir lütuf olarak onları darlıktan kurtaracak veya aralarındaki soğukluğu giderecek gelişmelerin meydana gelmesi gibi mânalarla da açıklamak mümkündür.

Yukarıdaki prosedür fiilen başlamış evlilikler için geçerlidir. Nikah akdinden sonra fakat henüz karı koca hayatı başlamadan önce boşama halinde bu şekilde iddet beklenmesi gerekmez. (4)

Hanefî mezhebine göre boşama şiddet ifade eden yahut kinayeli sözlerle olmuşsa iddet süresi dolmadığı halde talâk hemen kesinlik kazanmakta (bâin olmakta), fakihlerin çoğunluğuna göre bir defada veya yukarıda belirtilen iddet süresine riayet etmeden kısa aralıklarla üç talâk hakkının kullanılmasıyla "büyük kesin ayrılık" (beynûnet-i kübrâ) meydana gelmektedir. Söz konusu fakihler bu şekillerde yapılan boşamaları Sünnet'e aykırı ve kaçınılması gereken birer davranış olarak görmekle beraber, sonuç doğurucu (geçerli) saymışlardır. Dolayısıyla bu durumlarda boşamayla ilgili irade açıklamasını takiben eşlerin aynı çatı altında bulunmaları ve henüz kesin ayrılık meydana gelmeden bu kararı gözden geçirmeleri imkânı ortadan kalkmış olmaktadır. Özellikle Hanefıler'in bâin talâk anlayışını konunun bu yönüyle izah etmek, yani aralarında çok şiddetli kavgalar cereyan etmiş ve aynı evde ikameti sürdürmeleri imkânsız hale gelmiş eşlerin üç ay gibi bir süreyi belirtildiği şekilde geçirmelerinin kendi halet-i ruhiyelerînin yanı sıra toplumsal telakkiler açısından taşıyacağı zorlukları da dikkate almalarına bağlamak mümkündür. Bu içtihadın psikolojik ve sosyolojik realiteyi göz önüne almasına karşılık âyette öngörülen yolun tıkanmasına yol açtığı söylenebilirse de, hükmün nihaî amacını yani fevri kararlarla evlilik birliğine son verilmemesini sağlamak üzere tabiî biçimde işleyen toplumsal denetim ve destek mekanizmalarının daha etkin kılınmasıyla bu boşluğun doldurulmasına çalışılmıştır.

Nitekim tarihî tecrübe, teorik olarak incelendiğinde keyfi biçimde ve sık sık kullanılacağı izlenimi edinilen boşama yetkisinin böyle bir kullanıma fazlaca konu olmadığını göstermektedir ki, bunun Kur'an ve Sünnet terbiyesiyle yoğrulmuş toplumsal telakkiler ve geleneklerle yakından ilişkili olduğu inkâr edilemez. Öte yandan -aşağıda açıklanacağı üzere- Hanefî mezhebinde bâin talâk yolunu seçmenin nafaka haklarını ihlâl etmemesini sağlayacak bir ictihad benimsenmiştir.

Bir defada üç talâk hakkının kullanılmasının geçerli sayılmasına gelince, Hz. Ömer (ra) dönemi şartları içinde mâkul izahı olan bu uygulamanın sabit bir dinî hüküm gibi anlaşılması önemli problemlere yol açmış, bu sebeple birçok âlim bu hususta duydukları rahatsızlığı dile getirmiştir. Bu konuda dikkatten kaçırılmaması gereken bir nokta, bu tür boşamayı geçerli sayanların da bunu dinî bakımdan asla tasvip etmemiş, sadece bir yetkinin yerli yerince kullanılmasını sağlayıcı bir yaptırım olarak görmüş olmalarıdır. Fakat bu yaptırımdan, anılan yetkiyi yersiz kullanan kişiden çok eş ve çocukları zarar görmüş, ayrıca dinî düşünce ve toplumsal değerler de örselenmiştir.

İlk âyetin başında "boşayacağınız zaman" anlamına gelen bir ifadenin yer alması, talâkın hissî ve âni olmaması, yeterince düşünüp taşındıktan sonra verilen bir kararın icrası tarzında olması gerektiğini göstermektedir. (5) Ayette geçen "iddetlerini gözeterek" diye çevrilen ifade için, "âdet dönemlerini beklerlerken, âdet öncesinde" ve "temizlik halindeyken" şeklinde izahlar yapılmış olmakla beraber, bunlar pratik sonuç itibariyle talâkın temizlik dönemi içinde olması gerektiği noktasında birleşir. Ayrıca Rasûlullah (asm)'ın açıklamaları doğrultusunda talâkın verildiği temizlik döneminde eşler arasında temasın da cereyan etmemiş olması gerekir. (6)

"Ve bekleme süresini iyice hesap ediniz." mealindeki cümlenin kural olarak talâk tasarrufunda bulunan kocaya ve iddet bekleyecek kadına hitap ettiği kabul edilirse de, bazı âlimlerin burada Müslümanlara yani topluma yüklenmiş bir görev olduğu yorumunu yapmaları(7)  Kur'an ve Sünnet'in aile kurumuna özen gösterilmesini toplumsal sorumluluğun bir parçası olarak bakılmasını telkin eden açıklama ve düzenlemeleriyle paralellik taşıması açısından önemlidir.

"Onları evlerinden çıkarmayınız" mealindeki cümlede evlerin kadınlara izafe edilmesi, talâk öncesi paylaşılan yuvanın hâlâ kadının da yuvası olarak görülmesi gerektiğini göstermektedir. İddet süresince kadının evinden çıkarılmaması ve çıkmaması hükmü, kocasından tamamen ayrılmadan hamile olup olmadığının açıklık kazanması, bu dönemde çevresi tarafından kendisine evlilik teklif edilebilecek bir aday olarak görülmemesi ve -henüz yeni bir evlilik yapamayacak durumda olduğuna göre- bu dönemde himayeden ve ekonomik destekten yoksun bırakılmaması gibi sebeplerle de açıklanmıştır. Fakat bu hükümdeki öncelikli amacın -yukarıda belirtildiği üzere- talâk işleminin hemen kesinlik kazanmaması ve eşlerin evlilik hayatına dönüş kararını kolaylaştıracak bir ortamda bulunmalarının sağlanması olduğu anlaşılmaktadır. Zira diğer gerekçeler yaş, sosyal ve iktisadî şartların farklılığına göre bütün kadınlar için söz konusu olmayabilir. Âyetin "apaçık bir hayasızlık yapmış olmadıkça" şeklinde çevrilen kısmı, talâk verilmiş kadının ağır bir ahlâkî kusur işlemiş olması halinde eski yuvasında ikametini sürdürmesinin mâkul ve doğru olmayacağını belirtmektedir. Buradaki istisna edatı önceki fiillerden birine veya her ikisine bağlanabildiği için, "böyle bir durumda o kadınlar çıkabilirler ve  veya çıkarılabilirler" tarzında yorumlar yapılmıştır. "Apaçık hayasızlık" ifadesi daha çok "mâsiyet" (büyük günah) olarak açıklanmakla beraber, bazı âlimler aile fertlerine karşı ağır hakaret ve cana kast niteliğindeki eylemleri de bu kapsamda sayarken bazıları bu ifadeyi zina, hırsızlık gibi suçlarla sınırlandırma cihetine gitmişlerdir. Bir anlayışa göre bu ifade, ortada bir zaruret yokken kadının çıkıp gitmesini anlatmaktadır. "Çıkma"nın maddî anlamda evin dışına çıkma şeklinde açıklanması ise âyetin amacını daraltmaktadır. (8) Başka bazı delillerden yararlanarak bu istisnayı âyetin başındaki "boşayınız" fiiline bağlayanlar da olmuş ve onlar bu noktadan hareketle "İffetli bir kadın boşandığı takdirde şartların onu kötü yola düşüreceği kanaatine ulaşılıyorsa bu durumda onu boşamak caiz değildir" gibi sonuçlara ulaşmışlardır. (9)

Bakara 2/229 ve 231 âyetlerinde boşama iddeti dolduğunda "ya iyilikle evlilik içinde tutmak veya güzellikle serbest bırakmak" gerektiği belirtilir. Burada 2. âyette de "Sürelerinin sonuna ulaştıklarında onları ya uygun biçimde tutunuz, yahut onlardan uygun biçimde ayrılınız" buyurularak, gerek evlilik birliğini sürdürmenin gerekse evliliğe son vermenin insana yaraşan, kamu vicdanına ters düşmeyen bir nezahet içinde olması gerektiği tekrar hatırlatılmaktadır. Kur'an'ın, genellikle uyuşmazlık, kırgınlık hatta zaman zaman düşmanlık duygularının en yükseklere tırmandığı bir an olan evliliğe son verme sırasında dahi mâkul ölçüler içinde, erdemli ve olabildiğince özverili hareket etmeyi telkin eden bu ifadeleri, müslümanların aile kurumuna bakışlarını ve bu çerçevedeki davranışlarını biçimlendirmede anahtar role sahip anlatımlardır.

Öte yandan bu âyetlerin üçü de evliliğe devam kararına öncelik verilmesi, buna teşvik mânası taşıyan bir anlatım inceliği taşımaktadır.

İkinci âyetteki "şahit tutma" buyruğunun bağlamı dikkate alınarak bunun, iddet dolduğunda ayrılma kararlılığını ifade ederken veya evliliği sürdürme kararını açıklarken, yahut bunlardan hangisi seçilmiş olursa olsun yerine getirileceği yorumları yapılmıştır. Hatta bir yoruma göre en başta talak beyanında bulunurken de şahit tutulmalıdır. Genel kanaat bu ifadenin bağlayıcılık değil tavsiye anlamı taşıdığı yönündedir; dolayısıyla şahit tutma, söz konusu işlemin geçerlilik şartı sayılmamıştır. Bazı fakihler yukarıda belirtilen iki durumu birbirinden ayırt ederek şahit tutmanın sadece evliliğe devam kararını açıklarken zorunlu olduğu düşüncesindedir. Her halûkârda bütün İslâm âlimleri bu buyruğun hakların zayi olmaması ve ihtilâfları önleme gibi amaçlar taşıdığı noktasında birleşmektedir. Dolayısıyla, kendi dönemlerinin şartları içinde Kur'an'ın öngördüğü amacın genellikle gerçekleştiğini görmeleri onları şeklî işlemleri çoğaltma ve külfeti arttırmadan uzaklaşmaya yöneltmiş olsa da, şartların değişmesiyle, evlenmede olduğu gibi evliliğin sona ermesi sırasında da hakların güvence altına alınmasını ve daha sonra ortaya çıkabilecek çekişmelerin önlenmesini sağlayacak bir prosedür geliştirilmesi zaruri hale gelmiştir. Günümüz âlimleri genellikle böyle bir düzenlemeyi gerekli bulmaktadır. (10)

İkinci âyetin son kısmında, 3. âyette, yine 4, 5 ve 7. âyetlerin son kısımlarında, belirli bir olayla sınırlandırılmaksızın ve soyut ifadelerle, müminin hayat felsefesine temel teşkil etmesi gereken bazı umdelere yer verilmektedir:

"Kim Allah'a saygısızlıktan sakınırsa O kendisine bir çıkış yolu gösterir. Ve onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah'a dayanıp güvenirse O kendisine yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. Kim Allah'a saygısızlıktan sakınırsa Allah ona işinde bir kolaylık verir. Kim Allah'a saygısızlıktan sakınırsa Allah onun kötülüklerini örter ve ecrini büyütür. Allah kimseyi kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz. Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık sağlayacaktır."

Öyle görünüyor ki, birer özdeyiş niteliğindeki bu ifadeler, evlilik bağına son vermeyi ciddi biçimde düşünen, bu yönde adımlar atma noktasına gelen hatta bu karara varıp uygulamaya başlayan kişilerin ve böyle gergin bir sürecin söz konusu edildiği bîr bağlama yerleştirilerek, mümine bütün sıkıntılı hayat olaylarına belirtilen örnek ışığında bakıp davranışlarına bu ilkelere göre çekidüzen vermesi gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu ifadelerle ilgili izahları şöyle özetlemek mümkündür:

Bir mümin daraldığında hayırlı çıkış yolunun ne olduğu hususunda kendini şartlandırmamalı, Allah'tan gelecek sonucun kendi hayrına olacağına inanmalıdır ve emin olmalıdır ki Allah'a saygısızlık etmekten sakınan kişiye O, her daraldığında bir çıkış yolu gösterir; bir kolaylık, bir tahammül gücü verir, kusurlarını örter ve hak ettiği mükâfatı asla esirgemez. Meselâ evlilik konusunda kişi kendini ne kadar güçlü ve akıllı görürse görsün, hakkında hayırlı olan çözüm için Allah'tan yardım dilemelidir. Aksi takdirde karşılaşacağı sonuçlar kendi doğrularının yahut saplantılarının yanlışlığını ortaya koyarsa manevî bir yıkıma uğraması kaçınılmazdır. Ama yukarıda belirtildiği şekilde adaleti, iyiliği, erdemi ve sağduyuyu esas alıp doğruya ulaşmak için azamî çabayı gösterdikten sonra kendi saplantılarına yapışıp kalmadan hayırlı olana eriştirmesi için Allah'a yalvarırsa karşısına çıkacak sonuç ne olursa olsun bunu gönül huzuruyla kabullenebilir ve çekeceği sıkıntılar için O'nun tükenmez hazinesinden ecir bekleyebilir. Nitekim 3. âyetin İlk cümlesinde belirtildiği üzere, Allah Teâlâ böyle davranan kulunu hiç ummadığı, hesap etmediği bir zamanda, yerde ve şekilde rızıklandırır; ona maddî veya manevî rahatlama sağlar. Kişi Allah'a tevekkülün hakkını verebilirse yani tam bir teslimiyet içinde O'na dayanıp güvenirse, artık boşluğa düşme endişesi taşımaz. Ama kulların tercihi ne olursa olsun, hiçbir şey Allah'ın iradesini sınırlandıramaz, O hükmünü yerine getirir.

Unutulmamalıdır ki Allah imtihan için var ettiği dünya hayatını ve evrendeki her şeyi birtakım dengeler üzerine kurmuştur, ölçüler koymuştur; kulun bu ilâhî yasaları yok sayması ve üzerine düşeni ihmal etmesi tevekkül olarak nitelenemez. Yine de, üzerine düşeni yapma, kişinin güç yetirmeyeceği şeylerle yükümlü olduğu mânasına gelmez, herkes kendine verilen imkânlar ölçüsünde sorumludur; ama mümin bir sıkıntıdan sonra bir ferahlığa kavuşacağı ümidini daima korumalıdır.

İlk iki âyette boşamanın kesinlik kazanması için iddet süresinin dolması gereği üzerinde durulmuştu. Bu süre Bakara süresindeki bir ifade ışığında üç âdet veya üç temizlik döneminin geçmiş olması şeklinde açıklanmıştır. Genel durum esas alınarak ana meselenin hükmü bu şekilde belirtildikten sonra 4. âyette, özel durumlarda bu süre hakkında duyulabilecek tereddüt giderilmekte ve bu durumlara ilişkin ölçüler verilmektedir. Bunlardan ikisi âdetten kesilme ve hiç âdet görmeme durumları olup bu durumda bulunanların bekleme süreleri üç ay şeklinde belirlenmiştir.

Üçüncü bir durum da kadının gebe olmasıdır ki bu takdirde doğum yapmasıyla bekleme süresi sona erecektir. Bununla birlikte normal âdet dönemimde hiç hayız görmemiş veya bir iki defa gördükten sonra görmez hale gelmiş kadının iddeti konusunda -hamilelik durumunun kesinlik kazanması açısından- değişik görüşler ileri sürülmüştür. Buradaki "tereddüt ederseniz" ifadesi bazı âlimlerce "kadının âdetten kesilip kesilmediği veya gelen kanın mahiyeti yahut gebe olup olmadığı hakkında tereddüdünüz varsa" mânasında anlaşılmışsa da, sözün akışı somut olaylarla ilgili bir tereddütten söz edilmediğini, bu ara cümlenin "bu konudaki hükmün ne olacağını merak ediyorsanız" gibi bir anlam taşıdığını göstermektedir. (11)  

İlk âyette iddet süresince önceki evinin, kadının öz yuvası olarak görülmesi ve onun buradan çıkarılmaması gereği ilke olarak belirtilmişti; 6 ve 7. âyetlerde bu dönemdeki müşterek hayatın hatıra getirebileceği bazı temel sorunların çözümüne ışık tutulmaktadır. Bu âyetlerden çıkan sonuçlar özetle şunlardır:

Her şeyden önce karşılıklı iyi niyet esası korunmalıdır. Erkeğin bu dönemdeki yükümlülüğünün bir anlamda resmiyet kazanması kadın tarafından istismar edilmemeli, işi şekilciliğe döküp -meselâ o güne kadar oturduğu evin yeterli konfora sahip olmadığı gerekçesiyle- erkeği zora sokacak taleplerde bulunmamalı; buna karşılık erkek de bir yandan müşterek ikameti sağlama vecibesini şeklen yerine getiriyor gibi davranıp diğer yandan kadının bir an evvel ayrılıp gitmesi için manevî baskı yöntemleri uygulamamalı, ayrı oturmak gerektiğinde de imkânı olduğu halde kadını münasip olmayan bir meskende oturmaya mecbur etmemelidir. (12)

Ric'î boşamanın iddetinde erkeğin nafaka yükümlülüğü devam etmekle birlikte, kadının gebe olması halinde -boşama nasıl olursa olsun- hem bu yükümlülük daha bir önem kazanmakta hem de süre üç ayla sınırlı olmaktan çıkmakta, yani bu süreyi aşsa bile doğum yapıncaya kadar sürmektedir. Bâin boşamada hâmile olmayan kadına nafaka ödenmesi konusu tartışmalı olup Hanefî mezhebine göre bu durumda da kadının nafaka hakkı vardır. (13) Evlilikten doğan çocuğun nafakası baba tarafından karşılanacağına göre onun temel gıdası olan anne sütünün de baba tarafından temin edilmesi gerekir. Bu konuda en tabiî yol çocuğun öz annesi tarafından emzirilmesidir; bu aynı zamanda çocuğun ve annenin hakkıdır. Kadın bu annelik hakkını önceleyerek emzirmeyi ister ve ücret olarak belli bîr miktarda diretmez, erkek de mâkul bir ücret öderse sorun olmaz. 6. âyette "Aranızda güzelce konuşup anlaşınız" buyurularak en iyi yolun bu olduğu belirtilmiştir. Ama kadının ücret konusunu öncelemesi, erkeğin de onun talebini karşılayamaması halinde baba başka bir süt anne bulacaktır. 6. âyetin son kısmı, kadının tamahkârlığı, erkeğin de cimrilik yapması sebebiyle böyle bir çözüme mecbur kalınmasının hoş bir durum olmadığını îma eden ve bu hale düşmemelerini öğütleyen bir üslûp taşımaktadır. (14) Böyle bir durumda ebeveynin kaprislerinden dolayı çocuğun zarar görmüş olacağı açıktır. Nitekim fakihler, çocuk başka süt annesini kabul etmediği takdirde emsal ücret ödenerek öz annesi tarafından emzirilmesinin zorunlu hale geleceğine hükmetmişlerdir. Muhammed Esed, âyetin "anlaşmakta zorlanırsanız" şeklinde çevrilen kısmını, "eğer ikiniz de (annenin çocuğu emzirme ihtimalini) zor görürseniz" şeklinde çevirmiş ve bunu "kadının sağlık nedenlerinden dolayı ya da yeniden evlenmek istemesinden ötürü" şeklinde açıklamıştır. (15)  Bu mâkul bîr izah olarak görünmekle birlikte âyetin ifade akışına uygun düştüğünü söylemek kolay değildir. (16)

Yedinci âyet evlilik birliğinin sona ermesine ilişkin meselelerin düzenlendiği bîr bağlamda yer almakla beraber, doğrudan belirli bir meseleye değinmeksizin harcamalar ve insanların yükümlülükleri konusunda önemli ilke ve uyarılar içermektedir. Bunlarla ilgili açıklamaları da şöyle özetlemek mümkündür: İster zekât ve nafaka gibi dinî ve hukukî vecibeler, ister gönüllü olarak başkalarına yapılacak yardımlar isterse kişisel ihtiyaçların karşılanması için yapılacak masraflar çerçevesinde olsun, harcama yükümlülüğü ve eylemi kişinin sahip olduğu imkânlardan bağımsız düşünülemez. Harcamalarda bu dengenin gözetilmesi gerektiği gibi, başka bazı âyetlerde belirtildiği üzere sırf imkân sahibi olmak gelişigüzel harcamanın meşruiyet gerekçesi olarak görülmemeli ve bu konuda ölçülü olunmalıdır. (17)

Öte yandan imkânların sınırlı olması hali kişiyi iyice eli sıkı davranma alışkanlığına ve hep yokluktan şikâyet eder hale gelmeye yöneltmemeli, herkes önce sahip olduğu imkânları yerli yerince kullanmaya çalışmalıdır. Allah hiç kimseyi gücünün üstünde ve kendi verdiğinden fazlasıyla yükümlü tutmaz.(18) Ama belirtilen denge ve ölçüye dikkat ederek bir yandan mevcudun şükrünü edâ etmeye çalışmak ve daraldığında sabretmek diğer yandan da ümidini hiç yitirmeden meşru yollarla daha fazlasını elde etmek için elinden gelen çabayı sarf etmek gerekir. Şu var ki "Allah bir güçlükten sonra bir kolaylık sağlayacaktır." mealindeki cümleyi her sıkıntıya düşene ardından ferahlık verileceğine dair kesin bir vaad olarak anlamak doğru olmaz; nitekim burada "zorluk" ve "kolaylık" anlamına gelen kelimeler nekire (belirsiz) olarak kullanılmıştır. (19)  Öyle görünüyor ki bu cümle, müminin gelecekten asla ümidini kesmemesi, bütün zorluklara karşı direnebilme alışkanlığı kazanması ve bu yönde bir psikolojisi geliştirmesi gereğini aşılamaktadır. Kuşkusuz bu ümit, imanlı bir kişi açısından sonu belirsiz bir gönül avutma şeklinde algılanamaz; çünkü Allah'a dayanıp güvenen ve buyruklarına içtenlikle uyanlara Yüce Allah en büyük ferahlık, ödül ve kurtuluş olan âhiret mutluluğunu vaad etmiştir; son tahlilde bu da ferahlığı er geç tatmak anlamına gelmektedir.

"Eğer gebe iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını karşılayınız." ifadesiyle hamilelere daha çok ilgi ve özen gösterilmesi gereğinin altı çizilmektedir; yoksa bu, gebe olmayan ve iddet bekleyen kadının nafaka hakkı olmayacağı anlamına gelmemektedir. Fakat -yukarıda geçtiği üzere- fakihlerin çoğunluğu talâk türüne göre bir ayırım yapıp bâin talâkta boşanmış kadının -şayet hamile değilse- nafaka hakkı değil sadece mesken hakkı bulunduğuna hükmetmişlerdir. Bâin talâkın çerçevesini genişletenler Hanefiler olduğu ve onlar hamile olmasa dahi bâin talâkta kadının nafaka hakkını kabul ettikleri için (beynûnet-i suğrâ denen durumda) pratik sonuç fazla değişmemektedir. Bu görüş ayrılığının asıl sonucu, üç talâk hakkının kullanılmasıyla oluşan (beynûnet-i kübrâ denen) durumda görülmektedir. Hatta bazı fakihlere göre bu durumda mesken hakkı da bulunmamaktadır.(20)

İddet bekleyen kadınla, onu boşayan kocası arasındaki ilişkilere gelince, bunu şu şekilde belirleyebiliriz.

Ric'î talakla boşanmış olan kadının, aynı evde kocası ile birlikte kalması caizdir. Hatta burada kadının yas tutmayarak süslenmesi ve neşesini açığa vurması da caiz görülmüştür. Çünkü kocanın barışıp eşine dönmesinin, kesin ayrılıktan üstün ve tercihe şayan olduğunda şüphe yoktur. Bu yüzden Hanefîlere göre ric'î boşamada kocanın, eşinin cinsel yönlerinden yararlanması caizdir ve bu dönüş (ric'at) sayılır. Durum böyle olunca eşlerin gerek tesettür ve gerekse diğer davranışlarda birbirinden sakınmasına ihtiyaç kalmaz. Çünkü şehvetle öpme veya okşama gibi fiillerle de dönüş gerçekleşir.

Bâin veya üçlü boşama durumunda ise, erkekle kadın aynı evde kalacaklarsa, eğer evin bağımsız bir bölümü veya bir oda varsa kadın orada tek başına kalır. Ayrı bir oda yoksa, geniş olan yere perde çekilerek, eşler ayrı bölmelerde kalabilir. (21)

Boşayan kocanın bâin talak durumunda, iddet süresi içinde artık bu kadına bakması ya da cinsel yönlerinden yararlanması caiz değildir. Çünkü aralarındaki evlilik bağı kesilmiştir. Ancak bir ya da iki bâin boşamada koca iddet içinde veya daha sonra yeni bir nikâh akdi ile bu kadınla evlenebilir.

Sonuç olarak bâin boşamada kadın iddet süresi içinde boşayan kocanın yanına tesettürsüz çıkamaz. Ev dar olur veya koca fâsık bulunursa, kocanın başka bir eve taşınması daha uygundur. Diğer yandan İslâm hakiminin, istek durumunda masrafları beytülmal'ce karşılanan güvenilir bir kadını iddetli kadına arkadaş olarak tayin etmesi de güzel görülmüştür.

Kadının, iddetini kocasına ait son ikametgahta geçirmesinin öngörülmesi, kadın bakımından önemli bir haktır. Çünkü özellikle boşanmada eşler arasında sert tartışmalar olur ve erkek ayrılık halinde kadını evden çıkarmak isteyebilir. Kadının böyle bir durumda eşyasıyla ve belki küçük çocuklarıyla nasıl bir sıkıntıya düşeceğini anlamak güç olmaz. İşte, İslâm boşanma çeşidini ve nedenini dikkate almaksızın iddet süresince kadına mesken güvenliği sağlamıştır.

Diğer yandan, kocanın evden ayrılınca kendisine kalacak bir yer bulması daha kolay ve daha uygundur. Eşlerin geniş olan evde birlikte veya ayrı yerlerde kalsalar bile iddet süresince iletişimlerinin sürmesi, pişmanlık duymaları durumunda yeniden evliliği sürdürmelerini sağlamak içindir. Yaklaşık üç ay kadar süren boşama iddeti sonuna kadar eşlerde pişmanlık belirtisi görülmemişse, artık ricî boşama kesinleşir ve bâin boşamada da iddet nafakası gibi evlilik etkileri sona erer.

Dipnotlar:

1. Özellikle bk. Bakara 2/226-232
2. Zemahşerî, IV/107; İbn Âşûr, XXVIII/294
3. bk. Bakara 2/230
4. bk. Ahzâb 33/49
5. Zemahşerî, IV, 107
6. bk. Buharı, "Talâk", 2; Müslim, "Talâk", 1; Tirmizî, "Talâk", 1
7. Şevkânî, V/277-278
8. bk. Taberî, XXVIII/132-134; Şevkânî, V/278; Elmalılı, VII/5055-5056
9. bk. Elmalılı, VII/5056-5057
10. Muhammed Ebû Zehre, el-Ahvâlü'ş-Şahsiyye, s. 392
11. bk. Taberî, XXVIII/140-144; İbn Atıyye, V/325. Boşama iddeti hakkında bk. Bakara 2/228; vefat iddeti hakkında bk. Bakara 2/234; iddet hakkında geniş bilgi için bk. H. İbrahim Acar, "İddet", Dİ A, XXI/466-471.
12. bk. Bakara 2/231
13. el-Mevsılî, el-İhtiyâr, IV, 8; Ebû Zehra, a.g.e., s. 409 vd.
14. İbn Âşûr, XXVIII/329-330
15. III/1161
16. bk. Bakara 2/233
17. bk. Furkan 25/67
18. bk. Ba­kara 2/286
19. İbn Âşûr, XXVIII/332-333
20. bk. Prof. Dr. Hayrettin Karaman, Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı, Prof. Dr. İbrahim Kafi Dönmez, Prof. Dr. Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu:V/309-318.
21. bk. el-Kâsânî, III, 204 vd.; İbnü'l-Hümâm, III, 291 vd; İbn Âbidîn, II, 840; İbn Rüşd, II, 94 vd.; ez-Zühaylî, VII, 657, 658.
 

27 Boşanmayı gerektiren ifadeler nelerdir? Talak vaki olduktan sonra tekrar evlenirlerse anne ve babanın izni gerekir mi?

Evliliğin sona ermesi değişik yollarla olmaktadır. Bunlardan biri, kocanın hanımına, "Ben seni boşadım." gibi "açık ifade" kullanmasıyla meydana gelmektedir.

Boşanma yollarından biri de, “kinaye” yoluyladır. Yani açıkça boşama ve boşanma kelimeleri geçmediği halde, boşama ve evliliğin sona ermesini belirten kelimelerin söylenmesiyle olur. Örneğin, koca; "defol git, ayrılalım, başının çaresine bak, istemiyorum" gibi kelimeleri hanımına söylese ve bu kelimeleri söylerken niyeti evliliğin sona erdirilmesi ise, boşanma gerçekleşmiş olur.

Böyle kinayeli ifadeler söyleyen kimse boşama mânâsını değil, ikinci mânâsını kasd ettim dese sözü tasdik edilir. Mesela, bir kimse zevcesine "sen serbestsin" dese, maksadı "boş olduğun için serbestsin" olursa bir talâk ile boşanır, yoksa "serbestsin" demekle "nasıl istersen yapabilirsin, çünkü sana güvenim var." kasdederse talâk diye bir şey icab etmez.

Hulâsa kendi zevcesi hakkında kinaye kelimesini söyleyen kimsenin maksadı onu boşamak ise boşanır, yoksa o kelimenin mânâsını murad ederse boşanmaz.

Erkek kadını üç talakla boşaması halinde evlenemezler. Ancak bir veya iki talakla boşamışsa tekrar evlenebilirler. Bunun için anne ve baba izni şart değildir.

İlave bilgi için tıklayınız:

TALÂK...

28 Boşanmalarda çocukların velayeti dinen kime aittir? Eğer kadının ilk eşi vefat ederse, eşinden kalan çocuklara bakmak yükümlülüğü var mıdır?

İslam hukukuna göre, çocuğun velayeti öncelikle kadınlara verilir. Çünkü onlar erkeklerden daha şefkatli ve bu konuda daha sabırlı, daha beceriklidir. Kadınlardan ilk velayet hakkına sahip olan kuşkusuz çocuğun annesidir. Nitekim, Hz. Peygamber (a.s.m) şöyle buyurmuştur:

“Babası beni boşadıktan sonra, şimdi karnımda taşıdığım, göğsümden içirdiğim ve kucağımda büyüttüğüm oğlumu benden almak istiyor.” diye şikayette bulunan bir kadına “Sen evlenmediğin sürece çocuğu almak senin hakkındır.” (Ebu Davud, Beyhakî ve hakim rivayet etmiştir, bk. el-fıkhu’l-İslamî, VII/720)

Hanefi ve Şafiilere göre, anneden sonra, çocuğun velayetine en layık olan anneannesi, babaannesi, kız kardeşi, sonra teyzesi  gelir.

Bu sıralama fakihler arasında uzun bir zincir oluşturmakta ve farklı sıralamaya tabi tutulmaktadır. (a.g.e)

Bu cümleden olarak eski eşinden kalan çocuklara, anne-babaları olmadığına göre, onların anneanneleri, babaanneleri ve teyzelerinin bakması gerekir.

Eğer, söz konusu kadın ölen eski eşinden kalan çocukların bizzat annesi ise, bu takdirde, başka bakacak kimsenin olmaması halinde çocuğa annenin bakması gerekir. Eğer çocuğun bakımını görecek başka kimseler varsa, annenin velayeti ve çocuğa bakması zorunlu olmaktan çıkar. Zaten anne, evlenmesi durumunda bu velayet önceliğini kaybeder. (a.g.e)

Bir anneyle evlenecek erkeğin, onun çocuklarını kabul etme zorunluluğu yoktur. Ancak, çocuğun başka bakacak kimsesi yoksa, bu bir zorunluluk olur. Çünkü, aksi takdirde çocuğun zayi olması söz konusudur. Çocuk sahibi bir erkekle evlenen kadının durumu da böyledir. Hukukî olarak evlendiği erkekin çocuklarını kabul etmek zorunda değildir. Fakat çocuklar bakıma muhtaç ise ve bakacak kimseleri de yoksa yapılacak başka şey yoktur. Ya çocuklar kabul edilecek veya evlilik gerçekleşmeyecektir.

29 Mahkeme kararıyla boşanma kaç talak hükmündedir? Mahkeme kararıyla boşanan eşler tekrar evlenebilir mi?

Dini nikah yapmadan yapılan resmi nikah geçerlidir. Resmi nikah yaptıktan sonra dini nikah yapmak mecburiyeti yoktur.

Mahkemeden resmen ayrılan eşler bir talak ile ayrılmış kabul edilir. Bu sebeple mahkeme kararıyla ayrılan eşler tekrar evlenebilirler.

İlave bilgi için tıklayınız:

Mahkemede boşanmak, kaç talak yerine geçer? Mahkemede boşanan çiftlerin dinî nikahları devam eder mi?..

TALAK...

30 Karısına kocalık, çocuklarına babalık yapmayan bir kimsenin nikâhı düşer mi? Bu durumda kadına boşanma hakkı doğar mı?

Talak, nikâh bağlarını çözmek, demektir. Her erkeğin, üç talak hakkı vardır. Talak, yani boşama sözleri; sarih yani açık ifade veya kinaye yani kapalı ifade olmak üzere iki çeşittir.

1. Sarih boşama sözleri: "Talak", (boşanmak) "serah" (salıvermek) ve "firak" (ayrılmaktır.) Bunların başka dillerdeki karşılıkları da bunların hükmündedir.

Ayrıca bir memlekette, kadın boşamak için kullanılması âdet haline gelen sözler de sarih boşama sözleridir. Mesela Türkçedeki: "Sen boşsun", "seni boşadım" sözleri gibi. Bir erkek bu sözlerden birini, şakadan dahi olsa söylediğinde, şayet bu sözlerin başka manada kullanılmadığı açıkça belli ise, kadın boşanmış sayılır. Kocanın; ben boşamayı kasdetmedim demesi geçersizdir.

2. Kinaye boşama sözleri ise, boşamak manasına geldiği gibi başka manayada gelen sözlerdir. Mesela "babanın evine git", "evimi terket" ve "nereye gidersen git" sözleri gibi.

Böyle bir sözü söylerken, boşamayı kasteden adamın hanımı boş olur, başka bir manayı kastederse boş olmaz. 

Üç kere talak verilen veya bir defada üç talakla boşanan kadın, kocasına haram olur. Müslüman erkek çok ihtiyatlı davranmalı ve bu tip sözleri sarfetmekten şiddetle kaçınmalıdır.

Erkek, dini mükellefiyetlerini yerine getirmediği takdirde günahkâr olsada nikâh düşmez.

Boşama hakkı prensip olarak erkeğindir. Evlilik hayatında yüklendiği sorumluluk ve külfet açısından erkek buna daha layık görülmüştür. Ne var ki, talakın geçerli olabilmesi için erkeğin bazı şartlara sahip olması gerekir; bunlar, akıl ve büluğdur.

Mükrehin (zorlanan, ölümle tehdit edilen), sarhoşun, medhuşun (öfke halindeki kimse), talak ehliyetine sahip olup olmadığı, yani bunların talaklarının geçerli olup olmadığı alimler arasında ihtilaflıdır. Hanefilere göre bunların talakları geçerlidir.

Nikâh akdinde şart koşulursa, talak hakkı kadına veya üçüncü bir şahsa devredilebilir. Talak hakkının devredilmesine tefviz; boşama hakkı kendisine devredilen kadına mufavvaza denir. Bu durumda kadın istediği zaman talak hakkını kullanabilir. Erkek dilerse, boşama hakkını nikâhtan sonra da kadına devredebilir.

Bununla birlikte bir kadın, talak hakkı bulunmasa dahi boşanmak için mahkemeye başvurabilir...

İlave bilgi için tıklayınız: 

- Mahkemede boşanmak, kaç talak yerine geçer? Mahkemede boşanan çiftlerin dinî nikahları devam eder mi?

31 Resmî bir takım menfaatler için, formalite icabı resmî olarak mahkeme yoluyla boşanmanın dinî nikahı zedelemesi söz konusu mudur?

Öncelikle böyle bir boşanmayı tavsiye etmiyoruz. Çünkü şaka ile dahi olsa boşanma geçerlidir. Bu bakımdan resmi olarak boşanan eşler dinen de boşanmış olur. Ancak bir talak gider. İki talak daha olduğu için tekrar eşi ile evlenebilir.

İslâm dinine göre koca, daha temkinli, ileriyi gören ve hissine daha az kapılan olduğundan, boşanma yetkisi ona verilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm açıkça bunu ifade etmektedir.

Mahkemeye baş vurmadan önce veya sonra, üç defa hanımını boşayan kimsenin dinen hanımıyla bir araya gelmesi mümkün değildir. Mahkemeden önce veya sonra hanımını boşamamış ise, boşanmak için mahkemeye müracaat ettiği zaman boşanma yetkisini hakime verdiği için, yani onu vekil olarak tayin ettiği için, hakim onu boşadığında bir talâk gider.

Ama daha iki talâk hakkı vardır. Buna göre hanımıyla bir araya gelmelerinde kanunen bir sakınca olmadığı gibi, dinen de bir sakınca yoktur. Yalnız mahkemece vaki olan boşama şeklini -yani talâk bain mi, rîc'i mi- bilmediğimiz için, biraraya gelmek azmedildiği takdirde tecdidi nikâh yapmak lazımdır.

32 Eşlerin boşanması halinde çocukların bakımı kime ait olur?

Karı-kocanın ayrılması halinde umumi kâide şudur: Çocukların bakımı anaya, masrafın karşılanması babaya âittir.

Zira bakmak için gerekli olan şefkat ve beceriklilik anada, imkân hazırlayıp masraf karşılama kabiliyeti de babadadır. Bunun için baba, anası yanındaki çocukların nafakasını karşılamaya mecburdur. Ancak, ana aynı şekilde bakıma mecbur değildir. Kabul etmezse babanın anası ve diğer yakınları çocuğa bakmaya mecbur olurlar.

- Ananın bakımı kızlarda dokuz yaşına, oğlanlarda ise yedi yaşına kadar devam eder. Bundan sonra onları koruma hakkı babaya âit olur. Baba korumaya daha lâyık görülür.

- Ana gayri müslim dahi olsa çocuklar yine anaya teslim edilir. Ancak, yaşları geliştikçe anadan İslâm'ın zıddına terbiye görüp, dinden uzaklaştırma şeklinde bir telkin aldıkları anlaşılırsa alınır, bunu yapmayan bir yakına verilir. Bakım hakkını bu ana kaybetmiş olur.

- Ana, bakım hakkını korumuş olması için yabancı biriyle evlenmiş olmayacak, çocukların bakımını yapmaya muktedir, korumaya malik durumda olacaktır.

Evlenen, yahut akıl ve iffetinde zaaf gösteren ana, bakım hakkını kaybeder. Çocuklar elinden alınıp babaya teslim edilir.

- Bakıma devam eden ana, masraf olarak üç türlü hakka malik bulunur:
      * Süt emiyorsa süt hakkı.
      * Bakım hakkı.
      * Çocuğun kendi masrafı hakkı.

Baba, üç çeşit masrafı ehl-i vukufun tensib ettiği miktarda anaya döner. Çocuğu ana yanında ziyaret edebilir. Ayağına götürme mecburiyeti olmaz.

33 Üç talakla boşma ve balcığını tadma hadisini açıklar mısınız? Neden ikinci eşi kadına temas etmeden ilk eşine dönemez kadın?

6. (5688)- Hz. Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor:

"Bir adam hanımını üç talakla boşadı. Kadınla bir başka adam evlendi, ancak bu adam da kadını temasdan önce boşadı. (Kadın tekrar önceki kocasına dönmek istemişti.) Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a bu hususta soruldu.

"Hayır! İkincisi kadının balcığından tatmadıkça önceki tadamaz!"

buyurdular." [Buharî, Libas 6, Şehadat 3, Talak 4, 7, 37, Edeb 68; Müslim, Nikah 115, (1433); Muvatta, Nikah 18, (2, 531); Ebu Davud, Talak 49, (2309); Tirmizî, Nikah 26, (1118); Nesâî, Talak 9, 10, (6, 146, 147).]

Zübeyr İbnu Abdirrahman İbnü'z-Zübeyr el-Kurazî anlatıyor:

"Rifâa İbnu Simval, Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) zamanında, hanımını üç talakla boşadı. Ondan sonra kadın Abdurrahman İbnu'z-Zübeyr'le evlendi. Abdurrahman, kadına temasa muktedir olmadığı için, ondan yüz çevirdi ve ayrıldılar. Kadını boşamış olan eski kocası Rifaa kadınla yeniden nikahlanmak istedi. Arzusunu Resulullah'a açtı. Aleyhissalâtu vesselâm Rifâa'ya onunla evlenmesini yasakladı.

"Kadın balcığı tadıncaya kadar, sana helal olmaz!"

buyurdu." [Muvatta, Nikah 17, (2, 531)]

AÇIKLAMA:

1. Farklı vecihleriyle gelmiş bulunan bu rivayet diğer bazı tariklerinde teferruatlıdır. Buna göre, Rifâa el-Kurazî hanımını boşar. Hanımı bir başka erkekle (Abdurrahman İbnu'z-Zübeyr ile) evlenir. Ancak bu ikinci kocanın cinsî yönden bir kısım eksiklikleri vardır. Öyle ki, koca kadınla bir kerecik dahi olsa cinsî temasta bulunamaz. Bu durum karşısında kadın eski kocasına dönmek arzusuyla Resulullah'a gelip durumu bütün açıklığı ile izah eder. Başkalarının huzurunda yapılan bu müracaatta, meselenin açık tabirlerle anlatılması dinleyenlerden bazılarını rahatsız eder. Hatta, Resulullah'ın huzurunda cinsî meselelerin bu derece açıklıkla konuşulmasını bazıları bir hayasızlık telakki ederler. Ancak Aleyhissalâtu vesselâm kadının konuşmalarını tebessümle karşılar ve sonuna kadar dinler. Kadın neticeyi: "Önceki kocam helal olur mu?" diye noktalayınca, Efendimiz:

"Sen önceki kocana, diğeri balcığından tatmadıkça, sen de onun balcığından tutmadıkça helal olmazsın!"

buyurarak, mühim bir meselenin hükmünü beyan eder.

Yani boşanan eşlerin tekrar evlenebilmeleri İslam'da mümkündür. Ancak kadının bir başka erkekle evlenmiş olması ve bu evliliğin akit safhasında kalmayıp, fiilen duhul ve temasın vaki olması gerekmektedir. Sadedinde olduğumuz hâdisede ikinci koca hanımıyla temasta bulunamadığı için, evliliği akid safhasında kalmış olmakta, bu sebeple hanım eski kocasına dönememektedir.

Hemen belirtelim ki, böyle bir durumda, kadının eski kocasına dönmesini sağlamak maksadıyla kısa bir müddet için kadın nikahlamaya "hulle" denmektedir. Dinimiz bunu haram kılmıştır. Çünkü nikah müebbeten yapılır. Kısa vadeli mut'a nikahı bi'l icma haramdır. Resulullah hulle yapana da yaptırana da Allah'ın lanetini dilemiştir. Hulle, müessesenin suistimal edilmesi, yıpratılmasıdır. Bu sebeple, hulle yapanlar lanete müstehaktırlar.

2. Üseyle, "asıl" kelimesinin ism-i tasgiridir, balcık demektir. Cinsî temasın lezzeti bununla kinaye edilmiştir. Hz. Aişe'den gelen bazı rivayetlerde bundan cima kastedildiği açıklanmıştır.

Geçen hadislerin hemen hepsi, boşanan eşlerin, tekrar evlenmek istedikleri takdirde bunun İslamî adabını beyan etmektedir. Boşananlar tekrar evlenebilirler, ancak bu evlilikten önce, kadın bir başka kocaya gitmiş ve ondan da boşanmış olmalıdır. Bu evlenip boşanma olmadığı takdirde kadın eski kocasına helal değildir. Böyle bir müeyyide olmadığı takdirde, boşanma hadisesinin ciddiyet ve manası ortadan kalkar, aklına esen hanımını boşar, tekrar döner. Fakat dinimizin koyduğu bu müeyyide, boşanma işini oyuncak ve eğlence olmaktan kurtarır. Kişiyi, ağzından çıkacak sözü tartmaya; hisle, öfkeyle değil, akılla, muhakeme ile, önünü arkasını düşünerek boşanma kararı vermeye zorlar.

Muhallil, tahlil (helal kılma)dan ism-i faildir. "Boşanan kadını kocasına helal kılan" manasına gelir. Bu manada muhill kelimesi de kullanılır. Muhallel aynı kökten ismi mef'ul olup "boşanan karısı kendisine helal kılınan" demektir. Şu halde muhallil, boşanmış olan bir kadınla evlenen kimsedir. Ancak bir kadınla ikinci sefer evlilik yapan herkese muhallil denmez. Eğer bu evliliği, kadını hemen boşayarak eski kocasıyla evlenmesini meşru hale getirmek kasdıyla yapmışsa, ona muhallil denir. Muhallel leh de kadının eski kocasına denir, el-Kâdi der ki:

"...Resulullah ikisini de lanetlemektedir. Çünkü bu muamelede mürüvvet ayaklar altına atılmış olmakta, hamiyyet azlığı, izzet-i nefsin yokluğu veya düşüklüğü ilan edilmiş olmaktadır. Bu davranışın muhallel leh hakkında ne kadar adice ve haysiyet kırıcı olduğu açıktır. Muhallil hakkında da, bir başkasının menfaati için cimaya tevessül etmekle nefsine yükleyeceği ayıp, öbürünün tezellülünden geri olmasa gerektir. Çünkü, kadına, onu başkasının vatyine (cima/cinsi münasebet) arzetmek maksadıyla vatyde bulunmuş olmaktadır. Bu sebeple Aleyhissalâtu vesselâm böylelerini emanet alınan tekeye benzetmiştir."

Alimler, bu hadisi esas alarak, "evlenince boş olmak" kaydıyla veya "boşamak şartıyla" yapılan nikahların batıl olacağına hükmetmiştir. Hatta, İbnu Ömer'den gelen bir rivayette

كُنَّا نَعِدُّ سِفَاحاً على عَهْدِ النَّبِىّ # "Biz Resulullah zamanında bu çeşit muameleleri zina sayardık." buyrulmuştur.

* Sübülü's-Selam'da: "Bu hadis, tahlilin (hulle yapmanın) haram olduğuna delildir. Çünkü lanet ancak haram edileni işleyen hakkında kullanılır. Her haram edilen şey, yasaklanmıştır. Yasaklama akdin fasid olmasını ve laneti iktiza eder. Bu fail için de olsa, hükme illet teşkil etmesi sahih olan bir vasfa bağlı kılınmıştır. Tahlilde yer verilen bazı suretler zikredilmiştir.

* Akidde muhallil: "Ben kadını helal kılınca artık (benimle) nikah yoktur." der. Bu şekil, mut'a nikahı gibidir, çünkü nikah müddetini sınırlamıştır.

* Muhallil akid de: "Kadını helal kıldım mı boşadım demektir." der.

* Bunları söylemez ama, akid yaparken kadını helal kılmak niyetiyle temasta bulunacağına, asıl kasdının daimî bir nikah yapmak olmadığına niyet eder. Lanetin zahiri bütün bu akid çeşitlerine şamildir. Akdin bütün bu çeşitleri de fasiddir.

3. Bu mesele ile ilgili olarak şunu da kaydedelim: Hanefîler, tahlile fetva vermiştir. Bunun haram bir akid olmadığı söylenmiştir. Bu meselede Hanefîlere yapılan ta'riz, fetvalarını sahih bir rivayete dayandıramamalarında düğümlenir. Meselenin teferruatına girmeyeceğiz...

İlave bilgi için tıklayınız:

HULLE-HULLECİ...

34 Resmi kanunlara göre boşanma durumunda, mal paylaşımının eşit olarak yapılması İslami kurallara uygun mudur?

Müminler sözleşme ve akitlere bağlıdırlar. Evli çiftler, "şu tarihten sonra kazanılan mal aramızda ortaktır" diye bir sözleşme yapmış iseler mal ortak olur. Böyle bir sözleşme yok ise her birinin kazandığı kendine ait olur, ama erkek ailenin geçimini karşılamaya mecburdur.

İslam'da ferdi mülkiyet esastır. Yani, aile fertleri arasında mal birliği değil, mal ayrılığı esası vardır. Bir aile içinde karı, koca ve yetişkin aklı başında çocuklardan her birinin çalışıp kazandığı kendisine aittir. Bu bağlamda kadının gerek kazandığı parası gerekse miras gibi sebeplerle elde ettiği mal tamamen kendi malı ve mülkiyetidir. Herkes hayatta iken malını dilediği gibi tasarruf etme hak ve yetkisine sahiptir. Kadına ait bir malda erkeğin hakkı yoktur. Kadın kendi isteği ile vermedikçe erkeğin kadının malları üzerinde tasarruf yetkisi olmaz. Ancak isterlerse kendi özgür arzularıyla ortaklık yapabilirler. Kısacası kadın ve erkekten birisinin diğer eşin malına ve parasına izni olmadan müdahale etme hakkı yoktur.

Diğer taraftan evlilik içinde kadının her türlü normal masrafı kocaya aittir. Kur'ân-ı Kerîm'de (Talâk, 65/6) ve Hz. Peygamber (asm)'in hadislerinde nafakanın kocaya ait olduğu, erkeğin yediğinden karısına da yedirmesi, giydiğinden giydirmesi gerektiği açıkça belirtilmiştir. Kocanın karısının nafakasını karşılamakla yükümlü olması için zengin olması gerekmediği gibi kadının fakir olması da gerekmez. Kadın zengin de olsa masrafları kocaya aittir. Kocanın karşılamakla yükümlü olduğu diğer masrafların kapsamı ve seviyesi daha çok örfe ve karı kocanın sosyal konumuna göre belirlenmektedir. Kadının kendisinin, eşinin ve çocuklarının geçimini sağlamak gibi bir görevi olmamakla beraber onun da çalışarak kazandığı parayı, ailesi için harcaması sadaka hükmündedir.

Bu itibarla nafaka erkeğin görevi olduğundan, kadının çalışma, geçimi temin etme gibi bir mükellefiyetinin olmaması onu çalışmaya itmez.

İslam hukukuna göre, boşanma durumunda eşler arasında mal paylaşımı şu esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir:

1. Eşlerin evlenmeden önce sahip oldukları mallar kendilerine aittir. Diğer eşin o malda hakkı yoktur.

2. Evlilik esnasında erkeğin, eşine bazı hediyeler vermesi adettendir. Meydana gelecek bir boşanmada erkek, eşine vermiş olduğu bu hediyeleri geri alma hakkına sahip değildir (Meydânî, el-Lübâb, II, 95). Kadının kendi parasıyla satın aldığı eşyaların tümü boşanma halinde yine kendisine kalır. Kocasının bunları ondan almaya hakkı yoktur (Bilmen, Hukûkı İslamiyye Kâmusu, II, 148).

3. Erkek veya kadından kimin parası ile satın alınmış olduğu bilinmeyen ve boşanma halinde kime ait olduğu konusunda görüş ayrılığı çıkan ev eşyasında ise şu çözümlemeye gidilir. Tamamen erkeğin kullanımı için bulunan ev eşyası erkeğe, tamamen kadının kullanımı için bulunan eşyalar ise kadına aittir. Bunun dışındaki eşyalar ise, evde çalışanın erkek olması halinde erkeğe ait olur (Bilmen, Hukûkı İslamiyye Kâmusu, II, 151).

Meselenin hukuki boyutu yukarıda anlatıldığı gibi olmakla beraber, boşanma halinde tarafların, yaşamış olduğu birlikteliği, tamamen göz ardı ederek, mal bölüşümünde kavgaya tutuşmaları dinen uygun değildir. Bu konularda iyi niyeti ve erdemli davranmayı ihmal etmeden, müsamaha ile hareket edilmesi uygun olur.

35 Talak konusunda ne yapılmalıdır?

Nikah ve talak konuları çok hassas ve çok önemldir. Bu nedenle söyleyenin söylediği kelimeler ve kişinin niyetine göre durum değişir.

Bu konda e-posta (mail) yoluyla verilen cevapların yanlış anlaşıldığı ve zamanla değişik yorumlar yapıldığını görmekteyiz. Bu açıdan talak konusuna e-mail yoluyla cevap vermeyi uygun görmüyoruz.

Bu sözü söyleyen kardeşimizin bir müftülüğe giderek olayı yüz yüze anlatmasını ve ona göre hareket etmesini önemle tavsiye ederiz.

İlave bilgi için tıklayınız:

- TALAK...

- ÜÇ TALAK...

36 Şakayla da olsa, erkek eşine "seni boşadım" derse, talak gerçekleşir mi? Hangi sözlerle talak gerçekleşir?

Hanefi mezhebine göre, ergen olup aklı başında olan her erkeğin talakı vaki olur. İster hür, ister köle olsun, isterse kendi iradesiyle boşasın, isterse zorlamakla boşasın farketmez. Ancak Maliki mezhebinde zorlananın talakı vaki olmaz.(El-Cevheretü'n-Nariye)

İslam evlilik müessesini her zaman korumuştur. Rastgele kadın boşamayı uygun görmediği gibi, şaka veya laf olsun diye karı boşama laflarını ağza alıp, kadının onurunu zedelenmesine cevaz vermemiştir. Bu bakımdan şaka ve laf olsun diye karısına "Sen benden boşsun." diyen erkeğin boşamasının hüküm ifade edeceğini kabul etmiştir.

Çünkü Resulullah (asm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir: Nikah, Talak ve Ric'a." (Ebû Dâvud, Talâk 9)

Bunun gibi, yanlışlıkla dili kayıp karısını boşayan kimsenin bu tarz boşaması da vaki sayılır. Bu bakımdan mümin kimse hem davranışlarına, hem ağzından çıkacak söze her zaman dikkat etmek ve kendini kontrolde bulunmak zorundadır.

Sarih talak, açık ve maksadı yansıtır şekilde belli lafızlarla yapılan talaktır. Açık olduğu için niyete muhtaç değildir. Adamın ağzından çıktığı takdirde hüküm ifade eder, niyeti ne olursa olsun, niyete itibar edilmez. "Sen boşsun, seni boşadım." gibi sözler açıktır.

Kinaye lafızlarla talağın ise niyete ihtiyacı vardır. Çünkü kullanılan lafızların hem talak da hem de başka manalarda kullanılma ihtimali vardır. Bunun için fukahanın hepsi, "Kinaye lafızla söylenen talak ancak niyet ile vaki olur. Çünkü hangi manada kullanıldığı açık değildir." demişlerdir. (bk. Celal YILDIRIM, İslam Fıkhı)

37 Şeytanın en çok sevdiği şeylerden biri, eşlerin arasını ayırmak mıdır?

Soruda dikkat çekilen hadiste geçtiğine göre, şeytanın en çok sevindiği şeylerden biri, eşlerin arasının açılması ve bir yuvanın yıkılmasıdır.

Söz konusu hadis-i şerif şu şekildedir:

“İblis tahtını su üzerine kurar. Sonra yapacakları kötülükleri yapmak üzere avenesini sağa sola gönderir. Makam ve mevkice ona en yakın olan, fitnenin en büyüğünü yapandır. Hepsi yaptıklarını anlatmak üzere İblis’in yanına gelir ve içlerinden birisi: ‘Ben şunu, şunu yaptım.’ der. Ancak İblis, ona: ‘Senin yaptığın da bir şey mi?’ der. Sonra bir başkası gelir ve ‘Falan adamı, karısından boşayıncaya kadar onun yakasını bırakmadım.’ der. İblis bundan o kadar memnun olur ki, hemen onu yanına çağırır ve ‘Sen ne kadar şirinsin!’ diyerek ona iltifat eder.” (Müslim, Münafıkûn 67; Müsned, 3/314)

Bu hadiste, günümüzde daha çok yaygın olan toplumsal bir olaya ve hastalığa dikkat çekilmektedir.

“İblis tahtını su üzerine kurar.” ifadesi, şeytanların daha çok nerelerde kuyruklarını dikip cirit attıkları ve hangi mekânlarda daha fazla insanların ayaklarını kaydırdıklarını da öğrenmiş oluyoruz. Diğer bir ifadeyle şeytanın postunu serdiği yerler, sefahat adına kullanılan ve her türlü fenalığa açık sahiller gibi, günahların daha çok açıktan işlendiği mekânlardır.

“Avanesini sağa sola gönderir.” cümlesi de manidardır. İblisin avenelerinin kimisi insana faiz yedirtir, kimisi göze hükmederek harama baktırır, böylece hayvani duygularını tetikleyerek onu şehevanî hisleri arkasında koşturur; kimisi de ağza hükmederek yalan söyletir, gıybet ettirir veya iftiraya sevk eder. Belki de onlardan her birisi kabiliyet ve o konudaki hassasiyetlerine göre günah adına yapacağını yapar.

Aslında İblis, işlenilen günahların her birinden memnun olur. Çünkü her bir günah içinde küfre giden bir yol vardır. Her bir günah kalbde siyah bir nokta oluşturur. Aynı zamanda günah işleyen bir insan Allah’tan bir adım uzaklaşmış olur. Ancak şeytan avenesinden daha fazlasını beklemektedir.

İşte İblis’i en çok memnun eden şeylerden birisi, karı-kocanın arasının açılması ve ailenin dağılması haberini almasıdır.

Demek ki şeytan açısından bir yuvanın dağılması o denli önemli bir mesele ki, o, insanları, diğer kötülüklere sürükleyen avenesine iltifat etmezken, karı-kocayı birbirinden ayıran yardımcısına iltifat etmekte, kim bilir belki de onu ödüllendirmektedir.

- Peki ama şeytan için, bu mesele niçin bu kadar önemlidir?

Çünkü o, esasında, bir yuvanın canına okumakla sadece iki insanın canına okumuş olmuyor. Bir yuvayı yıkmakla o, aynı zamanda çoluk çocuğun, ayrılan eşlerin anne babalarının, yakınlarının, sevenlerinin, hatta diyebiliriz ki, bir anlamda, bütün bir toplumun canına okumuş oluyor. Zira toplumun molekülü konumunda bulunan aile dağılınca, toplumda da çatlaklar meydana gelmekte ve toplum çok ciddi deformasyonlara maruz kalmaktadır. Ayrıca birbirinden ayrılan eşler, başkaları için de kötü örnek oluşturmakta, bu durum bulaşıcı bir virüs gibi diğer yuvalara da sirayet etmektedir. Görüldüğü gibi şeytan zahiren belki küçük gibi görünen bir iş çevirmekte, fakat esasında o, yaptığı bu kötülükle çok şeyin altını üstüne getirmektedir.

Bu itibarla asla unutulmamalı ki, şeytan, cennet köşesi olmaya namzet bir yuvayı bir cehennem çukuru haline getirebilmek için, hiçbir zaman boş durmayacak, eşleri birbirine düşürmek için elinden gelen her şeyi yapacaktır. Ayrıca bu hedef istikametinde, avucunun içine alıp istediği gibi yönlendirdiği şeytanlaşmış insanlar vasıtasıyla da aile müessesesine sürekli zarar vermek isteyecektir. Allah,

“Çok hilekâr şeytan sizi Allah hakkında (yanlış bilgi, yanlış inanç ve yanlış yaklaşımlarla) aldatmasın.” (Lokmân, 31/33)

ayetiyle müminleri uyarmaktadır.

Demek ki, şeytanın çok müthiş ve baş döndüren bir aldatması vardır. O, ademoğlunun niyet ve düşünceleri içine, sürekli, kendi çarpık düşünce, entrika ve hilelerini karıştırmak suretiyle onu yoldan çıkarmaya çalışır.

Başka bir âyette ise şeytan “hannâs” olarak nitelendiriliyor. Çünkü şeytan geriye çekilip fırsatını bulduğunda saldırıya geçen, haktan görünüp insana sağdan yaklaşan, yapılan kötü ve çirkin işleri güzel gösteren ve her fırsatta insanın ayağını kaydırmak isteyen sinsi bir varlıktır.

Dinimizin, ailenin korunması için ortaya koyduğu hükümlere sımsıkı sarılmalı, aile mahremiyeti ve aile sırlarını korumada azamî hassasiyet gösterilmelidir. Bu yapılabildiği takdirde şeytanın avenesi ve şeytanlaşmış insanlar, yuvanın içine nüfuz edip onu içten içe tahrip etme fırsatı bulamayacaktır.

Bu şekilde koruyucu ve önleyici maddi manevi tedbirler almanın yanı başında, dualarla manevi bir kalkan edinerek sürekli ilahi himayeye sığınma da mutlu bir yuvanın devamı adına çok önemlidir.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (asm), sabah-akşam yaptığı dualarında şu ifadeleriyle Cenab-ı Hakk’a sığınıyordu:

اَللّٰهُمَّ احْفَظْنِي مِنْ بَيْنِ يَدَيَّ وَمِنْ خَلْفِي وَعَنْ يَمِينِي وَعَنْ شِمَالِي وَمِنْ فَوْقِي وَأَعُوذُ بِعَظَمَتِكَ أَنْ أُغْتـَـالَ مِنْ تَحْتِي

“Allah’ım, önümden, arkamdan, sağımdan, solumdan ve üstümden (gelecek bütün tehlikelerden) beni koru. (Yere batırılmak suretiyle) ayağımın altından helâk edilmekten de senin azametine sığınırım.” (Ebu Davud, Edeb 110)

38 Ailesi tarafından boşanması için baskı yapılan kadının kocasından boşanması caiz midir?

Dinimizde boşanmak helal olsa da, zaruri bir neden olmadan boşanmak dinimizce hoş karşılanmamıştır. Özellikle eşlerin anne ve babası çocuklarının boşanması için baskı uygulaması haramdır.

Dinimiz evliliğe çok önem vermiştir. Yüce Mevla,

"İçinizden kendileriyle huzura kavuşacağınız eşler yaratıp aranızda muhabbet ve rahmet var etmesi Onun varlığının delillerindendir. Bunda düşünen insanlar için dersler vardır."(1)

buyurmaktadır. Bu ayet evlilik ve aile hayatındaki hikmetlerin bir kısmını bizlere beyan etmektedir.

Evliliği eşlerin birbirine verdiği sağlam bir teminat olarak niteleyen dinimiz, erkeğe hanımıyla iyi geçinmesini emretmiştir. Peygamberimiz (asm) de "müminlerin en seçkinlerinin hanımlarına karşı iyi davrananlar" olduğunu (2) beyan etmiştir. Bunun yanında Peygamberimiz (asm) kadının da kocasına karşı saygılı olmasını öğütlemiştir.(3)

Allah'ın en sevmediği helal olan boşanma (4) birbirleriyle geçinemeyen eşlerin en son başvuracakları bir çözüm şeklidir. Bunun Müslüman bir toplumda sebepsiz ve anlamsız bir şekilde artması kaygı verici bir gerçektir.

Dipnotlar:

(1) Rûm, 30/21.
(2 Tirmizî, Radâ 11.
(3 Buhârî, Ahkâm, 1; Ebû Dâvûd, Nikâh, 40; İbn Mâce, Nikâh, 4.
(4 Ebû Dâvûd, Talâk, 3.

İlave bilgi için tıklayınız:

Boşanma nedenleri...

39 Telefonla boşanma gerçekleşir mi? Bir kişi telefonda hanımına, "Yanımda bir şahit var ve seni üç talakla boşuyorum." dese, boşanma gerçekleşir mi?

Müçtehit alimlerimiz, kendi zamanlarında verdikleri fetvalar ile şimdiki zamana kadar tüm alimlere kıyas suretiyle örnek ve ışık oldular. Bu nedenle hemen hemen her konuya ilişkin fetvayı ya onlardan doğrudan alıyoruz veya onların fetva verdikleri konulara benziyorsa, onların fetvalarından faydalanıp kendi meselemizi aydınlatıyoruz. Şimdi bu konuda da aynı durum söz konusudur.

Müçtehit İslam alimleri zamanlarında telefon olmadığı için, mektupla boşanmanın hükmünü vermişler, zamanımızın alimleri de, bu konuya emsal teşkil ettiği için aynı şekilde değerlendirmişler. Yani “Telefonla, mektupla veya mail yoluyla, açık bir ifade ile bir erkek hanımını boşayabilir.” demişler.

40 Üç talakla boşandıktan sonra tekrar evlenme yasağının hikmeti nedir?

İslâm'dan önce Araplar karılarını diledikleri kadar boşarlar, sonra tekrar geri alırlardı. Bu hal kadınlar için bir işkence idi. Kur'an-ı Kerîm bunu yasakladı ve boşamanın iki defa olacağını bildirerek Arapların bu uygulamasını yasakladı ve üç talakla boşanan kadınlara bir daha dönülemeyeceğini bildirdi:

"Boşama iki defadır. Bundan sonrası ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermektir. Kadınlara verdiklerinizden (boşanma esnasında) bir şey almanız size helâl olmaz..."(Bakara, 2/229).

İlave bilgi için tıklayınız:

Mahkeme kararı ile boşanma ve hullel...

41 Bir erkek başkasına vekalet vererek imam nikahlı eşden boşanabilir mi? Nikah kıyılırken mehir kağıda yazılmıştı, bunu erkek boşansa bile vermesi gerekir mi?

Birisi bir adamı, karısını boşaması için vekalet verirse ve vekilin boşaması ile talak vaki olur.1

Mehir, nikâhın sahih olmasının şartlarından değildir. Yani mehir olmadan, mehri şart koşmadan da nikâh akdi yapılabilir. Nikâh kıyılırken mehri belirtmek de şart değildir. Bunun için mehirsiz evlilik sahihtir. Mehir nikâhın şartlarından değildir, ama nikâhın hükümlerindendir.

Mehrin nikâhın hükmü olmasının mânâsı şudur: Nikâh kıyıldıktan sonra kadın erkekten mehir almayı hak eder. Yani mehir, evliliğin üzerine terettüp eden bir neticedir. Şayet belli bir miktar belirlenmişse (mehri müsemmâ), belirlenen miktarı; belirlenmemişse mehri misil olarak bilinen, kızın akran ve emsâli kadınların almış oldukları mehir miktarını hak eder. Her iki şekildeki mehri erkeğin vermesi vaciptir. Bunun delili şu âyet-i kerimedir:

"Nikâhladığınız kadınların mehirlerini seve seve verin."2

Erkekle kadın boşansa dahi kadına mehrin verilmesi gerekir. Bu meseleye güzel bir örnek olması bakımından şu hadis-i şerifi zikredelim:

Ukbe bin Âmir anlatıyor: Resulullah (a.s.m.) bir adama şöyle dedi:

"Seni falanca hanımla evlendireyim mi?" Adam,

"Evet" dedi. Kadına,

"Seni falanca erkekle evlendirmemi kabul eder misin?" diye sordu. Kadın

"Evet" dedi. Onları birbiriyle evlendirdi. Adam kadınla zifafa girdi. Ama herhangi bir mehir tespit edilmemişti. Bir süre sonra adama ölüm vakti geldiğinde şöyle dedi:

"Resulullah (a.s.m.) beni falanca kadınla evlendirdi. Ona herhangi bir mehir tespit etmemiştim. Başka bir şey de vermedim. Şimdi ona mehir olarak Hayber'deki hissemi veriyorum."

"Kadın o hisseyi aldı ve yüz bin dirheme sattı."3

Kaynaklar:

1. Tatarhaniyye - El-Mebsut - Şemsu 1-Eimme Serahsî.
2. Nisâ Sûresi, 4.
3. Ebû Dâvud, Nikâh: 32.

(Celal Yıldırım, Kaynaklarıyla İslam Fıkhı, Uysal Kitabevi: 3/32; Mehmed Paksu, Aileye Özel Fetvalar)

42 Yurt dışına gitmek için eşinden anlaşmalı olarak boşanan kişi tekrar eşi ile evlenebilir mi? Aynı evde kalmaya devam edebilirler mi?

Bir erkek karısını ric'î talak (yeniden nikah akdi yapmadan iddet içinde evliliğe dönme imkanı veren boşama şekli) ile boşarsa, "tekrar evliliğe döndüğünü ifade eden bir söz veya fiil" ile nikah geçerli hale gelir.

Erkek mahkemeye başvurup hakime "eşimi boşa" dediği zaman, hakime boşama vekaleti vermiş sayılır ve karısını ric'î talak ile boşamış olur. Mahkeme boşadıktan sonra iddet içinde "Bizim evliliğimiz baki, sen benim karımsın, bu boşama formalite icabı." gibi bir söz söyleyince veya cinsel temas gibi bir fiil işleyince, geriye kalan iki talak hakkı ile evlilik devam eder.

43 Boşanma halinde eşyalar nasıl taksim edilir? Kadın kocasından kendi isteğiyle ayrılıyorsa, evden hangi eşyeları götürebilir?

Kıyılan nikah ile eşler evlendikleri için mehir gerekir. Eşler bu dönemde yalnız başlarına kalmışlarsa veya zifafta bulunmuşlarsa, kadın mehrin tamamına hak kazanır. Böyle bir durum yoksa mehrin yarısına hak kazanır.

Şafiî mezhebine göre ise kadın mihrin tamamına, ancak münasebet ile müstahak olur. Halvet ve ölüm ile müstahak olmaz.

Kadın, mihre müstahak olduktan sonra boşanma vaki olursa, hiçbir surette mihri geri verilmez. Ancak koca karısına: "Sana verdiğim mehri bana geri verirsen ben seni boşarım..." dese, o da getirir ve bunun üzerine o da ona mukabil onu boşarsa, boşanır ve koca o mihre müstahak olur.

Boşanmadan sonra mevcut eşyalar kadına ait olan kısmı kadın alır, erkeğe ait olan kısmı da erkek alır.

Ayrıca kadın ve erkeğin birbirlerine hediye ve hibe ettiği eşyaları da geri talep etmesi doğru değildir. Fakat kendi rızaları ile verebilirler.

44 İddet süresince mecburi sebepler olmadıkça kadının dışarı çıkması uygun olmaz deniyor, doğru mudur?

Boşanma iddeti bekleyen kadının nafakası kocasının üzerine vâciptir. Bu yüzden evden dışarı çıkmaya ihtiyacı yoktur. Âyette şöyle buyurulur:

"Onları (boşanmış kadınları) evlerinden çıkarmayınız ve onlar da çıkmasınlar." (Talâk, 65/1)

Ölüm iddeti bekleyen kadın ise, nafaka yükümlüsü öldüğü için, dışarıda çalışma zorunda kalabilir.

İlave bilgi için tıklayınız:

İHDÂD

45 Boşanma davasında kadın, hakimleri vekil tayin edebilir mi? Boşama davasını kadın açıyor. Gayri müslim mahkemelerin verdiği kararlar geçerli midir?

Mahkemeye mürcaat eden eşlerden birinin açtığı dava, hâkim tarafından boşanma sebebi olarak kabul edip de onları ayırmaya yönelik verdiği karar, çağdaş fıkıh literatüründe "tefrik" olarak ifade edilmektedir. Klasik fıkıh kaynaklarında bu makhkeme kararı "fesih" olarak da değerlendirilmektedir.

Mahkeme tarafından verilen "tefrik" kararının belli başlı sebebpleri vardır. Bunlar, kocanın hanımına nafaka (yiyecek, giyecek ve mesken) vermemesi, onu fiili olarak terk etmesi, eşlerden birinde cinsî ilişkiye mani bir hal bulunması ve eşler arasında geçimsizlik yaşanması gibi sebeplerdir. Biz burada diğer detaylara girmeden, günümüzde en çok boşanma sebebi olarak gösterilen geçimsizlik yüzünden, eşlerden biri tarafından mahkemeye yapılan müracaatı değerlendireceğiz.

Hanefî, Şafiî ve Hanbelîlere göre, ne kadar şiddetli olursa olsun, geçimsizlik "tefrik" sebebi olamaz, mahkeme böyle bir kararı alamaz. Onlara göre, geçimsizlik sebebi olan kocanın karısını dövmesi, ona eziyet etmesi, çirkin sözlerle onu rencide etmesi, haksız yere küsüp onu terk etmesi, ondan yüz çevirmesi gibi hususları, mahkeme kararıyla bertaraf etmek, ihtilafları çözüme kavuşturmak, kocayı zecrî tedbirlerle –tabir yerindeyse- hizaya getirip zulümden vaz geçirmek mümkündür. Bu tedbirlerle aileyi kurtarmak esastır. (el-Fıkhu'l-İslamî, V/527).

Malikilere göre ise, geçimsizlik, bir boşanma sebebidir ve mahkeme şikâyetçinin iddialarını haklı bulması durumunda eşler arasında "tefrik" ile hükmedecektir.

Bu âlimlere göre "âileyi cehenneme çeviren geçimsizliği" boşanma sebebi olarak kabul edip eşleri "tefrik" etmek, "İslam'da başkasına zarar vermek ve zararı zarar ile karşılamak yoktur." prensibine de uygundur.

Mahkeme kararıyla eşleri birbirinden ayıran bu "tefrik" hükmü, ric'î değil, bâin talakla boşanma sayılır.(bk. a.g.e.)

Bazı kaynaklara göre, Hanbeli alimleri de Malikiler gibi düşünmektedir (bk. İlmihal-İslam ve Toplum, TDVY, II/236). Bazı şafii âlimleri de özellikle, kocanın eşine gereken nafakayı temin etmemesi durumunda bunu bir boşanma sebebi olduğu görüşündeler. Ancak büyük çoğunluğu Hanefiler gibi düşünürler. (İbn Abidin; III/590).

Sorunuzun diğer kısmına şöyle cevap verilebilir: Gayrı müslim bir memlekette, gayri müslim bir hâkimin verdiği karar –İslam dini prensiplerine uygun olduğu takdirde- Müslümanlar için de bağlayıcıdır.

Şüphesiz bir Müslüman için asıl olan, ihtiyaç duyduğu bir konuda kendisi gibi Müslüman bir hâkime/bir mahkemeye müracaat etmesidir. Ancak gayri müslim ülkelerde yaşayan insanlar için bu mümkün değildir. Bu takdirde, zorunlu hallerde bu insanların oranın mahkemelerine müraccat etmeleri ve (İslam'a açıkça çelişmediği sürece) verilecek hükümlere göre hareket etmeleri caizdir. Çünkü bir ülkede yaşamak o ülkenin (İslam'a aykırı olmayan) örf-adet ve hükümlerini zımnen/dolaylı da olsa kabul etmek anlamına gelir. Bu ise, "el-marufu urfen, ke'l-meşrıti şartan"(örf olarak bilinen şey, şart koşulan şey gibidir) şeklindeki fıkhî kaideye de uygundur.

Nitekim, İzz b. Abdusselam, İbn Teymiye ve Şatıbî gibi ünlü fıkıh âlimlerine göre, toplum maslahatını göz önünde bulundurmak, fitne-fesadı defetmek, sosyal ve hukuk alanında anarşiye meydan vermemek için, zorunlu hallerde, gayri müslim hâkimlerin/mahkemelerin vereceği karara uymak caizdir. (Beşerî hukukun bir çok hükmünün İslami hükümlere aykırı olmadığı gerçeği gözden ırak tutulmamalıdır. Bizim "İslam'a aykırı olmayan.." şeklindeki parantezlerimiz bu açıdan değerlendirilmelidir). (bk. Kararatu'l-meclisi'l-urubbî li'l-iftâi ve'l-buhus, 3/16/1426-25/4/2005).

46 Nişanlılık döneminde eşlerin ayrılması ve mehir

Nişanlılık döneminde kıyılan nikah ile eşler evlendikleri için mehir gerekir.

Erkek nikahlandığı karısını, birleşme (yatma) veya sahih halvetten önce boşarsa, mehrinin yarısını verir. Birleşme veya sahih halvetten sonra boşarsa, mehrin tamamını vermesi gerekir.

Birleşme veya sahih halvetten önce, kadının sebep olmasıyla ayrılık vaki olursa, kadının mehir alma hakkı olmaz, yani mehir düşer.

İlave bilgi için tıklayınız:

Nişanlı iken dini nikah yapanlar nasıl boşanır, talakta şahit gerekir mi, mehir verilmesi gerekir mi?..

47 Gıyaben, aracı ile boşamanın (talak) geçerli oluşunun delili nedir?

Boşama, erkeğin boşama için konulmuş olan sarih veya kinai sözlerden birini kullanarak, evliliği sona erdirmesidir. Boşamanın geçerli olması için karı-kocanın aynı mekanda bulunması (meclis birliği) şart değildir. Erkeğin eşini gıyaben boşaması da mümkündür.

Nitekim Rasulüllah (s.a.s.), hanımını gıyaben boşayan bir kişinin boşamasını geçerli kabul etmiştir (Müslim, Talak, 36; Ebu Davud, Talak, 39).  

Buna göre; koca eşine kendisini gıyabında boşadığını bildirirse veya güvenilir bir kişi kadına, kocasının gıyaben kendisini boşadığını haber verirse, boşama gerçekleşmiş olur (İbn Nüceym, el-Bahrü’r-Raik, IV, 62). 

48 Zorlama ile talak vaki olur mu? Sarih olmayan ifadelerle talak gerçekleşir mi?

Hanefi mezhebine göre, ergen olup aklı başında olan her erkeğin talakı vaki olur. İster hür, ister köle olsun, isterse kendi iradesiyle boşasın, isterse zorlamakla boşasın farketmez. Ancak Maliki mezhebinde zorlananın talakı vaki olmaz.(El-Cevheretün Nariye)

İslam evlilik müessesini her zaman korumuştur. Rastgele kadın boşamayı uygun görmediği gibi, şaka veya laf olsun diye karı boşama laflarını ağza alıp, kadının onurunu zedelenmesine cevaz vermemiştir. Bu bakımdan şaka ve laf olsun diye karısına "Sen benden boşsun" diyen erkeğin boşamasının hüküm ifade edeceğini kabul etmiştir.

Çünkü Resulullah (asm) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir: Nikah, Talak ve Ric'a."  (Ebû Dâvud, Talâk 9)

Bunun gibi, yanlışlıkla dili kayıp karısını boşayan kimsenin bu tarz boşaması da vaki sayılır. Bu bakımdan mümin kimse hem davranışlarına, hem ağzından çıkacak söze her zaman dikkat etmek ve kendini kontrolde bulunmak zorundadır.

Sarih talak, açık ve maksadı yansıtır şkilde belli lafızlarla yapılan talaktır. Açık olduğu için niyete muhtaç değildir. Adamın ağzından çıktığı takdirde hüküm ifade eder, niyeti ne olursa olsun niyete itibar edilmez. "Sen boşsun, seni boşadım" gibi sözler açıktır.

Kinaye lafızlarla talağın ise niyete ihtiyacı vardır. Çünkü kullanılan lafızların hem talak da hem de başka manalarda kullanılma ihtimali vardır. Bunun için Fukahanın hepsi, kinaye lafızla söylenen talak ancak niyet ile vaki olur. Çünkü hangi manada kullanıldığı açık değildir demişlerdir.

(bk. Celal YILDIRIM, İslam Fıkhı)

49 Mahkeme kararı ile boşanma: Eşim beni terketti ve boşamıyor, ben ne yapacağım? Avrupa'da yaşıyorum; mahkemeye gitmem gerekir mi?

İslam dini boşama hakkını erkeğe vermiştir. Ancak kadın nikah kıyarken boşama hakkını kendine alabileceği gibi, resmi nikahı olduğu takdirde hakime başvurup boşanma talebinde bulunabilir. Hakimin boşaması geçerlidir.

İslâm dinine göre koca, daha temkinli, ileriyi gören ve hissine daha az kapılan olduğundan, boşanma yetkisi ona verilmiştir. Kurân-ı Kerîm açıkça bunu ifade etmektedir.

Mahkemeye baş vurmadan önce veya sonra üç defa hanımını boşayan kimsenin dinen hanımıyla bir araya gelmesi mümkün değildir. Mahkemeden önce veya sonra hanımını boşamamış ise, boşanmak için mahkemeye müracaat ettiği zaman boşanma yetkisini hakime verdiği için, yani onu vekil olarak tayin ettiği için, hakim onu boşadığında bir talâk gider.

Ama daha iki talâk hakkı vardır. Buna göre hanımıyla bir araya gelmelerinde kanunen bir sakınca olmadığı gibi dinen de bir sakınca yoktur. Yalnız mahkemece vaki olan boşama şeklini -yani talâk bain mi, rîc'i mi- bilmediğimiz için biraraya gelmek azmedildiği takdirde tecdidi nikâh yapmak lazımdır.

50 Kişi boşandığı hanımıyla telefonla ya da baş başa görüşebilir mi?

Mahremiyet sınırları açısından kişinin boşandığı hanımıyla olan münasebetleri, yabancı bir bayanla olan münasebetleri gibidir. Çünkü artık aralarında nikah bulunmamaktadır, kendisi için namahremdir. Bir odada yalnız kalmaları caiz değildir. Telefonla dahi olsa konuşurken ihtiyaç dairesinde konuşabilir, şehevi duyguları tahrik edici konuşmalar caiz değildir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kadın erkek birlikteliğinde dikkat edilmesi gereken konular nelerdir? Kız arkadaşlarla konuşmanın bir sakıncası var mıdır?..

51 Falan partiye oy vermezsem eşim boş olsun, diyen kişi ne yapmalıdır?

Böyle yemin yerine ve yemin maksadıyla yapılan talak (mesela sözümden dönersem karım boş olsun demek) boşama sonucu doğurmaz, meşru bir mazeret bulunduğunda yemin bozulur, "vallahi, billahi, tallahi" denilmediği için kefaret de gerekmez.

Yemin Kastıyla Talâk                                                                           

Tehdit ve baskı altında boşama (talak) ile kişinin sözünden dönmemesini sağlamak maksadıyla yaptırılan “yemin maksatlı talak” çok kere kötüye kullanılmış, eşiyle hiçbir problemi olmayan kimsenin ailesi dağıtılmış, meşru olmayan bir sonuç doğurduğu için sözünden dönmek isteyen kimsenin de önünde büyük bir engel oluşturmuştur.

Dil alışkanlığı ile her sözün arasında “vallahi” diyen kimse yemine niyyet etmedikçe sorumlu olamayacağı gibi aynı şekilde yemine ve boşamaya niyet etmeksizin “şart olsun”, “boş olsun” sözlerini kullanan kimse bu sözleri ile karısını boşamış olmaz (Lağv yemini gibi).

Şartı gerçekleşince boşamak üzere söylenmiş ise cumhûra göre boş olur; İbn Hazm ve Şafiîlerden Yahya b. Abdilaziz’e göre boşanma niyetiyle de olsa bu sözlerle boş olmaz.

Fakat bir kimse boşama niyetiyle değil de yemin niyetiyle bu sözleri söyler ve mesela “Şu işi yaparsam veya yapmazsam karım boş olsun.” derse, bunun hükmü ve neticesi ne olacağı konusu tartışılmıştır.

Yemin niyetiyle kullanılan talâk kelimesinin hükmü mevzuunda üç görüş vardır:

1) Cumhura göre bu, boşamanın bir şarta bağlanması (ta’lik) kabilindendir; şartı gerçekleşince boşama da tahakkuk etmiş olur. Buna delalet eden naslar ve sahabe fetvaları vardır (Buhârî, Talâk, 10).

2) İbni Teymiyye’ye göre yemin niyetiyle söylenen talâk boşanma neticesi doğurmaz; fakat yemin kefareti gerekir.

3) İbn Kayyim’e göre ne boş olmayı, ne de kefareti gerektirir. Çünkü Hz. Peygamber (asm) ve sahabeden nakledilen rivayetler, yemin kastıyla yapılan ta’lika değil, belli bir işin neticesine göre boşama niyetiyle yapılan ta’lika aittir. Yemin kastıyla olan talikin böyle bir netice doğuracağına ait hiçbir nas yoktur. Ayrıca Hz. Ali, Şurayh ve Tavûs “Talâk üzerine yemin edip yeminini yerine getiremeyen kimseye bir şey lazım gelmez.” diye fetva vermişler; buna muhalif bir sahabî de çıkmamıştır (İbn Kayyim, İ’lamu’l-Muvakkıin, c. III, s. 65-82; Zadu’l-Mead, c. IV, s. 41, vd.; eş-Şayis ve M. Şeltut, Mukaranatu’l-mezahib fi’l-fıkh,  s. 108).

1929 tarihli Mısır Aile Kanunu ile ondan istifade eden Suriye.M.K. bu görüşü tercih etmişlerdir. S.M.K.’nın 90. maddesi şöyledir:

“Sözünü kuvvetlendirmek için yemin gibi kullanılan veya sadece bir işi yaptırma veya yaptırmama hususuna sevk ve teşvik kastıyla ifade edilen, gelecek zamana bağlı talâk vaki olmaz; yani bir netice doğurmaz.”

Bilmeden veya sonucunu hesap etmeden “yemin maksadıyla talak yapan; “Sözümden dönersem karım boş olsun.” diyen kimse meşru bir sebeple yeminini bozmak isterse “eşi boş olmaz” diyen ictihada tabi olabilir.

Çağın kaynak alimlerinden M. Ebu Zehra da "el-Ahvâlu’ş-Şahsıyye" isimli eserinde (s. 301 vd.) bu konuyu incelemiş, yemin yerine ve yemin maksadıyla yapılmış talakın (boşama ifadesinin) boşama sonucu doğurmayacağı ictihadını benimsemiş, Mısır’da şeriatı esas alarak yapılmış bulunan kanunun (Sene: 1929, sayı: 25, madde: 2) şu maddesini de nakletmiştir:

“Söylendiği sırada sonuç doğurması kastedilmeyen, bir şeyi yapmaya veya yapmamaya teşvik ve icbar maksadıyla yapılmış ve yaptırılmış bulunan talak vaki olmaz (sözden dönüldüğünde boşama gerçekleşmez).”

52 Talak suresi 4. ayete, henüz adet görmeyenler, diye meal vermek yanlış olur mu?

- Önce prensip olarak şunu söyleyelim ki, herhangi bir gramer kaidesini, bir edatın manasını esas alarak Kur’an’dan hüküm çıkarmaya çalışmak isabetli bir metot değildir. Arapça’yı bizden çok daha iyi bilen milyonlarca İslam alimlerinin görüşlerine itibar etmeyip, içinde geçtiği ifadeler itibariyle bir çok manaya gelebilen bazı sözcüklerden hareketle bir hüküm çıkarmaya yeltenmek, ilmi disiplin açısından muteber bir metot değildir.

“Lem” edatı, vukuu beklenmeyen bir hususu nefyetmek içindir. “Lemma” ise, vukuu beklenen bir konuyu nefyetmek içindir. Örneğin: “Lem ye’tinî Abdullah” dediğinizde, Abdullah’ın size gelmediğini ve gelmesini beklemediğinizi anlatmak istiyorsunuz.

Bunun yerine “Lemma ye’tinî Abdullah” dediğiniz zaman, bununla Abdullah’ın konuştuğunuz ana kadar size gelmediğini, fakat gelmesini beklediğinizi anlatmış oluyorsunuz. Mesela:

“Yoksa siz, daha önce geçmiş ümmetlerin başlarına gelen durumlara mâruz kalmadan / sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Bakara, 2/214)

mealindeki ayette yer alan “sizin başınıza gelmeden” mealindeki ifadenin aslı olan “ve lemma yetiküm” cümlesinin ifade ettiği mana, muhatapların başlarına bazı belaların gelmesi beklenmektedir.

- Bilinen açık anlamıyla, “lem” muzari bir fiilin başına gelir, onu cezm eder, onun manasını -mutlak- maziye dönüştürür ve olumsuz yapar. Bu manayı “Lem yelid ve lem yûled”(Allah doğurmadı ve doğurulmadı) ayetinde görmek mümkündür.

“Lemma” da aynı şekilde muzari bir fiilin başına gelir, onu cezmeder, onun manasını -konuşmacının konuştuğu zamana kadarki- maziye dönüştürür ve olumsuz yapar.

Aradaki fark: “Lem” edatı, başında bulunduğu fiilin -zamanın herhangi bir diliminin mülahazasına yer vermeden- geçmişte mutlak olarak olmadığını ifade eder. “Lemma” edatı ise, başında bulunduğu fiilin -konuşanın geçtiği zamana kadarki vaktin mülahazasına yer vererek- geçmişte olmadığını ifade eder.

Buna göre, “Lem yetinî fulanun” dediğimizde “Falanca adam bana gelmedi” demek isteriz. Onun bundan sonra gelip gelmeyeceği bizi ilgilendirmez.

Buna mükabil “Lemma yetinî fulenun” dediğimizde ise, “Falanca adam şu ana kadar bana gelmedi” demek isteriz. Ancak onun gelmesi bizim tarafımızdan beklenen bir şeydir. Belki biraz sonra gelebilir.

- Bu açıdan Talak suresinin 4. ayetine baktığımızda ilgili cümleyi şöyle anlıyoruz:

“Kadınlarınızdan âdetten kesilenlerin iddetinde tereddüt ederseniz, onların iddet süreleri üç aydır. (Henüz) âdet görmeyenlerin de süreleri böyledir.”

Burada “henüz” kelimesini kullanmazsak da manası doğrudur. Ancak Türkçede daha açıklamalı olur diye, meallerde “henüz” kelimesi kullanılmıştır.

Bu sebeple, Kur’an’ın bu ifadesine bakarak, ilgili kadınların sadece çocuk olduğu hükmünü çıkarmak ilmi disiplinden uzak, indi, keyfi bir yorumdur.

“Hasna” adındaki kadın “yemek yemedi” dediğimizde, onun yaşını tespit etmek mümkün olmadığı gibi, ilgili kadın “âdet görmedi” şeklindeki ifadeden de onun yaşını çıkarmaya çalışmak mümkün değildir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Talak Suresi, 4. ayetin "Henüz âdet görmeyenlerin iddet süreleri de ...

53 Temyiz edilen boşanma davası sonuçlanmamışsa hâlâ evli mi sayılırız?

Dinen boşama olmadan mahkemeye boşanma davası açılmışsa, ister normal birinci derecedeki mahkeme, isterse de temyiz mahkemesi olsun mahkeme devam ettiği sürece eşler evli hükmündedir. Bu sebeple bir bayan mahkeme tamamen bitene kadar boşanmış sayılmaz ve bir başkası ile evlenemez...

54 “Şunu yapmazsam eşim boş olsun” yahut “Şunu yaparsan boş ol” gibi boşama fiilinin şarta bağlandığı ifadelerin hükmü nedir?
Şarta Bağlı Boşama (Muallak Talâk)
   
“Bu kurumdan ayrılırsam eşim boş olsun”, “Şunu yapmazsam eşim boş olsun” yahut “Şunu yaparsan boş ol” gibi boşama fiilinin şarta bağlandığı ifadelerin hangi sonuçları doğuracağı kullanan kişinin maksadına bağlı olduğundan hareketle bu gibi sözlerin;
 
a) Eşi ile arasındaki nikâh bağını sona erdirmek kastı ile söylenirse birer boşama ifadesi olarak,
 
b) Söze kuvvet kazandırmak, bir işi teşvik ya da bir işe engel olmak amacı ile söylenmiş ise yemin olarak değerlendirilmesi gerektiği; “Falanca şu işi yaparsa boşsun” gibi karı-kocanın dışında üçüncü kişilerin fiiline bağlanan boşamaların, yemin anlamı taşımadığı için geçerli olduğu; şartlı boşama ifadelerinin ikrah altında söylenmesinin ise hiçbir sonuç doğurmayacağı; ileride yapacağı evlenme akdinin o anda boşama ile sonuçlanması şartına bağlı olarak yapılan boşamaların da herhangi bir hüküm ifade etmeyeceği mütalaa olundu.
 
GEREKÇE: Şarta bağlı (muallak) talâkın geçerliliği ilk dönemlerden itibaren tartışıla gelmiştir. Farklı düşünen fakihler bulunsa da âlimlerin çoğunluğuna göre eşini bir şarta bağlı olarak boşayan kişinin niyeti ne olursa olsun koşulan şart gerçekleştiğinde boşama da gerçekleşir (Mergınânî, el-Hidâye, Beyrut, 1410/1990, III, 227-228; İbn Kudâme, el-Muğnî, Beyrut 1994, X, 452.; Şirbînî, Muğnî’l-muhtâc, Dâru’l-Marife, Beyrut, 1418/1997,  III, 411 vd.).
 
Bu görüş, konuyla ilgili doğrudan ve açık bir delile değil, koşulan şartlara uymayı, verilen sözlere bağlı kalmayı emreden genel anlamlı âyet ve hadislere (Bakara 2/177; Mâide 5/1; Buhârî, İcare,14; Tirmizî, Ahkâm, 17) bazı sahabî görüşlerine (bk. İbnü’l-Kayyım, İ’lâmu’l-muvakkıîn, Demmâm 1423, II, 249, III,84) ve kişilerin kendi yetkilerini serbest iradeleri ile şarta bağlayabilecekleri yönündeki hukuk kuralına (Haddâd, el-Cevheratu’n-Neyyira, Mektebetu Hakkaniyye, Pakistan, ts., II, 111) dayandırılmıştır.
 
Buna karşılık kendisinden yapılan bir nakle göre İmam Şâfiî, Süfyân es-Sevrî, Kaffâl, Hanefîlerden Tahâvî gibi bazı fakihler ve Zâhirîler, Kur’ân ve Sünnet’in belirlediği boşama süreç ve şekillerine uymadığı gerekçesi ile şarta bağlı talâkın ve talâka yapılan yeminin geçersiz  olup  hiçbir sonuç doğurmayacağını  kabul etmişlerdir (Cessâs, Muhtasaru İhtilâfi’l-ulemâ, Beyrut 1417, II, 438; İbn Hazm, el-Muhallâ, Beyrut 1988, X, 211‐216; Ebû Zehra, el-Ahvâlü’ş-şahsıyye, Kahire ty., s. 302; Abdulkerim Zeydân, el-Mufassal fî ahkâmi’l-mer’e, Muessesetü’r-risâle, Beyrut, 1993, VII, 471‐473).
 
Ancak,  “Kelâmın i’mâli ihmâlinden evladır” (Bir sözün dikkate alınması, alınmamasına göre daha yerindedir) (Mecelle, md. 60) ilkesi ve hukuka uygun olmayan tasarrufların da hüküm doğurduğu gerçeği karşısında bu görüşün zemininin sağlam olmadığı söylenebilir.
 
Konuyla ilgili serdedilen üçüncü görüş, kendisinde yemin anlamı ve kastı bulunan muallak talâkın yemin; boşama anlamı ve kastı bulunan muallak talâkın ise talâk olarak değerlendirilmesidir. Buna göre, söz konusu ifadeler eğer kişinin kendisini veya muhatabını teşvik, engellemek veya korkutmak için sarf edilmişse yemin hükümleri geçerli olur. Dolayısıyla şart koşulan olay gerçekleşirse talâk meydana gelmez fakat kişi yemin keffâreti öder. Buna karşılık şartlı ifadeler boşama amacıyla sarf edilmişse, öne sürülen şart tahakkuk ettiğinde talâk da gerçekleşir. Kaynaklarda Hz. Âişe,  Hafsa, Ümmü Seleme, İbn Abbas, İbn Ömer (r.a.) başta olmak üzere bazı sahabîler ile Kadı Şurayh, İkrime, Atâ ve Tâvûs gibi tâbiîn âlimlerine atfedilen bu üçüncü görüş, daha sonraları İbn Teymiyye ve İbnü’l-Kayyım tarafından benimsenmiştir (İbn Teymiyye, Mecmûu Fetâvâ, Medine, ,1995, XXXIII49 -50; İbnü’l-Kayyım, İ’lâmu’l-Muvakıîn, Dâru İbn’l-Cezvî, Suudi Arabistan,  H. 1423,  IV, 433- 452.)
 
Gerek Kur’ân-ı Kerim gerek Sünnet-i Nebeviyye talâkın belli bir nizama ve ona yönelik bir azme ve niyete bağlı olduğunu bildirmiş; dinî-hukukî amel ve tasarrufların, kişinin niyetine göre sonuç doğuracağını haber vermiştir (Bakara 2/227; 229; 231; 265; Âl-i İmrân 3/152; Nisâ 4/ 114; Talâk 65/1-2; Buhârî, Talâk 1; Bed’ü’l-vahy 1; Ebû Dâvûd, Talâk 10-11). Âlimlerce fıkhın özeti sayılan beş temel esastan biri olan “Bir işten maksat ne ise hüküm ona göredir” (Mecelle, md. 2) kuralı da aynı hususu teyit etmektedir.
 
Bu yaklaşıma göre, muallak talâkın hükmünü belirlemede, boşamayı kendisinin veya eşinin fiiline bağlayan kişinin bunu yaparken sahip olduğu niyet ve asıl amacın belirleyici olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla niyeti boşamak olan kişinin koştuğu şart gerçekleşince talâk da meydana gelmiş sayılacaktır.
 
Fakat niyeti ve asıl amacı kendisini veya eşini bir iş yapmaktan  engellemek ya da  bir  işi yapmaya  teşvik  etmek  ise bu şart,  yemin  hükmünde değerlendirilecek, dolayısıyla kendisi veya eşi, ileri sürülen şartın aksini yapmış ise boşama söz konusu olmayacak ama yemin keffareti ödenecektir. Karı-kocanın dışında üçüncü kişilerin bir işi yapıp yapmamasına bağlanan boşamalar ise yemin anlamı içermediği için geçerlidir ve söz konusu şartın gerçekleşmesi ile boşama da vâki olur.
 
Günümüzde genel olarak Müslümanlar arasında hem resmî mevzuatta hem de âlimlerin fetvalarında şarta bağlı talâkın geçerli olmayacağı yaklaşımı benimsenmiştir. Nitekim İslam hukukuna dayanarak hazırlanmış bulunan Mısır (1929 tarih ve 25 sayılı kanun), Ürdün (2010 tarih ve 87 sayılı kanun), Kuveyt (2007 tarih ve 105 sayılı kanun), Fas (2010 tarih ve 93 sayılı kanun), Irak (36 numaralı kanun), Suriye (173 numaralı kanun) ve Suudi Arabistan (85 numaralı kanun) mevzuatında şartlı (muallak) boşamaların yemin kapsamında değerlendirileceği hükmü açıkça yer almıştır. Aynı şekilde birçok  çağdaş âlim de şarta bağlı boşamaları yemin  kapsamında değerlendirmişlerdir  (bk. Ebû Zehra, el-Ahvâlü’ş-şahsıyye, s. 302; Şeltût,  el‐Fetâvâ, Beyrut 1991,  s. 304‐306;  Zerkâ, Fetâvâ,  Dımaşk 2004,  s. 309-310; Zeydân, el-Mufassal fî Ahkâmi’l-Mer’e, VII, 471‐473; Hallâf, Ahkâmü’l‐ahvâli’ş‐şahsiyye, Kuveyt 1990, s. 137‐138; Şerebâsî, Yes’elûnek, Beyrut, ts., I, 266‐269, 271‐272; II, 236‐237; Karadâvî, Fetâvâ Muâsıra, Kuveyt 1996, I, 554-555; http://www.hayrettinkaraman. net/sc/00087.htm, Erişim:11.04.2014).
 
Şartlı boşama ifadelerinin ikrah (baskı ve zorlama) altında söylenmesi halinde, her ne kadar Hanefîler aksi kanaatte olsa da (Merğînânî, el-Hidâye (Leknevi Şerhi ile birlikte),  Karaçi-Pakistan, 1417, VI, 426) bunun, hem yemin hem de talâk bağlamında hiçbir sonuç doğurmayacağı açıktır (Sahnûn, el-Müdevvenetü’l-kübrâ, Bey­rut, 1994, II, 83; İbn Kudâme, el-Muğnî, Beyrut 1994, , X, 350-351; İbn Hazm, el-Muhallâ, Beyrut 1988, X, 202; Şirbînî, Muğnî’l-muhtâc, Dâru’l-Marife, Beyrut, 1418/1997, III, 381; Osmanlı Hukuk-ı Âile Kararnâmesi md. 105). Nitekim Hz. Peygamber (s.a.) “Kuşkusuz Allah, ümmetimden yanılma, unutma ve yapmaya zorlandıkları şeyin hükmünü kaldırmıştır” (bk. Buhârî, Talâk, 11; İbn Mâce, Talâk, 16,. bk. Müslim, Îmân, 201; Ebu Dâvûd, Talâk, 16; Tirmizî, Talâk, 8) buyurmuştur.
 
“Şu işi yaparsam/yapmazsam  evleneceğim hanım boş olsun” gibi ifadelerle, ileride yapılacak evlenme akdinin o sırada boşama ile sonuçlanması şartına bağlı olarak yapılan boşamalara gelince; her  ne kadar  bu akitler  Hanefîlerce geçerli görülmüşse de (Merğînânî, el-Hidaye, (Leknevi Şerhi ile birlikte), Karaçi-Pakistan, 1417,III, 227) âlimlerin büyük çoğunluğu tarafından hükümsüz sayılmıştır (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut 1982, III, 1443-1444; Zürkânî, Şerhu’z-Zürkânî alâ Muvatta Mâlik, Kahire 2003, III, 325; İbn Kudâme, el-Muğnî, XI, Darü Alemi’l-Kütüb, Riyad, ts.  , II, 488-489). Zira nikâh akdinin rükünleri/temel unsurları olduğu gibi boşamanın da rükünleri vardır. Bunlardan biri de boşanan kadının, boşayanın nikâhında olmasıdır. 
 
Dolayısıyla bir kimse bir  kadına hitaben “seni boşadım” derken kadının o esnada kendisi ile nikâhlı olması gerekir. Konuyla ilgili hadis-i şeriflerde Hz. Peygamber (s.a.) “Nikâhtan önce boşama yoktur” (Ebû Dâvûd, Talâk, 7; İbn Mâce, Talâk, 17; Müsned, II, 207)ve “İnsanoğlu sahip olmadığı bir şeyi adar, azad eder ve boşarsa bunlar hükümsüzdür.” (bk. Ebû Dâvûd, Talâk, 7; İbn Mâce, Talâk, 17; Müsned, II, 207; Şevkânî, Neylü'l-evtâr, Kahire ts., VIII, 197) diyerek bu tasarrufun sonuç doğurmayacağını açıkça beyan buyurmuştur. Dolayısıyla bir kişinin henüz evlenmediği bir kadın üzerinde boşama tasarrufu söz konusu olamadığı gibi bu yönde bir şart veya yeminin de herhangi bir geçerliliği yoktur.

55 Sürekli (sık sık) boşananlara lanet edildiği hakkında hadis var mıdır?

Bir defa boşama, helâl olmakla beraber, en son başvurulacak bir çâredir:

"Allah katında helâlların en çirkinidir." (Ebû Dâvûd, Talak 3; İbn Mâce, Talak 1) 

"Allah, sık sık eş değiştiren çeşnici erkeklere ve çeşnici kadınlara lânet eder." (el-Hindî, Kenzu'l-Ummâl, IX/661; Suyûtî, e!-Câmi'us-Sağîr, H. No. 3288, Taberânî'den)

Yani boşama, büyük ölçüde dinî engelle karşı karşıyadır.

Böyle bir uygulama doğru değildir. Kişinin niyetini en iyi Allah bildiği için, böyle yapan kişiler Allah katında mes'uldür.

56 Koca mesken / ev değiştiriyor ve eşi onunla gelmiyorsa, koca yine eşine nafaka vermekle yükümlü müdür?

1.  İslâm, evlilik hayatında kocaya vermiş olduğu hak ve yetkilerin yanında, bir takım görev ve sorumluluklar da yüklemiştir. Bunlardan birisi de kocanın eşinin temel ihtiyaçlarını mâkul ve normal ölçülerde karşılama ve giderme görevidir. Bu, evlilik akdinden doğan bir sorumluluktur. Kadının zengin veya fakir, müslim veya gayri müslim olması sonucu değiştirmez.

Kur’an’da iddet bekleyen kadına kocasının evinde ikamet etme hak veya yükümlülüğü getiren ve iddet süresince kadına zarar verilmemesini emreden ayetler, bu süre zarfında kadın için nafaka hakkını da öngörmüş olmaktadır:

“Onları (iddetleri süresince) gücünüz nispetinde, oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun. Onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer hamile iseler, doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin. Sizin için (çocuğu) emzirirlerse (emzirme) ücretlerini de verin ve aranızda uygun bir şekilde anlaşın.” (Talâk, 65/6).

Bu ayetin anlamından hareketle Hanefi mezhebine göre, ric’î ve bâin boşamanın yanı sıra istisnalar olmakla birlikte, fesih iddeti bekleyen kadınların yiyecek, giyecek, mesken gibi ihtiyaçlarının giderilmesi, boşayan kocasına aittir (el-Meydânî, Lübâb, I, 292).

İslam hukukuna göre, kadının kocası üzerindeki nafaka hakkı evlilik süresi ile evlilik sona erdiğinde ise iddet süresi ile kayıtlıdır.

Nafakanın miktarını belirlemede, alimlerin çoğunluğuna göre kocanın ekonomik durumu dikkate alınır. (Zekiyyüddin Şaban, el-Ahkâmü’ş-Şer’iyye fi’l-Ahvâli’ş-Şahsiyye, 324).

2. Beyi / kocası istemesine rağmen aynı evde oturmayan bir kadının nafaka isteme hakkı yoktur. Ancak eşi teberrü kabilinden verirse, bunu alması caiz olur.

İlave bilgi için tıklayınız:

Resmi kanunların, boşanan kadına tanıdığı nafaka hakkını, kadının alması helal midir? Verilen nafaka mehir yerine geçer mi?

57 Boşanan kadın, düzensiz adet görüyorsa, iddeti neye göre hesaplanır?

- İddet, evliliği sona eren kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken süre anlamında bir fıkıh terimidir.

İddet süresi üç şekilde belirlenmiştir:

- Hamile olanın iddeti doğum yapmakla sona erer.
Hiç aybaşı olmamış veya ay başından kesilmiş kadının iddeti üç aydır.
Normal aybaşını gören kadının iddet süresi ise üç “kuru”dur. Hanefi ve Hanbelilere göre “üç kur” üç ay başı / üç hayızdır. Maliki ve Şafilere göre ise “üç kur” üç temizlik halidir.

- Buna göre, düzensiz âdet gören kadının iddeti, Hanefi ve Hanbelilere göre “üç âdet" görmesidir, Maliki ve Şafilere göre ise "üç temizlik" halidir.

- Hanefi ve Şafilere göre daha önce hayız /âdet gören “boşanmış” bir kadın, iddet esnasında âdet görmüyorsa veya iki âdet gördükten sonra üçüncü âdeti görmezse, bu kadın normal âdet gören bir kadın gibi sayılır. Şayet bundan sonra hiç âdet görmezse, âdetten kesilen bir kadının yaşına gelinceye kadar veya tekrar âdet görünceye kadar bekler. Tekrar âdet gördüğü zaman normal âdet gören kadınlar gibi üç âdet (hayız veya temizlik) süresini bekler.

Maliki ve Hanbelilere göre bu durumdaki bir kadın (son üç ayı bir nevi âdet sayılmak suretiyle) bir sene bekledikten sonra evlenebilir. (bk. V. Zuhayli, el-Fıkhu’l-İslamî, 7/642)

- Bu konudaki hükmün dayanağı: “Boşanmış kadınlar 'üç kurû’ (hayız / temizlik) beklerler.” (Bakara, 2/228) mealindeki ayettir. Normal âdet periyodunu kaybeden kadınların iddet süresiyle ilgili farklı görüşler ise ayette daha fazla açıklamanın bulunmamasından kaynaklanıyor.

Ancak –açıkladığımız üzere- alimler bu ayetin fehvasından/içeriğinden hareketle farklı yorumlara gitmişlerdir.

Zuhayli, Maliki ve Hanbeli mezhebinin görüşünün tercih edilmeye değer olduğunu ifade etmiştir. (el-Fıkhu’l-İslamî, a.y)

1917 tarihli Osmanlı Hukūk-ı Âile Kararnâmesi’nde, iddet konusunda genelde Hanefî mezhebinin görüşü takip edilmekle birlikte, bu konuda Mâlikî mezhebinden istifadeyle, iddet esnasında hayız görmeyen veya bir iki defa gördükten sonra üçüncüsünü görmeyen kadınların yaşı normal menopoz dönemine varmışsa, bu tarihten itibaren üç ay, normal menopoz dönemine varmamışsa iddetin gerekmesinden itibaren dokuz ay iddet beklemesi öngörülmüştür. (md. 140)

Kararnâmenin bu hükmü diğer İslâm ülkeleri kanunlarına da tesir etmiştir.

58 Kocası kaybolan kadın, kocasını boşayabilir mi?

Mefkud, bir fıkıh ıstılahı olarak hayatta olup olmadığı ve bulunduğu yer bilinmeyen kimsedir.

Hanefilerin “müftabih” olan görüşüne göre, kadı bu konuda maslahata göre hükmedebilir. Mefkudun hayatta olup olmadığını vicdani kanaatine göre bir karara bağlar.

Şafiilere ve Hanefilerin diğer bir görüşüne göre ise, mefkud için yaşıtlarının hayatı kadar bir süre beklenir. Bu sürenin geçmesinden sonra hükmen ölümüne karar verilir. Karısı da ancak bu karar sonrasında yeniden evlenebilir. (bk. V. Zuhaylî, el-Fıkhu’l-İslamî, 5/784-785; 8/419-420)

Ebu Hanife’den gelen bir rivayete göre bu yaş doksan veya yüz yirmi yıldır. (bk.a.g.e, 5/785)

Maliki ve Hanbeli alimlerine göre, -bazı detaylar olmakla beraber- kadı,  -konu mahkemeye intikal ettikten- dört yıl sonra mefkudun ölümüne hükmedebilir. Kadın da bu karardan sonra, vefat iddet süresini bekler ve ardından evlenebilir.

Ancak Hanbelilere göre, şayet bu mefkudluk işi, ticaret, seyahat, ilim öğrenme ve hac gibi hususlardan ötürü olmuşsa, kadı kendi vicdani kanaatine göre onun ölümüne hükmedebilir. (bk. a.g.y)

- Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, mefkud olan kimseni uzun bir süre hayatta olduğu kabul edilir. Hayatta olduğuna göre, talakı elinde olan kadının bu mefkud kocasını boşamasında herhangi bir fıkhi engel yoktur.

59 Babanın çocuk için verdiği nafakadan çocuğun annesi faydalanabilir mi?

Baba, çocuğunun nafakasını sağlamakla yükümlüdür.

Boşanmış anne çocuk için nafaka sayılacak harcama yapmış ise, bunu babadan talep eder, baba ona borçlu olur ve mahsup caiz olur.

Ayrıca çocuk anne ile kalıyor ve anne çocuğa bakıyorsa, anneye uygun bir ücret ödemesi de gerekir.

60 Kadının iddetinin bitmesine az bir süre kala erkek karısına geri dönse, baştan iddet gerekir mi?

Boşamış olduğu karısıyla iddeti içerisindeyken yeniden evlenen veya ric’at ile karısına tekrar dönen bir erkek, bu yeni evliliği ile karısının iddetini iptal etmiş olur. Çünkü kadın iddetini zaten bu kocasından beklemekteydi. Ancak bu evlilikten sonra yeniden boşanırlarsa kadının yeni bir iddet beklemesi gerekir. İşte bu duruma iddetin teceddüdü adı verilir.

Burada iki durum söz  konusudur: Biri ric’i talakla boşanma, diğeri de bain talakla boşanma.

Ric’i Talakla Boşanma:

Hanefîlere göre erkek karısını ric’i talak ile boşasa, sonra iddeti içerisinde

ric’at ile evlilik hayatına geri dönse ve ikinci kez karısını boşasa kadının bu ikinci boşama sebebiyle yeni bir iddet beklemesi gerekir.

Bu ric’atten sonra kadınla zifaf olmuş olsun veya olmasın değişen bir şey olmaz. Çünkü birinci iddet ric’atle sona ermiştir; kadın ise zifafa girmiş olarak kabul edilir.(1)

Şâfiîler'de ric’atten sonra zifaf gerçekleşmişse, boşanmayla yeni bir iddet gerekeceği görüşündedirler.

Ancak zifaf gerçekleşmemişse eski görüşlerine göre birinci iddete devam eder. Yeni görüşlerine göre ise yeni bir iddete başlar.(2)

Bain Talakla Boşanma:

Eğer zifaftan sonra bir veya iki kez bain talakla boşamış olduğu karısıyla iddeti içerisinde evlenip ve zifaftan sonra tekrar boşarsa kadının yeni bir iddete başlaması gerekir.

Ancak ikinci evlilikte zifaf gerçekleşmeden boşarsa; Ebu Hanife ve Ebu Yusuf bu kadına yeni bir iddet gerekeceği görüşündedirler. Çünkü bu kadın ikinci evlilik akdiyle birinci evlilikteki durumuna dönmüştür ve bu da kendisiyle zifaf edilmiş durumudur. Dolayısıyla müstakil bir iddet gerekir.(3)

İmam Muhammed ve Şâfiîler bu kadına yeni bir iddet gerekmeyeceği, birinci iddetini tamamlayacağı görüşündedir. Çünkü bu kadın hakikatte zifaftan önce boşanmıştır. Zifaftan sonra vacip olan birinci iddet ise ikinci evlilikten sonra düşmez. Dolayısıyla bunu tamamlamak gerekir.(4)

İlave bilgi için tıklayınız:

İDDET.

Dipnotlar:

1) Meydânî, el-Lübâb, (Beyrut: Daru’l-Kitabi’l-Arabi, 1997), II, 206; M. Muhyittin Abdulhamid, Ahvâlu’ş-şahsiyye fî’ş-şerî‘ati’l-İslâmiyye, (Daru’l-Kitabi’l-Arabî, tsz.), s. 344.
2) Nevevî, el-Mecmû‘, XX, s. 58; İbn Kudâme, el-Muğnî, (Beyrut: Darul-Kütübil-İlmiyye, 1994, VII, 323.
3) Abdulhamid, Ahvâlu’ş-şahsiyye, Darul-Kitabil-Arabi, tsz. s. 345.
4) Abdulhamid, Ahvâlu’ş-şahsiyye, s. 345; Nevevî, el-Mecmû‘, thk. Muhammed Necib el-Mutii, Beyrut: Daru İhyait-Turasil-Arabi, 1995, XX, 58.

61 Şartlı talakta (şu işi yaparsan boşsun demek gibi) şart yerine gelmeden bu talaktan vazgeçilebilir mi?

Kocanın boşama iradesini ortaya koyan beyanı kayıtsız ve şartsız olabileceği gibi bir şarta (ta’liki şart) veya vadeye de bağlanabilir. şartlı boşamada şart gerçekleşmeden önce boşamanın bağlandığı sözden dönmek geçerli değildir (İbn Nüceym, el-Bahru’r-Raık, VIII, 551).

Boşanmanın bir şarta bağlanması durumunda bu şart ne zaman gerçekleşirse boşanma da hükümlerini o zaman doğurur. Bu şart gerçekleşene kadar evlilik bütün hüküm ve sonuçlarıyla birlikte devam eder.

Ancak boşanma şarta bağlandığında şart gerçekleşmeden, başka bir yolla boşanma olur ve iddet bittikten sonra o şart gerçekleşirse boşanma zemini kalmadığından  artık o şartın etkisi kalmaz.

Şartlı talakın sözün ifade ettiği anlamı kuvvetlendirmesi için yemin yerine kullanıldığı da vakidir. Bu durumda fakihlerin çoğunluğuna göre bu da geçerli bir şartlı talaktır; şart yerine geldiğinde boşanma gerçekleşir.

Ne var ki İkrime, Şüreyh, İbn Teymiyye ve İbnü’l- Kayyim gibi bazı alimlere göre kocanın niyeti boşama değil de karısını bir işi yapmaya ya da engellemeye yönelik bir tür yemin ise bu, bir şartlı talak değildir; dolayısıyla şart tahakkuk etse de boşanma gerçekleşmez. Sadece yerine getirilmediği için yemin keffareti gerekir (İbnü’l- Kayyım, İ’lamu’l-Muvakkıin, Mısır 1955, III, 65-82; es-Sayis ve M. Şeltut, Mukarenetü’l-mezahib fi’l-fıkh, Kahire ts. , s. 108).