Çocuklar annenin yanın da mı babanın yanın da mı kalır?

Tarih: 17.06.2022 - 09:56 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Boşanan ailelerde çocukların kimin yanında kalacağı önemli bir sorun oluyor. Bu durumda kız veya erkek çocukların kimin yanında kalacağı konusunda dinimizin tavsiyeleri nedir?
- Mahkeme çocukları bana verdi. Ancak eski kocam, "dinen benim hakkım" diyor.
- Çocuklar, seçim yapmadan önce, dinimiz bu duruma nasıl bakıyor, onu öğrenmek istedim. Yardımcı olur musunuz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Doğumdan itibaren çocuğun beslenmesini, bakım ve temizliğini belli bir süreye kadar en iyi bir biçimde annesi yerine getireceğinden, velayet hakkı öncelikle anneye tanınmıştır. Annenin şefkat, merhamet ve bu işlere dönük fıtrî becerisinin bulunması da bunu gerektirmektedir (bk. İbn Hazm, el-Muhallâ, X, 323; Mergınânî, el-Hidâye, III, 366; İbn Kudâme, el-Muğnî, XI, 412-413; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, III, 592)

Bu konuda Hz. Peygamberin (asm) açıklamaları da vardır. Örneğin;

Bir kadın Hz. Peygambere (asm) gelerek, “Ey Allah’ın Elçisi! Şu benim oğlumdur. Karnım ona yuva, göğsüm pınar, kucağım da sıcak bir kundak oldu. Şimdi ise babası beni boşadı ve çocuğu benden çekip almak istiyor.” şeklinde şikâyette bulununca, Resul-i Ekrem (asm); “Başkası ile evlenmediğin sürece onun (çocuğun) üzerinde önce sen hak sahibisin.” diye buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, II, 182; Ebu Dâvûd, Talâk, 35)

Buna benzer bir olay da Hz. Ebu Bekir’in devlet başkanlığı döneminde meydana gelmiş, Hz. Ömer ile boşadığı karısı Ümmü Asım arasında çocukları Asım’ın kimde kalacağı hususunda anlaşmazlık çıkmış, nihayet halife Ebu Bekir, Hz. Peygamber’in (asm) uygulaması istikametinde çocuğun annesiyle birlikte kalmasına karar vermiştir. Hatta bu vesileyle halifenin Ömer’e, “Annenin kokusu, okşaması ve şefkati, çocuk için büyüyüp kendi tercihini kullanıncaya kadar senin yanındaki petekli baldan daha hayırlıdır.” dediği rivayet edilir. (bk. Zeylaî, Naṣbü’r-raye, Riyad 1393/1973, 3/266)

Çocuğun mallarının idaresi, nafakasının temini, şahsına bağlı hakların kullanımı ve geleceğini ilgilendiren köklü kararların alınması şeklinde özetlenebilecek yetkiler (velayet) babaya veya onun yerini tutan kişiye verilirken, çocuğun büyütülmesi, bakımı ve gözetilmesi şeklinde gerçekleşen ve daha çok çocuğun küçüklük dönemini kapsayan hidane de anneye veya annenin yerini tutacak kadın yakınlara verilmiş, böylece tarafların güç ve kabiliyetlerini göz önünde bulunduran ve çocuğun bedenen ve ruhen en iyi şekilde yetişmesini sağlayan bir iş bölümüne gidilmiştir.

Fakihlerin önemli bir kısmına göre, hidane süresinin çocuğun temyiz çağına gelmesiyle sona ermesinin başta gelen sebebi de bu olmalıdır.

Hidaneyi sona erdiren en tabii ve yaygın sebep hidane süresinin dolmasıdır.

Doğumla başlayan hidane süresi, kural olarak çocuğun başkalarının hizmet ve himayesine ihtiyaç duymayacağı, yeme içme ve giyinme gibi şahsi ihtiyaçlarını bizzat kendisinin görebileceği çağa kadar devam eder.

Fakihlerin konuyla ilgili genel yaklaşımları bu olmakla birlikte, bu dönemin tespitindeki izafîliğe ilave olarak çocuğun kız veya erkek, hidaneyi üstlenen kişinin erkek veya kadın olmasına ve çocuğa yakınlık derecesine göre farklı sürelerin belirlendiği görülür.

Hanefîler, çocuklardan yedi yaşına girince namaz kılmalarının istenmesini emreden hadisten (bk. Ebu Davud, Salat, 26) hareketle, hidanenin erkek çocuğun yedi yaşına girmesiyle, kız çocuğun da büluğa ermesiyle sona ereceği görüşündedir.

Ebu Yusuf ve İmam Muhammed böyle bir ayırım yapmayıp her iki halde de kız çocukları için serpilmeyi ve erkeklerin ilgisini çeker olmayı sınır olarak benimser. Bu sınır da kuvvetli görüşe göre kız çocuğunun dokuz yaşına girmesidir.

Kız çocuğunun büluğa kadar annesinin veya yakını bir kadının yanında kalması şeklindeki birinci görüş onun eğitimine ve kadınlarla ilgili bilgilerine, ayrıca ev hizmetlerini ve görgü kurallarını sağlıklı şekilde öğrenmesine imkân hazırlama amacına, ikinci görüş olan dokuz yaş sınırı ise kız çocuklarının muhtemel zararlardan daha iyi korunması amacına matuf birer tedbir olarak görülmelidir.

Erkeklerde sürenin erken sona erdirilmesi ise, çocuğun velisi tarafından erken yaşta eğitimi ve mesleğe yönlendirilmesi amacıyla açıklanır. Kız ve erkek çocukları bu süreler sonunda babasının veya velisinin sorumluluğuna verilir. Erkek çocukları büluğa erince, kız çocukları ise kendi başlarına doğru karar verebilecek aklî ve fikrî olgunluğa ulaşınca, anne veya babasından dilediğiyle kalma konusunda muhayyer bırakılır.

Çocuklara belli bir dönemden sonra anne ve babasından dilediğiyle oturma hakkı tanınması Hz. Peygamber’in (asm9 bu konudaki uygulamasına dayandığından (bk. Şevkani, VI, 370-372) fakihler arasında esasa müteallik bir ihtilaf yoktur. Ancak Hanefîler başta olmak üzere birçok fakih, çocuğun erken yaşta yapacağı tercihin sağlıklı olamayacağından hareketle ona bu hakkı ileri bir dönemde tanır.

Malikilere göre hidane erkeklerin büluğa ermesine, kız çocuklarının ise evlenmesine kadar devam eder.

Şafiler, kız-erkek ayırımı yapmadan çocuğun temyiz yaşına girmesini -ki bu genelde yedi sekiz yaş olarak kabul edilir- sınır kabul ederler. Bundan sonra çocuğa anne ve babasından birini seçme hakkı tanınır; çocuk çekimser kalırsa anneye verilir. Erkek çocukları reşid olarak büluğa erdiğinde serbest kalırken kız çocukları, evleninceye kadar anne ve babasından biriyle oturmak zorundadır.

Hanbelî mezhebinde de hidane çocuğun yedi yaşına girmesiyle sona erer. Bu yaştan sonra erkeğe anne ve babasından birini seçme hakkı verilir, kız çocukları evleninceye kadar babasıyla oturmak zorundadır. Babanın tercih edilmesi, kız çocuğunun temel haklarının velisi (babası) tarafından daha iyi korunacağı düşüncesine dayanır.

Özetle, bu konuda uzlaşmak önemlidir. Hayat boyu karşılıklı düşmanlık ve nefret duygularını tahrik etmemek lazımdır. Devlet yargısı da bu konuda sizi uygun görmüşse, hak-hukuk bakımından da siz güçlüsünüz.

Ancak, babalarını rencide etmeden, ona karşı davayı kazanma psikolojisiyle üstünlük taslamaktan uzak durmak çok önemlidir. Ve çocuklarla görüşmesini şartsız, kayıtsız sağlayıp bir kısıtlama getirmek gibi olumsuz bir tavır almaya yeltenmemek, her yönden kârlı bir ticarettir...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun